Menu TR

WE TALK

18 December

COP21'den Umut Verici Anlaşma

Paris’te gerçekleşen İklim Zirvesi geçtiğimiz Cumartesi günü yaklaşık 200 ülkenin imzaladığı anlaşmayla sonuçlandı. Kimileri tarafından tarihin en büyük demokratik başarısı olarak kabul edilen anlaşma, Kyoto’nun sona ereceği 2020 sonrası yeni iklim politikalarını düzenleyecek olan çerçeveyi belirliyor. Anlaşmada sıcaklık artışının 2 derecenin olabildiğince altında ve mümkünse 1,5 derecede sınırlanması amaçlanıyor.

Paris İklim Anlaşması’nda kararlaştırılan ulusal hedefler yasal olarak bağlayıcı değil, bu nedenle anlaşmanın başarısı büyük ölçüde ülkelerin kararlılığına ve her ülkenin kaydettiği mesafe ile hedeflerin beş yılda bir tekrar üstünden geçerek hedefleri yükseltebilecek bir sistemin devamlılığına bağlı.

Karbonsuz ekonomiye geçişin hızı, ülkelerin kararlaştırılan bu yeni kurallara ne kadar hızlı uyum sağladığına bağlı olarak değişecek. Anlaşma, yürürlüğe gireceği 2020 yılına kadar ülkeleri yeşil dönüşüme öncülük etmeye ve 2018’de hedeflerini tekrar yükseltmeye davet ediyor. Şu anki hedefler, sıcaklık artışını kritik 2 derecenin altında tutmaya yeterli değil. Üstelik anlaşma uluslararası deniz taşımacılığı ve havacılık gibi iki önemli sektörü de hesaba katmıyor. Uzmanlara göre, anlaşmadaki hedeflerin tümü uygulansa bile 3 ile 7 derece arasında bir ısınma kaçınılmaz olacak. Bu yetersiz hedefler, ülkelerin hedeflerini periyodik olarak yükseltmeleri ile teknolojik gelişmelerin sıcaklık artışını kritik seviyelerin altında tutmakta belirleyici faktörler olacağını gösteriyor.

New York Times’a göre, anlaşmanın sıcaklık artışını 2 derecenin altına ve en sonunda 1,5 dereceyle limitleme hedefi, şirketlere yatırımlarını düşük karbonlu teknolojilere doğru kaydırmaları konusunda çok net bir sinyal veriyor. New Climate Economy’den Michael Jacobs’a göre, küresel olarak harekete geçildiği için, bu hareketi tüm pazarlar takip edecek. Bu anlaşma, bankalar ve yatırım portfolyolarını fosil yakıtlardan, rüzgar ve güneş gibi büyümekte olan yenilenebilir enerji sektörlerine kaydırmaları için teşvik edecek. Enerji ve teknoloji şirketleri daha iyi ve daha ucuz bir şekilde enerji depolayabilecek bataryalar üretmek için çalışacaklar. Otomobil üreticilerinin, pazarda daha geniş kabul görecek elektrikli arabalar üretmeleri gerekecek.  

Anlaşma, bir yandan da 2 derece limitine ulaşma hedefiyle yeşil enerjiye geçişle birlikte aynı zamanda birbiriyle yarışan taleplerin karşılanabilmesi için arazi yönetiminin de önem kazanacağını ima ediyor. Global Footprint Network CEO’su Mathis Wackernagel’a göre tüketim, tarım, gıda kaynaklı emisyonlar ve orman tahribi gibi farklı etmenler göz önünde bulundurulduğunda, gezegenin eko-sistemindeki bütün bu talepleri yönetebilmemiz için Ekolojik Ayak İzi gibi kapsamlı önlemlerin altını çizmemiz gerekiyor. 

Paris’teki görüşmeler sırasında gerçekleşen en çarpıcı gelişmelerden birisi, gelişmiş ülkelerin içerisinde yaşanan bir ayrılık ve kurulan yeni bir koalisyon oldu. Zirvenin bitmesinden dört gün önce açıklanan bu yeni ‘İddialı Hedefler Koalisyonu’, AB, ABD, Japonya, Kanada, Brezilya gibi zengin ülkeler ve birlikler ile iklim değişikliğinden en çok etkilenecek yoksul ve “kırılgan” ülkeleri birleştiriyor. Bu koalisyon, kırılgan ülkelerin yıllardır süren, uzun vadeli hedef olarak sıcaklık artışı limitinin 2 dereceden 1,5 dereceye çekilmesi mücadelesine destek verdi. Koalisyon, Hindistan, Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle sera gazı azaltımı, uluslararası raporlama kuralları ve hedeflerin periyodik artırılması konusunda müzakerelerde bulundu. 

Geçtiğimiz haftalarda ise Bank of America, Citibank ve Goldman Sachs’in üst düzey yöneticileri, Bill Gates ve Richard Branson gibi liderler, Coca-Cola, HP ve Unilever gibi şirketlerin CEO’ları da COP21′den çıkacak bir anlaşmaya destek verdiklerini açıklamışlardı.



Peki, Bundan Sonra Ne Olacak?
Bir sonraki COP Zirvesi 7 Kasım 2016’da Fas’ta yapılacak. Bu zirvede, iklim değişikliğinin etkilerine adaptasyon ve sera gazı azaltımı için inovasyon odak noktası olacak.

COP21 zirvesinin ardından, akılda kalan en büyük soru ise ülkelerin koydukları ve periyodik olarak artırmaya karar verdikleri bu hedeflere pratikte nasıl ulaşacakları.

Paris anlaşması, küresel olarak alınan mesafenin kaydedilebilmesi için bütün ülkelerin sera gazı azaltımlarını doğru bir şekilde hesaplayıp kamuya açıklayabilmeleri için yeni kurallar ortaya koydu. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu iklim politikalarının uluslararası raporlama standartlarına yabancı; bu nedenle doğru bilginin raporlandığından emin olmak için Birleşmiş Milletler’e önemli bir iş düşüyor.

Bir başka bilinmeyen ise ülkelerin, özellikle de gelişmekte olanların, anlaşmanın 2018’de ülkeleri belirlenen hedeflerini gözden geçirme davetine nasıl cevap verecekleri.  

Bu bilinmeyenlere rağmen, iklim zirvesi sırasında yaşanan birçok gelişme yeşil ekonomiye geçiş konusunda umut vermeye devam ediyor:

Ford Motor, geçtiğimiz hafta 13 yeni elektrikli araç modeline $4,5 milyar yatırım yapacağını açıkladı.
Küresel ekonominin büyümesine rağmen, geçtiğimiz yıl karbon salımında %0.6 düşüş yaşandığı ortaya çıktı.
Yeni bir Goldman Sachs araştırmasına göre, hibrid ve elektrikli araçlar ile rüzgar ve güneş enerjisi gibi düşük karbonlu teknolojilerin toplam pazar payı, geçtiğimiz yıl $600mm’ı aştı. Bir başka araştırma ise yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyetinin tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde düştüğünü gösteriyor.
Almanya, C40 Şehirleri ve Inter-American Development Bank, gelişmekte olan şehirlerde yeşil altyapı projeleri için $1 milyara kadar fon sağlamaya karar verdi.
Düşük fiyatlar ve sıkılaşan yasalar nedeniyle daralma yaşayan fosil yakıt sektöründe bazı kömür yatırımcıları ve Alpha Natural Resources gibi büyük üreticiler pazardan çekiliyorlar.
Dünyanın en büyük karbon üreticisi Çin, iklim kontrol mekanizmalarını yürürlüğe koymak konusunda hızla ilerliyor: Çin’in planları arasında 2017 yılında ulusal bir karbon piyasası oluşturmak var.

SHARE: READ MORE

18 December

Paris Pledge For Action’a Siz de Destek Olun!

S360 olarak bizim de imzacısı olduğumuz Paris Pledge for Action, sivil toplumun, COP21 sonunda Paris İklim Anlaşması’nın kabulü sonrası iklim değişikliğiyle mücadeleyi benimseyip uygulaması açısından eşsiz bir fırsat. Şehir idareleri, bölgesel idareler, işletmeler, yatırımcılar, sivil toplum örgütleri, sendikalar ve toplumun her kesiminden diğer imzacılar Paris Anlaşması’na dahil olarak küresel sıcaklık artışının 2 Santigrat derecenin altında tutulmasında üzerlerine düşeni yapmayı, bunu gerçekleştirmek adına anlaşmanın yürürlüğe gireceği 2020 yılını beklemeden gerek bireysel gerek işbirliği halinde iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini tersine çevirecek somut adımlar atmayı vadediyorlar. 2 derecelik sınırın küresel bir anlaşmayla güvence altına alınması hedefe ulaşılması açısından önemli bir aşama kaydedildiği anlamına geliyor. Sivil toplum örgütleri Paris Pledge for Action’la taahhütlerin yerine getirileceğine ve hatta hedeflerin ileriye taşınacağına dair güvenilir, tutarlı ve açık bir mesaj vermiş oldular fakat STK’larla birlikte tüm sivil aktörlerin bu harekete katılmasının önemi büyük. 

COP21’e başkanlık yapan Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius tüm sivil aktörleri Paris Pledge for Action’a katılarak, iklim hareketine olan desteklerini göstermeye çağırdı. Şimdiden 400 iş, 150 şehir ve bölge, 11 trilyon USD değerinde mal varlığı olan yatırımcılar imzalarını attılar bile. Harekete ilk katılanlar arasında Acciona, Allianz, Mars, Kellogg’s, Tata Group, Unilever gibi şirketler;  Lloyd’s ve Aviva gibi yatırımcılar; New York, Hong Kong, Rio De Janeiro gibi megaşehirler var. Katılım, siyasi ve sivil tüm aktörlerin 2015’te doğru yolda olduklarının sinyalini veriyor. 

Paris Pledge for Action iklim değişikliğiyle mücadelede bugüne kadar  iş dünyası, yatırımcılar ve yerel yönetimler tarafından yapılanların ötesinde bir adım. İklim dostu bir ekonomi yaratılmasına ve karbon salımlarının düşürülmesine büyüyen desteğe karşılık gelen siyasi bir yansıma. Sonuçta emisyonların azaltılmasına yönelik alınan sıkı önlemlerin iklim değişikliği risklerini azaltmakla kalmayıp, büyümeyi ve sürdürülebilir kalkınmayı artıracağı bir gerçek. S360 olarak biz de bu hareketin bir parçasıyız ve anlaşmada da vurgulandığı gibi iklim değişikliği ile mücadelede ortak hareket etmenin önemi büyük: tüm taraflar emisyon azaltımı konusunda 2020 sonrası için yükümlülüklerini kabul etmişken tüm sivil aktörlere üzerlerine düşen sorumlulukları alma imkanı sunan harekete katılım çağrısını tekrarlıyoruz.

SHARE: READ MORE

18 December

Enerji Dönüşümünde 5 Megatrend

Küresel enerji sektörünü değiştirme yolunda 5 yeni megatrend dikkat çekiyor. WWF ve yenilenebilir enerji tedarikçisi Lichtblick, Almanya’nın enerji dönüşümünü hızlandırmak amacıyla ortak bir rapor yayımladı. Küresel enerji dönüşümü ile yenilenebilir bir enerji geleceği için ortak bir amaca katkı sağlamanın yollarını göstermek ve yine dünyaya ilham olmak adına yayımladıkları “Megatrends in the Global Energy Transition”, değişimin ve fırsatların değerlendirilmesinin önemi üzerinde duruluyor.

Raporda, tüm dünyanın yenilebilir enerjiye geçişini sağlayacak ve küresel enerji sektörünü değiştirecek 5 genel bakış ortaya koyuluyor. Almanya’nın “energiewende” (yenilenebilir enerjiye dönüş) hedeflerinde yalnız olmadığı ve bu hedefte küresele hareketin bir parçası olduğu belirtiliyor. Yenilenebilir enerjiye dönüşün, küresel bir güç haline gelmesi gerektiği belirtiliyor ve yenilenebilir enerji hedeflerinin iklim değişikliğinin getirdiği tehlikelerin acilen durdurulması için atılan bir adım olmasının yanında, uygulanabilir hedefler olduğu vurgulanıyor. Bu konuyla ilgili derlediğimiz haberimizde, küresel ölçekli adımları aşağıdaki gibi listeledik:

1. Fosil Yakıt Devrinin Sonu Geldi: Yenilenebilir enerjide küresel ilerlemenin olacağı sinyalinin verilmesi, Haziran 2015′te G7 ülkeleri tarafından küresel ekonominin karbondan çekileceğini duyurmasıyla hızlandı. Amerika ve Çin’in iklim koruma vaadi ve kömür kullanımını azaltma sözleri, 2014 yılından bu yana petrol fiyatlarındaki büyük düşüş, fosil yakıt çağının sonunu getirme çalışmalarının şimdiden başladığının güçlü göstergeleri. Bu göstergelerin son örneklerinden biri, yatırımlarını kömürden çekeceklerini duyuran sigorta devi Allianz. Geçtiğimiz yıllarda toplamda 3,4 trilyon USD değerinde varlık yöneten sigorta şirketlerinin, şehirlerin ve diğer yatırımcıların paralarının bir kısmını ya da tamamını fosil yakıtlardan çekeceklerine dair söz vermiş olmaları, uzmanlara göre iklim değişikliği ile mücadele konusundaki en etkili girişimler arasında.
2. ‘Enerjinin Geleceği’ Dönemi Başladı: Enerji dönüşümü küresel bir gerçek, özellikle güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi birkaç yıl içerisinde 21. yüzyılın anahtar enerji kaynakları olmaya aday. Enerji üretim kapasitesi bazında 2013 yılında dünya çapında kömür, doğalgaz ve nükleer santrallerden çok yenilenebilir enerji tesisleri faaliyete geçti. Yatırım anlamında da, yenilenebilir enerji sektörü, konvansiyonel enerji teknolojilerinden daha önde.
3. Enerjinin Geleceği Yenilenebilir Enerjide: Yenilenebilir enerjinin küresel gelişimi, enerji üretiminde kullanılan teknolojilerdeki maliyetlerin azaltılmasıyla gelen olağanüstü başarının bir sonucu. Rüzgar enerjisi santralleri halihazırda kara üzerinde yenilenebilir enerji üretimi için en uygun maliyetli teknoloji. Aynı zamanda ekonomi ve finans uzmanlarının sayıları artan analizlerine göre fotovoltaik paneller, güneşten elektrik üretimi için en uygun maliyetli teknoloji haline geldi. Rüzgar ve güneş teknolojileri yakın zamanda bu büyük zaferlerini enerji sektöründen, taşıma ve ısınma sektörlerine de taşıyacak gibi görünüyor. 
4. Enerjinin Geleceği Merkezde Değil Yerelde: Enerji sektörünün geleceğinde, kurulacak birkaç büyük enerji santralinin yerine, yerel ölçekte milyonlarca küçük tesisin kendi enerjilerini ürettiği bir sistem öngörülüyor. Bu süreçteki paydaşların çoğu hem üretici, hem de tüketici olacak. Ancak bu, geriye sadece küçük santrallerin kalacağı anlamına gelmiyor. Rüzgar ve güneşten elektrik üreten büyük tesisler de yeni enerji sisteminde pozisyonlarını büyük olasılıkla koruyacaklar; ama güneş ve rüzgar enerjisi açısından yüksek potansiyele sahip, yoksul ülkeler için yerelleşmiş enerji sistemleri, uzun dönemde daha fazla fayda sağlayabilir. 
5. Enerjinin Geleceği Dijital: Gelecekte enerji sistemleri, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerjilerin hareketliliği (güneş ışınlarının günün belli zamanlarında yeryüzüne ulaşması) üzerine kurulacak. Bu değişkenlikle beraber bilişim ve enerji sektörünün birlikte büyüyecekleri ön görülüyor, çünkü ancak iki sektörün kombinasyonu ile güvenilir enerji arzının devamlılığını sağlamak mümkün olabilecek. Özellikle küçük ve büyük pil şarj ünitelerindeki hızlı maliyet düşüşü ve bu ünitelerde enerji depolama teknolojileri sayesinde, istenilen herhangi bir zamanda güvenilir enerji sağlamanın ve %100 yenilenebilir enerjiye geçişin yolu açılıyor.

SHARE: READ MORE

18 December

UNDP’den Değişen Çalışma Hayatını Ele Alan İnsani Gelişme Raporu

Geçtiğimiz günlerde UNDP tarafından yayımlanan İnsani Gelişme Raporu 2015 “çalışma insani gelişmeyi nasıl ilerletebilir?” sorusunu ele alıyor. Çalışma dünyasının hızla değiştiği ve insani gelişmeye dair güçlüklerin hala sürmesi gerçeği göz önüne alındığında, “çalışma”da yapılacak iyileştirmelerle insani gelişmeyi ilerletmenin yolları inceleniyor.

Çalışma kavramı, insani gelişme açısından kritik bir öneme sahip. Çalışma, gelir kazanmayı ve geçimi sağlayarak, yoksulluğu azaltarak ve adil büyümeyi güvence altına alarak insani gelişmeye katkıda bulunuyor. İnsani gelişme ise sağlığı, bilgiyi, becerileri ve farkındalığı artırarak insan sermayesini artırıyor, fırsatları ve seçenekleri genişletiyor.

Çalışma ve İnsani Gelişme - Kapsamlı Bir Yaklaşım (Analitik Bağlantılar): Raporda gelişme kavramı, yalnızca ekonomilerin zenginliğine odaklanmak yerine, daha kapsamlı bir biçimde insanların yaşamlarının zenginliğine odaklanarak insanların seçeneklerinin artırılması olarak tanımlanıyor. Çalışmanın ise hem ekonomilerin zenginliğinin hem de insanların yaşamlarının zenginliğinin temeli olarak ele alınması gerektiği ve çalışmanın meslek kavramının ötesine geçerek, insan yaşamına zenginlik katacak gönüllü çalışma, yaratıcı çalışma gibi faaliyetleri içermesi gerektiği belirtiliyor. Aynı zamanda rapor, çalışmayla insani gelişmenin paralellik göstermediğini, aslında çalışma kalitesinin insani gelişmeyi arttırdığını ortaya koyuyor. Öte yandan, ayrımcılık, şiddet gibi konuların insani gelişmeyi aşağıya çektiği, özellikle çocuk işçilik, zorla çalıştırma, insan kaçakçılığı yaparak çalıştırma, kadın-erkek ayrımcılığı ve bu kadın-erkek eşitsizliğinin çalışma dünyasındaki olumsuz etkileri, kadınlar açısından özellikle ücretsiz ve güvencesiz çalışma durumlarının insanı gelişmeye verdiği ciddi zararlar ele alınıyor.
Çalışma ve İnsani Gelişme - Zorluklar ve İlerleme: İnsani gelişmenin son 20 yıldaki ilerleyişi raporda ele alınan konular arasında yer alıyor. Günümüzde insanlar daha uzun yaşıyorlar, daha çok çocuk okula gidebiliyor ve daha çok insan temiz su ve temel sağlık koşullarına ulaşabiliyor. 1990 yılından bu yana, dünyada kişi başına düşen gelir arttı ve yoksulluk azaldı. Böylece, daha çok insan, daha iyi yaşam standartlarına erişti. Bu da insani gelişmeyi ve insan refahını, gelir kavramının ötesinde değerlendiren İnsani Gelişme Endeksi’nin (İGE) bir kazanımı olarak görülüyor. İGE, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürme, bilgiye erişim becerisi ve insana yakışır bir yaşam standardına sahip olma becerisi olmak üzere üç temel boyutu esas alan bir ölçüm yöntemi.
Değişen çalışma dünyası: Raporda küreselleşmenin ve özellikle dijital devrim gibi teknolojik devrimlerin çalışma kavramının dönüşümü üzerinde duruluyor. Küreselleşme ve dijital devrimin şekillendirdiği, hızla değişen çalışma dünyası pek çok fırsat sunarken, aynı zamanda yeni riskler de yaratıyor. Dijital devrim, farklı ülkelerdeki ve toplumlardaki insanlar arasında bağlantı kurulmasını sağladı ve insanların yetkinliklerini artırdı ancak aynı zamanda eşitsizlikler arttı ve insan güvenliği daha kırılgan bir hale geldi.
Ücretli ve Ücretsiz Çalışmada Dengesizlikler: Çalışma dünyasında hem ücretsiz bakım gibi işlerde hem de ücretli işlerde, cinsiyetler arasında yerel değerleri, toplumsal gelenekleri ve tarihi cinsiyet rollerini yansıtan belirgin dengesizlikler varlığını sürdürüyor. Yapılan anket çalışmalarına göre, kadınlar küresel çalışmaya %52, erkekler ise %48 oranında katkıda bulunuyorlar. Kadınlar, yükün yarıdan fazlasını taşıyor olmalarına rağmen her iki çalışma dünyasında da dezavantajlı durumdalar.
Sürdürülebilir Çalışmaya Doğru: Sürdürülebilir çalışma kavramı raporda ele alınan konular arasında. Buna bağlı olarak, raporda sürdürülebilir çalışmanın hem çevresel sürdürülebilirliği hem de gelecek nesiller için çalışmayı güvence altına aldığı belirtiliyor. Bununla beraber, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sonrası ortaya konan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden 8.sini (Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için insana yakışır işlerin desteklenmesi) irdelenerek, bu hedef doğrultusunda değiştirilmesi gereken 3 temel adımdan bahsediyor (sonlandırma, dönüşüm, yaratma).

SHARE: READ MORE

4 December

Allianz Fonlarını Fosil Yakıtlardan Çekiyor

Merkezi Almanya’nın Münih şehrinde bulunan ve 2 trilyon Euro değerinde varlık yöneten, dünyanın en büyük sigorta ve finansal yatırım şirkenlerinden Allianz 4 milyon Euro’yu temiz enerji yatırımlarına kaydıracağını ve önümüzdeki 6 ay boyunca kömür şirketlerine olan yatırımlarını geri çekeceğini bildirdi.

Şirketin yatırım kurulu başkanı Andreas Gruber, önümüzdeki birkaç yıl içinde rüzgar enerjisi yatırımlarının 4 milyar Euroya varacak şekilde ikiye katlanacağını ve şirket olarak gelirlerinin %30’undan fazlasını kömürden elde eden madencilik firmalarını ve kamu kurumlarını elden çıkaracaklarını belirtti.

Allianz’ın COP21 öncesinde attığı bu adım düşük karbon salımı savunucuları tarafından önemli bir adım olarak görülüyor ve 350.org’dan Nicolo Wojewoda, dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden Allianz’ın risk hakkındaki tecrübelerinden yola çıkarak ‘İklim için, gezegeni yıkıma götüren bir endüstriye yatırım yapmaya devam etmekten daha büyük bir risk yok. Kömür yatırımlarından vazgeçilmesi sevindirici bir ilk adım ancak geri dönüşü olmayan iklim değişikliğini önlemek için tüm fosil yakıt rezervlerinin %80’inin yer altında kalması gerekiyor” diyerek Allianz’ın attığı bu adımın önemini bir kez daha vurguluyor. Oxford Üniversitesi’nin “stranded asset” olarak tanımladığı fosil yakıtların değeri gün geçtikçe azalıyor. Devalüasyondan etkilenen varlıklar olarak tanımlayabileceğimiz fosil yakıtlardan kömüre yapılan yatırımların giderek uzun vadeli düşünen yatırımcılar tarafından daha az tercih edildiğini gözlemleyebiliyoruz. 

Finans devi Allianz, şimdiye kadar fosil yakıtlar arasında çevreye en fazla zararı olan kömürden vazgeçtiğini açıklayan en büyük varlık yöneticisi. Allianz, tahminen 26 trilyon USD değerindeki fonunu Eylül ayına kadar tamamen ya da kısmen fosil yakıtlardan çekeceğini taahhüt etti. Mayıs ayında 500 milyon Euro değerindeki kömür hisselerini satmayı taahhüt eden Fransız Axa ile 900 milyar USD değerindeki hükümet fonu içerisinde kömür yatırımlarını azaltmayı taahhüt eden Norveç’ten sonra Allianz’ın bu adımı iklim değişikliği ile mücadelede önemli ilk adımlar olarak görülüyor.

Daha önce İskandinav ülkelerinin en büyük fon yöneticisi Nordea’nın, yaklaşık 40 tane kömür üreticisi şirketi kara listeye alarak, fosil yakıt şirketlerine yaptığı yatırımı kesen yatırımcılar arasına girdiğini blogumuzdan duyurmuştuk. Atılan bu adımlardan sonra, Bloomberg Yeni Enerji Finans’ın (BNEF) kurucusu Michael Liebreic’in 2013 yılında kömür hisseleri satın almış olanların, bugün yapmış oldukları yatırımın %75’ini kaybettiklerini ifadesinin altı iyice dolmuş oluyor

SHARE: READ MORE

4 December

Paris İklim Zirvesi’nde İlk Hafta Nasıl Geçti?

Paris COP21 İklim Zirvesi tüm hızıyla devam ederken, pek çok dünya lideri yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve yeşil enerjiye finansal yardım için milyarlarca dolarlık yatırım sözü verdiler. Öncelikle, pozitif olarak değerlendirilebilecek gelişmelere odaklanırsak:

Hindistan başbakanı Narendra Modi, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile beraber 120’den fazla ülkenin katılımıyla uluslararası güneş enerjisi ittifakı kurulacağını açıkladı. Proje, küresel enerjiye erişim için varlıklı ülkelerden kamu finansmanı sağlamayı hedefliyor. Hollande projeyi, “eylem halindeki iklim adaleti” olarak tanımladı. Hint hükümeti, başlangıç olarak 30 milyon dolar yatırım yaparak ittifakın Hindistan’daki genel merkezinin kurulmasını sağlayacak. Nihai hedef ise, üyelik ücretleri ve uluslararası ajanslardan 400 milyon dolar üzerinde kaynak toplayabilmek. Projeye dahil olan şirketler arasında Areva, Engie, Enel, HSBC ve Tata Steel bulunuyor.

Hindistan’ın bu girişimi, şu ana kadar Paris İklim Zirvesi’nden çıkan en etkili girişim olarak gösteriliyor. Hindistan şu anda en fazla karbon salımına neden olan ülke. Aynı zamanda 2030 yılına kadar 1,5 milyarın üstüne çıkması öngörülen nüfusu ile de dünyanın en kalabalık ülkesi haline gelecek. Bu nedenle, daha önce haberleştirdiğimiz International Energy Agency’nin raporunda da belirtildiği üzere, Hindistan’ın iklim değişikliği ile mücadele sırasında vereceği kararlar bütün dünya için belirleyici kararlar olacak.

Hindistan’a ek olarak ABD ve 18 diğer ülke de temiz enerji araştırmalarına yaptıkları yatırımlarını beş yıl içerisinde ikiye katlayarak yaklaşık 20 milyar doara ulaştırmaya söz verdiler. Ülkeler arasında İngiltere, Kanada, Çin, Brezilya, Hindistan ve Güney Amerika da bulunuyor.

Dubai Emirliği de hedefleriyle dikkat çekiyor. Dubai Emiri, ülkesini küresel bir temiz enerji merkezi ve yeşil bir ekonomiye dönüştürmeyi hedefleyen 2050 Dubai Temiz Enerji Stratejisi’nin tanıtımını yaparken, Dubai Emirliği’nin bina sahiplerini binalarının çatılarına güneş paneli koymalarını zorunlu hale getireceğini ve panellerin yerel bir güç düzenleyicisine bağlanacağını söyledi. Yaklaşık 27 milyar dolarlık bir fon oluşturacak olan hükümet, bu fonla Dubai’nin temiz enerji sektörüne yatırım yapmak isteyenlere düşük faizlerle borç sağlayacak. Dubai, enerji verimliliği alanında yapılacak olan araştırmalara toplamda yaklaşık 137 milyar dolarlık yatırım yapmayı planlıyor.

Özel yatırımcılar ve işletmeler de oldukça aktifler

19 ülke tarafından verilen temiz enerji araştırmalarına yatırım sözüne paralel olarak Bill Gates de, ABD Başkanı Obama ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile beraber yeni projesi Breakthrough Energy Coalition’ı hayata geçiriyor. Ulusal hükümetler, milyarder hayırseverler, yatırım fonu yöneticileri ve teknoloji CEO’larının da dahil olduğu iki düzineden fazla kamu kurumu ve özel şirketin yatırımlarıyla beslenecek olan bu fon, yeşil enerji üzerine yoğunlaşacak. Fon, geniş ölçekli yeşil enerji üretimi için yapılacak araştırmalara yatırılacak milyarlarca dolar anlamına geliyor. Gates, “Şu anda sahip olduğumuz rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir teknolojiler çok yol kat etti ve gelecekteki sıfır-karbon enerjisi hedefine ulaşmamızı sağlayacak yöntemlerden biri olabilir. Fakat almamız gereken yolun büyüklüğüne baktığımızda, başka yollar da keşfetme zorunluluğumuz olduğunu görüyoruz.” dedi ve enerji alanındaki çığır açan buluşların özel şirketler tarafından geliştirileceğini, fakat bu çalışmaların temelinde ancak hükümetler tarafından fonlanabilecek olan araştırmalar olacağını ekledi.

Fonun yatırımcıları arasında Alibaba’nın CEO’su Jack Ma, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, HP’den Meg Whitman ve Virgin Group’un CEO’su Richard Branson yer alıyor. Fon, genel olarak beş alanda yatırımlara odaklanacak: elektrik üretimi ve depolanması, ulaşım, endüstriyel kullanım, tarım ve enerji projelerinin verimliliğini arttıracak olan sistemler.

COP Zirvesi’ndeki diğer haberlerden bazıları şöyle:

Kolombiya, Almanya, Norveç ve İngiltere ile yeşil büyüme vizyonunu gerçekleştirebilmek için yeni bir ortaklık kurduğunu bildirdi. Bu stratejik ortaklık, özellikle Amazon bölgesindeki ormanların tahrip edilmesiyle mücadele konusuna odaklanacak. Brezilya ve Norveç ise ortaklıklarının 2020’ye kadar uzatıldığını açıkladılar.
Almanya, Norveç ve İngiltere, REDD+ programı ile orman tahribiyle mücadele için çalışan ülkelere 2015’ten 2020’ye kadar toplamda 5 milyar dolar fon sağlamaya karar verdiler. Ayrıca, ülkelerin raporlanan ve onaylanan performansları ile ilişkili olarak finansmanın artması bekleniyor.  
Peki, Türkiye’nin Hedefleri Ne Durumda?



30 Eylül 2015’te, Türkiye de kendi ulusal katkı hedeflerini BM’e bildirmişti. Climate Action Tracker tarafından yapılan değerlendirmeye göre, Türkiye’nin yaklaşımı, küresel olarak maksimum 2°C ısınma hedefine ulaşma yolunda olması gerekenin çok altında. En azından “adil” bir katkı yapabilmesi için, Türkiye’nin 2020 sonrası hedeflerini ikiye, hatta üçe katlaması gerekiyor. Türkiye’nin şu anki enerji politikaları göz önünde bulundurulursa, bu haliyle bile yetersiz bulunan hedeflerin ancak %28’ine ulaşabileceği, eğer yeni politikalar planlanan şekilde uygulanabilir ise %73’ünü gerçekleştirebileceği belirtiliyor. Türkiye’nin 2030 hedeflerine ulaşabilmesinde en önemli etken, ülkenin hidroelektrik potansiyelini ne kadar verimli kullanabileceği. Bir yandan da, Türkiye’nin 2023 sonrasındaki hedeflerine bakıldığında, rüzgar ve güneş enerjisine verilen ağırlığın azaltıldığını, kömürle çalışan termik santrallerinin sayısını dörde katlamayı planladığını görülüyor. Bu durumda, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadeleye ne derece katkı yaptığı konusu kesinlikle tartışmalı.

Uzmanlar, hedeflerin oldukça yetersiz olduğunu belirtiyor.



1 Aralık itibariyle ülkelerin COP21’de gerçekleştirmeyi vadettikleri hedeflere baktığımızda, bunun hala iklim değişikliğinin getirdiği etkilerin önüne geçmekte oldukça yetersiz olduğunu gözlemliyoruz.

SHARE: READ MORE

4 December

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Eşitliğinde 145 Ülke Arasında 130. Sırada

World Economic Forum (WEF) tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan cinsiyet eşitsizliği endeksinde Türkiye bu sene, geçtiğimiz seneye kıyasla 5 sıra gerileyerek 145 ülke içerisinde 130. sırada yer aldı. Endeks, ülkeleri kadın-erkek arasındaki gelir eşitsizliği, kadınların işgücüne katılım oranı gibi pek çok kriter göz önünde bulundurularak hazırlandı. Rapora göre sağlık, eğitim, ekonomik fırsatlar ve politikalar kriterlerine göre cinsiyet eşitsizliği son 10 yılda sadece %4 oranında gelişme gösterdi. Raporun bulguları, Türkiye’nin kadın-erkek eşitsizliğini ortadan kaldırmak adına çabalarının yetersiz olduğunu ortaya koydu. Yine WEF tarafından hazırlanan “cinsiyet eşitsizliği hesaplayıcısı”na göre, Türkiye’de değişimin hızı son 3 senede yavaşladı ve şu anki yol haritası ile devam edildiği takdirde, kadın-erkek arasındaki ekonomik eşitsizliğin tamamen kapanması 2133 yılını bulacak.

İleri görüşlü dünya liderlerinin ve CEO’ların hepsi kadın-erkek eşitliğinin sadece doğru seçenek değil, aynı zamanda kazançlı seçenek olduğunun farkındalar. Daha önce haberleştirdiğimiz bir McKinsey Global Institute raporunda da belirtildiği gibi, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, ekonomide 28 trilyon dolar büyüme anlamına geliyor; fakat kadın-erkek eşitsizliğini yenmek oldukça zor ve uzun bir süreç. Peki şirketler ve kamu kuruluşları nasıl bu yolda daha hızlı ilerleyebilirler? Hazırlanan yeni raporda şirketlere aşağıdaki önerilerde bulunuluyor:

Çözüm bulmaya odaklanın. Rapordaki bu öneri, çok basit görünebilir, fakat 2010 yılında kadın-erkek eşitliğini azaltmak şirketlerin sadece %28’i için stratejik bir öncelikti; 1/3’ünün ise stratejik ajandalarında bile yer almıyordu. 2015 yılında her ne kadar durum biraz daha düzelmiş görünse de, daha alınması gereken çok yol olduğu bir gerçek.

Hareket alanınızı genişletin. Araştırmanın sonucu, üst düzey yöneticilerin cinsiyet eşitsizliği problemini aşabilmek için pek çok farklı alanda, farklı faktörlere müdahale etmeleri gerektiğini gösteriyor. Bu çalışmaların amacı, kadınların daha iyi liderler haline gelmelerine yardımcı olmak ve bunu başarabilecekleri şartları sağlamak. Yöneticiler tarafından dikkate alınması gereken noktalardan bir kısmı; kadınlara sponsorluk ve mentorluk sağlamak, doğum izinlerinin kadınların kariyerleri üzerinde doğurabildiği negatif etkileri dengeleyebilmek ve şirketlerin çalışanlarını terfi için tabi tuttukları kriterleri zaman içerisinde dönüştürebilmek.

Diyalog kurun. Kadın-erkek eşitsizliği konusunda gelişme kaydedebilmiş şirketlerin ortak bir noktası, bu konuda iddialı ve düşündürücü sorular sormaktan çekinmemeleri.

Bu konuda daha sağlıklı tartışmaların sürdürülebilmesi için aşağıdaki soruları sormak yardımcı olabilir:

Kadın çalışanlarımız, şirket içerisindeki yetenek hattımızın neresinde?
Kadın çalışanlarımızın hangi yetenek ve becerilerini geliştirmelerine yardımcı oluyoruz?
Rol modellerle birlikte sponsorlar da sağlıyor muyuz?
Yönetim politikalarımız ne kadar katkı sağlıyor?
Detaylara dikkat edin. Commonwealth Bank of Australia CEO’su Ian Narev cinsiyet eşitsizliği ile mücadele için aksiyon odaklı bir bakış açısının gerekli olduğunu söylüyor: “Ben, süreçler üzerine odaklanmayı tercih ediyorum. Örneğin, biz doğum iznine ayrılan kadın çalışanlarımıza yönelik çağdışı bir politikamız olduğunu fark ettik. Bu çalışanlarımızı izne ayırırken şirket içerisinde “bağlı olmayan” olarak sınıflandırdığımız için cep telefonlarını veya bilgisayarlarını teslim etmeleri gerekiyordu. Bu, uzun zamandır incelenmemiş bir süreç olarak kaldığı için bizim çalışanlarımızla temasta kalmamızı ve daha esnek izin politikaları oluşturmamızı engelliyordu. Bu problemi düzeltmek kolaydı, zor olan kısmı tespit etmekti.”

Cinsiyet eşitsizliği ile mücadele konusunda başarılı girişimlerden biri olarak Birleşmiş Milletler Kadın Örgütü’nün yürüttüğü HeForShe kampanyası kapsamında erkek liderlerin ortaya attığı çözüm önerilerini de gösterebiliriz. Alışılagelmiş çözüm önerilerinin dışına çıkmayı başaran bu liderlerin girişimlerinin hepsi, ölçülebilir olması hedefiyle, yıllık olarak raporlanarak etkileri denetlenecek. Cinsiyet eşitsizliğine yenilikçi ve sıra dışı çözümler getirmeyi hedefleyen bazı CEO’ları ve dünya liderlerini sizin için derledik:

Schneider Electric CEO’su Jean-Pascal Tricoire, 2017’ye kadar 150.000 çalışanı arasındaki gelir eşitsizliğini yok edecek. Şirket, an itibariyle yürürlükte olan programıyla yılda 20.000 çalışanının maaşlarını karşılaştırıyor ve eğer haksızlık tespit edilirse, önceden ayrılmış bir bütçe üzerinden telafi ediliyor.
Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Werner Iohannis tarafından ortaya atılan fikir, listedeki en yaratıcı fikirlerden biri. Johannis, ülkesinde iki yeni meslek yaratıyor: Kadın-Erkek Eşitliği Uzmanlığı ve Cinsiyet Eşitsizliği Teknisyenliği. Bu roller, cinsiyet eşitsizliği ile mücadele stratejilerinin uygulanmasında ve kadına yönelik şiddetin durdurulmasında yardımcı olacak. Iohannis, 2020 yılında kadar 1.680 kamu kurumunun bir ‘Uzman’ veya ‘Teknisyen’ çalıştıracağını söylüyor.
İzlanda Başbakanı Sigmundur David Gunnlaugsson,  2022 yılında kadar ülkesindeki cinsiyet eşitsizliğini sıfırlamayı ve medyada da cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedefliyor.
Barclays’in CEO’su Anthony Jenkins, finansal katılım programlarıyla yaklaşık 2,5 milyon kadına ulaşmayı planlıyor. Jenkins, her yaştan ve sosyo-ekonomik gruptan kadını dahil edeceği, kredi ve bankacılıktan finansal okuryazarlık programlarına uzanan eğitim programları yelpazesiyle işletme sahibi olma yönündeki engelleri kaldıracak.
Vodafone Group CEO’su Vittorio Colao, 2020 yılına kadar 3 milyon mülteci kız çocuğuna mobil teknoloji vasıtasıyla eğitim götürmeyi vaadediyor.
Cinsiyet Eşitliği Şampiyonları



Raporun özetini bu videodan izleyebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

4 December

Global Şirketlerden Dikkat Çeken Sürdürülebilirlik Taahhütleri

Sektöründe devleşen şirketler çevre sorunları, toplum sorunları ve iklim değişikliğiyle ilgili çalışmalar yürütmeye devam ediyorlar çünkü bu alanlarda yapacakları yatırımların kendi çıkarlarıyla örtüşürken aynı zamanda küresel fayda sağlayacağının da bilincindeler. Biz de bu adımlardan heyecan verici olanlarını sizler için haberleştirdik;

1. Geri dönüşüm sektörünün gizli bir problemi var: tüketiciler tarafından geri dönüşüm için ayrılan plastiklerin çoğu, geri dönüştürülmek yerine yakılıyor veya gömülüyor. Bu problem, yetersiz altyapıdan kaynaklanıyor. Geri dönüşüm tesislerinin çoğu, plastik atıkları toplayıp, temizleyip, işleyip bir yandan da kar edecek kadar gelişmiş değiller. Johnson & Johnson ile Procter & Gamble gibi şirketler ise geri dönüştürülmüş plastik ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Bu soruna çözüm olarak geçtiğimiz sene kurulan Closed Loop Fund, geri dönüşüm altyapısını geliştirmek üzere yola çıkan şirketlere faizsiz kredi sağlıyor. Şaşırtıcı olan ise, fonun yatırımcılarının P&G, Coca-Cola, WalMart, Colgate-Palmolive, Unilever, Goldman Sachs ve PepsiCo’nun dahil olduğu 9 büyük şirketten oluşması. Şirketlerin her biri, 5 ile 10 milyon dolar arasında yatırım yapmış durumda. Şirketler, daha fazla geri dönüşümün kendi çıkarlarına olduğunu söylüyor. PepsiCo’nun Sürdürülebilirlik ve Geri Dönüşüm direktörü Tim Carey, “Pazarın yarısını satın almamıza rağmen, hala daha fazlasına ihtiyacımız var. Pazarda, düşük geri dönüşüm oranı nedeniyle bir arz eksiği var” diyor. Fonun başka bir yatırımcısı olan P&G de geçtiğimiz sene kullandığı geri dönüştürülmüş plastik miktarını ikiye katlamak istediğini belirtmişti.
2. Microsoft iş birimi yöneticileri her çeyrek yılda bir kar ve zarar durumlarını hesaplarken, yalnızca satış ve giderleri değil aynı zamanda karbon fiyatlarını da hesaba katıyorlar. Çarpıcı olan ise iş birimleri, enerji tüketimlerine bağlı olarak Microsoft tarafından iç vergiye tabi tutuluyorlar ve bu para çevre sürdürülebilirlik projelerinin fonunu sağlamak üzere ortak hesaba aktarılıyor.  Bu iç vergilerinden gelen gelir gönüllü olarak güneş paneline ve rüzgar santraline yatırım amaçlı kullanıyor. Microsoft daha da ileri giderek sadece 3 yıl içerisinde 7.5 milyon ton karbondioksit değerinde emisyonunu azalttı ve enerji kullanımındaki bu azaltım ile giderlerinde 10 milyon dolardan fazla tasarruf sağladı. Bu yıl Microsoft emisyon azaltımı ile yaklaşık 20 milyon dolar civarında kar etmeyi hedefliyor ve sonuçta Microsoft yenilenebilir kaynaklardan daha fazla güç elde ediyor.
3. Sürdürülebilirlik elbette sadece çevreyi korumakla olmuyor. Toplumsal sorunlara çözüm geliştirmek de sürdürülebilirliğin ayrılmaz bir parçası. Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg ile Priscilla Chan geçtiğimiz Salı günü yeni doğan kızlarına yazdıkları mektupta , dünyaya fayda sağlamak istediklerini ve Facebook hisselerinin %99’unu beraber kuracakları Chan Zuckerberg Girişimi’e (Chan Zuckerberg Initiative) yatıracaklarını açıkladı. Zuckerberg ve Chan, kızlarının şimdikinden daha iyi bir dünyada büyümesini istediklerini, bu girişimle dünyadaki tüm çocuklar için eşit bir dünya yaratmayı hedeflediklerini belirtti. Girişimin odak alanları ise şöyle: kişiselleştirilmiş eğitim, hastalıklarla mücadele, dünyadaki insanları ortak bir paydada bir araya getirmek ve toplumları güçlendirmek.

SHARE: READ MORE

20 November

Yatırımlarınız Geleceğe Hazır mı?

Şirketlerin sosyal ve çevresel sorunlarla nasıl mücadale ettiğini puanlandırmak isteyen BlackRock ve Morgan Stanley gibi fon yöneticileri, yatırım dünyasına yeni yatırım analizi parametreleri getirmeyi planlıyor.

Morgan Stanley, yakın gelecekte bizi bekleyen çevresel ve sosyal değişimin büyüklüğü karşısında, yatırımcıların ve varlık yöneticilerinin piyasa değeri konusuna yeni bir bakış açısı getireceklerini söylüyor. Birçok yatırımcı portfolyosuna birkaç güneş enerjisi çiftliği katarak sürdürülebilir görünebileceğini düşünüyor, ancak Morgan Stanley’nin Sürdürülebilir ve Sorumlu Yatırım Araştırma Grubu başkanı Jessica Alsford artık bu yaklaşımın yeterli olmadığını vurguluyor. Alsford, fon yöneticilerinden aldıkları ESG kriterlerine göre değerlendirme yapmaları yönündeki taleplerin giderek arttığını dile getiriyor. 

Karbon salımları ve siber saldırılar gibi önemi gittikçe artan ESG faktörlerini hesaba katan mekanizmaları değerlendirme araçları arasına alan yatırımcıların hisse fiyatlanmalarında önemli ölçüde artış olması öngörülüyor. Bir yandan şirketlerden proaktif davranarak etkili sürdürülebilirlik stratejileri ve risk yönetimi araçları geliştirmeleri beklenirken, öte yandan bu riskleri fırsata çevirecek yeni iş alanları yaratmaları, inovasyona ağırlık vermeleri ve değer yaratmaları bekleniyor. Şu anki uygulamalarda analistler şirketlerin yalnızca anahtar finansal bilgilerini kontrol ediyor. Çevresel, sosyal ve yönetimsel konular ise ikinci plana atılıyor ve çoğu zaman (o da ancak büyük bir risk söz konusuysa) bu analizlere dipnot olarak düşülebiliyor. 

Morgan Stanley farklı sektörlerde doğan çeşitli risk ve fırsatları haritalandıran ve önemli noktaları bir kez belirledikten sonra, klasik yatırım değerlendirme metodolojilerine dayandıran küresel bir çerçeve geliştirdi. Bu çerçeve, şirketlerin gelirleri üzerinde önemli pozitif veya negatif etki yaratan çevresel, sosyal ve yönetimsel risk/fırsatları belirlemeye yardımcı oluyor.

Morgan Stanley’nin çalışmalarına ek olarak  BlackRock da iklim değişikliğinin artık bir yatırım problemi olarak karşımıza çıktığını savunuyor. Yatırım devi, geçtiğimiz haftalarda yayımlanan raporunda yüksek maliyetli fosil yakıt rezervleri bulunan şirketlerin değerlerinde düşme görülebileceği riskine karşı uyarılarda bulundu. Dünyanın en büyük yatırım fonunun yöneticisi, iklim değişikliği ile mücadelenin hız kazanması ile birlikte yasama risklerinin, finansal getirilerin ana etkenleri olacağını düşünüyor. Bu nedenle karbon salımının azaltılması için politikalar geliştirildikçe, fosil yakıt varlıklarının değer kaybetmesi ya da yükümlenilen varlıklar haline gelme olasılığı oldukça yüksek. Raporun devamında, karbon salımını azaltmayı başarmış şirketlerin, kar anlamında, son yıllarda gittikçe artmakta olan bir farkla diğer şirketlerin önüne geçtiğine dair bulgular da var. Araştırma ekibi, şimdi ise su riskini ve şirketler üzerindeki etkisini ölçmeye başladı. BlackRock, ESG verilerini oldukça ciddiye aldığını, sürdürülebilir yatırımın gelip geçici bir tercih olmadığının altını çiziyor. Raporda, ESG kriterlerinin operasyonel ya da yönetim kalitesinin bir göstergesi olarak görüldüğü belirtiliyor. Buna bağlı olarak BlackRock, an itibariyle ESG datalarını yatırımcılar için veri ve yatırım araçları sağlayan Aladdin işletim sistemine entegre ediyor.

Daha kapsamlı finansal analizlere doğru ilerlerken, su kıtlığı, artan gıda talepleri ve giderek yaşlanan bir nüfus gibi sorunlara çözüm geliştiren şirketler kazanan olacak. 

SHARE: READ MORE

20 November

2014'te Yeni Eklenen Elektrik Kapasitesinde Yenilenebilir Enerjinin Payı %50'yi Aştı

International Energy Agency (IEA) tarafından yayımlanan World Energy Outlook 2015 Raporu’na göre, günümüzde yenilenebilir enerji, elektrik üretiminde kömürden sonra ikinci sırada geliyor. Bununla beraber, yenilenebilir enerjinin 2030′lu yılların başlarında kömürü de aşarak birinci sıraya yerleşmesi bekleniyor. IEA direktörü Fatih Birol’a göre, yenilenebilir enerji kaynakları artık niş bir pazar olmaktan çıktı ve ana akım enerji kaynaklarından biri haline geldi. Küresel olarak yapılan yeni enerji yatırımların %60’ının yenilenebilir enerjiye yapıldığını söyleyen Birol, bir yandan da 2014 yılında toplamda 490 milyar USD bulan fosil yakıt teşvikleri nedeniyle yenilenebilir enerji ile fosil yakıt kaynaklı enerji üretimi arasındaki rekabetin pek de adil olmadığını belirtti.

The Guardian’ın haberleştirdiği rapora göre, küresel enerji içerisindeki payı 2000 yılından günümüze dek %23’ten %29’a çıkan kömürün, “Yeni Politikalar Senaryosu”na göre 2040′ta enerji üretiminin payı %30 olacak. Yine de, IEA’nın fosil yakıtların payını bir çok zaman olduğundan daha yüksek, yenilenebilir enerjinin payını ve artış hızını olduğundan düşük tahmin ettiğini hatırlatmakta fayda var.



Bununla beraber, IEA yenilenebilir enerji kullanımının artışı sayesinde, küresel karbon salımlarındaki büyümenin ciddi anlamda yavaşlamasını öngörüyor. Yine de, Paris’de gerçekleşecek olan iklim zirvesi öncesinde yayımlanan rapora göre, karbon salımı azaltımları yetersiz olarak öngörülüyor. Yapılan hesaplamalara göre, küresel ortalama sıcaklık artışı yaklaşık 2,7°C olarak gerçekleşecek ve bu seviye, kritik eşik olarak görülen 2°C’lik artışın oldukça üzerinde. Dolayısıyla, başta enerji sektörü olmak üzere, küresel olarak ciddi değişikliklerin yapılması şart.

SHARE: READ MORE

20 November

İklim Değişikliğinin Yoksul Nüfusa Etkileri

Paris’te yapılacak olan Uluslararası İklim Konferansı öncesi Dünya Bankası, “Shock Waves: Managing the Impacts of Climate Change on Poverty” (Şok Dalgaları: İklim Değişikliğinin Yoksulluk Üzerindeki Etkilerini Yönetmek) adlı raporunu yayımladı. Rapora göre, küresel ölçekli doğru politikalar benimsenmediği takdirde gelecek 15 yılda, iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle yaklaşık 100 milyon insan yoksulluk seviyesine gerileyebilir.

Günümüzde iklim değişikliği ve yoksulluk, küresel düzeyde en önemli problemler arasında. Bununla beraber, iki sorunun ayrı olarak görülmemesi ve iki sorunun çözümü adına entegre stratejilerin geliştirilmesi gerekli. Yoksulluk düzeyinde yaşayan dünya nüfusunun başlıca geçim kaynağı olarak sürdürdüğü tarım faaliyetleri, iklim değişikliğinin getirdiği etkiler sebebiyle ciddi olarak etkileniyor. Bu da, yoksulluk içerisinde yaşayan nufüsu, iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha da kırılgan hale getiriyor.

İklim değişikliği ve bunun yoksul nüfus üzerindeki etkisi göz ardı edildiği takdirde, BM’in belirlediği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nden ikincisi olan “Açlığın sona erdirilmesi, gıda güvenliği, daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması ve sürdürülebilir tarımın desteklenmesi”nin gerçekleştirilmesinin oldukça güç olduğu gerçeği de raporda ele alınan noktalardan biri.  Azalan yağış miktarıyla birlikte gelen ürün kıtlığı, aşırı şiddetli hava olayları nedeniyle gıdalarda fiyat artışı, sıcak hava dalgalarına bağlı artış gösteren hastalıklar, iklim değişikliklerinin yoksulluk düzeyinde yaşayan nüfus üzerindeki kaçınılmaz etkileri olarak belirtiliyor. Ayrıca, yoksulluk sınırının altındaki dünya nüfusunun %85’i kuraklık yaşanma ihtimalinin daha yüksek olduğu ülkelerde yaşıyor.

Dünya Bankası Grup Başkanı Jim Yong Kim’e göre “Eğer iklim değişikliğinin önüne geçemezsek, yoksulluğa hiçbir zaman son veremeyeceğiz. Bu, toplumsal adaletin önündeki en büyük zorluklardan biri”. Rapora göre, iklim değişikliği, yoksullukla mücadelede bugüne kadar sarf edilmiş çabayı boşa çıkarabilir ve özellikle Afrika ve Güney Asya’da telafisi güç durumları doğurabilir. Bu nedenle, yoksullukla mücadelede etkili ve sürdürülebilir çözümlerin üretilebilmesi için iklim değişikliğine karşı eş zamanlı etkin önlemler almak gerekiyor.

SHARE: READ MORE

20 November

Uzmanlar, Paris İklim Zirvesi’nden Neler Bekliyor?

Paris’te 30 Kasım-11 Aralık arasında gerçekleşecek olan COP21 zirvesi öncesi GlobeScan, SustainAbility ve The Climate Group tarafından, iklim uzmanları ile yapılan anketin sonuçları, COP21 zirvesinden beklentilerin yüksek olduğuna işaret ediyor. COP21 zirvesi, dünyada, iklim değişikliğinin önüne geçebilmek için “en iyi son şans” olarak görülüyor. Eğer alınması gereken önlemler ve gelecek için çizilecek olan yol haritası konusunda liderler arasında bütün ülkeler için bağlayıcı olacak bir uzlaşmaya varılamazsa, küresel ısınmanın etkileri geri dönüşü olmayan seviyelere ulaşabilir.

Uzmanların oldukça büyük bir çoğunluğu (%92), COP21 sonucunda küresel anlamda bir anlaşmaya varılacağı konusunda hemfikir. Buna rağmen, sadece %32’si bu anlaşmanın ülkeler için bağlayıcı olacağına inanıyor, büyük bir çoğunluk ise hükümetlerin yetersiz kaldığı bu noktada işin büyük kısmının özel sektöre kalacağını düşünüyor.

Araştırmanın sonuçlarından bazıları şöyle:

Ekonomik araçlar, küresel ısınmaya en etkili çözümlerden biri olarak görülmeye devam ediliyor. Uzmanlardan %80’inden fazlası, fosil yakıtların teşviklerinin azaltılmasının en etkin çözüm olacağını söylüyor.  
Küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için en etkili yöntemin fosil yakıt teşviklerinin ortadan kaldırılması olduğunu düşünen uzman görüşlerine rağmen, hükümetlerin Paris’te 2°C hedefine uygun bir anlaşmaya imza atacaklarına olan inanç oldukça düşük (%4).
Bilimsel kuruluşlar ve sivil toplum, katılımcıların yüzde ellisinden fazlası tarafından iklim değişikliğiyle mücadele konusunda en büyük katkıya sahip kesim olarak görülüyor.
Uzmanların %86’sı, Paris sonrası çözüm sürecinin uygulanmasında özel sektörün “önemli” veya “çok önemli” bir rol oynayacağını öngörürken, bu rakam ulusal hükümetler için %90’a çıkıyor. Fakat geçmiş performansları ve gelecek beklentileri karşılaştırdığımızda, hem özel sektörün hem de hükümetlerin daha çok efor sarf etmeleri gerektiğini görebiliyoruz.
2015 İklim Anketi için işletmeleri temsil eden paydaşlar, sivil toplum kuruluşları ve akademik çevrelerden uzmanlar COP21 beklentilerinin yanı sıra 2015 sonrası iklim değişimi stratejileri ve çeşitli aktörlerin rollerine ilişkin bilgi verdiler.
69 ülkeden uzman paydaşların fikirlerinin alındığı çalışmada, 2009’dan beri özel sektöre olan bakışın oldukça değiştiği ortaya çıkıyor. İklim değişikliği konusunda Unilever, Tesla, IKEA, Google, General Electric ve Walmart kurumsal liderlik anlamında paydaşlar tarafından şampiyon olarak görülüyor. Son 5 yılda çözüm geliştirme konusunda en çok katkıyı sağlayan şirket ise Unilever oldu ve birinci sıraya yükseldi. 2009 yılında birinci sırada General Electric olduğu ve BP ile Shell’in de listede yer aldığı göz önünde bulundurulursa iklim değişimi liderliği konusunda kurumsal düzenin oldukça değiştiği söylenebilir. GlobeScan’de Sürdürülebilirlik Direktörü Eric Whan, konuyla ilgili olarak “Paris’ten çıkacak olan sonucun, bilim çevreleri tarafından gerekli görülen yeterliliğe sahip olması beklenmiyor. Fakat çıkan sonuç ne olursa olsun, küresel çözümlerin en az hükümetler kadar özel sektör tarafından gelmesi bekleniyor. Bu konudaki baskılar yüksek ve bu zorluğun üstesinden gelmeyi başaran şirketler, 20 yıl sonrasında büyüyen ve gelişen şirketler olacaklar.” dedi.
Yenilenebilir enerji ve teknolojik inovasyona yatırım, iklim değişikliği liderliği algısını anlayabilmek için en çok başvurulan iki kriter olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, bu iki konudaki girişimlerin çözüm geliştirmeye bağlılığı en gerçekçi şekilde temsil ettiğine inanıyor.  
En etkili çözümler konusunda farklı coğrafyalardan farklı fikir birlikleri ortaya çıkıyor. Avrupalı uzmanlar (%35) makro seviyede iklim değişikliğine makro seviyede çözüm olarak yasal düzenlemeleri gösterirken, Kuzey Amerikalı katılımcılar (%38) ekonomik araçları daha önemli görüyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise kamu eğitimi gibi davranışsal yaklaşımlar öne çıkıyor.

SHARE: READ MORE

6 November

Davetlisiniz: True Cost Belgesel Gösterimi

Moda endüstrisini farklı bir açıdan ele alan True Cost belgeseli, S360’ın sponsorluğuyla izleyicilerle buluşuyor! Belgeselde, People Tree isimli moda grubunun kurucusu Safia Minney’in dünyanın farklı bölgelerinde moda dünyasının etkilerini araştırdığı yolculuktan yola çıkarak kıyafetlerimizle ilgili farklı bir hikaye konu ediliyor. Giydiğimiz kıyafetlerin ve onları üreten insanların öykülerini ele alan belgesel, moda endüstrisinin dünyaya ve insan hayatına etkileri eleştirel bir bakış açısıyla anlatıyor. Giydiğimiz kıyafetler yıllar geçtikçe daha ulaşılabilir ve uygun fiyatlı hale gelse de çevre ve insan üzerindeki etkileri önemli ölçüde artıyor. “True Cost” etikette yazmayan noktaların üzerindeki perdeyi kaldırıyor ve biz tüketicileri kıyafetlerimizin gerçek bedelini kimin ödediğini düşünmeye davet ediyor. Hızlı modaya olan bakış açımızı değiştirecek True Cost gösterimini kaçırmayın! True Cost/Gerçek Bedel’in ikinci kez 22 Kasım'da Şişli Kent Kültür Merkezinde saat 17.30'da Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali‘nin kapanış filmi olarak gösterilecek; bekliyoruz!

İlk Gösterim

Tarih: 21 Kasım Cumartesi 19.45-20.45

Yer: Caddebostan Kültür Merkezi

Kapanış Filmi

Tarih: 22 Kasım Pazar 17.30-18.30

Yer:  Şişli Kent Kültür Merkezi

SHARE: READ MORE

6 November

Gıda Şirketleri İçin Sürdürülebilirlik Üzerine 6 İpucu

Bu seneki Dünya Gıda Günü’nün odak noktası kırsal alandaki yoksulluk döngüsünü kırmaktı. Artan küresel nüfus, beraberinde gıda talebindeki artışı da getirdi. Bu durum nedeniyle gıda şirketlerinin, çiftçileri ve temel sanayi üreticilerini korumayı da hedefleyen ‘tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik’ kavramını gündemlerine yerleştirmeleri zorunlu bir hal aldı.

İş ortağımız DNV-GL'in katkılarıyla Guardian Sustainable Business gıda şirketlerine kurum tarafından içselleştirilmiş bir sürdürülebilirlik stratejisi kurmak, tedarik zinciri entegrasyonu ve tüketicilerin sürdürülebilirlik taleplerini karşılayabilmek için ipuçları hazırladı. Gıda Bilimi ve Teknolojileri Enstitüsü (IFST) büyük gıda şirketlerini bir araya getiren bir sempozyum düzenleyerek, paydaşların gıda şirketlerinden beklentilerini ölçtü. Buna göre kurum çapında uygulanan sürdürülebilirlik stratejileri, tedarik zinciri entegrasyonu ve müşteri memnuniyeti gibi kriterler değerlendirildi ve gıda şirketlerinin sürdürülebilirlik politikalarını belirlerken dikkate alabilecekleri 6 ipucu ortaya çıktı. Buna göre güvenilir iletişim, izlenebilir tedarik zinciri, sektörel işbirlikleri ve bilgi ve deneyim paylaşımı, tüketici sağlığını gözeten uygulamalar ve bilinçlendirme çalışmaları, her kararın ekonomi, çevre ve toplum dikkate alınarak alınması, fiyat yerine değer odaklı olma gibi noktalar gıda şirketlerinin en çok özen göstermesi gereken konular. 

Temel tartışma konularından bazıları; gıdanın üretim ve tedarik süreçlerinden kaynaklı israflar, genetik değişiklikler, yakında gerçekleşmesinden korkulan gıda kıtlığının üstesinden gelmek için geleneksel gıda üretim yöntemleri teknolojiyle nasıl desteklenebilir, enerji fiyatındaki dalgalanmanın, petrol kaynaklarının azalmasının ve ticaret yollarının değişmesinin tarım üzerindeki etkileriydi.

Sürdürülebilir işletme olarak, stokçularınızı ve nihai tüketicileri sizin tedarik zincirinizin güvenilir olduğuna nasıl ikna edersiniz? Tüketiciler neden diğer ürünlerdense sizin ürünlerinizi tercih etmeli? Tüketici olarak bir ürünün tam olarak aradığınız ürün olduğunu nereden bileceksiniz?  Adil Ticaret ya da DNV GL sertifikalı bir ürün aldığınızda bu aslında ne anlama gelir?

1.    Güvenilir İletişim

Kendi değerlerinizle liderlik edin.  Değerlerinizi marka amacınızla birleştirmeli,  organizasyonunuzun sürdürülebilir strateji ve iletişimine dayandırmalısınız.

Ne yönettiğinizi ölçün. Paydaşlar söylemlerinizin kanıtlarla desteklenmesini isterler.

Tüketiciler bir yandan şirketlere giderek daha az güvenirken, şirketlerden beklentileri büyüyor. Paydaşların sizin söylemlerinize inanmasını beklemek yerine, değerlerinizin sürdürülebilirlik temelli olduğunu keşfetmelerine izin verin. Örnek olarak paketlemedeki azalım, daha kaliteli ya da daha besleyici ürünler verebiliriz.

2.    Üçlü Kar Hanesini (Toplum, Ekonomi, Çevre) Unutmayın

Verimliliği arttırmak için, sürdürülebilirlik girişimlerine yaklaşımınızda, çevresel ve sosyal faydalar dışında aynı zamanda yatırımdan sağlanacak olan getiriyi de dikkate almalısınız. Birçok organizasyon sürdürülebilirlik girişimlerinin sadece gayri maddi getirileri üzerine odaklanıp, kendi sürdürülebilirlik performansları ve finansal başarı arasındaki bağlantıyı kuramıyorlar.  

3.     İzlenebilirlik: Çizgiyi Nerede Çekmelisiniz?

Büyük ve karmaşık tedarik zincirlerinde görünürlük zordur. Paydaşlar üreticilerden ve perakendecilerden giderek daha fazla izlenebilirlik talep ediyor. Peki çizgi nerede çekilmeli?

Bazıları ikinci kategori tedarikçilerinde çizgiyi çekerken, bazıları ise bütün aracıları çıkartıp tedarikçilerle direkt ilişkiler kurmaktan yana. Denetimi arttırmak dikey entegrasyon gıda kalitesi ve izlenebilirliğini arttırmak için yararlı bir uygulama; fakat ticari denge ve değer bazlı yaklaşımın önemi de yadsınamaz.

Tedarik zincirinde her sürdürülebilirlik girişimi için sorulması gereken sorular var: Bu uygulama ticari açıdan faydalı mı? Giderleri azaltabilir mi? Şirket itibarına ilişkin risklerin yönetiminde yardımcı olabilir mi? Eğer cevap hayır ise, şirket bu uygulamayı başka gelirlerle desteklemeyi kaldırabilir mi?


4.    İşbirliği Yapın

Bazı problemler tek başınıza üstesinden gelmek için çok zordur; bu nedenle başkalarıyla – özellikle tedarikçilerinizle – işbirliği yapmak herkes için daha kazançlı sonuçlar doğurur. Teknik bilgi ve kaynakları paylaşarak organizasyonlar tedarikçilerinin sürdürülebilirlik girişimlerini daha kısa zamanda gerçekleştirmelerine yardım edebilirler, sonuçta iki taraf da faydalanır.

5.    Fiyat Ve Maliyet Arasındaki Farkı Bilin

Tedarikçinizle ilişkinizi bir ürünün alımından ibaret görürseniz sadece fiyat odaklı karar verirsiniz. Tam tersine ilişkinizi ortaklık olarak görürseniz, daha değer odaklı olursunuz.

Büyük resmi gözden kaçırmayın: Sadece fiyat odaklı satın almak daha karlı gözükse de, uzun vadede maliyetiniz yönetim giderleri, denetleme giderleri, değerlerinizi paylaşmayan tedarikçilerle anlaşmazlıkların doğurduğu giderler anlamında daha fazla olacaktır. Sizin değerlerinizi paylaşan az miktardaki saygıdeğer tedarikçilere daha yüksek bir fiyat ödemek,  uzun vadede daha kazançlı.

6.    Konu Sağlığa Geldiğinde Tüketicinin Tercihini Dikkate Alın

Sağlıkla ilgili endişeler, yüksek miktarda şeker, doymuş yağ ve tuz içeren gıda ürünlerin satışının sorgulanması şeklinde sıkça gündeme geliyor. Perakendeciler, raflarından sağlıksız ürünleri tamamen kaldırarak tüketicilerin seçim şanslarını kısıtlayamazlar. Peki, bunun çözümü ne olabilir?

Ürünlerin sağlığa etkilerini iyileştirerek üreticiler ve perakendeciler tüketicileri seçime zorlamak yerine, seçimi onlar için perde arkasında yapıyorlar.

Sürdürülebilirlik, beraberinde zorlukları ve fırsatları birlikte getiriyor. Gelecekteki çözümlerin birçoğu akademisyenler, perakendeciler, sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumları arasındaki sorumlu işbirliğinden doğacak.

SHARE: READ MORE

6 November

Küresel Isınmayla Mücadeleye Beyaz Saray’dan Destek

Johnson & Johnson, Procter & Gamble, Nike ve Ikea gibi 68 küresel şirket daha ABD Başkanı Barack Obama öncülüğünde “American Business Act on Climate Pledge” anlaşmasının orijinal 13 imzacısına katılarak, iklim değişikliği konusunda daha sert tedbirler almaya ve bu sene sonunda Paris’te yapılacak olan küresel iklim anlaşması öncesi özel sektörün desteğini göstermeye söz verdiler. Sponsorluğu Beyaz Saray tarafından yapılan bu anlaşmanın yeni imzacıları anons edildikten sonra, Başkan Obama Jonhson & Johnson, Intel, Hershey’s, Berkshire Hathaway Energy ve PG&E şirketlerinin CEO’larının ve bazı tedarikçilerinin katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantıda şirketlerin karbon salımlarını nasıl azaltabilecekleri tartışıldı.

Financial Times’ın haberine göre, Anlaşmayı imzalayan 81 şirket arasında birkaç enerji şirketi bulunsa da, ExxonMobil ve Chevron gibi büyük petrol ve doğalgaz şirketlerinin imzacılar arasında bulunmadığı gözlerden kaçmadı. Johnson & Johnson CEO’su Alex Gorsky, anlaşmaya katılan kurumsal şirket sayısının yüksek olmasının, Paris’teki konferansta bir anlaşmaya varılması için çok önemli bir faktör olduğunu belirtti. Gorsky ayrıca ne kadar çok şirket birlikte çalışırsa, hareketin dünyada yaratacağı etkinin bir o kadar fazla olacağını ekledi.

ABD yetkililerinden biri, “En eski eleştirilerden biri, iklim değişikliği konusunda harekete geçmek için özel sektördeki işletmelerin rekabet avantajlarını ellerinden almanın şart olduğudur.(iklim değişikliği konusunda harekete geçmek için özel sektördeki işletmelerin rekabet avantajlarını ellerinden almanın şart olduğu yapılan en eski eleştirilerden biri fakat) Bu küresel şirketlerin bugün verdikleri vaatler ve uluslararası bir anlaşmayı destekleyen sesleri, bu eleştirinin geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor.” dedi.

Şirketlerin anlaşmayı imzalayarak verdikleri sözlerden bazıları şöyle:

İkea, 2020 yılına kadar küresel olarak tükettiği kadar yenilenebilir enerji üretmeye,

Johnson & Johnson 2050 yılına kadar karbon salımlarını %80 azaltmaya,

Dell 2020 yılına kadar sera gazı salımlarını 2012’ye kıyasla %50 azaltmaya ve yenilenebilir enerji alımını en az %50 arttırmaya,

PG&E 2020 yılına kadar müşterilerine %60’dan fazla karbonsuz elektrik sağlamaya,

Nike 2025’e kadar bütün fabrikalarında %100 oranında yenilenebilir enerji kullanmaya,

Siemens küresel karbon ayak izini 2020’ye kadar %5 azaltmaya ve karbon salımlarını 2030’a kadar tamamen sıfırlamaya söz verdi.

SHARE: READ MORE

6 November

BİST Sürdürülebilirlik Endeksi'nin Yeni Şirketleri

Borsa İstanbul'da işlem gören ve kurumsal sürdürülebilirlik performansları üst seviyede olan şirketlerin paylarından oluşan BIST Sürdürülebilirlik Endeksinde Kasım 2015- Ekim 2016 sonuçları açıklandı!

4 Kasım 2014 tarihinden beri hesaplanmakta olan  Sürdürülebilirlik Endeksi’nin nihai hedefinin Borsa İstanbul şirketlerinin sürdürülebilirlik konusundaki anlayış, bilgi ve uygulamalarının artırılması olduğu söylenebilir. Bu hedefe ulaşabilmek ve bunu kitlelere anlatabilmek için oluşturulan Sürdürülebilirlik Endeksi ise belirli değerlendirme kriterleri sonucunda somut bir gösterge sunuyor. Şirketlerin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim konularındaki gelişimini birlikte değerlendiren Endeks, böylece sürdürülebilirliği yeni ve aynı zamanda birleşik bir performans kriteri olarak da sunmuş oluyor.

İlk değerleme dönemi olan Ocak-Mart 2014 döneminde BIST 30 endeksinde yer alan şirketler değerlemeye tabi tutulmuştu, 2015 yılından itibaren değerlemeye alınacak şirketler listesi ise BIST 50 endeksi şirketlerine genişletildi.

UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Argüden, BİST sürdürülebilirlik Endeksi ile alakalı olarak “Sürdürülebilirlik Endeksi şirketlerin daha derin ve kapsayıcı değer yaratmalarına destek olacak, bu sayede Türkiye sermaye piyasaları kalıcı ve sürdürülebilir gelişim yaşayacaktır. Endeks, sürdürülebilirlik bilincinin ve iyi uygulamaların iş dünyasında yayılmasına da katkı sağlayacaktır.” yorumlarını yaptı.

02.11.2015 tarihinden itibaren Endekste yer alacak şirketlerin listesi şöyle:

Akbank

Aksa Enerji

Anadolu Efes

Arçelik

Aselsan

Brisa

Coca Cola İçecek

Doğuş Otomotiv

Ereğli Demir Çelik

Ford Otosan

Garanti Bankası

İş Bankası

Koç Holding

Migros Ticaret

Petkim

Sabancı Holding

Saf GMYO

TSKB

TAV Havalimanları

Tofaş Oto Fabrikaları

Türkcell

Tüpraş

Türk Hava Yolları

Türk Telekom

Ülker Bisküvi

Vakıflar Bankası

Vestel

Yapı ve Kredi Bankası
 

SHARE: READ MORE

16 October

BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve Ortak Değer

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG’ler), BM tarafından yaşadığımız dünyayı ve toplumu geliştirmek amacıyla belirlenmiş ve bütün ülkeler için geçerli olan 17 hedeften oluşuyor. Bu hedefler iklim değişikliği, sağlıklı yaşam ve dünyadaki yoksulluk sorununun çözümünü içeriyor. Bu sorunlara cevap geliştirmek çoğu şirket için çok kazançlı kapılar açabilir; yeni pazarlar, yeni müşterilerin ihtiyaçları gibi. Bununla beraber, şirketlerin ortak değer yaratmaları için de bir fırsat. İş ortaklarımızdan Shared Value Initiative bu hedefler doğrultusunda şirketlerin gerçekleştirdiği başarılı uygulamaları seçti. 

Hedef 2. Açlığın sona erdirilmesi, gıda güvenliği ve daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması; sürdürülebilir tarımın desteklenmesi

Kırsal alanlarda, çiftçiler çoğu zaman kaliteli bir ürün üretmek için gereken bütün kaynakları bulamazlar. Bu nedenle Jain Irrigation (Forbes listesinde 7 numara) suyu daha verimli kullanabilmek için geliştirdiği, eskisine oranla %70 daha az su kullanan sulama sistemleri ile Hindistan’daki binlerce çiftçinin tarlalarından aldığı verimi arttırdı.

Hedef 3. Sağlıklı yaşamların güvence altına alınması ve her yaşta esenliğin desteklenmesi

Sağlık sektöründeki şirketler de dikkatlerini, son yıllarda özellikle kırsal alandaki pazarlarında genel sağlığı ve refahı arttırmaya yoğunlaştırdılar.

Novartis (9 numara) Hindistan’ın uzak köylerindeki yerel insanları, toplumu sağlık, hastalıkların önlenmesi ve tedavisi konusunda eğitiyor. Bu sayede 3 milyon kişi sağlık eğitimi alırken, 200,000 kişi de tedavi gördü.  

Hedef 4. Kapsayıcı ve eşitlikçi, nitelikli eğitimin güvence altına alınması ve herkes için yaşam boyu öğrenimin desteklenmesi

Şirketlerin yetenek havuzundan talep ettiği beceri çeşitliliği arttıkça, eğitim ve istihdam arasındaki tek köprünün devlet olamayacağı açıklık kazandı. Gün geçtikçe şirketlerin bu alanda çalışmalarını arttırdığını görüyoruz. Örneğin Intel (39 numara) bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik eğitimlerinin geliştirilmesi için yıllık 100 milyon dolardan fazla yatırım yapıyor.

Hedef 9. Dayanıklı altyapıların inşası, kapsayıcı ve sürdürülebilir sanayileşmenin desteklenmesi ve yenilikçiliğin güçlendirilmesi

SKH’lerde de belirtildiği gibi fiziksel ve dijital altyapı, ekonomik gelişmeyi destekler. Bunun farkında olan teknoloji ve telekomünikasyon şirketleri, Vodafone örneğinde de görüldüğü gibi, yeni pazarlardan en çok yararlanmakta olan sektörler arasında. Vodafone, (1 numara) yerel ortağı Safaricom ile birlikte geliştirdiği mobil para hizmetleri ile Kenya’da 400 milyon yeni müşteriye ulaştı. Google (2 numara) ise sürekli olarak SpaceX, Project Loon ve Google Fiber gibi altyapı geliştirici yatırımlarda bulunmaya devam ediyor.

Hedef 11. Şehirlerin ve insan yerleşimlerinin kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılınması

Cemex (16 numara) Meksika merkezli, Latin Amerika’da ev sorununu iyileştirmekte olan bir çimento şirketi. Yenilikçi iş modelleri sayesinde düşük gelirli tüketicilerine finansman ve material sağlayıp bir yandan da yerel çalışanları satış ve dağıtım kanallarına entegre ediyorlar. 2000 yılından beri, program bir milyon düşük gelirli insanın evlerini iyileştirme imkanı sundu, 350,000’den fazlasını da kendi evlerini inşa etmek için cesaretlendirdi.

Hedef 12. Sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarının güvence altına alınması

İklim değişikliğinin getirdiği yüklerle, tüketiciler her geçen gün satın aldıkları ürünlerin sürdürülebilirliği ile daha çok ilgileniyorlar. Birçok şirket bu ihtiyaca cevap verirken, aynı zamanda doğa dostu ürünler de üretmiş oluyor. Bunların arasında Nike’ın (37 numara) üretim atıklarını %80 oranında azaltan yeni tasarımlarını ve Patagonia’nın (24 numara) organik pamuk, etik ve adil ticaret prensipleri ile üretilmiş ürünlerini sayabiliriz.

Birçok işletme liderleri bu SDG’ler kamunun ve yardım organizasyonlarının işi olarak görüp umursamayacak, fakat yukarıda örneklerdeki gibi zeki ve stratejik düşünebilen liderler, önümüzdeki 15 yılın gerçek iş potansiyellerinin bu hedeflerin içinde yattığını anlayacaklar.

SHARE: READ MORE

16 October

Yerinizi Bir Robot mu Alacak?

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren ve tam olarak ekonominin inovasyondan gelen makinalar ile gelişmesi, çalışanların işinden yabancılaştığını görebiliyoruz. Korkulan olur mu? Makinalar insanların yerine çalışabilir mi? Bu ilerleyen süreçten o zamanın felsefesi bundan çok ilham alıp makinaların insanlara üstünlüğünü anlatıyorlardı: Descartes, Sartre, Kant, Marx gibi dünyada tanınmış yazarların bu konuda çok derin düşünceleri insanları çok etkilemiştir. Bu etki insanlarda toplumun makinalaştığını üretim ve tüketim düzeyinde sunulan yaşam makinasız olamaz diye algı yaratıyor. Bunu sinemada en iyi özetleyen Charlie Chaplin’in yönettiği ve başrolünde oynadığı Asrı Zamanlar filmi, üretimin makinalaştığını ve bunu insanlarda yaratan etkiyi anlatmaya çalıştı. 

BBC bu konuyu değerlendirdi ve Oxford Universitesin’den Michael Osborne ve Carl Frey hazırladığı The Future Of Employment: How Susceptible Are Jobs To Computerisation? raporunu kullanıp, Birleşik Krallık ve Deloitte UK’nin verdiği verileriyle haber hazırladı. Osborne ve Frey’in metodolojisi ABD emek piyasası bazında çalıştılar ve mesleklerin 9 kilit becerisiyle hesaplandı : sosyal anlayış, pazarlık, ikna gücü, insanları desteklemek ve bakmak, güzel sanatlar, zihin-kas koordinasyonu, el beceriklilik ve dar alanda çalışma zorunda olmak. Bu becerileri otomatikleşme derecesi ile hesapladılar. Askerler ve politikacılar mesleğini göze almayan bu araştıma diğer mesleklerin ünlemlerini çok ayrıntılı bir şekilde bulabilirsiniz ve haberde mesleğinizi bulup robotların işinizi yapabilme kapasitesini hesaplayın. BBC ve araştımaya göre telefon satıcıları, daktilo ile çalışanlar, yasal sekreterler, mali tablo yöneticileri, postane memurları gelecek senelerde otomatikleşmiş mesleğe dönüşebilir. Tersine otel yöneticisi veya sahibi, (Publican or manager of licensed premises) okul müffetişleri, dil terapisti ve toplumsal hizmet yöneticileri ise teknolojiden uzun vadede korkmamalı. Haberin sonucunda Birleşik Krallığın mevcut durumdaki mesleklerin yüzde 35′in yirmi yıl içerisinde robotların yapabilceğini iddia ediyor. 
 
 

SHARE: READ MORE

16 October

2015 Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi Açıklandı

1999 yılından itibaren başlayan Dow Jones Sustainability Index (DJSI) ekonomik, toplumsal ve çevresel performansları değerlendirip uluslararası şirketleri sürdürülebilir kriterlerine göre ödül veriyor. 2012′den itibaren S&P Dow Jones Indices ve RobecoSAM ile işbirlikle çalışmaya başladı ve şirketleri değerlendirme seviyesinde daha fazla ün kazanmış oldu. Bu değerlendirme şirketler için de önemsedikleri bir endeks çünkü bugünki çokuluslu şirketler sundukları mal ve hizmetleri ile topluma ve çevreye daha faydalı olma amacında.  


Bu sene 3400′e aşkın çokuluslu şirketler RobecoSAM’s Corporate Sustainability Assessment’a katıldı. Bu değerlendirme şirketleri sektör sektör ayırıp o sektörlerde liderleri belirliyor. Haber, bazı önemli gelişmeler bu yılki incelemede RobecoSAM tarafından izlendi. Şirketler kurumsal yönetişimleri ve (code of conduct) ile sürdürülebilirliğe uyum politikasında en iyi ortalamaları alırken, operasyonel eko-verimlilik ve insan sermayesi gelişiminde geride kaldı. Ayrıca, 2014 göre en yüksek gelişmeler, sosyal ve çevresel raporlama kriterlerinin daha sıkı olması ve RobecoSAM’a göre bu evrim piyasanın olgun olduğunun işaretidir. RobecoSAM sanayi liderlerinin önemli bir ilerleme böylece vurguladı: Ecza sektöründe liderlik yapan Roche Holding Afrika’da, Güney Amerika’da ve Asya’da yerel kurumlar ve ortaklılar ile bu bölgelerde hastalara erken teşhis etmek amacında. Gıda sektöründe öncülük yapan Unilever’ın ürünlerin hepsi gıda standartlarına uygun üretiliyor, ayrıca haber Unilever’ın beslenme ürünleri 55 milyon kişi için diete yardımcı olduğunu belirtiyor. (chemicals) sektörü ise iklim değişikliği, operasyonel eko-verimlilik, insan sermaye gelişimi ve iş sağlığı ve güvlenliğe sorunlarıyla karşı karşıya. Akzo Nobel şirketi 2013′den itibaren iç ve dış paydaşlarıyla sürdürülebilir strateji uyguladı ve bugün şirketin tedarik zinciri ile bütünleşmiş durumda. Ek olarak ekolojik label sahibi olan ürünlerinden elde ettiği gelirler yükselişte: 2012′de yüzde 22 payında bulunan ürünler, 2014′de 24′de yükseldi. Medya sektöründe lider konumunda olan Telenet Group Holding NV medya endüstrisinin çevresel, demografik ve yasal sorunlara çözüm bulduğunu göstermekte. “Linking Environment and Profit” programı ile sürdürülebilirliğin şirket ve müşterileri için çok önem taşıdığını göstermek istiyor. Telecom sektöründe ise KT Corp’un liderliği ile enerji yönetimi ve kaynakları verimli bir şekilde kullanmada öncülük yapıyorlar. Otomobil sanayisinin BMW’nin önüne geçen Volkswagen AG ARGE politikası ile yeni jenerasyon bir motor modeli üretmek istiyor ve bu hedefi 2019 olarak belirledi. Bu motor daha verimli, alternatif beygirli ve çevreyle daha uyumlu bir üretim isteyen bir araba yaratmanın amacında. Son olarak enerji sektöründe DJSI Thai Oil Company’yi lider olarak gösterdi ve bunu çalışanların işyerinde gelişmelerinin altını çizdi.

SHARE: READ MORE

16 October

İklimi Düşünmeyen CEO’lara Artık Dava Açılabilir

İklim değişikliği, artık sadece kurumsal sosyal sorumluluk adı altında geçiştirilebilecek bir etik meselesi değil, işletmelerin operasyonları ve gelecek planları üzerinde direk etkisi olan bir problem haline geldi. The Guardian’da yayınlanan habere göre, iş dünyasının genel kabul gören kısa vadeli düşünme biçimi değişmekte, eğer yöneticiler bu değişime ayak uydurmazlarsa artık onlara dava açabilirsiniz! Shell, kutuplardan çekilirken, Mars, Unilever, Kellogg, Nestlé ve diğer şirketlerin CEO’ları dünya liderlerine yazdıkları mektuplarda karbon salımlarını azaltmak için açık, bilimsel ve uygulanabilir hedefler talebinde bulundu. Goldman Sachs, kömür fiyatlarının son zamanlardaki düşüşünün büyük ihtimalle hiçbir zaman düzelmeyeceğini duyurdu. Diğer yandan, Volkswagen ile Dünya yeni bir kurumsal skandalla karşı karşıya kaldı. Dünyanın en büyük şirketleri ve liderleri, operasyonel riskleri ile çevresel risklerin birbirine paralel gittiğinin farkındalar. Geçtiğimiz hafta Bank of England’dan Mark Carney, sigorta sektörününe, acilen iklim değişikliği risklerine karşı ürünler geliştirmeleri yönünde sert bir uyarı yaptı. Katrina kasırgasından sonra iklim değişikliği risklerini göz ardı ettikleri için fosil yakıt şirketlerine dava açılabilmişti. Şimdiyse, bu kararlardan sorumlu yöneticiler için dava açılabilmesi konusu gündeme geldi.  

Bu risklerin içinde olağanüstü hava koşulları nedeniyle mal varlıklarının görebileceği fiziksel hasarlar, düşük karbonlu ekonomiye geçiş sırasında şirketlerin karşılaşacağı fosil yakıtların değerini kaybetmesi gibi, ‘geçiş riskleri’, ve iklim değişikliği sonucu zarar görecek insanların buna sebep olan kurumlardan talep edeceği tazminatlar gibi yükümlülük riskleri var.

Fakat işletmelerin karşılaşacağı riskler sadece bunlarla sınırlı değil. İklim değişikliğinin getirdiği riskleri ve fırsatları görmezden gelen yöneticiler ve onların danışmanları, yakın zamanda kendilerini mahkemede bulabilir. Eğer iklim değişikliğinin etkisini yönetmeyi başaramazlarsa, yöneticiler paydaşlarının kayıpları için kişisel olarak sorumlu tutulabilecekler. Bunun bir örneği, olağanüstü hava olayları ve iklim değişikliği arasındaki güçlü bağı gösteren araştırmaların Katrina kasırgasından etkilenenlerin fosil yakıt şirketlerine karşı dava açabilmeleri için zemin oluşturması. Buna benzer davaların devamı gelecek gibi gözüküyor.

Haberin asıl can alıcı noktası, davaların sadece fiziksel olarak etkilenenlerden değil, şirketlerden finansal çıkarları olanlardan da gelebilecek olması. İklim değişikliğinin sonuçları bütün büyük şirketlerin operasyonlarını ve buna bağlı olarak da finansal performanslarını etkileyecek, bu nedenle artık çevreyle ilgili riskler aynı zamanda finansal riskler haline gelmiş durumda. Şirket yöneticilerinin bu konuyla ilgili şu anki kararları, şirketlerinin gelecekteki performanslarını da etkileyecek. Buna bağlı olarak yatırımcılar da yöneticilerden, çevreyle ilgili risklerin de finansal risklerle aynı özenle yönetilmesini bekliyorlar. Buna ek olarak, eğer şirketlerini bu beklentiler doğrultusunda yöneltmezlerse, sadece kurumsal şirketler değil, yöneticiler de yöneticilik görevlerini yerine getirmemekle suçlanabilecekler.

2006 yılındaki “The Companies Act” tarihte ilk defa yöneticilerin görevlerini yasal bir çerçeveye soktu. Şirket yöneticileri “her kararlarının uzun vadedeki muhtemel sonuçlarını düşünerek şirketin başarılı olmasını desteklemek” durumundalar. Bu nedenle iklim değişikliğini görmezden gelmek, yasal olarak onları suçlanmaya açık bırakabilir.

Kısacası, artık şirketlerinin itibarini ve finansal varlıklarını korumak için yöneticilerin hesaba katmaları gereken başka zorluklar da var. ‘Geleneksel’ işletmelerin iş modellerini tekrar gözden geçirmeleri gerekiyor, çünkü ‘geleneksel’ tanımı değişiyor.

SHARE: READ MORE

16 October

Türkiye İçin Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları

Sera gazı salımlarının sanayi devrimi ile artışı sonucu 1880 yılından 2012 yılına yeryüzü sıcaklığı ortalama 0,85°C arttı. Bu durum beraberinde küresel iklim sistemindeki bozulmaları getirdi.  En bilinen sera gazlarından CO2’in  yine sanayi devriminden 2012 yılına atmosferdeki birikimi yaklaşık 280 ppm (Parts per million, milyonda bir)’den  380 ppm’e yükseldiği belirlenmiş. Bilim insanları yıllardır atmosferdeki CO2 seviyesinin 350 ppm altına düşürülmesi konusunda devlet politikasına yön verenleri uyarıyor fakat tüm bu uyarılara rağmen ABD Hükümeti’ne bağlı Ulusal Okyanus ve Hava Dairesi (NOAH) Twitter sayfasında havadaki CO2  emisyonunun 400 ppm dolaylarında olduğunu duyurdu. Bu seviye aynı zamanda yeni rekor anlamı taşıyor.



İngiltere Meteoroloji Dairesi'nin yaptığı bir araştırma ise 2015-2016 yıllarının tarihte kaydedilen en sıcak yıllar olabileceğinden bahsediyor ve yine 2015 yılı için İngiltere Meteoroloji Dairesi'nin İklim Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof Stephen Belcher, “Doğal oluşumların küresel sıcaklıkları etkilediğini biliyoruz ancak bu yıl şimdiye kadar gördüğümüz yüksek sıcaklıklar, sera gazlarının devam eden etkisine işaret ediyor. Gelecek yılın da aynı derecede sıcak olması olası. İklimimizin değişmeye başladığı açık” açıklamasında bulundu.
Bilim insanları iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin azaltılması için yeryüzünde meydana gelecek artışın 2°C ile sınırlandırılması gerektiğini ve 2°C’nin üstüne çıkma ihtimalinde bütün ekosistemlerin ve insan topluluklarının geri dönüşü mümkün olmayacak etkilerle karşı karşıya kalacaklarını belirtiyorlar. Ayrıca 2°C hedefi 2010 Cancun Anlaşmaları ile bütün ülkelerce kabul edilmiş ve hala emisyon azaltım müzakereleri bu hedef doğrultusunda yapılıyor. Bu hedefin tutturulması için, son 150 yıl içerisinde yüzde 40 artışla 280 ppm’den 400 ppm’e yükselen atmosferdeki CO2  oranının 450 ppm seviyesini aşmaması gerekiyor.

Bu doğrultuda 2015’in Aralık ayında Paris’te yapılacak İklim Zirvesi öncesinde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu  Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf  195 ülke ve Avrupa Birliği, 2°C hedefine ulaşmak, ekosistemleri ve toplumları iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korumak için sera gazı emisyonlarının artışındaki tarihsel sorumlulukları ve mevcut kapasiteleri uyarınca ulusal katkılarını belirlemeye davet edildi. 21. Taraflar Konferansı (COP21) 2020’den sonra Kyoto Protokolü’nün yerini alması bekleniyor. Kyoto Protokolü’nün ana amacı, atmosferdeki sera gazı  yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak olarak belirtilmiş.

Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’nin başkanlık ettiği İklim değişikliği ve Hava yönetimi Koordinasyon Kurulu’nda alınan karar çerçevesinde Türkiye, 2030 yılında %21’e kadar sera gazı emisyon azaltımı yapabileceğini Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine bildirdi.

Türkiye iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarında tarihsel süreçte ve günümüzde de en büyük kirleticiler arasında değil fakat 1990-2013 döneminde Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını %110,4 arttırdığı biliniyor ve Eylül ayında BM'ye sunulan ulusal katkı metnine (INDC) göre bu artışın hızlanarak devam edeceği öngörülüyor. Türkiye'nin ulusal katkısında, 2030 yılına kadar sera gazı emisyon artışının, emisyon azaltım senaryosu altında bile 1990-2013 dönemine göre %25 oranında hızlanarak devam edeceği belirtiliyor. 

Tüm bu ikilemlere çözüm olarak WWF-Türkiye ve Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi  işbirliğiyle hazırlanan “Türkiye için Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları ve Öncelikleri” raporu yayımlandı. Rapor Türkiye’nin karbon emisyonlarını azaltabileceğini ve bu azaltma sürecinde ekonomik büyümenin de devamlılığın mümkün olduğu gösteriyor.

Raporda yanıt aranan başlıca sorular ise şunlar;

1. Türkiye’nin 2°C hedefi kapsamında belirlemesi gereken emisyon azaltım hedefi ne olabilir? Türkiye’nin Paris öncesi açıklaması beklenen INDC hedefi, düşük karbonlu kalkınma anlayışı çerçevesinde nasıl belirlenebilir?

2. Gerekli emisyon azaltımını gerçekleştirebilmek için nasıl bir politika paketi uygulanabilir?

3. Söz konusu politikaların makroekonomik göstergeler üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?

SHARE: READ MORE

16 October

Yatırımcılar, Yeşil Tahviller İçin Daha Fazla Ödüyor

Dünyada yeşil tahvil piyasasının harekete geçirilmesi için çalışan yegane kuruluş olan Climate Bonds Initiative (CBI) ortaklığında başlattığımız Türkiye’de Yeşil Tahvil Piyasasının Geliştirilmesi projemiz kapsamında çalışmalarımıza devam ederken, yeşil tahviller de finans sektöründeki yükselişini sürdürüyor. Sürdürülebilir finansman ve sorumlu yatırım alanında son zamanlarda çok konuşulan yeşil tahvillerin satışı, son beş senede 80 milyar doları aştı. Yenilenebilir enerji ya da sürdürülebilir ofisler gibi çevre dostu projelerin finansmanında kullanılan yeşil tahviller sürdürülebilir ve sorumlu finansman aracı olarak giderek yaygınlaşıyor. Forum for Sustainable & Responsible Investment’a göre, 4 trilyon dolardan fazla varlığı yöneten fonlar, portfolyolarına çevresel, sosyal ve yönetimsel (ESG) kriterlerini katmaya başladılar. Şimdi ise, Barclay’s tarafından yayınlanan yeni araştırma sonuçları gösteriyor ki yatırımcılar, yeşil tahvillerden alabilmek için daha çok ödemeye de hazırlar.

Araştırmaya göre, yatırımcılar yeşil tahvil almak için diğer karşılaştırılabilir tahvillere kıyasla yaklaşık 20 baz puanı kadar fark ödüyorlar. Barclay’s analistleri, bu fiyat artışını ekoloji odaklı fonların karşılaştığı yüksek taleplere bağlıyorlar. Bu yüksek taleplere karşılık arzın kısıtlı olması, yeşil tahvillerin fiyatlarını yukarı çekiyor.

Kısaca yeşil tahviller hakkında: 

SEB ve Dünya Bankası tarafından finansal ve çevresel risklerin ve uzun ve kısa vadeli perspektiflerin arasındaki bağlantıyı kurmak için 2007′de geliştirildi. Yeşil tahviller sürdürülebilir yatırımı teşvik etmeyi amaçlıyor. 

- Nasıl? 

- ESG kriterlerini yatırım analizi süreçlerine dahil ederek.



  Yeşil tahvil piyasalarının hızlı gelişimini yukarıdaki grafikten görebilirsiniz. 

Yeşil tahvillerle ilgili daha fazlasını bu bağlantıdan öğrenebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

2 October

Birleşmiş Milletler'in Yeni Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve İş Dünyasının Değişen Rolü

Birleşmiş Milletler'in geçtiğimiz hafta içinde New York'ta toplanan tarihi zirvesinde 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG) iş dünyasının da katılımıyla belirlendi. Yeni hedefler şirketlere hiç olmadığı kadar önemli sorumluluklar yüklüyor. Artık Dünya'ya zarar vermeme ve kurallara uyma taahhüdünün şirketler için yeterli olmadığını söyleyebiliriz. 

Yeni hedefler gıda sektörüne önemli sorumluluklar yüklüyor. 12. Hedef, kişi başına küresel gıda israfını azaltmayı ve üretim ve tedarik zincirleri boyunca yaşanan kayıpları en aza indirgemeyi amaçlıyor. Bu da şirketlerin sürdürülebilir üretimde olduğu kadar tüketimde de farkındalık artırıcı şekilde davranması gerektiğini gösteriyor.  2. Hedef küçük ölçekteki çiftliklerin verim ve gelirinin iki katına çıkmasını, tarım arazilerine güvenli ve eşit erişim sağlanmasını taahhüt ederek,  büyük gıda ve tarım şirketlerine karşı koruyor.   

Enerji sektörünün payına düşen de çok sorumluluk var. Fosil yakıtlar yavaş yavaş terk edilirken, yenilenebilir enerjinin portfolyo payını artırmak bunlardan biri. Herkesin su ve elektrik ihtiyacının karşılanması 6. Hedef ile doğrudan alakalı. Deniz rezervlerinin korunmasını amaçlayan 14. Hedef ise balıkçılık endüstrisini yakından ilgilendiriyor. 

2000-2015 yılları arasında belirlenen Milenyum Kalkınma Hedefleri’ne (MDG) şüpheci yaklaşan çok sayıda kişi var, akademisyenler kadar şirketler  ve STK’lar da BM’nin ülkelerin iradesinden bağımsız hareket edemediği için, yeterli önlemleri alamadığını düşünüyor. SDG’ler anons edilirken, MDG’ler konusunda sağlanan başarılar da kutlandı. SDG’lere şüpheci yaklaşanlar ise özellikle yoksullukla mücadele konusunda, Hindistan ve Çin’deki ekonomik büyümenin BM politikalarından daha önemli bir etken olduğunu söylemeye devam ediyor.Bu anlamda, özel sektöre ve sivil topluma daha önemli roller biçen yeni sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin  daha etkili olması gayet mümkün.  

Yeni Hedefler ve İş Dünyası : 8. Hedef herkes için bir iş, tüm çalışma haklarına uyum ve 2020′ye kadar Neet olarak adlandırılan (eğitim, mesleki eğitim ve iş sahibi olmayan) kesim sorununu çözmeyi amaçlıyor. Ayrıca, ekonomik büyüme ve çevresel bozulmayı" birbirinden tamamen ayırmayı hedefliyor. 9. Hedef olan sürdürülebilir sanayileşme ise, özel sektöre en az gelişmiş ülkelerin kalkınmasında çok önemli bir rol biçiyor. Bu ülkelerin kalkındırılmasındaki payları ise gayrisafi yurtiçi hasıla üzerinden ölçülecek.

Diğer hedefler de iş dünyasını yakından ilgilendiriyor. Avrupa Kalkınma Politikaları Yönetimi Merkezi’nden San Bilan , eski hedefler sorumluluğu büyük oranda devletlere ve uluslararası örgütlere yüklüyordu ve şirketleri ise kalkınma ile ilgili sorunların başlıca sorumlusu olarak gören bir yaklaşımın mirasıydı. Yeni hedefler ise iş dünyasını sürdürülebilir kalkınma konusunda bir ortak gibi görüyor, diyor. İşbirliğini konu alan 17. Hedef  de bu görüşü doğrular nitelikte. 

BM, WBCSD ile birlikte iş dünyasına SDG’lere katkı konusunda yön vermek üzere, çeşitli araç ve KPI’lar içeren rehber bir websitesi hazırladı. 

SHARE: READ MORE

2 October

Ekonomide Daha Çok Kadın, 28 Trilyon Dolar Büyüme Demek

Toplumsal alanda ve ekonomik açıdan kadın ve erkek eşitliğini sağlamak adına yüzyıllardır kaydedilen bütün ilerlemelere rağmen, günümüzde cinsiyet eşitsizliği hala büyük bir sorun teşkil ediyor. McKinsey Global Institute (MGI), hazırladığı “The power of parity: How advancing women’s equality can add $12 trillon to global growth” isimli yeni raporunda, bugüne kadar toplumsal ve etik bir sorun olarak ele alınan cinsiyet eşitsizliğine ekonomik açıdan yaklaşıyor. Rapor kadın erkek eşitsizliğinden kaynaklanan ekonomik etkilere odaklanırken uyarıyor: “dünyada çalışma çağına gelmiş nüfusun yarısını oluşturan kadınlar, ekonomik potansiyellerini tamamıyla gerçekleştiremezlerse, küresel ekonomi uzun vadede zarar görecek.”

Bir bölgede en hızlı gelişen ülkenin büyüme hızının diğer tüm ülkeler tarafından yakalandığı geleneksel bir senaryoda, ülkeler 2025 GSYH’larına 12 trilyon dolar (%11) katkıda bulunuyorlar. Raporun projeksiyonlarına göre ise, kadınların iş piyasasında erkekler ile eşit hak ve fırsatlara sahip olduğu ve potansiyellerinin tamamını gerçekleştirdikleri bir diğer senaryoda, ülkeler 2025 GSYH’larına 28 trilyon dolar (%26) katkıda bulunuyorlar. McKinsey Global Institute’un kadınların erkekler ile eşit fırsatlara sahip olduğu “tam potansiyel” projeksiyonu, bu zamana kadar yapılan diğer araştırmaların projeksiyonlarından iki kat daha fazla ekonomik katkı öngörüyor. Raporda değerlendirmeye alınan 95 ülkedeki kadın erkek eşitsizliğini ölçmek üzere, McKinsey Global Institute 4 kategoride 15 cinsiyet eşitliği indikatörü hazırladı. 95 ülkeden 40’ının cinsiyet eşitliği indikatörlerinin en az yarısından sınıfta kaldığı değerlendirmede Türkiye, işgücüne katılım, liderlik, yasal koruma, kadınların siyasette temsili ve kadına şiddet konularında cinsiyet eşitliğinde sınıfta kalanlar arasında yer aldı.

Raporun diğer bulguları ise şöyle:

Kadınların erkekler ile eşit hak ve fırsatlara sahip olduğu ve potansiyellerinin tamamını gerçekleştirdiği senaryoda öngörülen GSYH’ya 28 trilyon dolarlık katkı, ABD ve Çin ekonomilerinin toplam hacmine denk geliyor.
Kadın erkek eşitliğinin sağladığı ekonomik getiriden, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler faydalanabiliyorlar. İncelenen 95 ülkeden 46′sı, bölgelerindeki en gelişmiş ülkenin büyüme hızını yakaladıkları takdirde GSYH’larını 2025 yılına kadar %10 artırabiliyor. 
McKinsey Global Institute’ün yeni belirlediği Gender Parity Score (GPS), ülkelerin cinsiyet eşitliği konusunda ilerlemelerini ölçüyor. Bölgelerin alabileceği en yüksek puanın 1.00 olarak kabul edildiği değerlendirmede, bölgesel GPS’nin en düşük olduğu yer 0.44 puan ile Güney Asya (Hindistan hariç) olurken, Kuzey Amerika ve Okyanusya 0.74 puan ile GPS’in en yüksek olduğu bölgeler oluyor. MGI, Gender Parity Score değerlendirmesi sayesinde toplumda, toplumun kadına karşı tutumunda ve kadının toplumdaki yeri konusunda yaşanan cinsiyet eşitsizliği ile işyerinde kadın erkek eşitsizliği arasında direkt bağlantı olduğunu kanıtamış oldu. Araştırma, toplumda kadın erkek eşitliği sağlanmadan işyerinde cinsiyet eşitliği sağlamanın mümkün olmadığını belirtiyor ve ekliyor “toplumsal alanda kadın erkek eşitliğinin yüksek olduğu ülkelerin hiçbirinde işyerinde kadın erkek eşitsizliğine rastlamadık.”
Rapor kapsamında MGI, gerekli aksiyonlar alındığı takdirde cinsiyet eşitsizliğinden etkilenen kadınların %75′inin kadın erkek eşitliğine daha da yaklaşabileceği 10 adet “etki alanı” belirledi. Küresel ölçekte görülen etki alanlarını, ekonomik özgürlüğün engellenmesi, ücretsiz işlerde geçen zaman, daha az yasal güvence, siyasette temsil oranının azlığı ve kadına şiddet konuları oluşturuyor. 
MGI’e göre kadın erkek eşitliğinin önüne geçmek için alınması gereken 6 çeşit aksiyon bulunuyor: finansal teşvik ve destek; teknoloji ve altyapı; ekonomik fırsatların sağlanması; kapasite geliştirme; fikir savunuculuğu ve kadına karşı tavrın değiştirilmesi; yasa, politika ve düzenlemeler. MGI, etki alanları ve ülkelerin sosyal ve ekonomik durumları ile ihtiyaçlarına uyarlanabilecek 75 adet olası aksiyon önerisinde bulunuyor. 

SHARE: READ MORE

2 October

Tüketiciler “Anlamlı” Markalar İçin Daha Çok Harcıyor

Anlamlı Markalar (Meaningful Brands) raporuna göre, tüketicileriyle iletişim kuran ve hikayesi olan markaların satışları diğer markalara göre daha yüksek satış rakamlarına ulaşıyor ve tüketicileri daha yüksek bir farkındalığa sahip.  

Global reklam ajansı Havas’ın hazırladığı rapor, her iki yılda bir 34 ülkede 300.000 kişi ile yapılan araştırmalara dayanıyor. Araştırma kapsamında tüketicilere, 12 farklı endüstriden 1000 tane marka ile ilgili “neler hissettikleri” soruluyor. Araştırmanın sonucuna göre; tüketicilerin duygusal bağ kurduğu markaların müşterileri, bu markalar için diğer markalarala göre %46 oranında daha çok harcama yapıyor. Bu duruma da cüzdan payı adı veriliyor. Kısacası herhangi bir markaya göre, tüketicinin duygularına hitap eden bir marka olmanın avantajı, tüketicilerin sadık kalması ve/veya daha yüksek fiyatlı ürünleri almayı göze alması anlamına geliyor. Öte yandan, Anlamlı Markalar listesinin ilk 25′i piyasaların geneline göre %133 daha yüksek bir performans sergiliyor. 

2015 yılının en “anlamlı” markaları ise:

- Samsung

- Google

- Nestlé

- Bimbo

- Sony

- Microsoft

- Nivea

- Visa

- Ikea

- Intel



Havas uluslararası marketing direktörü Maria Garrido, “Bir tüketici markanızı anlamlı buluyorsa, ürünleriniz için daha çok ödemeye hazırdır” diyor. Peki, bir markayı anlamlı kılan “şey” ne? Garrido’ya göre, ürünlerin verdiği taahhüt duygusal bağ kurmanın ilk şartı. Örneğin, anlamlı markalar sıralamasında yüksek sıralarda çıkan Samsung “kullanışlı” ürünler üretmiyor, “teknoloji sayesinde Samsung kullanıcılarının hayatını kolaylaştırıyor; bunu da tüketicilerin yaşamlarına renk kattığını düşündüğü yeni fikirler sunarak yapıyor.” 

“Anlamlı” bir marka; piyasa için sağladığı fayda, kişisel fayda ve kolektif (toplum için) fayda olarak tüketicilerine üç alanda değer sunan bir marka olmak demek. 

“Anlamlılık” ise marka farkındalığı (brand awareness), satınalma niyeti (purchasing intent), yüksek fiyatlandırma (premium pricing) gibi KPI’lara göre ölçülüyor. 

Rapora göre, tüketicileriyle kurduğu duygusal bağı %10 artırdığı ölçülen bir şirketin, yüksek fiyatlandırmaya rağmen satışlarını %10.4′e kadar artırdığını ve satınalma niyetini %6 oranında yükselttiği görülüyor. Bu durum aslında duygusal bağ gibi, maddi olmayan itibara bağlı bir konunun bile istatistiklere dökülebildiğini gösteriyor. 

Raporunu bir diğer önemli çıktısı ise, birçok markanın aslında piyasa ve kolektif (toplum için) değerde başarılı olurken, bireysel bağ kurmakta zorlandığını ortaya koyması. 

Samsung’un bu üç kategorideki başarısına değinmiştik. Duygusal bağ kurmak ve anlamlı markalar yaratmak konusunda Güney Koreli teknoloji devinin yanında yer alan diğer markalar ise, Google, Ikea, Visa, Nivea ve Microsoft. Bazır durumlarda şirketler “dev” rakiplerinin bile önüne geçebildi. Örneğin, Japon Uniqlo, H&M ve Zara gibi hazır giyim şirketlerinden fazla puan aldı. Paypal 18. sıradayken, Mastercard 26. sırada yer bulabildi. 

Araştırmaya göre, ABD’de tüketiciler markaların yalnızca %22′sine güvendiğini belirtirken,  markaların sadece %3‘ü tüketicilerin kişisel refahlarına ve mutluluklarına etkili olabiliyor. Bu durumun tam tersi ise Asya’da yaşanıyor. Markalara güven %78 iken, yaşamlarına yaptıkları pozitif etki %38 olarak algılanıyor. Bu durumun nedeni olarak ise yapılacak sosyal katkıların gelişmekte olan ülkelerde daha önemli ölçekte olması ve gelişmiş ülkelerin markalara şüpheci yaklaşımı gösteriliyor. 

Garrido, “markaların %74′ü ortadan kalkarsa tüketicilerin umrunda olmaz” diyor.  “Tüketiciler artık markaların yaşam kalitelerini artıracak şekilde rol sahibi olmasını bekliyor. Sadece hizmet değil, ürün alınırken bile deneyim almış oluyoruz. Markalar bizim yaşantımızı ve içinde yaşadığımızı çevreyi iyileştirdikçe onları daha çok umursuyoruz.”

SHARE: READ MORE

2 October

Sürdürülebilir moda: Büyük markalar arayı kapatabilecek mi?

Modayı daha sürdürülebilir kılmak adına, küçük şirketler %100 biyobozunur kumaşlar ve alglerin ürettiği kumaş boyalar gibi inovatif ürünler üretirken, büyük şirketler inovasyon süreçlerinde biraz daha geride seyrediyor. The Guardian’ın, konu ile ilgili olarak, yenilikçi tekstil ürünleri üreten küçük şirketlerden yetkililerle görüşerek derlediği haberinde şu soru gündeme geliyor: “Peki, büyük firmaların arayı kapatmaları mümkün mü?”

İsviçre’den Freitag isimli küçük bir firmanın yakın zamana dek tek ürünü eski kamyon muşambalarını geri dönüştürerek ürettikleri poşetler iken, 150 kişilik çalışanlarına sürdürülebilir bir şekilde üretilen kumaşları kullanarak üniforma dikmek istediklerinde, piyasadaki kumaşlar onları hayal kırıklığına uğratmış. Bunun üzerine, üretiminde mikro-organizmaların kullanıldığı, F-ABRIC ismini verdikleri biyoçözünür nitelikteki kumaşı geliştirmişler. Günümüzdeki tekstil ve moda piyasası düşünüldüğünde, komposta atıldığında tamamen doğal bir şekilde çözünerek, ardında verimli toprak haricinde hiçbir şey bırakmayan bu kumaş için döngüsel ekonomiyi apayrı bir seviyeye taşıdığı söylenebilir. Freitag günümüzde sürdürülebilir bir şekilde ürettiği ve kompost edilebilen malzemeleri kullandığı t-shirt’lerden pantolonlara pek çok ürünü var.


Bununla birlikte, sürdürülebilir moda konusunda ilhamı mikro-organizmalarda arayan tek şirket Freitag değil. Alman dizayn stüdyosu Blond & Bieber, mikro-algleri kullanarak sürdürülebilir kumaş boyaları üretiyor. İkilinin “Algaemy” ismini verdikleri projede, kumaşların üzerine kendi ürettiği, hızla büyüyen pigmentleri kullanan bir “kumaş printer”ı kullanıyor. Blond & Bieber’ın dizayn departmanının başındaki Johanna Glomb, günümüzde kumaşlarda renk vermesi için kullanılan pek çok pigmentin toksik özellikleri sebebiyle, hem insanların sağlığına, hem de doğaya ciddi zararlar verdiğine dikkat çekiyor. Blond & Bieber’da pigment üretimi için doğada bulunan mikro-algler kullanıldığı için, ortaya doğal bir ürün çıkıyor. Ayrıca, kullanılan doğal pigmentler zaman içinde ciddi değişikliklere uğrayarak, renk değiştirme özelliğine sahip oluyorlar. Pembe tonlarındaki renkler, zaman içerisinde parlak turuncu renge dönüşebilirken, yeşil tonları mavilere doğru değişebiliyor. 

Algaemy projesinin hala gelişme evresinde olduğunu ve yüksek miktarlarda üretim için uzun zamana ihtiyaç olduğunu belirtmekte fayda var. Yine de, sürdürülebilir kumaş üretimi konusundaki inovasyonların, giderek ana akım üretime yaklaştığını görebiliyoruz. 



Büyük Şirketler İnovasyonda Ağır Kalıyor   
Ticari seviyede sürdürülebilir kumaş üretimi ile ilgili büyük şirketlerin attığı adımları takip etmek adına atılabilecek adımlardan biri Londra’daki “Geleceğin Kumaşları” fuarını incelemek. Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Sustainable Angle isimli girişimin 2010 yılında ilkini düzenlediği fuarda, günümüzde 1.000’in üzerinde çevresel etkisi düşürülmüş kumaş görücüye çıkıyor. 
Moda endüstrisindeki çevresel sürdürülebilirlik adına gelişmeler umut vaat ediyor. Bununla beraber, Royal College of Art bünyesinde bir araştırma kuruluşu olan SustainRCA’den Lizzie Harrison, moda endüstrisindeki şimdiye kadar kaydedilen ilerlemenin inovasyondan ziyade, yönetmeliklere uymaya yönelik olduğunu belirtiyor. Buna bağlı olarak, büyük şirketlerin sürdürülebilirliği işlerinin sadece kurumsal sosyal sorumluluk kısmında gördüklerini söylüyor ve büyük şirketlerin gerçek anlamda inovasyonu getirebilmelerinin, sürdürülebilirliği tüm faaliyetlerinin çekirdeğine yerleştirerek olabileceğine inanıyor. 
Freitag’in kurucuları, küçük şirketlerde inovasyonun sıfırdan başlamanın getirdiği kolaylık sayesinde daha kolay ilerleyebildiklerini belirtiyorlar. Bunun sebebi olarak, büyük şirketlerin yeni bir ürün ürettiklerinde tüketicilerin, koleksiyonlarındaki uzun süredir ürettikleri ürünlere dair sorgulamaya başlamalarını ve tedarik zinciri ile ilgili sorumluluklar gibi pek çok problem gösteriyorlar.


Yine de, tüketicilerden talep gelmeye devam ettikçe, büyük firmalardaki dönüşüm hızlanacak gibi gözüküyor. Adidas’ın okyanuslardaki plastik çöplerini geri dönüştürerek ürettiği koşu ayakkabılarından, H&M’in geri dönüştürülmüş polyester, poliamit ve yün kullanarak ürettiği ürünlere; Stella McCartney’in kullandığı yeni nesil malzemelerden, S360′ında aralarında yer aldığı B-Corp’lardan Patagonia’nın geliştirdiği inovatif ürünlere kadar çok farklı segmentlerden markalar da, bu yönde adımların hızlandığını kanıtlıyor.

SHARE: READ MORE

18 September

Sürdürülebilirlik Liderliği Oturumları: Açık hava gibisi yok!

Havalar yazın en sıcak günlerinin ardından normale dönmüş görünüyor. Önümüzde yeni bir bayram ‘arası’ olsa da insanlar yavaş yavaş yaşadıkları yerlere dönüp işlerinin başındaki yerlerini aldılar. Biz de bu güzel havaları ve iş yapma temposunun yoğunlaşmasını aslında bir fırsata dönüştürdük. Bir müşterimiz için tasarladığımız “Sürdürülebilirlik Liderliği Oturumları”nın bir kısmını açık havada, piknik masalarının üzerinde organize ettik. Sincapların koşturduğu, kargaların katılımcıların sunuşlarını izlediği, karıncaların ve örümceklerin yazıp çizdiğimiz kâğıtların üzerinde gezindikleri bir ortamda öğrenme konusu da farklı bir hâl aldı.

Daha önce gerçekleştirilmiş çalışmalardan zaten biliyorduk öğrenme ve doğal ortam ilişkisini. Gregory Bratman ve arkadaşları, gerçekleştirdikleri akademik çalışmada şehir yaşantısı içerisindeki insanların kısa bir süreliğine bile olsa ağaçlar arasında yürüyüş yapması halinde daha dikkatli ve daha mutlu olduklarını keşfetmiş. Gretchen Reynolds doğada yürüyüş yapmanın insanın beyin işlevlerindeki olumlu değişimleri konu alan yazısında birçok bilimsel yayından alıntılar yapıyor. Shirin-yoku pratiği, şehirlerin kalabalığına hapsolmuş bireylerin bile birkaç dakikada nasıl bir dönüşüm yaratabileceklerini açıklıyor. Sadece şehrin yaşantısından kaçmak ile sınırlı değil doğada yapabileceklerimiz. Kim Thomas The Guardian’daki makalesinde dış mekânın, sınıfın ta kendisi olduğunu, öğrencilerin dış ortamlarda nasıl kendilerine daha fazla güvendiklerini ve öğretmenleri ile nasıl daha iyi ilişkiler kurduklarını anlatıyor. Yine biliyoruz ki Google ve Sony gibi dev şirketler bir süredir liderlik gelişimi için açık havayı ve doğal ortamları tercih ediyor. Sürekli dört duvar arasında çalışmak durumunda olan değişim yaratıcıları, inovasyona giden yolda doğa ile bütünleştiklerinde çok daha yaratıcı ve verimli oluyorlar. Impact International CEO’su David Williams, İngiltere’nin göller bölgesinde son otuz yıldır bireylere ve organizasyonlara değişim ve ilerleme anlamında esin kaynağı olduklarından bahsediyor.

Tüm bu gerçeklere paralel olarak deneyimlediğimiz dış ortamda öğrenme modeli, katılımcılarımız tarafından da etkinliğin en önemli ve güzel yanlarından birisi olarak dile getirildi. Tek bir kişinin anlattığı, geri kalanının dinlediği ve sadece verilen bilgileri soğurmakla görevli olduğu eski model eğitim sisteminden; eğitmelerin aynı zamanda katılımcı, katılımcıların da aynı zamanda eğitmen olduğu farklı bir model ile herkesin içinde olan derin bilgi birikimi ve liderlik refleksini ortaya çıkarıyoruz. Her bir bireyin eşsiz olduğuna inanıyoruz ve yapmamız gereken en önemli şeyin dinlemek ve anlamak olduğunun farkındayız. Kalabalıkların bilgeliğini ortaya çıkaran, birlikte öğrenmeyi ve eğlenmeyi ön plana koyan katılımcı yöntemlerimiz, şirketler için yaratıcılığın ve yenilikçiliğin tetiklenmesini sağlıyor. Siz de “Sürdürülebilirlik Liderliği Oturumları”nı kendi organizasyonunuzda deneyimlemek isterseniz, bize ulaşabilirsiniz.      

SHARE: READ MORE

18 September

Consumer Goods Forum Üyelerinden Gıda Atığı Azaltımı Taahhüdü

Daha önce “Gıda İsrafı ile Mücadele Hükümetlerin Ajandasında” başlıklı haberimizde de ele aldığımız “gıda israfı”, küresel ölçekte ele alınması gereken çevresel, sosyal ve ekonomik anlamda sorunlar yaratan oldukça ciddi bir problem. Öyle ki, Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) verilerine göre 2011 yılında tüm dünyada çöpe atılan gıdanın sadece %25′i ile yetersiz beslenen 870 milyon insanı doyurabilirdi. Gıda israfı sebebiyle, kalori bazında hesaplama yapıldığında, küresel ölçekte üretilen tüm gıdanın yaklaşık %33′ü hiç tüketilmeden çöpe gidiyor. Ayrıca, gıda israfı sebebiyle her sene yaklaşık 750 milyar dolar çöpe atılıyor ve tüm dünyada yapılan gıda israfının sebep olduğu karbon salımları, bir ülkenin karbon salımları olarak kabul edilse, ABD ve Çin’den ardında 3. sırada yer alırdı.

Bununla beraber, gıda israfına karşı hükümetler, özel sektör ve sivil toplum gibi kanallar aracılığıyla ile mücadele sürüyor. 400 perakendeci ve üretici üyesinin yaklaşık 10 milyon insana direkt olarak işvereni olduğu ve üyelerinin yıllık toplamda 2,5 trilyon Euro ciro yaptığı Consumer Goods Forum (CGF) ve Banking Environment Initiative, 2020′ye kadar sürdürülebilir tarım ürünlerini finanse etme taahhüdü vermişti. Buna ek olarak, CGF üyesi 400 şirket, faaliyetlerinin sebep olduğu gıda atıklarını, 2016 yılı düzeyine kıyasla, 2025 yılında %50 azaltmayı taahhüt etti. Bu taahhüt, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in “tüketici ve tedarik zinciri düzeyinde gıda israfının azaltılması” alt başlığındaki küresel Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni destekliyor.



CGF’in gıda israfı ile ilgili taahhüdü, tüketici ürünleri sektörüne iklim değişikliğine karşı liderlik etme yolunda aldığı 3. karar. Daha önceden, CGF’in 2020′ye kadar net 0 ormansızlaştırma ve hidroflorokarbonların soğutucuların 2015 itibarıyla tamamen kullanımdan kaldırılmasına başlanması kararları da bulunuyordu.

CGF’in gıda israfı ile ilgili verdiği taahhüt hakkında daha detaylı bilgiye ve bu karara Nestlé, Unilever ve Marks and Spencer gibi devlerin CEO’larının yorumlarına bu bağlantıdan erişebilirsiniz.
 

SHARE: READ MORE

4 September

İstanbul'da Düzenlenen Communicating the Museum'a Davetlisiniz

Dünyanın önde gelen müzecilik konferansı “Communicating the Museum” (CTM) bu yıl 15.ci defa  İstanbul’da düzenleniyor. 9-12 Eylül 2015 tarihleri arasında düzenlenen İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek olan “Communicating the Museum 2015” Avrupa, Amerika ve Avustralya'nın önde gelen müze ve kültür kurumlarından pek çok önemli isim ve üst düzey yöneticiyi bir araya getirirken oldukça dinamik bir program sunacak. CTM dünya çapında 40 ülkeden 3500’ün üzerinde sanat kuruluşundan sergi ve müzecilik uzmanları çeken bir etkinlik. Konferans, network oluşturma ve konuşmalar için uluslararası bir platform sağlamak amacıyla dünya üzerinde bulunan en iyi kültür ve sanat uzmanlarını bir araya getirecek. Konferans bünyesinde ayrıca Istanbul Social Entreprise kurucu ortağı ve genel müdürü Hakan Elbir de profesyonel gelişim temalı bir workshop verecek. On yılı aşkın bir süredir her yıl yapılan “Communicating the Museum” düzenlendiği her kültür şehrinde farklı bir yerel tema ile gerçekleştiriliyor. Bu yılki konferansın teması “Çağdaşlık” olarak belirlendi. Ayrıntıları bu sayfadan okuyabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

4 September

Yeni Ekonominin Altın Kuralları

Kurumsal sürdürülebilirlik alanında önde gelen düşünce kuruluşlarından Cambridge Üniversitesi Sürdürülebilirlik Liderliği Enstitüsü (CISL) hükümetlere, finansal kurumlara ve şirketlere ayrı ayrı görevler yükleyen yeni ve sürdürülebilir bir ekonomi planı hazırladı. Duymaya alışkın olduğumuz 5 yıllık ekonomik kalkınma planlarına benzer olarak, 10 yıllık bir sürede global ekonominin nasıl daha sürdürülebilir ve kapsayıcı hale getirebileceğini ele alan Rewiring the Economy raporu, ekonominin üç önemli aktörü diyebileceğimiz hükümet, finansal kurumlar ve şirketlere stratejik bir yol haritası çiziyor. 

Rapor, farklı aktörler arasında işbirlikleri geliştirilerek, ekonomik sistemin çevre ve toplum üzerindeki negatif etkilerinin en aza indirildiği hatta bu etkilerle mücadele edilirken ekonomik olarak da yeni fırsatların yaratıldığı bir dünya hedefiyle kaleme alındı. Bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için rapor, hükümet, şirket ve finansal kurumlara 10 tane ana görev yüklüyor. İlk üç hedef hükümetlere, ikinci üç finansal kurumlara, son üç ise şirketlere verilen görevler. 

1) Doğru göstergeleri ölçmek, doğru hedefler koymak: Yeni ölçüm sistemleri geliştirerek doğal ve sosyal kapitalin ekonomik gelişmeye olan katkısı daha doğru ölçülebilir.

2) Vergi politikaları ile ekonominin dışsallıklarını düzeltmek: Hükümetler teşviklere olan yaklaşımlarının Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne karşı sonuçlar doğurmadığından emin olmalı. Ekonomik gelişme uğruna doğa ve sosyal gelişim ihmal edilmemeli. 

3) Sosyal açıdan yararlı inovasyona öncelik vermek: Hükümetler inovasyona destek olmalı. 

4) Uzun vadeli yatırım anlayışını geliştirmek: Finansal değer zincirinde sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni teşvikler geliştirilmeli. 

5) İş faaliyetlerinin gerçek maliyetlerini (çevre ve sosyal etkilerini de hesaba katarak) yansıtmak: Ne sigorta faaliyetlerinde, ne de kredi ve borçlanma gibi diğer finansal işlemlerde yapılan ekonomik aktivitenin doğa ve toplum üzerindeki uzun vadeli etkisi henüz yeterli derecede dikkate alınmıyor. Gayri nakdi risk ölçüm araçlarının geliştirilmesi bu konuda iyi bir fırsat doğurabilir.  

6) Sürdürülebilir iş modellerini desteklemek için finansal yapıları yenilemek: Sosyal şirketler (social enterprise) geleceğin şirketleri. Çevresel, insani ve toplumsal ihtiyaçları görüp, bunlara cevap geliştirirken benimsedikleri ekonomik modeller sayesinde dünya için fayda yaratırken, karlı olmayı da başarabilen bu girişimler kar için çalışan şirketler ile kar amacı gütmeyen kuruluşların arasında bir yerde duruyor. Paylaşma ekonomisinin potansiyeli, yeni jenerasyonun iş ortamında aradığı aidiyet hissi bu tip girişimlere destek olmayı gerektiriyor.

7) Cesur hedeflerle daha çok değer yaratmak için üretmek: Artık büyürken çevreyi kirleten veya insanı gözardı eden şirketler kabul görmüyor. Yeni dünyaya en hızlı ayak uydurabilen şirketler itibar riskleri kadar kendi gelecekleri için de stratejik sürdürülebilirlik yatırımları yapmak durumunda. İyi bir şirket olmak için günümüzde yüksek cirolar yetmiyor; çalışanlar, içinde faaliyet gösterilen yerel toplumlar ve doğaya karşı adil ve saygılı davranmak, etkileri nötralize etmek hatta pozitif etki yaratmak gerekiyor.

8) Veri ölçme ve veri paylaşma çerçevelerini geliştirmek: Şeffaflık ve uzun vadeli planlama yatırım sürdürülebilirliğinin anahtarı. Bu sayede hem paydaşlar bilgileniyor, farkındalık düzeyi artıyor, hem yatırımcılar daha rasyonel kararlar alabiliyorlar. Bu tarz bir bakış açısını geliştirmek, yine ilk maddedeki yeni göstergelerin geliştirilmesine bağlanıyor zira, üretilen ekonomik değeri sadece ciro ile ölçmediğimiz, istihdamı, yapılan yatırımları, kss projelerine harcanan miktarları da katınca şirketlerin gerçekte yarattığı ekonomik değere ulaşabiliyoruz. 

9) Kapasite geliştirmek ve daha büyük kitleleri harekete geçirmek için teşvik etmek: İş sürdürülebilirliği büyük ölçüde, yeni yeteneklerin keşfedilmesine ve şirkette tutulmasına bağlı. Bu yetenekleri şirket bünyesinde tutmak da onları memnun etmekten geçiyor. Eğitimler, kişisel gelişim programları, mentorluk gibi araçlarla günümüzün kolay tatmin olmayan ve çok yönlü Y jenerasyonunun yetenekleri en iyi şekilde kullanılabilir. Kısacası yetenek ve insana yatırım yapmak her zaman akıllıca. 

10) İletişim ve pazarlamayı doğru kullanmak: Sürdürülebilirlik ile ilgili tartışmalarda her zaman kullanılan bir argüman da toplumun hazır olmamasıdır. Hazırlıktan kastedilen aslında toplumun bu konulara yeterli önemi atfetmemesi olarak karşımıza çıkar. Ne var ki günümüzde artık birçok marka kendi bilinçli tüketicilerini kendisi yaratıyor. Beslenme, giyim gibi konularda şirketlerin nasıl bir farkındalık yarattığını görebiliyoruz. Avrupa ülkelerinde plastik tobayı ücretli yaparak ve her kasanın yanına plastiğin zararıyla ilgili bir yazı asan süpermarketler bu alışkanlığı tarihe karıştırmak konusunda kararlı. Tüketiciler de artık moda olan bez çantalarını severek takarak alışverişe çıkıyorlar. Trendler sayesinde sürdürülebilirlik konusunda farkındalık da artmış olabiliyor. Elbette bu gibi kampanyaları yaparken yeşil badana tehlikesine dikkat etmek gerek. 

Şekil 1: Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Eylül 2015′te Milenyum Kalkınma Hedeflerinin yerini alacak olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals-SDGs) aşağıdaki tabloda verilmiştir.



Şekil 2: CISL’in önümüzdeki 10 yıl için belirlediği 10 görev ile SDG’lerin nasıl karşılandığını, hedef ve aksiyon arasındaki bağlantıları aşağıdaki şekilden görebilirsiniz.



Daha fazlası için: http://www.cisl.cam.ac.uk/about/rewiring-the-economy#sthash.eiNsrXjA.dpuf

SHARE: READ MORE

4 September

Citibank Raporu: Küresel Isınmayı Yavaşlatarak Trilyonlarca Dolar Tasarruf Sağlanabilir

ABD’nin en büyük 3. bankası olan Citibank’ın “Citi Küresel Perspektifler ve Çözümler” bölümünün (Citi Global Perspectives & Solutions) yayımladığı “Energy Darwinism 2” raporunda düşük karbon salımlarının yapıldığı bir geleceğin getireceği ekonomik maliyetler ve bu geleceğin getirebileceği faydaları inceleniyor.

The Guardian’ın haberleştirdiği raporda ele alınan iki senaryo var: faaliyetlere mevcut şekilde devam etmek, “harekete geçmemek” (Business as Usual) ve düşük karbon salımlı bir enerji arzının sağlandığı bir geleceğe doğru “harekete geçmek”. Buna göre, her iki senaryoda da enerji talebinin karşılanması için yapılması gereken yatırımların neredeyse eşit olması raporun en ilginç çıktılarından biri.

Rapora göre, “harekete geçmek” senaryosunda 190,2 trilyon dolar, “harekete geçmeme” senaryosunda ise 192 trilyon dolar yatırım gerekiyor. Dolayısıyla, harekete geçme senaryosundaki azaltılan yakıt tüketimi ve yükselen enerji verimliliği seviyesi sayesinde, harekete geçmemeye kıyasla yaklaşık 1,8 trilyon dolar daha ucuz olarak öngörülüyor.  

Sonuç olarak, iklim değişikliğine karşı harekete geçmenin aleyhinde üretilen “çok pahalı”, “küresel ölçekte bir ekonomik krize sebep olabilir” gibi argümanların, raporun bulguları sayesinde kolaylıkla çürütülebilir. Tam tersine, iklim değişikliğine karşı harekete geçerek tasarruf sağlanabileceği görülüyor. Üstelik, bu sonuca, harekete geçerek önleyeceğimiz iklim değişikliğinin sebep olacağı hasarların sebep olacağı maliyetler de dahil değil.



Peki, iklim değişikliğinin getireceği maliyetleri hesaba katılınca durum nasıl? Yukarıdaki görselden de anlaşılacağı gibi, sıcaklık artışını yaklaşık 4,5°C seviyesinde tutulması, 1,5°C seviyesinde tutulmasına kıyasla yaklaşık 52 trilyon dolar ekstra maliyete sebep olacağı öngörülüyor. Ayrıca, 1,5°C ile 2,5°C ısınma senaryoları arasında bile 24 trilyon dolarlık fark göze çarpıyor.

Rapora göre, karbon kirliliğinin önüne geçilmesi ve küresel ısınmanın yavaşlatılması sayesinde yatırıma pozitif geri dönüş sağlanması (ROI) mümkün. Ekonomik anlamda iklim değişikliğine karşı harekete geçmek karlı ise, neyi bekliyoruz? Bu soru, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt endüstrilerinin bu durumdan zarar görecek olması ile açıklanıyor. İklim değişikliğine karşı harekete geçmek için, fosil yakıt rezervlerinin yer üstüne çıkarılmaması ve kademeli olarak kullanımlarının azaltılması gerekiyor.

Raporda yapılan tahminlere göre, harekete geçmek, önümüzdeki 25 yıl içerisinde kömüre yapılan yatırımların 11,5 trilyon dolar, doğal gaza yapılan yatırımların ise 3,4 trilyon seviyesinde azaltılması anlamına geliyor. Buna paralel olarak, küresel sıcaklık artışının yaklaşık 2°C seviyesinde tutabilme şansına sahip olmamız için,  güncel küresel petrol rezervlerinin 1/3’ünün, doğal gaz rezervlerinin yarısının ve kömür rezervlerinin %80’inin kullanılmaması gerekiyor.

Fosil yakıt endüstrisi, tüm dünyada birçok hükümet üzerinde ciddi bir nüfuz sahibi olması, iklim değişikliğine karşı harekete geçmeyi zorlaştırıyor. Yine de, insanlığın sebep olduğu iklim değişikliğinin bilimsel ve ekonomik gerçekliğine karşı gelmemek ve iklim değişikliğinin etkilerini olabildiğince azaltacak önemlerin acilen alınması gerekiyor. Dünya çapındaki liderlerin, Paris’te yıl sonunda yapılacak olan Uluslararası İklim Zirvesi, bu konuda sahip olduğumuz son fırsatlardan biri olduğunu unutmamaları gerekiyor.
 

SHARE: READ MORE

4 September

Siz Olsanız Ne Yapardınız?

Türkiye, Orta Doğu ve AB ülkelerinin gündeminde son günlerde oldukça büyük bir insani problem olan mülteci krizi yer alıyor. Son bir yıldır, geleneksel basın ve sosyal medyada yankı bulan hikayelerle güçlenen, somut, giderek daha trajik hale gelen bir insani krize tanık oluyoruz. Mültecilerin içinde bulundukları durum, temel insan haklarının korunması ile iç içe bir konu. Gerek savaş, gerek sivil baskılar veya ekonomik zorluklar sebebiyle göç etmek durumunda kalan bireylerin üzerilerinde vatandaşlığın beraberinde getirdiği uluslararası bir koruma olmaksızın, güvencesiz ve hem sert doğa şartları, hem de çatışmalar ve farklı güvenlik risklerini göze alarak, sonu belli olmayan uzun yolculuklara çıkmalarının iki boyutu olduğu düşünülebilir. İlk boyutu, mültecileri ilgilendiren yukarıda bahsettiğimiz “insani” boyutu. İkinci boyutu ise bu mültecilerin sığınmak için seçtikleri ülkeye vardıkları andan itibaren tetiklenen karmaşık politik, ekonomik, kültürel sorunları içeren “sosyal” boyutu.

Elbette, mülteciler kadar bu boyutu ülke vatandaşlarını da ilgilendiren, adaptasyon / asimilasyon / birlikte yaşama gibi farklı seçenekleri gündeme getiren ve ülkelerin zaman zaman iç sosyal ve siyasi dengelerini değişikliğe uğratabilen bir boyut. Dolayısıyla, küresel düzeyde kabul gören sürdürülebilir kalkınma başlıklarından insan hakları, temel sosyal hak ve sosyal güvenceler, fırsat eşitliği gibi konuları da yakından ilgilendiriyor ve mültecilerin göç ettikleri ülkelere yerleşmeleriyle, bu konu hükümet ve STK’lar kadar, şirketlerin de ajandasına girecek bir konu olarak görünüyor.  

Mülteci krizi ile ilgili olarak, öncelikle BM Mülteciler Yüksek Komiserliği UNHCR’a göre göçle ilgili terimlerin tanımlarını vererek başlayabiliriz:

Göçmen (muhacir): Bir ülkeden başka bir ülkeye yerleşmek amacıyla göç eden kişidir. Hukuki olarak göçmen veya göçmenler, en az iki ülkeyi ilgilendirmektedir. Biri bırakılan ülkedir, öteki yerleşilen ülkedir. Bırakılan ülke için göç bir dışa göç (emigration), yerleşilen ülke içinse bir iç göç (immigration) olayıdır. İçe göçene immigrant, dışa göçene emigrant denir. Göçmen; mülteci tanımında bulunan nedenlerin dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle, ülkesini gönüllü olarak terkederek başka bir ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile yerleşen kişidir.

Mülteci: Ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terkedip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından ‘kabul’ edilen kişidir. (refugee)

Sığınmacı:  Ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından 'soruşturma’ safhasında olan kişidir. (asylum seeker)

Akdeniz’de yalnızca 2014 yılında Afrika, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerinden yukarıda belirtilen nedenlerle göç ederek AB sınırlarına giren insan sayısı 220 bin olarak tahmin ediliyor. Başlıca göç veren ülkeler: Afganistan, Cezayir, Bangladeş, Çad, Mısır, Eritre, Etiopya, Gambiya, Gana, Gine, Hindistan, Irak, Fildişi Sahilleri, Libya, Mali, Moritanya, Fas, Nijerya, Pakistan, Filistin, Senegal, Somali, Sudan, Suriye, Tunus ve Zambiya. Göçmenler Türkiye, Yunanistan, Balkanlar ve Kuzey Afrika üzerinden tehlikeli kara ve deniz yollarını riskli yöntemlerle aşmaya çalışıyorlar. 

Peki siz olsaydınız, ne yapardınız? Hem mültecilerin maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri ve kötü şartlara dikkat çekmek, hem de çoğunlukla istatistiksel olarak yaklaşılan bu karmaşık konuya daha bireysel bir bakış açısıyla bakmak için sizleri BBC’nin hazırladığı interaktif testi çözmeye davet ediyoruz. 

Eğer siz Suriye’den AB’ye göç etmek zorunda kalsaydınız, hangi yöntemlerle, hangi yollardan gitmeyi tercih ederdiniz ve bu tercihleriniz nasıl sonuçlanırdı sorularından yola çıkan simulasyona ulaşmak için tıklayın. Başka faktörlerin yanında toplumsal cinsiyete göre bireylerin de bu zorlu yolculukta ne kadar farklı tehlikelerle karşılaştığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ne yazık ki, kadınlar kadar, engelliler, yaşlılar ve çocuklar gibi toplumun daha hassas kesimlerinin de bu yolculuklarda orta yaşlı sağlıklı bir erkeğe göre daha çok zorlandığı da bir gerçek.

Dünya genelindeki savunmasız milyonlarca insana ve her gün karşılaştığımız mültecilere nasıl yardım edebiliriz? 
Dünyanın en büyük mülteci yardım ajansı UNHCR aracılığıyla yardımda bulunmanın birçok yolu var. Bunlardan birincisi alanda yapılan acil durum çalışmalarına bağışlar aracılığıyla fon sağlamak. Bu bağışların ne kadar olduğunun hiç önemi yok; yapılan her miktardaki bağış yardımcı olacaktır. Yapacağınız bağışlar ihtiyaç içindeki mültecilere barınak, yemek, temiz su, eğitim ve sağlık hizmetleri olarak geri dönüyor. 

UNHCR’a yardım etme yolları arasına gönüllülük de var. Gönüllü olmak için bu bağlantıya tıklayınız. Hem şahsen, hem de organizasyon olarak gönüllü olabilirsiniz. Üstelik online olarak da yardımcı olmak mümkün. UNHCR’ın sitesinde hesap açarak, hangi konuda yeteneklerinizi ve zamanınızı kullanarak yardımcı olabileceğinize karar verebilirsiniz.

UNHCR’ın yanı sıra birçok uluslararası, ulusal ve yerel dernek mültecilere erzak yardımı ve maddi destekte bulunuyor. Bağış yapabileceğiniz uluslararası kuruşlar arasında, Save the Children (bebek bezi, hijyen paketleri ve gıda dağıtımı yardımları), MOAS (denizlerde mülteci ölümlerinin önüne geçilmesi), International Rescue Committee (mültecilere barınma desteği, hukuki destek) gibi pek çok kuruluş bulunuyor. Ayrıca online imza kampanyalarına katılmak, sivil toplum hareketlerinde gönüllü olarak destek vermek gibi farklı bir çok yolla mültecilere yardımcı olabilirsiniz. Basit bir araştırma ya da haber kaynakları, sosyal medya gibi yollarla pek çok yardım kanalına erişmek mümkün. 

Mültecilerin yaşadıkları hakkında haberler okuyup, ertesi gün onlara yardımcı olabilecek hiçbir şey yapmadan hayatınıza devam etmeyin.


SHARE: READ MORE

21 August

Fortune Dünyayı Değiştirenler Listesinin Liderleri Ortak Değer Yaratan Şirketler

Fortune dergisi ve Türkiye ortağı olduğumuz Shared Value Initiative ile beraber hazırladığı Change the World listesiyle “kurumsal bir devrimin eşiğinde miyiz?” diye soruyor. Gittikçe daha fazla şirket dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çalışırken; karlı bir finansal tablonun her zaman toplum refahı pahasına olmak zorunda olmadığı Michael Porter ve Mark Kramer gibi duayen akademisyenlerin yanı sıra pratikte ortak değer stratejilerini uygulayan şirketler tarafından da doğrulanıyor. S360 olarak, ortak değer yaratma projeleri üzerinde çalışırken dünyamızı etkileyen çevresel, toplumsal ve ekonomik problemlere çözüm üretmenin, aynı zamanda karlı bir iş modeli olduğunu iyi biliyoruz. Söz konusu problemlerle baş etmenin artık yalnızca devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının tekelinde olmadığı açık. Şirketler uzun vadede başarılarını olumsuz etkileyen sorunlara çözüm geliştiren ortak değer yaratma anlayışını iş stratejilerine entegre ederek, kendi sürdürülebilirliklerine de katkıda bulunabilirler. Fortune dergisi, son olarak Shared Value Initiative desteğiyle geliştirdiği metodolojisi ile incelediği 200 şirket arasından hem cirosu hem topluma verdiği katkı yüksek olan 50 şirketi sıraladı. Listenin ilk 5 sırasında Vodafone, Google, Toyota, Wal-Mart ve Enel bulunuyor. Listenin tamamını, analistlerinin izlediği metodolojiyi ve şirketlerin değer yaratma hikayelerini bu adresten daha detaylı olarak okuyabilirsiniz. Ortak değer konseptinin yaratıcıları, Harvard Business School profesörleri Porter ve Kramer 2011 yılında bu konuyu ilk gündeme getirdiklerinde, ortak değer yaratmak için çalışan şirket sayısının bir elin parmağını geçmediğini, ancak bu stratejinin giderek daha çok şirket tarafından kabul gördüğünü görmekten memnun olduklarını ifade ediyor. Kramer, bugün şirketlerin toplumsal sorunları çözmenin yeni piyasalar yaratmak açısından yarattığı potansiyeli ve fırsatları keşfettiğini dile getiriyor. Siz nasıl ortak değer yaratabilirsiniz öğrenmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

21 August

Fortune 500'a Sürdürülebilir Alternatif Forest 500

Forest 500, tropik ormanların yok olmasının önüne geçebilecek, dünyanın dört bir yanındaki hükümet, şirket ve finans kuruluşlarının performanslarını ölçen ve hareketlerini takip eden bir oluşum. 

Tropik ormanların tahribinde ve yok olmasında en büyük paya sahip olan palm yağı, soya, sığır eti, deri, kereste, kağıt hamuru ve kağıt gibi ürünler kompleks tedarik zincirleri aracılığı ile evlerimize giriyor. Market raflarındaki paketli ürünlerin %50’sinden fazlası bu riskli ürünlerden en az birini içermekte dolayısıyla yağmur ormanlarının tahribinde ve yok olmasında görünmez yollardan da olsa hepimizin payı bulunuyor. 2014’te pek çok lider, çok uluslu şirket, yerel topluluk ve sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan New York Orman Deklarasyonu ile Consumer Goods Forum tarafından da dile getirilen, ormansızlaşmanın önüne geçmeyi amaçlıyor. Ormanların yok edilmesini sona erdirmek için verilen taahhütlerin hükümet, şirket ve finans kuruluşları tarafından karşılanıp karşılanmadığı Global Canopy Programme tarafından oluşturulmuş kapsamlı değerlendirme metodolojileri ile değerlendiriyor. Forest 500’ın Şirketler listesinin başını ormansızlaşmanın önüne geçmede payı değerlendirme kriterlerine göre 5 üzerinden 5 olan, yıllık palm yağı kullanımı 400,000 tonu bulan Nestlé, P&G, Unilever ve Danone gibi hızlı tüketim malları üreticisi şirketler çekiyor. Aynı zamanda 150 yatırımcıyı da orman politikaları, politikanın gücü ve raporlama ve şeffaflık kriterlerine göre değerlendiren Forest 500′ın metodolojisine göre yaptığı puanlama sisteminde, bankalar ve diğer finansal kuruluşlar ESG kriterlerini göz önünde bulundurarak yatırım yapmaya teşvik ediliyor. Bu puan sisteminde 5/5 alan tek finansal kurum şimdilik ormansızlaştırma ile mücadele konusunda kapsamlı ve sağlam bir politikaya sahip olan, bu yaklaşımını şeffaf şekilde raporlayan HSBC. HSBC’nin hemen arkasından 4/5 puanla AXA, Rabobank, Bank of America, Credit Suisse, Deutsche Bank, Societe Generale, ING, RBS, JP MORGAN CHASE, BNP PARIBAS, UBS yer alıyor.

Forest 500 son olarak Ocak 2015′te finansal sektörün orman politikalarını değerlendirdiği bir doküman yayımladı. Yatırımcıları düzenli olarak gözlemleyen ve ormansızlaşma ile mücadele konusunda performanslarını ölçen kuruluşun anahtar bulguları ise aşağıdaki gibi:

- Yatırımcıların ormansızlaşmanın hızlıca sona erdirilmesi ve orman dostu bir ekonomi inşasındaki payı büyük fakat pek çoğunun sürdürülebilir yatırım politikaları bulunmuyor. 
-  Her 100 yatırımcıdan 18’i, kredi verme süreçlerine sürdürülebilirlik kriterleri getiren politikalar geliştiriyor. Fakat büyük resim hala endişe verici ve daha fazla ilerlemeye ihtiyaç var.
- Değerlendirmeye alınan yatırımcılardan hiçbirinin ormansızlaşmaya sıfır katkı sunacak yatırımlar yapacaklarına dair taahhüdü bulunmamakta. 
- Değerlendirme sonuçlarına göre Avrupa’daki yatırımcılar, Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’teki yatırımcılara nazaran daha fazla sürdürülebilir yatırım politikaları geliştiriyorlar. 
- Toplam 150 yatırımcıdan 78’i Kuzey Amerika’da. Birleşik Devletler’deki yatırımcıların, tüm yatırımcılar ile paylaşılan toplam yatırımlardaki payları %77. 
- Bankalar diğer yatırımcı türlerine nazaran değerlendirmelerden daha yüksek skorlar elde ediyorlar. Değerlendirmeye alınan yatırımcılar arasında devlet fonları ve hedge fonlarının sürdürülebilir yatırım politikaları olmadığı görülüyor.
- Sürdürülebilir yatırım politikası bulunan 69 yatırımcıdan 10’unun uygulama politikaları bulunmuyor ve yalnızca 7’si tüm yatırımlarında sürdürülebilir yatırım politikalarını uyuyor. Yatırımcılar sürdürülebilir yatırım politikalarına çoğunlukla belli kriterleri karşılayan yatırımlarda uyuyor. 

- Forest 500 listesindeki Şirketlerin yatırımcıları, liste dışındaki şirketlerin yatırımcılarına oranla değerlendirmelerde daha iyi skorlar elde ediyorlar. 

Değerlendirme metodolojisini geliştiren Global Canopy Initiative Hakkında:

Planet Under Pressure videosu Global Canopy Initiative’in misyonunu anlatıyor. GCP, doğal kapitalin insan refahı ve gelecek kuşakların kalkınması için korunması ve geliştirilmesi gerektiğinden hareketle kurulmuş bir inisiyatif. Çalışmalarını 4 alanda yoğunlaştırıyor: 

1- İnsan güvenliği ve ormanlar

2- Ormansızlaştırma araçları 

3- Ormanlar ve finans 

4- Doğal kapital hesap verilebilirliği (Natural Capital Accountability)

Oxford merkezli GCP’nin önde gelen proje ve girişimleri Forest Footprint Disclosure Project, REDD, Orman Finansmanı Sağlama (Unlocking Forest Finance), Doğal Kapital Bildirgesi (Natural Capital Declaration), Küçük Kitap serisi, global ekonomide ormanları korumak için yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklanıyor.

SHARE: READ MORE

21 August

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2618358

Aslında bizim için cevap açık, ikisini de birbirini besleyen süreçler olarak düşünebiliriz. Verilerin raporlarda nasıl kullanılması gerektiği, iyi bir G4 raporunun olmazsa olmazları ve raporun zorunluluk kaynaklı bir belge değil, paydaşlarla aktif iletişim kuran, okuyucuyla konuşan ve performansı ölçen, anlatan, neden-sonuç ilişkisi kuran bir araç gibi kullanılması için püf noktalarını Ethical Corp’un Londra merkezli iş ortağımiz DNV-GL’in de işbirliği ile hazırladığı Data Dilemma raporunu sizin için özetledik. 

Finansal olmayan verilerin raporlanması konusu artık farklı boyut ve sektörden yüzlerce şirketin gündeminde. Zorunlu hale gelmesi de tartışılan ve kademe kademe bazı ülkelerde şimdiden yasalara entegre edilen sürdürülebilirlik raporlamasının da kendine özgü püf noktaları var. Ethical Corp’un Londra merkezli iş ortağımiz DNV-GL’in de işbirliği ile hazırladığı Data Dilemma raporu, bu raporlarda yer alan verilerin nasıl sunulması ve anlamlandırılması gerektiğini ele alıyor. 

Entegre rapor ve sürdürülebilirlik raporlaması yapan şirketlerin raporlanacak konu sıkıntısı çektiği söylenemez. Özellikle dış ve iç kaynaklar, müşteri beklentileri, paydaş fikir ve önerileri gibi raporlama dahil edilmeyi bekleyen veriler varken. Sürdürülebilirlik raporlaması gelişirken, şirketlerin raporlamasında beklediğimiz veriler daha spesifik hale geliyor. Her şirketten faaliyet alanına, bölgesine, büyüklüğüne göre raporlama yapması bekleniyor. Tüm zorunlulukları yerine getiren, uluslararası standartlara uygun, paydaşların sorularına cevap getiren, verilerin anlamlandırıldığı raporlara ise ne yazık ki hala nadiren rastlıyoruz. Birçok raporda konsolide veri verilmezken, çoğu raporda verinin özünü okuyucunun cımbızla çekip çıkarması bekleniyor. Zamansal veya bölgesel kapsam muğlak kalabiliyor.  Ayrıca şirket bağlamında en anlamlı bilgiler uzun metinlerin arkasına gizlenirken, taahhütsüz, hedef ve ölçümsüz raporlar çoğu zaman ‘yeşil badana’ tuzağına düşüyor. 

GRI’ya göre dünyanın en büyük 250 şirketinin %93′ü sürdürülebilirlik performansını raporluyor. Sürdürülebilirlik raporlamasını standart uygulama haline getirmeyi amaçlayan kuruluş, veri göstergelerini daha anlamlı ve açık hale getirmek için rehberlerini sürekli güncelliyor. Ethical Corp’a göre iyi bir rapor, en öncelikli konuların belirlendiği, risk ve fırsatları belirten, hissedar ve paydaşları için en önemli olan konulara odaklanan rapor. Elbette, sürdürülebilirlik programlarının, şirketin genel hedefleri bağlamında nereye oturduğu, IK’dan lojistiğe tüm operasyonlara entegre edilip edilmediği de önemli. G4 rehberi ile birlikte GRI’ın daha netleştirdiği bu beklentiler, raporların daha stratejik bilgi sunmasını amaçlıyor. Diğer türlü sürdürülebilirlikle ilgili konular, organizasyondan bağımsız, KSS projesi gibi yönetilen ve şirkete eklemlenmiş ancak entegre edilmemiş projeler olarak kalmaya mahkum olma riski taşıyor. 

Raporların kalitesini belirleyen veriler. Verileri toplarken şirketin iç ve dış hedeflerini iyi belirlemiş olması gerekiyor. Ancak stratejik bir yaklaşım belirlendikten sonra, bu verileri toplamak, karşılaştırmak ve yıllara göre ölçümlemek anlam kazanıyor. Hangi verilerin şirket için önemli olduğuna karar verilen süreç, hem iç hem dış stratejileri besliyor.  

Öncelikli konular belirlenirken, faaliyette bulunulan sektöre özgü konular da önemli rol oynuyor. Örneğin, British Airways iklim değişikliği ve karbon konusunda geniş bir gösterge yelpazesinde raporlama yapıyor. İngiliz havayolu şirketi için hava kalitesi, gürültü, eğitimler ve sorumlu satın alma gibi konular da en öncelikli konu olan karbon yönetimini takip ediyor. British Airways’in Çevre Politikası Yöneticisi Andy Kershaw’a göre bazı teknik konularda raporlama yaparken, paydaş gruplarına göre verinin nasıl işlendiğinin önemli olduğunu belirtiyor. Daha açık bir iletişim diline ihtiyaç duyan bazı paydaş grupları için raporda infografik ve grafiklerle yer verilerek, bazı bilgiler kıyaslamalar ile beraber sunuluyor. Teknik bilgiler, bu bilgilerle ilgilenebilecek gruplara belirli bir süzgeçten geçirildikten sonra sunuluyor ve raporda yer verilmese bile hangi kamuya açık platformdan bu detaylı veriye ulaşabilecekleri bildiriliyor. Unutmamak gerek ki, raporlamanın en önemli konusu şeffaflık ve ne kadar bilginin paylaşıldığı. Bu durumda bilgi paylaşılamayacak olsa bile bunun nedeni verilmesi GRI tarafından tercih ediliyor. Veri paylaşımının doğruluğunu garanti etmenin yolu da üçüncü kişilerin tasdiğinden geçiyor. Denetlenerek onaylanan raporlar, bu verilerin doğruluğunun altını çizmek için etkin bir yöntem. 

Ericsson Paydaş Katılımı ve İletişim Müdürü Heather Johnson, 22.sini yayımladıkları sürdürülebilirlik raporlarında en önemli konunun kendilerine akan tüm veriyi farklı paydaş gruplarının beklenti ve ilgi alanlarına göre süzülerek, uygun bulunan kanallardan kendilerine iletilmesi olduğunun altını çiziyor. Yıllar geçtikçe olgunlaşan raporlama süreçleri Ericsson’un konu alanlarını üçe ayırmalarına yol açmış: Çevre, sosyo-ekonomik konular ve “Technology for Good” inisiyatifi. Johnson, bu alanlardan herhangi birinde daha derinlemesine bilgiye ihtiyaç duyulduğu tespit edildiğinde, bunu da raporlarında belirttiklerini söylüyor. Verileri uzun zamanlı takip etmek şirketlere, hangi verilerin en anlamlı olduğunu tespit etme ve hedef koyma konusunda yararlı oluyor. Bu göstergelerden yola çıkarak bütçeler, uzun vadeli planlar belirleniyor ve ihtiyaçlara göre organizasyonel değişiklikler ve işe alım/satın alma yapılabiliyor. 

Birçok şirket bu verilerin toplanması ve anlamlı göstergelerin seçilmesi ve bunlar üzerinden farklı paydaş gruplarına hitap edecek iletişim metotlarının kurgulanması konusunda danışmalık hizmeti alıyor. Londra merkezli global iş ortağımız DNV-GL’in direktörü Gareth Manning, bazı şirketler sadece G4 indikatörlerini karşıladıklarına dair kutuya tik atmak için, her şeyi bildirmeye çalışıyor. Biz onlara hangi verilerin önemli bir şey ifade ettiğini anlama konusunda yardımcı oluyoruz diyor. Hangi konuların anlamlı olduğunu anlayabilmek için şirketlerin dış dünyayla ilişki kurması gerekiyor. Paydaşlarla olan süreçleri kolaylaştırmak için birçok şirket yine dışarıdan uzmanlarla çalışıyor. DNV-GL’in dikkat çektiği bir diğer nokta da, şeffaf olmak adına fazla bilgi paylaşarak karışık bir rapor ortaya çıkarmak. Manning, ‘less is more’ yaklaşımı ile okuyucuya en kritik konularda raporlama yapmak gerektiğini söylüyor. Bu konularda raporlama yaparken de mutlaka KPI’larla, hem yıllara göre performanslara göre kıyaslama, sektöre göre karşılaştırma olması gerekiyor. 

Karşılaştırmalara ihtiyaç duyulmasının başlıca sebebi, şirketlerin okuyucularına rapordaki verileri yorumlayacak konteksi de sağlamalarının gerekliliği. Performansla ilgili neden/sonuç ilişkisi kurulması raporlamanın temelinde olmalıdır, şeffaflık verileri bir araya getirip sunmak olarak algılanmamalıdır. KPI’ların belirlenmesinde ilgili bölümlerin de desteği alınarak hangi göstergenin daha anlamlı olacağı tartışılabilir. 

Raporlamada önceki yılların performanslarına vurgu yapılarak, hedefe ulaşıldı mı, şirket hedefin gerisinde mi kolay bir şekilde okuyucuya verilmelidir. Bunu yaparken tablo veya trafik ışığı gibi yöntemler okumayı kolaylaştırmaktadır. Geçmiş ve gelecek raporlamalara yapılacak atıflar, sistematik bir sürdürülebilirlik yönetimi olduğuna işaret eder. Manning, en iyi raporlama sonuçlarının uzun yıllar devam eden müşteri-danışman ilişkisi ile mümkün olduğunu da belirtiyor. 

GRI G4 Raporunun Olmazsa Olmazları

- “In Accordance” seçeneğini seçerken organizasyonunuz için en uygun olanını tercih ettiğinize emin olun ve bu seçeneğin gerekliliklerini elinizden geldiğince karşılmaya çalışın.

- Öncelikli konuların nasıl belirlendiğini mutlaka belirtin. Paydaş beklentilerinin nasıl ölçülerek bu sürece dahil edildiği de raporda muhakkak yer alması gereken bir konu.

- Etkiniz hangi alanlarda görülüyor açıklayın. Organizasyonunuz çevresel-sosyal ve ekonomik sınırlarını iyi çizin.

- Öncelikli konulardaki yaklaşımlarınızı (henüz olmasa bile) şeffafça açıklayın. Olmaması durumunda neden yok, ne zaman olacak belirtmek paydaşlar nezdinde artı puan kazandıracaktır.

- Öncelikli konulardaki her göstergeyi yanıtlamaya çalışın. Henüz bu veriler elinizde olmasa bile bir yerden başlamak gerekir.

- Paydaşlarınıza ilgilendiklerini belirttikleri konulara ilişkin bilgiye nereden ulaşabilecekleri konusunda yol gösterin. Her şeyi raporda vermek zorunda değilsiniz, ama iyi bir raporda hangi bilginin nerede olduğu bilgisi bulunmalıdır.

Ethical Corp 10-11 Kasım tarihlerinde raporlama konusuna yoğunlaşacağı bir seminer düzenleyecek. Seminerde raporlamanın şirketleri nasıl daha sürdürülebilir olmak için teşvik ettiği konusuna değinilecek. #ECRC15 hashtag’inden takip edebileceğiniz etkinlik, Londra’da gerçekleşecek. Katılımcı konuşmacılar arasında Marks&Spencer, Novartis, ABN AMRO, Orange, Alcoa, ArcelorMittal, Ford, The Guardian ve Vodafone’un da olduğu seminerde 18′i aşkın interaktif panel gerçekleştirilecek etkinliğin ajandasına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Seminere bu adresten kayıt olabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

21 August

Kız Çocuk Sahibi Olan CEO’larla Çalışmak Daha mı İyi?

ABD’nin en büyük şirketlerinin bir kısmı neden Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projelerine yılda $59.500.000 fazladan yatırım yapıyor olabilir? Yapılan bir araştırmaya göre bunun sebebi, bu şirketlerin kız çocuk sahibi CEO’lar tarafından yönetiliyor olmaları.

Miami Üniversitesi Finans Departmanı’ndan Henrik Cronqvist ve Çin Avrupa İşletme Okulu’ndan Frank Yu’nun yaptığı araştırmaya göre, en az bir kız çocuk sahibi CEO’lar tarafından yönetilen şirketler, hem çalışanlarına, hem de topluma daha pozitif bir yaklaşım geliştiriyor. Dolayısıyla, Çılgın Hırsız (Despicable Me) filmindeki kötü kahramanın üç kız çocuk evlat edinmesiyle “süper kötü adam”dan “süper baba”ya dönüşmesinin mümkün olabileceği söylenilebilir!
Yapılan araştırma sayesinde, kız çocuk sahibi olmanın, büyük şirketlerin CEO’larının iş dünyasındaki davranışları üzerindeki etkisi ilk kez incelenmiş. Buna göre, sadece %3,7’si kadın olmak üzere, toplamda 1000’e yakın çocuk sahibi 400’e yakın CEO tarafından verilen kararlar incelenmiş. Şirketlerin çocuk bakımı olanakları sağlamasından, çalışma saatlerinde esneklik sağlamasına; şirketlerin kadın, azınlık ve engelli çalışanlarına karşı tutumu ve işyerinde çeşitlilik ile ilgili diğer konuları kapsayan tüm KSS aktiviteleri ele alındığında, kız çocuk sahibi CEO’ların yönettiği şirketlerin genelde daha başarılı oldukları saptanmış.

Oğlu olan CEO’larda aynı sonuçlara rastlanmazken, ilginç bir şekilde, kız çocuk sahibi bir CEO’dan, kız çocuk sahibi olmayan bir CEO’yla çalışmaya geçen şirketlerin belirtilen KSS konularındaki performanslarında düşüş görülmüş. Ayrıca,  kızı olan bir CEO’yu işe alan şirketlerde KSS ile ilgili aktivitelerinde artış belirlenmiş. KSS konusunda iyi bir geçmişe sahip olan şirketlerin yeni CEO’larını belirlerken ise kız çocuk sahibi adayları işe almalarının daha olası olduğu görülmüş. 
Özet olarak, KSS çatısı altında toplanan, bahsi geçen tüm faktörlerin sağlanması halinde, yıllık $59.500.000’lık fazladan harcamaya sebep olacağı belirlenmiş. Bu da firmaların net gelirlerinin yaklaşık %13,4’üne tekabül ediyor. Araştırma sonuçları arasında kız çocuk sahibi erkek CEO’ların KSS projeleri ile ilgili projelerde, kadın CEO’larla daha benzer kararlar verdikleri ortaya çıkmış. Ayrıca, kız çocuk sahibi CEO’ların yönettiği şirketlerin, toplumla daha güçlü bağlar kurduğu; gerek paydaşlarının, gerekse paydaşları olmayan grupların refahıyla daha çok ilgilendiği belirlenmiş.

Kaynak: https://agenda.weforum.org/2015/07/why-are-ceos-with-daughters-nicer-to-work-for/

SHARE: READ MORE

7 August

10 Global Banka 2020'ye Kadar Sürdürülebilir Tarım Ürünlerini Finanse Etme Taahhüdü Verdi

Yukarıda bahsettiğimiz 10 Yıllık Ekomoni Yeni Planında Cambridge Sürdürülebilirlik Liderliği Enstitüsü sürdürülebilir kalkınma için finansal kurumlara çeşitli görevler biçiyor. Finansal kurumlar, küresel sorunlara karşı kayıtsız kalmazken, daha girişimci ve etki yaratan yatırımlara yönelimeleri gerekiyor. Banking Environment Initiative’in (BEI) ve The Consumer Goods Forum’un (CGF) işbirliği hazırladığı Soft Commodities Compact sözleşmesi bankaların ve tüketim malları üreticilerini 2020 yılında Net Sıfır Ormansızlaştırma hedefi doğrultusunda birlikte çalışmalarını öngörüyor. Son olarak, Standard Chartered daha önce Barclay’s, Santander, Deutsche Bank, The Royal Bank of Scotland gibi bankaların imzaladığı Soft Commodities Compact’e katıldı ve sözleşmeyi imzalayan 10. banka oldu. Net Sıfır Ormansızlaştırma, ormanların endüstrilere hammade sağlamak için kesilmesine karşı değil, bazı durumlarda ağaç kesmenin gerekli olduğunu kabul ederek; yeniden ağaçlandıma politikası ile dengelenmesi gerektiğini savunan bir yaklaşım. Consumer Goods Forum 2010 yılında bu hedefi ilk kez üyelerine duyurmuştu. Sözleşme iki taahhütten meydana geliyor: 

1. Değer Zincirlerine Dönüşümü Finanse Etmek:

İnisiyatife katılan bankalar CGF üyesi şirketlerle birlikte palm yağı, soya, kereste ve sığır eti gibi üretimi çevreye mal olan ürünler için nasıl finansman modelleri geliştirilebileceğini birlikte keşfetmeye çalışacak. Her bir şirket kendi iş modelini daha sürdürülebilir hale getirirken, ne gibi finansal araçlara ihtiyaç duyulduğunu analiz edecek, bankalar da bu araçları geliştirmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirecek. Sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekleyecek bu finansman mekanizmaları, tedarikçilerin finansmana erişimi, CGF standartlarına geçis, ihracat finansmanı gibi konularda geliştirilecek.

2. Global Normlar Geliştirmek:

Bankacılık endüstrisi çapında yeni standartların geliştirilmesi için Sözleşmeye taraf olan bankalar yeni piyasa normlarının geliştirilmesi için verdikleri hizmetleri, CGF tarafından uygulanan satınalma politikaları ile hizalayacak.  

Soft Commodities Compact’e taraf olan bankalar 2020 yılına kadar iç mekanizmalar kurarak, operasyonları palm yağı, kereste, soya veya tropik ormanların kesilmesi bakımından yüksek riskli başka bir ürün kullanan kurumsal müşterilerini ve yatırım bankacılığı branşlarındaki müşterilerinin operasyonlarını Net Sıfır Ormansızlaştırma hedefine uygun olarak revize etmelerini sağlayacak. Bankalar ayrıca müşterilerinin bu konuda gerekli itinayı gösterdiklerini ‘due dilligence’ süreçleri ile kontrol edecek ve 2020′ye kadar uluslararası düzeyde tanınan doğrulama yöntemleri ile müşteri operasyonlarını denetleyerek CGF hedeflerine uyumlu olduklarına dair taahüt verecekler. 

Her bir ürün için çıkış noktası kabul edilen standartlar ise”

 ? Sürdürülebilir palm yağı için –> Roundtable on Sustainable Palm Oil (RSPO) 

 ? Sürdürülebilir kereste için –> Forest Stewardship Council (FSC) veya  2010′de yürürlüğe giren Programme for the Endorsement of Forest Certification (PEFC) meta standardına uygun ulusal sürdürülebilir kerestecilik standartları 

 ? Sürdürülebilir soya için –> Round Table on Responsible Soy (RTRS)

Bunlara ek olarak CGF’in eşdeğer bulduğu başka doğrulama yöntemleri de sürece dahil edilebilir. BEI ve CGF için gelişimi izleyebilecekleri mekanizmalar da kurgulanacak. Üye bankalar dilerlerse bu standartların ötesine uygulamalar de geliştirebilecekler, örneğin sığır eti konusunda başka standartların tanımlanması ve tanınması da gerekli hale gelecek. Bankalar bu konularda, CGF’le ortak çalışmalar yürütüyor olacaklar. 

Sözleşmeyi imzalamayan ama sözleşmenin maddelerini uygulayan bankalar arasında UBS, Rabobank ve BNP Paribas da bulunuyor. 

CGF üyeleri arasında Danone, Colgate Palmolive, Ferrero, Henkel, L’Oréal, Unilever gibi çokuluslu şirketler bulunuyor.

BEI üyeleri :

SHARE: READ MORE

7 August

2015'in Sürdürülebilirlik Lideri Şirketler, Hükümetler ve Sivil Toplum Kuruluşları

Günümüzde çokuluslu şirketler çevresel ve toplumsal sorunları göze önünde bulundurarak üretim yöntemlerini yeniden masaya yatırıyor. SustainAbility ve Globescan'in ortak çalışması Sürdürülebilirlik Liderleri Raporu’nda kurumsal sürdürülebilirlik bakımından bu yıl en yüksek puanı alarak ilk beşe giren şirketler arasında, kurumsal sürdürülebilirlik listelerinin liderleri Unilever, Marks&Spencer, Interface, Ikea ve iki B-Corp Patagonia ve Natura yer aldı. Söz konusu raporun hazırlığında 80 ülkeden 800′ü aşkın sürdürülebilirlik uzmanı ile yapılan anketler kullanıldı. Rapor, sürdürülebilir kalkınma konusunu şirketlerin ne kadar iş stratejilerine entegre ettiğini, faaliyetlerini yürütürken, çevre ve yerel toplumlara ne kadar saygılı davrandığını sürdürülebilirlik tanımı olarak kabul ediyor. Öte yandan raporun yöntemi gereği, ‘algılanan sürdürülebilirliği’ ölçtüğünü belirtmekte fayda var. Geri dönüşüm, az kaynak kullanımı gibi konularda önderlik etmek de sürdürülebilirlik lideri kabul edilmek için gerekliliklerden biri. 

Raporun önemli çıktıları ise şöyle:

- 1992′de gerçekleşen Rio Zirvesinden bu yana STK’lar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yaklaşma/ulaşma konusunda en fazla katkıyı veren kurumlar oldu. STK’ları, BM, özel sektör ve hükümetler izledi. Bu durum sürdürülebilirliğin sağlanması, iklim değişikliği ile mücadele, tüketicileri bilinçlendirme gibi konularda sivil toplum örgütlerinin etkisini bir kez daha ortaya koydu. 

- Peki ya gelecekte sürdürülebilir kalkınma ajandasının önderliğini kimler üstlenmeli? Bu soruya araştırma katılımcılarının %50′sindan fazlası hükümetler yanıtını verdi. Kayda değer bir grup da özel sektörü seçti. Günümüzün şampiyonu STK’lar ise %5′lik bir pay bulabildi.  

- Kurumsal liderler sıralamasında üst üste 5. kez Unilever birinci geldi. İkinci sırada B-Corp olan Patagonia yer aldı. Biyomimikri lideri Interface üçüncü, sürdürülebilir tedarik zinciri çalışmalarıyla öne çıkan perakendeci Marks & Spencer dördüncü, bir diğer B-Corp Latin Amerikalı kozmetik devi Natura beşinci ve İskandinav mobilya lideri IKEA altıncı oldu. 

-SustainAbility’nin listesine giren iki tane B Corp var. Latin Amerika’nın en büyük kozmetik şirketi Natura ve Patagonia sadece sürdürülebilir olduklarını iddia etmiyorlar, aynı zamanda oldukça detaylı ve sürdürülebilirliğin her açısına dokunan bir değerlendirmeden geçerek B Corp sertifikasını almaya hak kazanmış şirketler. Çalışanlardan, çevreye olan yaklaşımlarına, yönetim modellerinden, toplum için yaptıklarına kadar her alanda bu şirketlerin performansını objektif ve şeffaf olarak değerlendiren B Corp sertifikasına sahip olmak gerçekten sürdürülebilir olmayı gerektiriyor. Örneğin, Patagonia’nın iş modeli şirketin kuruluşundan itibaren sürdürülebilirlik temellerini uygulayan bir şirket olmak üzerine kurulu ve bunu başarı ile devam ettiğini B Corp Etki Değerlendirmesi raporunda açık bir şekilde paylaşıyor.

- Coğrafyalara göre sürdürülebilir kalkınma konusunun liderleri ise, Latin Amerika ve Avustralya dışında her kıtada Unilever oldu. Bu bölgelerde ise sırayla Natura ve Interface bu konuya önderlik ediyorlar. 

- Uzmanların %26′sı sürdürülebilirliğin uygulanabilmesi için kurum yöneticilerinin konuyu mutlaka sahiplenmesi ve sürdürülebilirliğin iş modeline entegre edilmesi gerektiğini söylüyor.  

- Gelelim sürdürülebilir kalkınma konusunun sivil toplum liderlerine. Sırayla WWF, Greenpeace, Oxfam, World Resources Institute ve WBCSD’nin girdiği liste hangi örgütlerin şirketleri ve bireyleri en çok etkilediği kriterine göre oluşturuldu. 

- Hükümetler tarafındaysa araştırmaya katılanların büyük kısmı Almanya ve Kuzey ülkelerini sürdürülebilir kalkınma liderleri olarak görüyor. Bu ülkelerin hemen arkasında Birleşik Krallık geliyor. 

- Hükümetlerle ilgili bir diğer önemli çıktı ise sürdürülebilir kalkınma konusunu ajandalarına alan hükümetler bunu  %31 oranında değerlerini yansıttığı için, %27 oranında enerji ve iklim değişikliği ile mücadele amacıyla yapıyor. 

Raporda elde edilen verilen dökümünü bu bağlantıdan okuyabilir, infografik üzerinden kolayca takip edebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

7 August

Obama İklim Değişikliğine Karşı: Temiz Enerji Planı

Kyoto Protokolu’nu hala imzalamayan son ülkelerden biri, Dünya’nın ikinci en çok karbon salımı yapan ülkesi, en çok bireysel araç (239,8 milyon) bulunan ülke. Tanıdınız mı? Evet, Amerika Birleşik Devletleri’nden bahsediyoruz. Bu verilere bakarsak, ABD’yi kötü bir örnek olarak görebiliriz ancak ABD Başkanı Obama 30 Kasım-11 Aralık tarihlerinde Paris’te organize edilecek olan COP21 zirvesine katılmadan önce bu konuda cesur adımlar atmaya kararlı. Obama’nın pazartesi günü Kongre’ye sunduğu Temiz Enerji Planı ülkesinin karbon salımını önemli ölçüde azaltmayı amaçlıyor. 

Temiz Enerji Planı, her Amerikan eyaletinin kendi enerji ihtiyacını yenilebilir enerjiden sağlamalarını öngörüyor. Petrolün yerini alacağı düşünülen çevre karşı kaya gazının çevreye olan olumsuz etkilerini dikkate alarak, Obama ABD için yeni bir rota çizme çabasında. Geçtiğimiz birkaç yılda devrim olarak nitelendirilen kaya gazı üretiminde, yer altından pompalanan kimyasalların kaya yatağından yer altı su rezervlerine sızma ihtimalini gündeme getiriliyor. 2010 yılında Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) hazırladığı rapora göre kaya gazını çıkarmak için yapılan çatlatma işlemi (fracking) güçlü bir sera gazı olan metan gazı salımına neden oluyor. Yine de bu işlem, kömür çıkarma işlemine göre daha az emisyona sebep oluyor. Bu konuda daha detaylı bilgi için  Amerika’da kaya gazın etkilerini anlatan “GASLAND” belgeselini seyretmenizi öneriyoruz. 

Obama’nın Temiz Enerji Planı ayrıca yasa şirketlere ve eyaletlere piyasa bazında hava kirletme hakkı kullanmalarını istiyor. Bu yasa sayesinde 2030’a kadar elektrik üretiminin sebep olduğu CO2 salımında %32 azalacak. EPA’ya göre bu yasanın etkisi 166 milyon arabanın trafikten çıkarılması anlamına geliyor ve yasanın yaratacağı gelirin maliyetinden çok daha üstün olacağını iddia ediyor.

Ancak Washington Post Temiz Enerji Planının eksikliklerini 3 madde ile özetledi:

- Temiz Enerji Planı sadece enerji üretimini hedefliyor. Oysa ki enerji sektörü ülkenin üçüncü en fazla CO2 salımı yapan sektörü durumunda. İkinci sıradaki ulaşım sektörünün neden olduğu salımlarla ilgili önlemleri de içeren daha kapsamlı bir aksiyon planına da ihtiyaç duyuluyor. 

- Temiz Enerji Planı orta vadeli bir plan, ama iklim değişikliği ile mücadele konusu daha uzun vadeli hedefleri de içermeli. 2030 sonrası için de bir plan öngörülmeli. 

- Yasa çok karmaşık ve her kararın Washington’un kontrolünden geçmesi gerekiyor. Yerel yönetim ve bölgelere daha fazla inisiyatif verilse, hava kirliliğine karşı daha etkili bir mücadele oluşabilir. Bölgeler arası farklılıklar da dikkate alınmış olur. 

Bize göre, Temiz Enerji Planı oldukça umut verici bir başlangıç. iklim değişikliği ile mücadele planlarının daha bütüncül bir yaklaşımla geliştirmesi daha verimli sonuçlar doğurabilir. Okullarda eğitimlerin planlanması, biyoçeşitliliğin korunması, tüketicinin bilinçlendirilmesi, şirketlere uygulanabilecek birtakım kısıtlar ve teşvikler, vergi politikaları, piyasa düzenlemeleri, şeffaf veri paylaşımının standardize edilmesi gibi yöntemlerle beraber ele alındığında daha etkin sonuçlar doğurma olasılığı var. Temiz enerji ise iklim değişikliğinin sadece bir boyutu. Yine de ABD Başkanı bu yasa ile CO2 salımına karşı mücadele hedeflerinde çıtayı yükseltmiş oldu. Diğer ülkelerin de bu örneği izlemesini ümit ediyoruz. 

2015 yılında dünya liderleri iklim değişikliği ile mücadeleye daha kesin olarak destek vermeye başladıkları bir yıl oldu. Hatırlarsanız, Papa da bütün piskopos’lara yolladığı mektup ile ülke liderlerine COP21 hedefleri için cesur kararların alınmasını istemişti. Artık gözler tüm ülkelerin üzerinde mutabık kalacağı uluslararası bir sözleşmeye yöneldi. 

SHARE: READ MORE

24 July

Güneş ve Rüzgarın Liderleri Kimler?

İki hafta önceki newsletterımızda değindiğimiz, iş ortağımız DNVGL’in hazırladığı Küresel Fırsatlar Raporu’nda dünyamızın karşı karşıya olduğu en büyük risklerden biri olan iklim değişikliği ile mücadelede yenilenebilir kaynaklara yapılan yatırımın öneminden bahsetmiştik. Uzun vadeli düşünen hükümetler, iklim değişikliğini geleceğin sorunu olarak görmüyorlar. Etkileri bugün bile hissedilen iklim değişikliği, günlük hayatımızın bir parçası haline geldi bile. İklim değişikliği ile mücadelede en önemli etken daha sürdürülebilir enerji kaynakları bulmak. Birçok ülkenin genel elektrik üretiminde güneş ve rüzgar enerjisinin payı gittikçe yükseliyor. Fosil yakıtları tamamen terk edeceğini açıklayan Almanya’da en büyük elektrik üreticisi EON geçtiğimiz yıl şirket stratejisini yenilenebilir enerji üzerine odaklayacağını açıklamıştı. National Geographic, son olarak hazırladığı yenilenebilir enerji dosyasında ABD ve Almanya gibi yenilenebilir enerjiye büyük yatırım yapan gelişmiş ülkelerin yanı sıra ve bu konuda öne çıkmaya başlayan 5 sürpriz ülkeye odaklandı ve bu ülkelerin “Yeşil” potansiyellerini değerlendirdi:
- İtalya: Toskana güneşi ile meşhur olan Çizme, dünyanın üçüncü en büyük güneş enerjisi kapasitesine sahip. Ülkenin toplam enerji üretiminde en büyük pay da yine güneşe ait.
- İspanya: Özel ayna teknolojisi sayesinde büyük miktarda güneş ışığını toplayıp, küçük alanlara odanklanan konsantre güneş enerjisinde en büyük kapasiteye sahip. Bu konuda ikinci sırada ABD ve hemen arkasında Birleşik Arab Emirlikleri, Hindistan ve Cezayir bulunuyor.
- Danimarka: İskandinav ülkesi rüzgar enerjisi sayesinde kendi elektrik ihtiyacının yüzde 140’ını karşıladı. Portekiz ise ikinci sırada.
- Hindistan: Toplumun ¼’ünün elektriğe erişiminin olmadığı ülke, rüzgar enerji kapasitesi bakımından Global Wind Energy Council’e göre 5’inci sırada yer alıyor.
- Japonya: Fukushima faciasından sonra yenilebilir enerjiye yönelen Japonya geçtiğimiz yıl Çin'den sonra, dünyanın ikinci büyük güneş enerjisi kapasitesini enerji şebekesine entegre etti.  
Geçtiğimiz yıllarda güneş enerjisi fiyatlarında önemli düşüş yaşandı. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 21. yy ortalarında doğru güneş enerjisinin toplam enerji üretimimizdeki payı, yaklaşık 1/4′e erişerek en önemli paya sahip olacak. Hatırlatalım, 2013′te güneş enerjisinin payı sadece %1′di. 
2040′a kadar gelişmekte olan ekonomiler PV sistemlerine yaklaşık 1 trilyon USD harcamış olacak. Bloomberg New Energy Finance analisti Jenny Chase’e göre bu yatırımlar sayesinde birçok ülke ücra köşelerdeki yerleşim merkezlerine ilk defa elektrik ulaştırmış olacak. Yine Bloomberg’e göre 2030 yılında güneş ve onshore rüzgar fosil yakıta gore daha ucuz bir opsiyon olacak. 

SHARE: READ MORE

24 July

Bilim insanları Paris'teki İklim Zirvesi (COP21) Öncesinde Buluştu: Karbon Sonrası Çağa Hazırlanın!

Tarihin en kritik iklim zirvesi (COP21 Paris) öncesinde UNESCO ve Fransız Hükümeti tarafından 7-10 Temmuz'da Paris'te düzenlenen “İklim Değişikliği Altında Ortak Geleceğimiz” konferansında bir araya gelen bilim insanları Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu (AR5) bulgularını ve yeni araştırma sonuçlarını masaya yatırdılar. Bilim dünyası, karar alıcılar ve toplum diyaloğuna katkıda bulunmak amacı ile buluşan 100'u aşkın ülkeden yaklaşık 2000 bilim insanından birisi olan Arif Cem Gündoğan'a (King’s College London) etkinliğe dair izlenimlerini sorduk.

“Etkinliğin önemi, bugüne dek bu sayıda katılımcıya ev sahipliği yapmış ve bu çeşitlilikteki oturumun yer aldığı bir iklim bilimi toplantısı düzenlenmemiş olmasından anlaşılabilir. Paris (COP21) öncesi bilim insanlarının vermek istediği mesajlar çok net. Fosil yakıt bağımlılığından, hali hazırdaki üretim-tüketim döngülerimizden ve iş yapış tarzlarımızdan taviz vermeden devam etmemiz mümkün ve dahi etik değil! Karbon sonrası çağa doğru ilerliyoruz ve buna uyum sağlamalıyız. İklim değişikliği ile mücadele (mitigasyon), uyum ve kalkınma gündemlerinin el ele gitmesi kritik öneme sahip. İklim değişikliği nedeni ile küresel sıcaklık ortalamasında meydana gelen sıcaklık artışının 2 santigrat derece ile sınırlı tutulması hedefine ulaşılması için Paris öncesinde politik ivmenin daha da artması gerekiyor. Alınan önlemlerin, izlenen politikaların adil, ölçeklenebilir ve ekonomik olması da şart. Konferansın bir diğer kritik mesajı da çözümlerin disiplinlerarası çalışmalar ile şekillendirilmesinin önemine dair. Sadece pozitif bilimlerin, bilgisayar modellerinin, mühendislik uygulamalarının tek başına işe yaramadığı düşünülüyor. Sosyal ve beşeri bilimlerin önemi vurgulanıyor. Bu bağlamda sosyal, kültürel, organizasyonel, bireysel değişimin nasıl gerçekleştirilebileceğine dair soruların önem kazandığını görüyoruz. S360 gibi stratejik sürdürülebilirlik danışmanlığı veren kurumların bu çerçevede önemli katkıları olacaktır”. 

Etkinliğe dair ayrıntılı bilgileri bağlantıdan edinmek mümkün.

İklim değişikliği olgusu bağlamında karşımıza çıkan yakın zamanlı bir başka çalışma da Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA)‘nın yayımladığı “İklimin Durumu” raporu oldu. Rapora göre 2014'te; en sıcak yıl, sera gazı salımları, deniz yüzey sıcaklıkları, okyanus sıcaklıkları, deniz seviyesinde yükselme, Grönland buzullarının erimesi ve Antartika’daki buzulların erimesi gibi başlıklar altında endişe verici ve eşi görülmemiş gelişmeler listelendi. Özetle, iklim değişikliği sorununun boyutu ve etki alanı artmakta. Rapora ve ilgili haberlere bağlantıdan ulaşılabilir.

SHARE: READ MORE

24 July

Dünyayı Değiştirmek için İlham Veren 100 Belgesel

Değişim yaratmak için ilhama mı ihtiyacınız var? The Mind Unleashed’in yüzlerce belgesel arasında seçtiği ve hazırladığı, değişim yaratmak için en yararlı 100 belgeseli  sizlerle paylaşıyoruz. Bu sayıdan itibaren newsletterımızda bir belgeseli tanıtacağız.  Politikadan sağlığa, savaştan beslenmeye, aralarında bilinen ve ödüllü Capitalism: A Love Story, Inhabit: A Permaculture Perspective. Food Inc. gibi belgesellerin ve daha az bilinen Affluenza, Singapore: Biophilic City gibi yapımlara da erişebileceğiniz bu değerli kaynağa bir göz atmanızı tavsiye ediyoruz.  Bu haftanın belgeseli olarak ise, Not Business As Usual’ı seçtik. 2 Haziran 2014′te Nurhan Keeler'ın Açık Radyo’da hazırlayıp sunduğu “Evrenin Suyuna Giden Tasarım” programında “bal gibi başka bir dünya mümkün” serisi kapsamında  Surdurulebiliryasam.tv’den Pınar Öncel’in konuğu olarak da tartıştığımız bu belgesel, bilinçli kapitalizm anlayışının yaygınlaşması ve inovatif yöntemlerle iş dünyasına dahil edilen sosyal şirketlerin etkisini gündeme getiriyor. Filmde yeni bir iş modeli olarak hem karlı hem faydalı şirketlerin önderliğini yaptığı B Corp hareketine de değiniliyor. Daha fazlası için: bcorpturkey.org adresini ziyaret edebilir, filmin tamamını ücretisiz olarak bu adresten izleyebilirsiniz. İyi seyirler!   

SHARE: READ MORE

24 July

Leading Wellbeing Araştırma Festivali

Brathay Trust ve University of Cumbria (İngiltere) tarafından ortaklaşa düzenlenen Leading Wellbeing Araştırma Festivali 16-18 Temmuz 2015 tarihlerinde İngiltere’nin Göller Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Ambleside kasabasında gerçekleşti. Sürdürülebilirlik, liderlik ve iyilik (wellbeing) temaları üzerine 50’den fazla akademik araştırmanın sunulduğu etkinlikte, aynı zamanda iş dünyası, sivil toplum, sanat, medya ve akademiden uzmanlar, aktivistler ve girişimciler eş zamanlı gerçekleşen yaklaşık 40 oturumda farklı konuları tartışma şansı yakaladılar. Etkinliğe konuşmacı olarak katılanlar arasında The Ascent of Humanity, Sacred Economics ve The More Beautiful World Our Hearts Know is Possible gibi kitapların yazarı, düşünür Charles Eisenstein; Guardian Sustainable Business birimi editörü Jo Confino; Futerra Sürdürülebilirlik İletişimi şirketinin kurucu ortaklarından Ed Gillespie; Hindistan’dan alternatif filmler çeken yönetmen Nandita Das; After Sustainability kitabının yazarı felsefe profesörü John Foster ve daha birçok uzman yer aldı.

Ana tema olan sürdürülebilirlik ve liderlik kapsamında gerçekleşen oturumların genel ekseni, bulunduğumuz noktada gezegenin ve insanlığın durumunun iyiye gitmediği ancak hepimiz için hâlâ yapacak çok fazla şeyin olduğu şeklinde özetlenebilir. Özellikle ana akım sürdürülebilirlik ve liderlik söylemlerinin artık çalışmadığı ve yeni bir tanıma ihtiyacımız olduğunu da katılımcıların ortak düşüncesi olarak söyleyebiliriz.

Sürdürülebilirliğin temel konularından birisi de bu yeni tanımlar için değişimin kolaylaştırılması. Birçok oturum bu değişimin nasıl sağlanacağına dair tartışmalara sahne oldu. Genel kanı, sürdürülebilir bir gezegen ve insanlık yaratabilmek için gereken şeyin öz-dönüşümün yani kendi değişimimizin sağlanması gerektiği yönündeydi. Modern toplumda birbirimizden, çevremizden ve doğadan kopmuş durumdayız. Büyük şehirlerde yaşıyor, komşularımızla bile iletişim kurmuyor, fosil yakıt tüketen araçlar kullanarak birbirimiz ile trafikte rekabet ediyor ve iş arkadaşlarımızı bir şekilde geçmeye çalışıyoruz. Modern insanın geldiği bu nokta, doğadan, çevresindeki insanlardan ve doğal olarak kendisinden de ayrışması olarak ortaya çıkıyor. Eisenstein’ın ‘yeni bir hikaye’ olarak tanımladığı yapıda tüm canlılar ile yeniden bağlantı kurmanın önemi ortaya çıkıyor.    

Etkinliğin çıkış noktası bir araştırma festivalinin nasıl daha çekici ve eğlenceli hale getirilebileceği sorusuna dayanıyordu. Bitmeyen ve tek düze sunuşların yapıldığı, hedef kitlenin fikirlerinin yeteri kadar sürece dâhil edilmediği geleneksel oturumlardan herhalde hepimiz yeteri kadar sıkıldık. Panel konuşmalarının bile dinleyicilerin tam katılımıyla gerçekleştiğini görmek ve öz-dönüşüm için gereken yansımaların yoga, tai-chi, tango, kürek ve doğa yürüyüşleri gibi birçok fiziksel ve zihinsel etkinlikle gerçekleştiğini görmek insanlığın geleceği için umut veriyor. En başta bahsettiğim 50’den fazla akademik makalenin bir kısmı da yakın zamanda Sustainability Accounting, Management and Policy Journal’da yayımlanacak. Etkinliğin web sayfasına bağlantıdan erişebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

10 July

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri İçin İpuçları

Günümüzde ekonomik ve finansal yapılar gittikçe karmaşık, kırılgan ve birbirine bağlantılı hale geldi. Bu kırılganlığın nedenlerinden bir tanesi de tedarik zincirlerinin küreselleşmesi ve karmaşıklaşması. Şirketlerin riskleri artık sadece operasyonlarını sürdürdükleri duvarlar arasında değil tedarikçilerden de kaynaklanıyor. Maliyetlerin düşürülmesi için tasarlanan tedarik zinciri yaklaşımları gittikçe şirketler için risklerin artmasına neden olmaya başladı.

Geçtiğimiz yıllarda büyük şirketlerin ve markaların başına gelen skandalların bir kısmı tedarik zincirlerinden kaynaklandı. Sürdürülebilir bir şirket olma yolunda adım atmak isteyen şirketler artık sorumluluğu tedarikçilerine yükleyip yakalarını sıyırmaya çalışmıyor, tedarikçilerini de özümsedikleri bu dönüşümün bir parçası haline getiriyorlar. Geçmişte yaşanan skandallar ve sonrasında şirketlerin vermek zorunda kaldığı tepkiler, günümüzde herhangi bir işletmenin başına gelebilecek nitelikte. Biz de sürdürülebilir bir tedarik zincirine sahip olmak için ne gibi yollardan geçmeli ve nasıl hareket etmeli sorusundan yola çıkarak, “Sürdürülebilir Tedarik Zinciri İçin İpuçları” isimli dokümanı  yayımladık. Bu yolla, sürdürülebilirlik yolculuğuna çıkan şirketlerin benimseyebilecekleri ilkeleri ortaya çıkarmaya çalıştık. ‘İpuçları’na ve diğer 360Kısalar’a bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

Tedarik zinciri ve daha geniş haliyle değer zinciri alanında gerçekleştirilen anlamlı çalışmalara bir örnek de geçtiğimiz günlerde Adidas’tan geldi. Adidas, okyanuslarda çok ciddi biçimde kirlilik yaratan plastik birikintilerine çare olması ve kaçak balıkçılığa dikkat çekmek için okyanustan toplanan plastikler ve balıkçı ağlarından ayakkabı yapacağını duyurdu. Böylece plastik atıklardan ve denizin çeşitli yerlerinde biriken ve işe yaramaz hale geldiği için bırakılan balıkçı ağlarının atıklarını ekonomiye kazandırmaya başladı. Döngüsel ekonominin iyi bir uygulaması olan bu örnek ile Adidas’ın değer zincirini ne kadar kapsamlı olarak ele aldığını da gözlemliyoruz. Haberin ayrıntıları için tıklayınız.

SHARE: READ MORE

10 July

SASB’nin Yeni Sektörel Sürdürülebilirlik Standartları Tamamlanıyor

Sürdürülebilirlik Muhasebesi Standartları Kurulu (SASB) 2015 yılı boyunca 10 farklı sektör için yeni sürdürülebilirlik standartları duyuracağını anons etmişti. Yılın ilk yarısında sağlık hizmetleri, finans, teknoloji ve iletişim, ulaşım, petrol ve doğalgaz, hizmet sektörü, kimya ve elektrik-elektronik ile hızlı tüketim malları konularında yeni standartlar çıkarıldı. Yenilenebilir kaynaklar ve alternatif enerji, perakande tüketim ve inşaat sektörlerine özel standartlar ise geçici olarak duyuruldu ve bu standartların paydaş yorumu sürecinden geçtikten sonra son hallerini almaları bekleniyor. 

Söz konusu standartlar GRI indikatörleri ve diğer uluslararası örgütlerin sektörlere özgü yayımladıkları standartlarla uyum gösteriyor. Birçok şirketin raporlarının bütünlüğü açısından kendi sektörlerindeki standartlara atıfta bulunması bekleniyor. SASB standartları aynı zamanda şirketlere öncelikli konularını belirleme süreçlerinde de yardımcı olmak için tasarlandı. Standart metinlerini bu bağlantıdan SASB veritabanına üye olarak indirebilirsiniz. Sürdürülebilirlik Muhasebesi Standartları Kurulu (SASB) 2015 yılı boyunca 10 farklı sektör için yeni sürdürülebilirlik standartları duyuracağını anons etmişti. Yılın ilk yarısında sağlık hizmetleri, finans, teknoloji ve iletişim, ulaşım, petrol ve doğalgaz, hizmet sektörü, kimya ve elektrik-elektronik ile hızlı tüketim malları konularında yeni standartlar çıkarıldı. Yenilenebilir kaynaklar ve alternatif enerji, perakande tüketim ve inşaat sektörlerine özel standartlar ise geçici olarak duyuruldu ve bu standartların paydaş yorumu sürecinden geçtikten sonra son hallerini almaları bekleniyor. 

Söz konusu standartlar GRI indikatörleri ve diğer uluslararası örgütlerin sektörlere özgü yayımladıkları standartlarla uyum gösteriyor. Birçok şirketin raporlarının bütünlüğü açısından kendi sektörlerindeki standartlara atıfta bulunması bekleniyor. SASB standartları aynı zamanda şirketlere öncelikli konularını belirleme süreçlerinde de yardımcı olmak için tasarlandı. Standart metinlerini bu bağlantıdan SASB veritabanına üye olarak indirebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

10 July

Sürdürülebilirlik Raporlamasının Geleceği

Global Reporting Initiative’in (GRI) Mayıs 2015’te yayınladığı “Sürdürülebilirlik ve Raporlama Trendleri 2025″ raporunda, önümüzdeki on yıl içerisinde ön plana çıkması beklenen küresel sorunlarını göz önünde bulundurarak, şirketlerin sürdürülebilik anlayışlarının ve bu doğrultuda raporlarının nasıl değişeceğini ele aldı. Raporun yazımında yer alan, aralarında iş ortağımız DNVGL’in de bulunduğu Kurumsal Liderlik Grubu, raporu iki fazda yazdı. İlk fazda araştırma yapılarak toplum içerisinde önümüzdeki yıllarda ortaya çıkması veya önem kazanması beklenen konular belirlendi. İkinsi fazda ise, bu konuların sürdürülebilirlik kavramını ve geleceğin raporlarını nasıl etkileyeceği derinlemesine tartışıldı. 

Rapora göre; yarının öncelikli konuları arasında, hammade sıkıntısı, iklim değişikliği ile mücadelede ortak politikalar ve eylem planlarının geliştirilmesi, atık artışı ve ekosistem kirliliği ile mücadele, ekonomik eşitsizliğin azaltılması, toplumsal çatışmalar ve göçlerin beraberinde getirdiği toplumsal sorunlar ile mücadele, insan hakların korunması, bölgesel sürdürülebilir kalkınma planlarının oluşturulması, ortaya çıkan yeni sektörler için çalışanların yeniden eğitimi ve bu alanlarda nitelikli iş gücü yaratılması, itibar ve etik krizleri ve yolsuzluğa karşı politikaların güçlendirilmesi yer alıyor. 

Yaklaşan ve bir kısmı şimdiden yaşanan bu değişimlere karşın, şirketlerin davranışlarının da bu sorunlar etrafında evrileceği düşünülüyor. GRI’ın değerlendirdiği, Sustainability’nin daha önce belirlemiş olduğu 10 sürdürülebilirlik trendinden esinlenerek, şirketlerin 2025 yılına kadar uyum sağlayacağını öngördüğü 8 trend ise aşağıdaki gibi: 

- Şirketler toplumsal ve çevresel sorunlara cevap verecek ürün ve servisler         üretecek. Bunu yaparak, şirketler hem önemli toplumsal ihtiyaçlara cevap vererek daha önceden değerlendirilmeyen pazarlara girmiş olacak, hem de varolan sorunlara çözüm üreterek ortak değer yaratacak.

- Şirket yöneticileri sermaye kârlığı, kalkınma, itibar ve risk yönetimi gibi konuları, daha derin bir sürdürülebilir anlayışıyla değerlendirecek. Gelişmiş iyi bir yönetişim ve artan şeffaflık bu yaklaşımın temel taşlarını oluşturacak. 

- Yeni teknolojiler şirket ve paydaşların arasındaki bağları güçlendirecek. Dijital teknolojiler sayesinde şirketler paydaşlarına ait verileri toplama, analiz ve konsolide etme konusunda fark yaratabilecek. Dolayısıyla daha şeffaf ve daha hesap verilebilir veriler bizleri bekliyor. 

- Aynı şekilde teknolojik ilerleme şirketin raporlamasını ve farklı bölgelerden gelen verileri işlemesini kolaylaştıracak. Böylece üretim ve tedarik zincirleri daha entegre olabilecek. Üstelik değer zinciri boyunca gelişmeleri takip etmek eskiye oranla daha kolay bir hale gelecek.

- Etik değerler, itibar ve risk yönetimi gibi konular yöneticilerin karar verme süreçlerine yön verecek. 

- Yeni indikatörler gelişecek. Bu indikatörler şirketlerin faydalı/zararlı, iç/dış etkilerini değerlendirme imkanı sunacak. Buna ek olarak, paydaşların şirketlere olan güveni ölçümlenebilecek.  

- Sürdürülebilirlik verileri dijital formatta olacak. Bu format sayesinde verilerin iletişimi kolayaşacak ve paydaşları bilgilendirme daha pratik hal alacak. 

Bunların yanı sıra GRI, şirketlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri konusundaki çalışmalarını, sürdürülebilir iş modeline geçiş sürecini, öncelikli konu analizlerini açıkça vereceklerini ve bir yandan da raporların yatırımcılara yönelik kaleme alınacağını belirtiyor. Bu da demek oluyor ki, aslında entegre raporlar gibi finansal verileri sürdürülebilirlik verilerinden destek alarak yazan raporlar yatırımcı kararlarında daha etkin rol oynayacak. 



GRI raporda ayrıca, düzenli raporlamanın şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarına olumlu yansıdığını da gösteriyor. Özellikle paydaş katılımı ile yapılan şeffaf raporlama süreçleri performans hedefleri konmasında ve bu hedeflere ulaşmak konusunda şirketler için bir itici güç rolü oynuyor.

Raporu bu bağlantıdan okuyabilirsiniz. 

GRI Kurumsal Liderlik Grubu’nun bu raporun hazırlanmasında faydalandığı geleceğin sürdürülebilirlik anlayışı ile ilgili yazılan diğer raporların bir listesini aşağıda bulabilirsiniz:
#GRI
#global reporting initiative
#reporting

 

SHARE: READ MORE

10 July

Geleceğin Sürdürülebilirlik Liderlerini Destekliyoruz


#school
#think360
#s360
#sürdürülebilirlik

SHARE: READ MORE

6 July

Sürdürülebilir Bir Tedarik Zinciri İçin İpuçları

THINK360 kapsamında, sürdürülebilirliği ilgilendiren önemli konularda hazırladığımız bilgi notları serimiz, “360Kısalar”ın üçüncü sayısı “Sürdürülebilir Bir Tedarik Zinciri İçin İpuçları” yazımız ile karşınızdayız.

Günümüzde, sürdürülebilirliğin yeni odak noktalarından biri de tedarikçiler haline gelirken, markaların tedarik zincirlerinde bu alanda daha fazla girişimde bulunmaları ve daha şeffaf olmaları yönündeki tüketici baskısı da giderek artmakta. 2000'lerin başında sadece maaşlar, çalışma saatleri, işçi güvenliği gibi sosyal koşullar öncelikliyken, artık tedarik zincirinde çevresel koşullardan şeffaflığa ve yolsuzluğa kadar pek çok alan kapsamlı bir biçimde ele alınıyor. Son yıllarda bu alanda büyük yol kat edildi; hatalar yapıldı ve bu hatalardan dersler çıkarıldı. Bu yazımızda, çıkarılan bu dersler üzerine oluşturduğumuz ipuçları ile şirketlerin tedarik zinciri sürdürülebilirlik yolculuğundaki önemli noktalara ışık tutmaya çalıştık.

360Kısaları websitemizden indirebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

12 June

Bu Bir S360 Hikayesidir

S360'ın 2014 hikayesini dinlemek ister misiniz? 
Çalışma hayatımızdan, yönetim anlayışımıza, paydaşlarımızla olan diyalogumuza 2014 yılındaki faaliyetlerimiz ve gelecek planlarımıza değindiğimiz Bu Bir S360 Hikayesidir‘i sizler için yayımladık! Tüm paydaşlarımızı okumaya davet ediyoruz. 

SHARE: READ MORE

12 June

Ortak Değer Yaratmayı Daha Yakından Tanımak İster Misiniz?

Ortak Değer Girişimi’nin (Shared Value Initiative) bu yıl Mayıs ayında New York’ta düzenlediği Ortak Değer Liderliği Zirvesi hem zirveye bizzat katılan hem de internet üzerinden canlı yayını takip eden toplam 1200 kişi tarafından eş zamanlı olarak takip edildi. Ayrıca Twitter ve diğer sosyal medya platformları üzerinden de yüz binlerce insana ulaştı. Zirvede yapılan sunumların, fotoğrafların ve zirve ile ilgili sosyal medyaya yansıyanların bir özetini sizinle paylaşıyoruz.  

https://youtu.be/IB0ULedc01M

Zirvede Levi Strauss Vakfı STK’larla işbirliğinin önemini, maden devi Anglo American kurumsal düşünce yapılarını nasıl değiştirerek inovatif ortak değer yaklaşımını benimsediklerini ve Western Union da STK’ların “ortak değer yaratma” kavramı sayesinde nasıl daha etkili olabileceklerini videolar aracılığıyla dünyayla paylaştı. Aşağıda liste halinde verdiğimiz bu kısa anlatı videolarını bu sayfadan görüntüleyebilirsiniz.

Bu yılki zirvede ayrıca ortak değer yaratımı ve dünyadaki gelişiminin anlatılacağı  Ortak Değer Yaratmada Global Trendler de ilan edildi. Trendlerde ana olarak 3 konu üzerinde duruluyor olunacak: “Şirketler neden ortak değer yaratmalı?”, “Ortak değer yaratma girişiminin gelişimi nasıl?” ve “Ortak değerler hangi şirketler tarafından hangi ölçekte yaratılmalı?”

1. GÜN 
Welcome to the Field
Kurumsal Bir Strateji Olarak Ortak Değer
En İyi İş Modeli İçin Doğru Şartlar
Ortak Değer Hareketi 
Ortak Değer Yaratan Bölgesel Şampiyonları 
Ortak Değer Hikayesi: Ecolour
Sosyal Sorunlarla Mücadelede İş Dünyasının Önemi
Şirket Düzeyinde Sağlıklı Stratejiler Geliştirme 
2. GÜN
Bir Ortak Değer Hikayesi: Koç Holding
Gıda ve Tarım Tedarik Zincirlerinde Ortak Değer
Hayırseverliğin Rolü
İş ve Sosyal Etkileri Ölçme 
Bir Ortak Değer Hikayesi: GlaxoSmithKline
Yatırımcının Rolü
Bir Hareket Yaratmak İçin Güç Toplamak 
Diğer bir yandan, Ortak Değer Girişimi’nin yaratıcısı ve destekçisi olan ve toplumsal sorunlardan iş fırsatları yaratan global liderlerden oluşan bir topluluk olan FSG, Birleşmiş Milletler’in daha önce yayınladığı içinde yoksulluğu, açılığı ortadan kaldırmak, herkes için daha sağlıklı bir yaşam, eşit ve kaliteli eğitim fırsatları gibi daha bir çok amaç barındıran Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne (SDGs) ulaşabilmek için yapılması gerekenlerden bahsedileceği bir web seminerine ev sahipliği yapıyor. FSG ve yaratmış olduğu bir oluşum olan ve toplumun elinde bulundurduğu kolektif gücü toplumsal ve çevresel problemleri çözmede kullanan Collective Impact Forum’un düzenlediği, Skoll Vakfı’nın da desteğiyle herkesin erişimine açık ve ücretsiz hale getirilen ve 18 Haziran’da gerçekleştirilecek olan bu seminere buradan kayıt olabilirsiniz. 

Ortak Değer Yaratma yaklaşımı ile ilgili soru ve görüşlerinizi bizimle info@s360.com.tr adresi üzerinden paylaşabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

12 June

Futbolda Sürdürülebilirlik Mümkün Mü?

Futbol ve yolsuzluk konusu gündemdeyken biz de sürdürülebilirlik çerçevesinden futbol dünyasını incelemek istedik. Kurumsal yönetişim ve şeffaflık sürdürülebilirliğin temel değerlerinden. Ancak bu konuların yanı sıra futbol nedeniyle izleyiciler ve sık seyahat eden oyuncular da büyük birer ekolojik ayak izine sebep oluyor. Bununla beraber, stadyum inşaatları (The Guardian’a göre, 2010’dan beri, 2022'de Katar'da düzenlenecek olan Dünya Kupası için yapılan stadyum inşaatlarında 44 işçi hayatını kaybetti) insan haklarının yanı sıra çevresel  etkileri bakımından da önem taşıyor. Futbol seyircilerinin hareketleri de cabası. Bu durumda futbolun çevreye etkileri ve buna karşı kulüplerin sürdürülebilirlik hakkında neler yaptıklarını okumak için bir dosya derledik. 

Dünyada her yıl futbol müsabakalarını izlemek için milyonlarca kilometre yol kat ediliyor. Örneğin, Fransa’da bir hafta sonu içerisinde 3 milyon kilometre yol kat ediliyor. Bu da dünya çevresinde 80 tur atmak demek.

İş ahlakı, yolsuzluğa karşı mücadele, insan hakları, iş sağlığı ve güvenliği ve çevrenin korunması sürdürülebilirliğin temel değerlerindendir. Futbol dünyası sürdürülebilirlik adına yapılan uygulamalardan bazıları da şöyle listelenebilir:

- Chelsea Futbol Kulübü, 2006’dan beri yıllık sürdürülebilirlik raporu hazırlıyor.

- PSG takımı taraftarlarına arabalarını paylaşmayı öneriyor.

- OGC Nice takımının yeni stadyumunda ısıtma jeotermal kaynaklarla sağlanıyor.

- İsviçre’nin Young Boys takımı enerji ihtiyacını stadın çatısına yerleştirdiği güneş panelleri ile karşılıyor.

- Bayern Münih, Allianz Arena’daki ışıklandırma sistemini 380,000 enerji verimliliği yüksek LED ampullerle yenileyerek hem muhteşem bir ışıklandırma sistemi oluşturdu, hem de %60 enerji tasarrufu sağladı.

- Real Madrid’in 12 antreman sahası 2012 yılında yenilenirken, eski sahaların çimleri civardaki okul ve futbol takımlarının sahalarında yeniden kullanıldı.

- Manchester United Vakfı’nın iş sağlığı ve güvenliği politikaları mevcut.

- Forest Green Rovers takımının futbol sahası %100 organik ve azot bazlı gübre kullanılmıyor. Sürdürülebilirlik konusunda dünyada en önde olan takımlarda Forest Green’in sürdürülebilirlikle ilgili uygulamalarını buradan inceleyebilirsiniz.

- Bristol City’nin yeni bir sürdürülebilirlik stratejisi var. Yeni uygulamalarına buradan erişebilirsiniz.

- Nike ve Adidas organik pamuk ve geri dönüşümden gelen pet şişelerden forma üretiyor.

Futbol dünyasından sizin bildiğiniz iyi sürdürülebilirlik örnekleri var mı? Bizimle paylaşabilirsiniz. 

Tüm bu örneklerden de görüldüğü gibi futbol endüstrisinin sürdürülebilirlik konusunda ilerleme kapasitesi yüksek fakat kat edilecek daha çok yol var.

SHARE: READ MORE

12 June

Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu'na Davetlisiniz

EMBARQ Türkiye’nin düzenleyeceği Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu (Livable Cities Symposium), gittikçe artan şehirleşmenin beraberinde getirdiği kentsel sorunlara ve çevre sorunlarına çözümler arıyor. Birleşmiş Milletler 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunun yüzde 70’inin kentsel bölgelerde yaşayacağını öngörüyor. Türkiye nüfusunun ise yaklaşık yüzde 72′si halihazırda kentlerde yaşıyor ve bu oranın 2030 yılına gelindiğinde yüzde 80’e çıkması bekleniyor. Mevcut durumda enerji kullanımından kaynaklı emisyonların yüzde 70’inden kentler sorumlu ve gelecek yıllar için öngörülen bu artış sınırlı kaynakların etkin kullanılmasını şimdiden zorunlu kılıyor. 



Tüm bu sorunlara çözümler üretmek ve sürdürülebilir şehirleşme konusunu tartışmak üzere EMBARQ Türkiye’nin 19 Kasım 2015’te İstanbul’da düzenleyeceği sempozyuma yönetici, özel sektör temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, üniversite öğrencileri ve basın mensuplarının katılması bekleniyor. Ayrıca sempozyuma paralel olarak, ‘kent içi ulaşımda enerji verimliliği ve iklim değişikliği üzerine etkisi’, 'kentleri yaşanabilir kılan ulaşım çözümleri’ ve 'akıllı şehirlerde yenilikçi kentsel hareketlilik çözümleri’ ana başlıkları altında oturumlar da düzenlenmesi planlanıyor. Ana oturumlardan biri de ‘kent içi ulaşımda yol güvenliği’ başlığıyla düzenleniyor olacak. 

S360 olarak destekçisi olduğumuz sempozyum, kent çapında karar verici ve uygulayıcıları daha sürdürülebilir bir kent için yeni strateji ve iyi uygulama örnekleri hakkında bilgilendirmeyi hedefliyor.

SHARE: READ MORE

3 June

S360 Sürdürülebilirlik Kütüphanesinde Bu Hafta

Christina Türkiye’de Kültürlerarasi Yönetim Master’ı yapan Avusturyalı üniversite öğrencisi. S360′la e-mail yoluyla iletişim kurarak, kütüphanemizden 4 kitap ödünç almak için ofisimize geldi. Christina’nın aldığı kitaplar: 

-          The ten faces of Innovation, Tom Kelley

-          Managing Creativity and Innovation, Harward Business Essentials

-          Sustainable Value: How the world’s leading companies doing well by doing good, Chris Laszlo

-          Actions For a Better Environment, British Council

“S360 ve Sürdürülebilirlik Kütüphanesi’ni Facebook’ta takip ettiğim Ashoka Türkiye sayesinde buldum. Sürdürülebilirliğe büyük ilgim var çünkü gelecekte (çokuluslu) şirketlerin gittikçe güçleneceğini ve toplumsal refahın korunmasının devletlerin tekelinde olmayacağını düşünüyorum. Daha sorumlu ve daha sürdürülebilir bir ekonomiye ihtiyacımız olacak. Gelecekte kendimi girişimciliğin sosyal fayda ile buluştuğu iş alanlarında görüyorum. S360’ın çalışmalarını çok beğeniyorum ve sonbaharda burada staj yapmayı ümit ediyorum.

Kitapları ödünç verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Sevgiler,
Christina”  

SHARE: READ MORE

29 May

İşyerinde, Toplumda ve Ekonomide Kadının Güçlenmesi Raporu Açıklandı

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Ortaklık İnsiyatifi özel sektördeki şirketleri insan hakları, adil çalışma şartları ve iş yerinde sürdürülebilir uygulamalar yaratmaları konusunda teşvik eden, Birleşmiş Milletler’in alt platformlarından biri. İnsiyatif 2010 yılında ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların Güçlendirilmesi Birimi ile ortaklaşa, “Kadının Güçlenmesi Prensipleri”ni yayınladı. 

Bu prensipler kadının ekonomik hayat ile daha iç içe geçerek güçlenmesi için özel sektörün katkı yapmasını vurguluyor. Columbia Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Kamu Okulu, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Ortaklık İnsiyatifi ve Kadının Güçlenmesi Prensipleri bir araya gelerek bir çalışma başlattılar ve prensiplerin kabul edilmesi ve uygulanması konularında 4 ülkeyi (Mısır, Kolombiya, Şili ve Türkiye) değerlendiler. 

Proje kapsamında, Columbia Üniversitesi öğrencileri 10-21 Ocak 2015 tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret etti ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Ortaklık İnsiyatifi Türkiye Sekreteryası, WEPs imzacıları ve akademisyenler ile görüşmeler gerçekleştirdi.

Türkiye’deki değerlendirmeler için 2 hafta ülkemizde bulunan grup, çeşitli röportajlar, çalışma grupları, etkinlikler düzenledi ve nihai bir rapor hazırladı. 

Cinsiyet konusunda bulgular şöyle: Türkiye son yıllarda Cinsiyet Eşitliğinde Ulusal Eylem Planı, Ulusal İstihdam Stratejisi, Kadın ve Erkek İçin Fırsat Eşitliği Yasası ve TCMM Fırsat Eşitliği Komisyonu gibi uygulama ve yasalar ile büyük ilerleme kaydetmiş durumda. Tüm bunlara rağmen ülkenin cinsiyet eşitliği performansı diğer bir çok ülkenin gerisinde kalıyor. 2013 İnsani Gelişme Endeksi’ne göre Türkiye cinsiyet eşitliği konusunda 151 ülke içinde 69. sırada bulunuyor. Gelişmelere rağmen kadınların hayatlarında büyük değişiklikler sağlanmadığı ve erkek egemen toplumun kurallarının altında devam ettiği vurgulanıyor.

Türkiye iş hayatındaki kadın yöneticiler oranı açısından üst sırada bulunsa da kadınların büyük bir çoğunluğu sadece yüksek maaşlı işler bulmakta değil iş gücüne girmekte de büyük zorluklar çekiyor. Ayrıca Türkiye’de kadının iş gücün katılım oranı da OECD ülkeleri arasında en düşük seviyede. Diğer bir yandan ise kadınlar kendilerinden yapılması beklenen belirli işlerin, bebek bakıcılığı, öğretmen, hemşire gibi, dışına çıkmakta zorlanıyor. 

Diğer bir yandan ise çocuklar için uygun fiyatlı bakım hizmetlerinin azlığı, devletin bu konudaki yetersiz yardımı ve yetersiz doğum izni kadınların iş hayatına katılmasının önündeki önemli engellerden sadece bir kaçı. Ayrıca iş verenlerin kadınları tercih etmemesinin önemli nedenlerinde biride toplum içinde de yaygın bir görüş olan kadınların ailelerine karşı olan görevlerinin her şeyden önce en ön sırada gelmesi ve kadınların bu konuda iş ve aile dengesini sağlayamayacak olduğuna inanılması. 

Kadına karşı şiddet konusunda ise Sabancı Üniversitesi’nin yaptığı bir ankete göre çalışan kadınların %75′i çeşitli şekillerde şiddete maruz kalıyor ancak ya bunun farkında değiller ya da bunu şiddet olarak tanımlamıyorlar. Töre cinayetleri de hala devam eden önemli problemlerden biri.

Türkiye ve diğer ülkelerin yaptıkları ilerlemeleri, şu anki durumlarını ve bu ülkelere yapılan önerileri raporun tam halinden okuyabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

29 May

Dünya Bankası İklim Yatırım Fonundan Finansman Alacak Yeni Ülkeler Belirlendi

Mart ayının son haftası gerçekleşen İklim Değişikliği Yatırım Fonları (CIF) değerlendirme kurulu toplantısında kaleme alınan rapor, hangi ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve altyapı geliştirme projeleri için Dünya Bankası fonlarından yararlanabileceğini ortaya koydu. 

Değerlendirme kurulunda ve raporun yazarları arasında S360 Kurucu Ortağı Kerem Okumuş’un da bulunduğu rapor, ellinin üzerinde finansman başvurusu arasından iklim değişikliğine uyum desteğine ihtiyacın en yüksek olduğu ülkeleri belirledi. 


Şu anda dünya üzerindeki en büyük iklim değişikliğine uyum fonu olan İklim Yatırım Fonları, başvuruda bulunan ülkeleri 3 ana kritere göre değerlendiriyor: iklim değişikliğinin etkilerine karşı hassaslık, iklim değişikliği ile mücadele politikaların uygulanması için gerekli ortam ve uygulama kapasitesi. Rapora bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

29 May

Küresel Risklerden Şirketler İçin Doğan Fırsatlar

Stratejik iş ortağımız Londra merkezli global sürdürülebilirlik danışmanlığı şirketi DNV-GL’in yakın zamanda yayımladığı 2015 Küresel Fırsatlar Raporu küresel ölçekli risklerin ülkeler, kurumlar, şirketler ve insanlar tarafından hangi fırsatlar ile giderilebileceğini anlatıyor. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC) desteği ile hazırlanan raporda beş küresel sorundan bahsediliyor: 

Aşırı iklim koşulları, içme suyu kıtlığı, sürdürülebilir olmayan kentleşme, bulaşıcı olmayan hastalıklar, fosil yakıt odaklı büyüme. DNV-GL dünyadaki bu 5 küresel riskle mücadele için her bir risk konusuna karşılık üç fırsat alanı sunuyor. Dünyayı dokuz bölgede (*Çin, Hindistan, Güney Amerika, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika ve Orta Doğu, Avrupa, Sahra altı Afrika, Kuzey Asya, Güneydoğu Asya ve Okyanusya) ele alan rapor her bir fırsatı bu bölgeler, çeşitli sektör (endüstri, finans…) ve yaş grupları üzerinden örneklendiriyor. Örneğin, aşırı iklim koşulları riskine karşılık, erken uyarı sistemleri, iklim değişikliğine karşı kapasite artırımı, maliyeti düşük uyum politikaları fırsat alanı olarak öneriliyor ve her bir alandaki gelişmelere değiniliyor. ”Sizin şirketiniz bu risk ve fırsatlara karşı ne yapıyor?” sorusunun sorulduğu raporda bu değişimlerin iş dünyası üzerindeki etkileri de analiz ediliyor.

Rapordan çıkan 11 “megatrend” ise aşağıdaki gibi:

- Bireyselliğin güçlendirilmesi
- Şehirleşmenin yükselişi
- Ülkeler arası bağımlılık
- Kısıtlı kaynakları verimli kullanmak
- Daha fazla şeffaflık
- Sorumlu şirketler
- İnternetin yaygınlaşması
- Yeşil enerjiye geçiş
- Sistematik düşünme
- Yaşlanan bir dünya
- Sürdürebilir yatırım

Raporun tamamını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

29 May

Gıda İsrafı ile Mücadele Hükümetlerin Ajandasında

Gıda israfı tüm dünyada oldukça ciddi bir problem. Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) verilerine göre 2011 yılında tüm Dünyada çöpe atılan gıdanın 1/4’ü ile aslında yetersiz beslenen 870 milyon kişi doyurabilirdi. Ayrıca her sene para vererek aldığımız gıdanın da yaklaşık 1/3’ü boşa harcıyoruz bu da saniyede 41200 kilo israf anlamına geliyor.

Diğer bir yandan ise bu durumla mücadele etmeye çalışan bazı örnekler de görüyoruz. Bunlardan biri Fransa’da çok yeni çıkmış bir yasa. Arash Derambarsh ismi size belki tanıdık gelmeyebilir ama o Fransa’da yeni bir dönemi başlatan bir Paris belediye meclis üyesi. Dışarıda evsiz ve aç insanlar varken yiyeceklerin bu kadar bilinçli bir şekilde israf edilmesini “absürt bir skandal” olarak tanımlıyor. 



Fransa’da Derambarsh’in öncülüğünde başlatılan ve sadece 4 ayda 200,000 destek toplayan bu kampanya daha sonra ulusal olarak yasalaştı. Bundan böyle artık Carrefour gibi büyük mağazalar satılmamış ürünleri çöpe atamayacak ve bunları başka kurumlara bağışlamak zorunda olacak. Kendisi de zor şartlarda okumuş ve açlıkla mücadele etmiş bir kişi olan Derambarsh bu şartların kendisini bu konularda savaşmaya teşvik ettiğini söylüyor. Ayrıca diğer AB üyesi ülkelerin de benzer yasalar koymaları ve uygulamalı için elinden geleni yapacağını da ekliyor. 

Bir diğer örnek ise ülkemizden bir hareket. WWF Türkiye, Boğaziçi Üniversitesi, TURYİD, Beşiktaş Belediyesi ve Unilever bir araya gelerek, “Yeşil Nesil Restoran Hareketi” başlattılar. Bu hareket restoranların sunduğu mönüden başlayarak, atık politikasına kadar yeşil bir restoran olarak tanımlanıyor. Yeme-içme sektöründe bilinçli bir tüketim anlayışıyla gıda ve ambalaj atığını azaltmak, doğal kaynakların tasarruflu kullanımı, enerji verimliliğini sağlamak gibi konularda önlemler alarak sektöre öncülük etmek için yola çıkan ‘Yeşil Nesil Restoran Hareketi’, gelecek nesillere sürdürülebilir bir dünya bırakmayı hedefliyor. Türkiye’de 2015’in sonuna kadar bu konsept ile hizmet veren 100 restoran açması planlanıyor.

Peki, Nasıl Yeşil Nesil Restoran Olunur?

Bu harekete katılmak isteyen restoranları WWF-Türkiye 100'ün üzerinde kritere göre değerlendiriyor ve sınıflıyor. Bu kriterlerin arasında enerji-su kullanımı, atık yönetimi, kirlilik ve kimyasal azaltımı gibi başlıklar da bulunuyor. Ayrıca restoranlar için de menüde mevsim ürünlerinin kullanılmasından garnitür seçimine, gıda atığından doğal gübre ve enerji üretilmesine kadar uzanan çok kapsamlı uygulamalar bulunuyor. Türkiye’de Yeşil Nesil Restoran olmaya hak kazanan ve pilot denetimlere katılan ilk restoranlar ise La Mancha, Frankie, Sunset, Fenix, Tom’s Kitchen ve Kitchenette Kanyon.  

İstanbul’daki tüm restoranların bir günlük gıda atığını taşımak için gereken 643 çöp kamyonunun 38.571 km seyahat etmesi gerekiyor. Bu da neredeyse dünyanın çevresinde bir tur atmak anlamına geliyor. Bir ayda ise dünya etrafında 29 tur atılabiliyor.



İstanbul’daki tüm restoranların bir günlük gıda atığını taşımak için gereken 643 çöp kamyonunun 38.571 km seyahat etmesi gerekiyor. Bu da neredeyse dünyanın çevresinde bir tur atmak anlamına geliyor. Bir ayda ise dünya etrafında 29 tur atılabiliyor.

Restoranlardan toplanan veriler ışığında Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı çalışmalar gerçekleştirilen her hareketin doğada ne kadar büyük ayak izleri bıraktığını açıkça ortaya seriyor. Restoranlardaki yapılacak küçük dokunuşlarla büyük etkiyi gösteren çarpıcı veriler: Bir restoran tek kullanımlık şekerlerden vazgeçse, İstanbul’da bu yüzden çöpe giden yıllık 250 ton kâğıt, bin ton şeker atığı azaltabilir. 1 restoran su servisinde sürahiye geçse, yılda 10 bin adet cam ve plastik şişe atığını engelleyebilir. 1 restoran gereksiz tabak değişimi yapmasa yılda 15 ton su tasarrufu sağlayabilir. 1 restoran porsiyon büyüklüğü ve garnitür seçimini müşteriye bıraksa yıllık tabaktan dönen 4 ton atığı engelleyebilir. 

SHARE: READ MORE

15 May

OECD: En Uzun Çalışma Saatleri Türkiye’de

OECD’nin yeni yayınladığı “Daha İyi Bir Yaşam Endeksi”ne Türkiye 34 ülke arasında “Çok Uzun Saat Çalışan İşçiler”, “Boş Zaman ve Kişisel Bakım İçin Ayrılan Zaman” gibi sıralamalarda en kötü sonuçları elde etti. Diğer bir çok alt başlık da sonuç iç açıcı değil.

İşte OECD’nin Türkiye bulguları: 

İstihdam: Türkiye’de 15-64 yaş arası insanların yüzde 49’u bir iş sahibi. Bu rakam OECD ortalaması olan yüzde 65’in gerisinde. Çalışanların yüzde 69’u erkek, yüzde 29’u ise kadın. İşsizlik oranı ise erkeklerde yüzde 1.8, kadınlarda yüzde 3.4. Ayrıca rapora göre Türkiye’de sendikalaşma oranı sadece %4.5 ve 1999′tan beri bir düşüş sergiliyor. Bu oran yine Türkiye’yi OECD ülkeleri arasında en kötü sıraya koyuyor. 

İş-Yaşam Dengesi: Türkiye’de ortalama bir çalışan bir yılda toplam 1855 saat çalışıyor ve bu sayı OECD ortalamasından 90 saat daha fazla. Türkiye insanların %43′ü uzun saatler çalışıyor ve Türkiye açık ara ile bu alanda birinci konumda. Ayrıca erkeklerin yüzde 47'si, kadınların ise yüzde 33'ü çok uzun saatler çalışıyor.

Gelir Seviyesi: Türkiye’de ortalama kişi başı net hane halkı gelir seviyesi OECD ortalamasında düşük ve yıllık 23 938 Amerikan doları.

Gelir Eşitsizliği: Gini katsayısı toplumda kişiler arasında gelir dağılımının eşitsizliğini ölçmede kullanılan ve 0 ile 1 arasında değişen bir gösterge. 1 değeri toplum arasında eşit bir gelir dağılımını gösterirken, 0 tam tersi durumu yansıtıyor. Türkiye’nin Gini katsayısı 0.41 ve bu sayı ile ülkeler arası sıralamada Türkiye Şili’den sonra en eşit olmayan gelir dağılıma sahip ikinci ülke. Ayrıca Türkiye’de gelir seviyesinin en üstündeki %10′luk kısım tüm ülke gelirinin %78′ini elinde bulunduruyor. 

Eğitim: Türkiye’de 25-94 yaş arası yetişkinlerin sadece %32′si lise diplomasına sahipken, OECD’de bu sayı %75′i gösteriyor. Ayrıca öğrencilerin matematik, fen ve okuma-yazarlık gibi alanlarda becerilerinin test edildiği uluslararası PISA testinde Türkiye 76 ülke arasında 41. olabildi. 

Sağlık: Türkiye’de ortalama yaşam süresi 75 ve OECD ortalamasında 5 yıl daha az. Buna ek olarak Türkiye’de kullandıkları suyun kalitesinde memnun olan insanları yüzdesi %60 iken OECD’de bu sayı %84. 

OECD’nin raporunun tam haline buradan ulaşabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

15 May

FINDIĞINIZI KİM TOPLUYOR?

Sürdürülebilir bir tedarik zinciri için sürdürülebilir fındık üretimi nasıl olmalı? 

Kuruyemiş oldukça popüler bir atıştırmalık. Fındık, badem ve kaju dünyanın en sevilen ve en çok tüketilen üç yemişi arasında yer alıyor. Severek tükettiğimiz çikolara ve bisküvilerin tariflerinde de kullanılıyor. The Guardian gazetesinin geçtiğimiz günlerde hazırladığı interaktif  harita, bu yemişlerin nasıl üretildiğini gözler önüne seriyor. İşte fındık fıstığın hikayesi:

FINDIK



Ekonomik Etkileri: 

- Türkiye tüm dünyadaki toplam üretimde %70′lik paya sahip ve 400,000 aile bu endüstride çalışarak geçimini sağlıyor

- Nutella ve Ferrero Rocher markalarına sahip olan Ferrero Grup dünyadaki en büyük fındık alıcısı. Üretilen tüm fındıkların %25′ini satın alıyor. 

Çevresel Etkileri: 

- Geçen yıl yaşanan dolu fırtınası ve don olayları Türkiye’deki üreticilerin hasatlarının üçte birini kaybetmesine neden oldu ve bu olay fındık fiyatlarına bir önceki yıla oranla %80 artış olarak yansıdı. 

- Ekin olarak fındık az miktarda sulamaya gerek duyuyor ve toprak erozyonunun azaltılmasına katkı sağlıyor. 

Sosyal Etkileri: 

-  Çocuk işçiler fındık tarımının ana sorunlarından biri. Adil Çalışma Derneği’nin 2013 yılında yayınladığı rapora göre fındık tarlalarında çalışan tarım işçilerinin %20′si 15 yaş altında. 

- Yine aynı rapora göre Türkiye’de fındık çiftçileri günlük legal limit olan 11 saatten daha fazla çalışıyor ve günlük asgari ücret olan 35 Türk Lirası’ndan daha az kazanıyor. 

Tüm bunlara karşılık olarak UTZ (daha sürdürülebilir tarım için uluslararası bir sertifika programı) Türkiye’deki fındık üretiminin sürdürülebilirliği konusunda bir program başlattı. Bu programa göre üreticilere güvenli ve sağlıklı çalışma şartları, verimli tarımsal uygulamalar ve çevreyi koruma gibi konularda zorunluluklar getiriliyor. 



BADEM


Ekonomik Etkileri:

- Badem üretmek için neredeyse en iyi şartlara sahip olan California’da tüm dünyadaki bademin %80′i üretiliyor. 

Çevresel Etkileri:

- Sadece bir tane badem üretebilmek için 1.1 galon (4.16 litre) su gerekiyor ve şu anda California’daki badem üreticileri aşırı kuraklık ile baş etmeye çalışıyor. 

- Çiftçiler gerekli sulamayı sağlayabilmek adına gelecekte sussuz kalma pahasına yer altı suyu kullanıyor ve  ölçümler gösteriyor ki yer altından çekilen su miktarı yenilebilir miktarın 4-5 katı kadar daha fazla. 

Sosyal Etkiler: 

- Badem üretiminde kullanılan su miktarı California nüfusunun %75′inin su tüketimine eşit. 

- En önemli problemlerden biri olan kuraklık 1.5 milyar dolara ve 17,100 kişinin işini kaybetmesine mal olabilir. 

Bunlara çözüm olarak çiftçiler badem ağaçlarının köklerini birbirinden ayırarak daha küçük hale getiriyor ve  damla sulama yöntemi ile daha az su kullanmayı hedefliyor. 

Ayrıca geçtiğimiz sene California sakinleri kuraklık ile başa çıkmak, eyaletin su depolarının kapasitelerini geliştirmek ve içme suyunu gelecek için garantiye almak adına 7.5 milyar dolar değerinde bir projeye onay verdi. 



KAJU


Ekonomik Etkileri:

- Vietnam 2012′de 1.47 milyar dolar değerinde 221,500 ton kaju ihracatı ile dünyada birinci sırada bulunuyor.

- İthal edilen kajuların büyük kısmı Afrika ve Hindistan’da işleniyor ve bu işlemde %25′lik bir artış Afrika’da hane halkları için 100 milyon dolardan daha fazla gelir sağlayabilir. Bu da kajuyu Afrika için önemli bir ürün haline getiriyor. 

Çevresel Etkileri: 

- İthal edilen kajuların %60′tan fazlası yüksek emisyona sebep oluyor. 

- Kaju ekinleri meyveleri ve gölgeleri ile yaban hayatın korunması ve sürdürülmesine yardımcı olurken aynı zamanda toprak erozyonunu önlüyor. 

Sosyal Etkiler: 

- Kajunun işlendiği yerlerden biri olan Hindistan’da çalışanlar düşük ücretlerle ürünü evlerinde temizliyor, bu da çalışma koşullarının izlenememesi anlamına geliyor. Ayrıca temizleme aşamasında ürünün içinden çıkan bazı maddeler de yanıklara sebebiyet verebiliyor. 

- Human Rights Watch, Vietnam’da binlerce çocuk ve yetişkinin ilaç etkisi altında esir tutularak kaju işlemeye zorlandıkları ortaya çıkardı. 

Bunlara karşılık Vietnam’da hala kjşu üretimi için ya da üretim zincirini izlemek için  herhangi bir sertifika standardı bulunmuyor.

Afrika’da ise daha sürdürülebilir bir tedarik zinciri için iki pilot program uygulanıyor. Amaç tüm üretim zincirini takip etmek, çalışma koşullarını geliştirmek, ve ürün işleme sürecinin değerini artırmak. 

SHARE: READ MORE

14 May

Shared Value Zirvesi Ortak Değer Yaratma Liderlerini Bir Araya Getirdi

Ortağı olduğumuz Ortak Değer Girişimi’nin (Shared Value Initiative)  11 – 14 Mayıs tarihleri arasında New York’ta düzenlediği Ortak Değer Liderliği Zirvesi’nde aralarında Western Union, Nestlé, Barclays, Nespresso, Ford, Wall Mart, Levis, Novartis, Novo Nordisk, Google, HP gibi ikonik global markalarının CEO ve üst düzey yöneticilerinin ve Harvard Business School’dan Michael Porter, Mark Kramer’in da bulunduğu iş ve düşünce dünyası liderleri, ortak değer yaratma stratejileri hakkında konuşmak üzere buluştu.

S360 kurucu ortağı Kerem Okumuş’un da katıldığı zirvede,  şirketler ileri düzey bir sürdürülebilirlik anlayışı olan “ortak değer” yaratma alanında başarılı uygulamalarını paylaştılar.

image
image
Zirvenin özeti niteliğindeki grafik kayıt örnekleri

Ortak Değer Girişimi’nin danışmanlık ortağı olarak Türkiye’den örneklerin de zirvede yer alması için yaptığımız çalışma kapsamında; Koç Holding'in teknik çalışanların yetiştirilmesini amaçladığı, hem şirketlere nitelikli iş gücü hem ekonomiye katkı sağladığı “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” projesini bir “ortak değer” projesi olarak zirvede sunulmasına yardımcı olduk. Meslek Lisesi Memleket Meselesi projesi, dünyada 60 başvuru arasından seçilen üç en başarılı ortak değer yaratan hikayeden biri olarak seçildi. 

Koç Holding’in Türkiye’den yerel bir ortak değer girişimi olan “Meslek Lisesi Memleket Meselesi" projesini de dünyayla paylaştığı zirvede konuşulanları #SVLeaders hastag’iyle Twitter üzerinden yakalayabilir, ortak değer konusundaki küresel trendlere, vaka incelemelerine ve ortak değer liderlerinin ilham verici konuşmalarına çok yakında bu sayfadan ulaşabilirsiniz. 

image
Koç Holding KSS yöneticisi Burcu Gündüz Meslek Lisesi Memleket Meselesi projesini anlatıyor.

Ortak Değer Yaratma (Creating Shared Value) Nedir?

Ortak değer rekabet avantajı sağlayan üst düzey bir sürdürülebilirlik stratejisidir.

image
Ortak değer yaratma fikri yaklaşık 150 yıl önce çıkmasına rağmen kâr amaçlı şirketlerin de ortaya çıkmasıyla beraber yakın zamana kadar gündemdeki yerini kaybetmişti. Şimdilerdeyse ortak değer yaratma fikri, sosyal gelişme, sosyal fayda ve faydalı iş kavramlarının da önem ve ivme kazanması ile tekrar gündemdeki yerini aldı. Sosyal Gelişim Endeksi’nin de bir kez daha kanıtladığı üzere ekonomik performans ve sosyal gelişim ayrı değerlendirilmesi gereken, aralarında doğru orantı olmayan iki kavram. Harvard Business School profesörü Michael Porter, “Biz [Social Progress Index’te] ekonomik ölçütlerin sosyal gelişmişliğin bir ölçütü olamayacağını savunuyoruz. Sosyal gelişimin kendi başına tüm boyutlarıyla incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz,” diyor ve ekliyor: “Ortak değer hareketi şirketlere toplumsal ve sosyal gelişim alanlarında neden daha aktif ve yenilikçi olmaları konusunda daha net bir vizyon sağlıyor. […] Ortak değer yaratma kavramı şirketlere ülkelerinin ve toplumlarının gelişmişliğine yalnızca vergilerini ödeyen ve istihdam sağlayan iyi vatandaşlar olarak değil, aynı zamanda herkes için ortak değer yaratan kuruluşlar olarak bakılması gerektiğini vurguluyor.”

Daha falza bilgi için Porter ve Kramer’ın HBR’da yayımlanan Creating Shared Value makalesini okuyabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

8 May

ILO Yeşil Ekonomide İnsana Yakışır İşler Raporu Yayımlandı

S360 Araştırma ve Analiz bölümü takım lideri Yaprak Kurtsal tarafından Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) için hazırlanan « Yeşil Ekonomide İnsana Yakışır İşler – Türkiye’den İyi Örnekler» raporu, Türkiye’de yeşil ekonomiye geçiş sürecinde insana yakışan işler yaratılması yolunda bilgi paylaşımı çalışmalarına katkı sağlamayı hedefliyor. Rapor aynı zamanda, çalışma kapsamında ele alınan şirketlerin, daha yeşil bir iş modeline geçiş sürecindeki deneyimlerine yer verirken, karar vericilere; şirketlerin yeşil uygulamaları vasıtasıyla ve yarattıkları yeşil istihdam sayesinde değişimin motoru olabilecekleri konusunda ışık tutmayı amaçlıyor.

“Yeşil işler”, tarım, üretim, araştırma ve geliştirme, idari işler ve hizmetler ile ilgili sektörlerde, çevrenin korunmasına ya da çevre kalitesinin arttırılmasına katkı sağlayan işler olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, yeşil işlerin, aynı zamanda, insana değer veren, düzgün maaş sağlayan, işçi haklarının yanı sıra, iş sağlığı ve güvenliğini de gözeten ve iyi kariyer imkanları sunan, insana yakışan işler olması beklenmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yürütülen “Yeşil Ekonomide İnsana Yakışır İşler” projesi kapsamında hazırlanmış olan bu çalışma kapsamında görüşülmüş ve incelenmekte olan şirketler ise: Ezcacıbaşı Yapı Gereçleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., Boyner Grup, Schneider Electric, Arçelik, Pastoral Vadi Ekolojik Yaşam Çiftliği, Recydia Hereko, Soyak Holding, Ekol Lojistik ve Siemens’tir.

« Yeşil Ekonomide İnsana Yakışır İşler – Türkiye’den İyi Örnekler» raporunu bu bağlantıya tıklayarak görüntüleyebilir ve websitemizden PDF olarak indirebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

17 April

Turkcell’le Karanlıkta Futbol Deneyimine Davetlisiniz

Aralık 2013′ten bu yana ziyaretçilerine eşsiz deneyimler yaşatan Karanlıkta Diyalog sergisi bu kez Turkcell sponsorluğunda “Karanlıkta Futbol” etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Görme engelli futboluna katkı sağlamayı ve engelsiz spora dikkat çekmeyi amaçlayan etkinliği deneyimlemek üzere herkesi Gayrettepe Metro istasyonundaki Karanlıkta Diyalog sergi alanına bekliyoruz. S360 bünyesindeki Istanbul Social Enterprise’ın düzenlediği Karanlıkta Diyalog sergisi açıldığı günden itibaren yaklaşık 70 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Karanlıkta Futbol’u, her gün saat 10:00- 19.00 arası, Pazar günleri ise 12:00'den itibaren deneyimleyebilirsiniz. Biletlerinizi Biletix’ten temin edebilirsiniz. 


şte karşılaşmanın kuralları: 

- Maç tamamen zifiri karanlıkta oynanır.
- Taç, korner, devre arası yoktur.
- Süre 10 dakikadır.
- Hakem düdüğünü duymadan oyuna başlanmaz.
- Kural ihlali takımın hanesine yazılır. 3 kural ihlali bir penaltı ile cezalandırılır.
- Hakem, maç öncesi sizi Kırmızı ve Mavi takım olarak isimlendirir.
- Maçlar en fazla 2'ye 2 oynanır.
- Yedek oyuncu yoktur.
- Kaleleri ayırt edebilmeniz için her kaleden farklı bir ses sinyali duyacaksınız. Mavi kaleden alkış sesi, Kırmızı kaleden davul sesi.
- Kalelerde golü algılayan sensörler bulunuyor. Gol olduğunda “goooolllll” ses efektini duyulur.
- Aralıklarla saha çizgileri ve kaleler, özel bir ışık efekti ile yanıp söner.
- Golü yiyen takım, hakem düdüğünü duyduktan sonra kendi sahası içinde dilediği yerden oyunu başlatabilir.
- Etkinlik başlangıç saatinden 30 dakika önce mekanda bulunulması gerekmektedir.

SHARE: READ MORE

17 April

2015 Sosyal Gelişme Endeksi Yayınlandı

Bu seneki endeks dünya nüfusunun %94’ünü oluşturan 133 ülkenin 52 başlıkta sosyal ve çevre performansı göstergelerini içeriyor. Ayrıca bu yıl ek olarak 28 ülkeye ait kısmi veri de endekste yer alıyor. Endeksteki veriler ekonomik göstergeleri ve girdileri ölçmek yerine kazanımları ölçüyor. Kullanılan verilerin tümü dünyaca saygın kaynaklar tarafından sağlanıyor. 2015 Endeksi bir kez daha ekonomik performans ve sosyal gelişimin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Raporda ayrıca yeni işbirlikleri ve girişimler tanıtılıyor:

Avrupa Komisyonu (DG Regio), Avrupa Birliği Bölgesi Sosyal İlerleme Endeksi oluşturmak için çalışmalara başladı. Endeksin beta sürümü ekimde yayınlanacak.
Rio de Janeiro ve Bogota’nın da aralarında yer aldığı başlıca Latin Amerika şehirleri Kentsel Dönüşüm Stratejileri İçin Sosyal İlerleme Endeksi oluşturmak üzere çalışmalara başladı.
Michigan Eyaleti, Detroit gibi kentlerin Kentsel Gelişim Gündemi’ne rehberlik etmek üzere Sosyal İlerleme Endeksi’nden faydalanmaya başladı.
Ipsos ile işbirliği içinde olan Coca-Cola ve Natura, Brezilya’daki sosyal yatırımlarına rehberlik etmek üzere hazırladıkları Toplumsal Sosyal İlerleme Endeksi’ni yayınlamak üzere harekete geçti.
2015 Sosyal Gelişme Endeksi’nde Türkiye katılan 133 ülke arasında yüz üzerinden 66.24 puan alarak 58’inci sırada yer aldı. Ülkelerin “çok yüksek”, “yüksek”, “üst orta”, “alt orta”, “düşük”, “çok düşük” olarak gruplandırıldığı raporda Türkiye “alt orta” kategorisinde yer aldı. 2014 yılına ait endekste Türkiye 132 ülke arasında yüz üzerinden 64.62 puan alarak 64’üncü sırada yer almıştı. Türkiye’nin kişi başına milli geliri ise satın alma gücü paritesine göre 18 bin 660 dolar olarak belirtildi. 2014 yılına ait endekste gelir 13 bin 737 dolar olarak belirtilmişti.

Sosyal Gelişme Endeksi: 66.24

Temel İnsani İhtiyaçlar: 81.50

Beslenme ve Temel Tıbbi Tedavi: 97.31
Su ve Temizlik: 96.20
Barınma: 73.81
Kişisel Güvenlik: 58.68
Refahın Temelleri: 66.61

Temel Bilgiye Erişim: 91.85
İletişim ve Haberleşmeye Erişim: 65.13
Sağlık: 66.27
Ekosistemin Sürdürülebilirliği: 43.20
Fırsatlar: 50.61

Kişisel Haklar: 54.44
Kişisel Özgürlük ve Seçim Hakkı: 57.85
Hoşgörü ve Katılım: 42.70
Yüksek Öğretime Erişim: 47.45
Raporun özetine, metodolojisi ile ilgili detaylara ve güncel interaktif data gezginine göz atarak, daha fazlasını keşfedebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

17 April

S360 “Best for the Community 2015¨ Listesi’nde!

B Corp sertifikasyonunun arkasındaki kar amacı olmayan kuruluş B Lab’in, şirketlerin B Etki Değerlendirmesi’nden aldıkları puana göre yapılan “Best for the World” listesinde “Best for Community” (Toplum İçin En İyi Şirketler) arasına girdik. Eğer bu listeyi ilk defa duyuyorsanız, size sistemin nasıl çalıştığını anlatalım: “B Corp Best for the World” listesi her yıl, tüm Sertifikalı B Corp'lar arasında B Etki Değerlendirmesi‘nden toplamda en yüksek puanı alıp ilk %10'a giren şirketleri ödüllendiriyor. Değerlendirme; şirketlerin çevre, çalışanlar, toplum ve yönetim şeklinden oluşan dört kategori üzerinde yarattıkları etkileri ölçen kapsamlı ve çok yönlü bir test. Best for listeleri, daha iyi bir dünya için değer yaratan ve diğerler girişimcilere de bu konuda ilham veren şirketleri onurlandırıyor.

Biz de s360 olarak bu yılki listenin “Toplum için En İyiler” kategorisinde en iyi %10’luk dilime girmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu yılki listede yer sahibi bir şirket olarak, içinde bulunduğumuz toplumun hayat kalitesini artırmaya çalışırken diğer bir yandan da bu konuda diğer B Corp’lara öncülük etmek bizim için büyük bir onur. Bir B Corp olarak, küresel bir harekete Türkiye’de liderlik ediyor, iş hayatındaki başarı kavramını sadece rakipler arasında en iyi olmak olarak değil, dünya için en iyi olmak olarak tanımlıyor ve dünyadaki 1200 diğer B Corp ile beraber kendimizi küresel ekonomiyi değer yaratan bir biçimde şekillendirmeye adıyoruz.

S360′ın B Etki Değerlendirmesi karnesini buradan inceleyebilirsiniz. Yaptığımız tüm projelerde maksimum ortak değer yaratmaya çalışıyoruz. Puanımızın büyük kısmı ortak değer anlayışını kendi iş yapış şeklimizden, müşterilerimize sunduğumuz hizmete kadar stratejik olarak entegre etmemizden geliyor. Öte yandan, 20 kör rehbere istihdam sağlayan Dialogue in the Dark projesi başta olmak üzere, tüm sosyal yatırımlarımızın etkisini ölçüyor ve geliştirmek için çalışıyoruz.

4 kategori, 350 şirket, 29 ülke ve tek bir amaç içeren tüm listeye ise burdan ulaşabilirsiniz http://bestfortheworld.bcorporation.net/

Siz de B Corp topluluğuna daha yakından tanımak isterseniz bcorpturkey.org adresini ziyaret edin ve gücünüzü topluma için fayda sağlama ve köklü değişiklik yaratmada kullanmak için bu harekete katılın. 

SHARE: READ MORE

17 April

Oxfam’ın Küresel Gıda Şirketlerini Değerlendirdiği “Behind the Brands” 2015 Listesine Göre Unilever En Sürdürülebilir Gıda Şirketi

Behind the Brands,  Oxfam’ın 2013 yılında başlattığı, büyük gıda ve içecek şirketlerinin ürünlerini tüketicilerine, bu şirketlerin tedarik zincirleri hakkında bilinçlendirmeyi amaçlayan bir kampanya. Oxfam, her sene Forbes’un belirlediği sıralamaya göre en büyük 10 gıda ve içecek şirketi için bir puanlama tablosu oluşturuyor ve bu tablo ağırlıklı olarak bu şirketlerin özellikle gelişmekte olan ülkelerden tarımsal kaynak sağlarken nasıl politikalar yürüttüğüne, gıda güvenliği ve gıda bağımsızlığı konularına nasıl yaklaştıklarına odaklanıyor. 

Oxfam, Mart ayında Behind the Brands skor tablosunun 2015 sürümünü yayınladı. Buna göre; listeye giren 10 şirket Nestle, PepsiCo, Unilever, Mondelez, Coca-Cola, Mars, Danone, Associated British Food (ABF), General Mills, Kellogg’s. Tabloda yer alan puanlar aşağıdaki gibi: 



“Behind the Brands” Skoru Nasıl Hesaplanıyor? 

Skor tablosunda her biri eşit ağırlık sahibi 7 adet tema bulunuyor:

1.       Şirket düzeyinde şeffaflık

2.       Çiftçiler

3.       Tarım işçileri

4.       Kadın tarım işçileri

5.       Toprak

6.       Su

7.       İklim 

Değerlendirmede kullanılan göstergeler ise aşağıdaki gibi:

1. Farkındalık: Şirket belirtilen tema ile ilgili sorunlara karşı genel bir farkındalık gösteriyor ve bu sorunları anlamak ve çözmek için projeler üretiyor mu?

2. Bilgi: Şirket belirtilen temayla ilgili ölçümler, tahminler ve raporlar hazırlıyor ve bunları paylaşıyor mu?

3. Sorumluluk üstlenme: Şirket belirtilen temayla ilgili tedarik zincirinde olan sorunlara karşı taahütlerde bulunarak, yükümlülük altına giriyor mu?

4. Tedarik zinciri yönetimi: Şirket tedarikçilerinin uyması gereken bazı standartlar koyuyor mu?

Bu yıl Behind the Brands listesinde gördüğümüz kadarıyla Unilever, birinciliği Nestle’nin elinden almış durumda. 8 şirket 2014’teki total skorlarını daha yukarıya taşıyabilirken, Danone ve Coca-Cola ise bu konuda göreceli olarak daha az başarılı. Birleşik Krallık kökenli ABF %30’luk skoru ile listenin son sırasında yer alırken, en alttaki diğer üç şirket olan Kellogg’s, Danone ve General Mills ise Unilever’in skorunun yarısını bile elde edemiyor. Danone’un kadın tarım çalışanlarını desteklemedeki düşük puanı ise dikkat çekici.

Kampanya müdürü Monique van Zijl, “Oxfam ve destekçilerinin iki yıldır süren baskıları sonucu, büyük gıda şirketleri sonunda doğru yoldalar ancak problemler daha yeni başladı. Şirketler şu anda daha yeni ve etkili projeler için kendilerini daha da çok adamalı. Ancak bu şekilde milyonlarca küçük ölçekli çiftçi ve tarım işçisi için gerçek değişim başlamış olacak.” diyor ve ekliyor “Şirketlerin listedeki alanlardan elde ettikleri puanlar çiftçiler için en az düşük seviyede. 6 şirket bu konuda özellikle kötü bir performans gösteriyor ve hala şirketlerin çoğunluğu tedarik zincirlerindeki çiftçileri görmezden geliyor. Kötü hava koşulları ve iklim değişikliği çiftçilerin yaşam ve çalışma alanlarını mahvediyor ve artık şirketler üzerilerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorunda.”

Bu 10 şirket gün geçtikçe sosyal ve çevresel konularla daha da ilgili hale geliyor ancak sektördeki lider şirketler ve en altta yer alan şirketler arasındaki fark görmezden gelinmeyecek ölçüde çok. Özellikle son iki yıldır listedeki şirketlerin kaydadeğer ilerleme kaydettiğini belirten Oxfam, gidilmesi gereken yolun hala çok uzun olduğu görüşünde.

Raporun tam halini bu bağlantıdan indirebilirsiniz.

Tüm puanlama tablolarına bu adresten ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

15 April

Sürdürülebilirlik Öncülüğü Hakkında En İyi 10 Twitter Kullanıcısı

The Guardian geçtiğimiz günlerde sürdürülebilirlik liderliği üzerine ilhan verici tweetler yazan ve sürdürülebilirlik konusunu gündemde öne çıkarmaya çalışan en iyi 10 kullanıcıyı listeledi. 

1. Patagonia

Bir spor dış giyim markası olan Patagonia kendi karlılığını düşünmeden, takipçilerinden yeni bir ürün almalarında önce iki kere düşünmelerini istiyor.


 
2. Tim Cook, Apple CEO’su

Sahip olduğu mevkiyi çoğu zaman iklim değişikliği üzerine de konuşmak için kullanan Cook, yatırımcılara eğer Apple’ın sera gazlarını azaltma politikasını desteklemiyorlarsa şirket hisselerinden vazgeçmelerini gerektiğini söyledi. 


3. Alice Korngold

Korngold Danışmanlık’ın CEO’su ve yazar olan Alice Korngold, sivil toplum kuruluşlarının yönetim kurulları için yöneticiler yetiştiriyor. Korngold geçtiğimiz aylarda ise liderlerin beraber daha yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir dünya yaratması konusunda ilham verici tweetler attı. 



4. Sheryl Sandberg

Facebook COO’su ve Sınırlarını Zorla’nın yazarı Sandberg şirketlerin her kademesinde cinsiyet çeşitliliğinin fark edilebilirliği konusunda bilinç arttırmak için de çalışıyor.



5. Christiana Figueres

Costa Rika’lı bir diplomat ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği ve Çevre Sözleşmesi idari sekreteri olan Figueres, devlet ve iş dünyasından liderlerin iklim değişikliği için ellerini taşın altına koyma konusunda önemli bir itici güç konumunda. 




6. Al Gore

Eski ABD başkan yardımcısı, yazar, çevreci aktivist ve çevre için yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel Ödülü almaya hak kazanan Al Gore, liderlerin daha sürdürülebilir bir gelecek için yapabileceklerinin önemini vurguluyor.



7. Kumi Naidoo

Greenpeace’in başında bulunan ve şirketlerin doğaya karşı gösterdikleri uygunsuz davranışlara karşı çok sert tepkiler gösteren Naidoo, şimdi de şirketler ile sürdürülebilir liderlik konusunda ortaklaşa çalışmaya hazırlanıyor. 



8. Cambridge Üniversitesi Sürdürülebilirlik Liderliği Enstitüsü 

Cambridge Üniversitesi şirketlerin ve liderlerin dünyanın karşılaştığı küresel zorlukların üzerine gitmeleri için çalışmalar yapmalarını istiyor. 



9. David Grayson

Grayson, Cranfield Üniversitesi’nde profesör ve aynı zamanda the Doughty Centre for Corporate Responsibility’de iş, toplum ve girişimcilik üzerine danışmanlık yapıyor. 



10. Pavan Sukhdev

Pavan Sukhdev, Grist Advisory’nin kurucusu ve CEO’su, yazar, çevreci ekonomist ve Birleşmiş Milletler çevre programının yeşil ekonomi sözleşmesi danışmanı. 


 

SHARE: READ MORE

3 April

GRI’dan Sürdürülebilirlik Raporlamasında Engelliler Konusunda Rehber

GRI ve İspanyol Görme Engelliler Vakfı Fundación ONCE, engelli bireylerin haklarını korumak ve iyi uygulamaların teşvik etmek isteyen şirketlere hitap eden yeni bir rehber hazırladı.

GRI Başkanı Michael Meehan, “GRI olarak, Fundación ONCE işbirliğiyle engelli bireylerin haklarını korumak ve teşvik etmek isteyen şirketlere bunu nasıl başaracaklarını anlatan yardımcı bir rehber hazırladık” diyor. “Rehber, engelli bireylerin hakları üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri olabilecek uygulamaları tespit etmeye ve anlamaya yardımcı olacak. Ayrıca rehber yardımı ile engellilik raporlamasının temelini oluşturmamıza yardımcı olacak GRI tebliğlerinin tespit edilmesini amaçlıyoruz.” Siz de şirketinizde engelliler konusunda iyi uygulamalara imza atmak ve bu gelişmeleri ölçmek ve raporlamak istiyorsanız söz konusu rehberi bu bağlantıdan indirebilirsiniz.

Disabilty in Sustainability Reporting, engelsiz çalışma ortamları yaratmak ve engelli çalışanlar için yeni ürünler, hizmetler ve yaşam ortamları geliştirmek isteyen şirketlerin engellilik konusunda şeffaflığın önemini kavramasına yardımcı oluyor. Rehber ayrıca dünyanın dört bir yanında engelleri aşmaya ve fark yaratmaya kararlı pek çok şirkete ait vaka incelemesi içeriyor. Rehber engellilik konusunda geri bildirim ve katkı sağlayan birden fazla uzmanın ortak çalışması.

Fundación ONCE Başkan Yardımcısı Alberto Durán López, “Fundación ONCE olarak GRI’ın engellilik konusunda en yaygın kilit sorunları çözme konusundaki kararlılığını ve katkılarını çok değerli buluyoruz. Yayınlandığında, rehberin şirketlere bilgi paylaşımı ve şeffaf bir iletişim konusunda ilham kaynağı olmasını umuyoruz,” diyor. 

Sürdürülebilirlik stratejilerinde engelilik konusunda atılan büyük bir adım 

Lansmanı 11 Mart’ta Madrid’te yapılan organizasyona İspanya başta olmak üzere Avrupa’nın diğer ülkerinden yüzden fazla kamu ve özel sektör temsilcisi katıldı. Engelliliğin sürdürülebilirlik rapolamasına dahil edilmesi konusunda tarihi bir dönüm noktası olan organizasyon büyük ilgiyle karşılandı.

Siz de web seminerlerine katılın!

GRI ve Fundación ONCE mayıs ayı boyunca web seminerleri (webinar) düzenliyor olacak. Rehberin bir araya getirilmesinde katkısı olan yazar ve uzmanların da konuşma yapacağı seminerlere katılarak merak ettiklerinizi sorabilirsiniz. Web seminerlerine kaydolmak ve detaylı bilgi için OS team ile irtibata geçebilirsiniz. (OS@globalreporting.org)

SHARE: READ MORE

3 April

Emeklilik Fonları Fosil Yakıt Hisselerini Elden Çıkarıyor

Geçtiğimiz ay Hollandalı milletvekili Jan Bos, Avrupa’nın en büyük emeklilik fonu ABP ve üyelerine yaptığı konuşmada ABP’nin “yeterince aciliyeti olmadığı için” iklim değişikliği konusunda adımlar atmamasını hayal kırıklığına uğratıcı olarak niteledi.

Açıklamanın gelecek aylarda ve hatta yıllarda dünyanın dört bir yanında yankılanmasını beklemek çok da yanlış olmaz.

Zira hükümetlerin emeklilik fonlarına liderlik ve rehberlik konularında gitgide daha fazla danışması dünyanın en büyük yedi emeklilik piyasasında yeni bir beklenti oluşmasına yol açtı. 40 trilyon dolarlık bir mal varlığını yöneten bu fonlardan iklim değişikliği konusunda adım atmaları beklentisi oluştu. Emeklilik fonları önceleri başkalarıyla paylaştıkları nüfuzu kendilerinde toplamaya yeniden başladılar. Bunda danışman ve fonyöneticilerinin mortgage krizindeki başarısızlıklarının,  the new accountability generated by the divestment haraketinin ve fonların şeffaflığı ve daha iyi yönetimi için yeni metotlar üreten Asset Owners Disclosure Projesi’nin büyük etkisi oldu.

Birleşik Krallık Enerji ve İklim Değişikliği Bakanı Ed Davey’nin konuşmalarında iklim değişikline yaptığı göndermelerin sıklığının artması bakanlığın bu konudaki sorumluluğunun farkında olduğunu gösteriyor. Öte yandan, kömür gibi karbon salınımı yüksek yakıtlara yapılan yatırımın geri tepmemesi için Davey’nin mesajlarının kapsamını risk tabanlı olarak genişletmesi gerekiyor.




Halkla ilişkiler konusunda politikacılar kadar iyi olmadıklarından ötürü, emeklilik fonları için şu an tek seçenek iklim değişikliği konusunda adım atılması taleplerini olumlu karşılamak gibi görünüyor. On yıllardır yapılan hesaplamalar işe yaramadığından yatırımcılar, politikacılar ve git gide medya da emeklilik fonlarından hesap verebilirlik konusunda kendilerini iyileştirmelerini talep ediyor.

En büyük portföy risklerinden bir tanesi hükümetin erken tepki verememesi. Politik uzlaşmazlık riskine karşı tedbir alınması zorunluluğunu engelleyen herhangi bir kanun da henüz yok.
 

SHARE: READ MORE

3 April

Şirketlerin Yeni Başarısı Sosyal Fayda İçin İnovasyon

2015 yılının yalnızca ilk üç ayını geride bırakmamıza rağmen Fastcompany’de yayımlanan bir makale şimdiden yılın en inovatif şirketlerini seçti. Bu listeye göre toplumsal fayda sağlayan ve finansal olarak başarılı performans sergileyen yaratıcı, ve yenilikçi şirketler çeşitli boyutlarda her ülkeden ve sektörden çıkabiliyor. İşte yarattıkları değişimle başka girişimlere de ilham olmasını beklediğimiz sosyal değer yaratmada öncü şirketler:

 1. COLOROFCHANGE.ORG: Amerika’nın Yeni Eşitlik Platformu

Geçtiğimiz yıl Amerika’da siyah vatandaşların polisler tarafından öldürülmesiyle sonuçlanan birden çok olayın yaşanması ve mahkeme sürecinde polislerin suçlu bulunmaması üzerine 130,000’den fazla tepkili vatandaş, internet üzerinden faaliyet gösteren ve siyahların haklarını savunan bir sosyal oluşum olan ColorOfChange.org’a kayıt oldu. Change’org’un sosyal eşitlik ve ırkçılıkla mücadele özelindeki versiyonu diyebileceğimiz platformun en güncel başarısı NewYork’ta polis şiddetine ve polisin keyfi uygulamalarına karşı başlattıkları kampanya olan copwatch.org hala aktif varlığını sürdürüyor. Bu kampanyanın sonunda polise fazla güç tanıyan uygulamalar Amerika’da anayasaya aykırı bulundu



2.    INTEL’in Tedarikçi Takibi Başarısı 

Intel 2012 yılında mikroçiplerinin üretim sürecinde kullanılan madenlerin çıkarımı esnasında çatışma veya insan haklarına aykırı bir durum oluştuysa onları satın almama karar verdi. Kampanya başlandığında Intel, tedarikçilerinin çoğunun ham maddelerinin nereden geldiğini bilmediğini fark etti ve bu konuda geniş araştırmalar yaparak şu sonuca ulaştı: Bundan sonra hangi tedarikçinin nereden hammadde sağladığı Intel tarafında sıkı bir biçimde kayıt altına alınacak. Bugün Intel, kullandığı tüm madenlerin çıkarıldığı yerde insan hakları açısından bir soruna yol açmadığının garantisini verebiliyor ve bu politikasını tüm üretim sürecine yaymayı amaçlıyor.



3.    HAMPTON CREEK: Sağlıklı Mayoneze Merhaba! 

Hampton Creek geçen yıl Just Mayo adını verdikleri ve içinde yumurta yerine bitkisel içerikler kullanılan mayonez üretmeye başladı. Daha önce marketlerde veganlar için kaliteli yumurtasız ürünler bulmanın zor olduğunu söyleyen CEO Josh Tetrick, felsefelerinin iyi şeylerin herkes için ulaşılabilir olması olduğunu belirtiyor. 


  4.    MOSAIC: Uygun Fiyatlı Güneş Enerjisi

Mosaic, yatırımcılar ve 25 doları (üyelik ücreti) olan herkesin güneş enerjisi projelerini finanse edebilmelerini sağlayan ve küçük hissedarlardan oluşan bir platform. Geçtiğimiz yaz şirket, katılımcılarının okullar, hastaneler ve kütüphaneler gibi yerleri güneş panelleri kullanmaları konusunda aday gösterebileceği bir proje başlattı. Eğer bir adaya en az 50 kişi tarafından oy verildiyse Mosaic o yere güneş paneline geçmesi için 100 dolar hibe ediyor. Şu anda Amerika’da 300,000’den fazla yer bu proje kapsamında güneş enerjisine geçmiş durumda. 



5.    PLANET LABS: Uydular Doğayı Takip Ediyor 

Planet Labs, az maliyetli ve çok küçük boyutlarda uydular üreterek onları uzaya fırlatıyor ve Dünya’daki en kıymetli yerleri izlemek için kullanıyor. Ocak 2014’te şirket, birçok NGO ile işbirliği içinde yeni bir uydu fırlattı ve denizlerdeki yasa dışı avlanma, ağaç katliamı gibi olayları takip etmeye başladı. Mart 2014’te TED Talk’ta konuşan CEO Will Marshall ise yeni amaçlarının dünyadaki her yerin her gün fotoğraflarını çekmek ve böylece orman yangınlarını, kuraklığı, yasa dışı ağaç kesme operasyonlarını fark edilir hale getirmek olduğunu söyledi. 



6.    TOMS: Modadan Kahveye Adil Ticaret 

Aldığınız her bir çift ayakkabı karşılığında bir çift de Afrika’da ihtiyacı olan çocuklara gönderen TOMS, şimdi aynı modeli ile kahve sektörüne de girmeye hazırlanıyor. Toms Roasting Co. satacağı her bir kilo kahve için kahve çekirdeklerini alacağı ülkelerden (Rwanda, Honduras, Guatemala, Peru, Malawi) ihtiyacı olan kişilerin bir haftalık temiz su ihtiyacını (140 litre) karşılayacak. Suyun dağıtımına da “Water for People” aracı olacak. Buna ek olarak, TOMS moda endüstrisi dışındaki bu ilk projesinin son olmayacağını da belirtiyor. 



 7.    ROSHAN TELECOM: Telefonla Gelen Kalkınma 

Afganistan’ın en büyük özel telekomünikasyon şirketi ve aynı zamanda da bir B Corporation olan Roshan Telecom, 2014’te Uganda ve Tanzanya’da da telecom sektöründe faaliyet göstermeye başladı. Afganistan’da öğretmenler için telefon yardım hattı, ülkenin kırsal kesimlerinde güneş enerjisi kullanarak çalışan elektronik öğrenme merkezleri, çocuklar için oyun olanları, hastaların daha kolay yardım alabilmesi için doktorlar ya da hastaneler bağlanabildikleri tele-tıp hatları inşa etti. Şirket Doğu Afrika’da ise telefon altyapısının olmadığı yerlerde bunları sağlamayı, zayıf olduğu yerlerde de güçlendirmeyi hedefliyor. 



8.    GENERAL ELECTRIC: Jeneratöre Son, Gelecek Pil Enerjisinde 

General Elektirk, şirket içinde bir kurulmuş bir start-up olan ve kendi fonlarına, beyin gücüne, yönetim birim ve anlayışına sahip GE Fuel Cells projesini başlattı. GE bu proje ile üretecekleri yeni yakıt pillerinin eş değerlerine göre %65 daha verimli olduğunu söylüyor. Bu pillerin en önemli avantajı ise şehirlere veya büyük işletmelere herhangi bir doğal afet anında şebekeden bağımsız enerji sağlayabilecek olması. 


  9.    SINGLE STOP USA: Sosyal Yardımların Amazon.com’u

Single Stop USA devletin ya da herhangi bir bağışçının hibe ettiği yardımların dağıtılması sürecinde destek sağlayan kar amacı olmayan bir oluşum. Şu ana kadar ihtiyaç sahiplerini ve Single Stop çalışanlarını yüz yüze görüşmeler ile bir araya getiren bu oluşum artık bu süreci online platforma taşıyor, böylece yardıma ihtiyacı olanlar ve alabilecekleri yardım miktarları daha kolay takip edilebilir bir hale getiriliyor ayrıca bağışçılar ve yardım alanlar da bu platformda buluşabiliyor. 2007’de faaliyete geçen şirket 1 milyon aileye ulaştı ve 3 milyar dolarlık bir hizmet ve yardım dağıttı. 



10.    TESLA MOTORS: Ulaşımın Geleceği Elektrikli Arabalar

Elektrikli araba üretiminin daha yaygın olmasını desteklemelerinin yanı sıra, Tesla geçtiğimiz günlerde Nevada’da 4-5 milyon dolarlık devasa bir üretim tesisi kuracağını açıkladı. Bu yeni fabrika şirketin sadece elektrikli arabalarda kullanılan lityum-iyon pillerinin üretimi üzerine çalışacak ve bu üretimi olabildiğince hızlandıracak. Şirket 2020 yılına gelindiğinde sadece bu fabrikada üretilmiş olacak olan pillerin 2013’te tüm dünyada üretilenlerden daha fazla olacağını ve bu büyük miktardaki üretimin pillerin fiyatlarını %30 kadar düşüreceğini tahmin ediyor. Ayrıca başta belirtilen elektrikli araç üretimini daha yaygın hale getirme amaçlarının bir gereği olarak CEO Elon Musk, Tesla’nın tüm patentlerini herkesin kullanımına açtığını ve teknolojilerini herkes tarafından kullanabileceğini duyurdu.

SHARE: READ MORE

3 April

S360, Türkiye'de Yeşil Tahvil Piyasasının Geliştirilmesi İçin Çalışacak

S360 olarak, İngiltere Büyükelçiliği’nin Refah Fonu (Prosperity Fund) desteğiyle, Türkiye'de Yeşil Tahvil Piyasasının geliştirilmesi için çalışmalarımıza başlıyoruz. Dünyada, gelişiminin henüz başlarında olan bu piyasa, Türkiye'de ise henüz yeni yeni telaffuz ediliyor. Yeşil tahvil, en genel tanımıyla, “yeşil” projelerin finansmanında kullanılan bonolara verilen isim. Temiz enerji, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin yanı sıra, su yönetimi ve sürdürülebilir taşımacılık alanlarında hayata geçirilen altyapı projelerini de bu projeler arasında saymak mümkün. Büyük oranda enerjide dışa bağımlı olan Türkiye’nin ise özellikle yenilenebilir enerji alanındaki muazzam potansiyeli bir yana, gerçekleştirilmesi hedeflenen pek çok yenilenebilir enerji yatırım ve altyapı projesi bulunuyor. Yeşil tahvil piyasasının geliştirilmesi ise bu projelerin finansmanında kaldıraç etkisi yaratabileceği için son derece önemli.  

S360’ın bu projedeki ortağı dünyada iklim değişikliği çözümleri için tahvil piyasalarını harekete geçiren bir kuruluş olan Climate Bonds Initiative (CBI). Bu alanda dünya genelindeki en deneyimli kuruluş olan CBI, hali hazırda Çin, Hindistan, Brezilya ve Kanada’da, yeşil tahvil piyasalarının gelişimi için projeler yapıyor ve bu ülkelerde süreci yürütecek olan Yeşil Tahvil Komitelerini kurmuş durumda. CBI, şimdi de Türkiye'de bu amaç için çalışacak. Projemizi hayata geçirmemiz ile birlikte Türkiye ise, dünya genelindeki Yeşil Tahvil Komiteleri ağının resmi bir üyesi olacağı gibi; yepyeni bir gelişimin de dünyadaki öncüleri arasında yerini alacak.

SHARE: READ MORE

20 March

GRI ve CDP Arasındaki Bağlantı Güçleniyor

GRI, G4 raporlama ilkeleri ve CDP’nin 2015 iklim degˆis¸ikligˆi go¨stergelerinin hangi noktalarda birbirine paralel oldugˆunu ortaya koydu. Bu uyus¸ma su¨rdu¨ru¨lebilirlik go¨stergeleri alanında c¸ift standartlar yaratmaktan kac¸ınırken, aynı zamanda GRI’nin Su¨rdu¨ru¨lebilirlik Raporlama I·keleri ve CDP’nin I·klim Degˆis¸ikligˆi ve Tedarik Zinciri Programların’ı kullanan binlerce s¸irketin raporlama yu¨ku¨nu¨ rahatlamıs¸ oldu. Bu iki raporlama sistemini birlikte kullanmak isteyen organizasyonlar, Linking GRI and CDP:Climate Change (2015) doku¨manında yer alan go¨stergelerden ve pratik dipnotlardan yararlanabiliyorlar.

GRI ve CDP, iklim degˆis¸ikligˆi ve enerji c¸alıs¸malarında kullanılan go¨stergelerin uyum ve birlik ic¸inde olması ic¸in yıllardır is¸i birligˆi yapmaktalardı. Bu s¸ekilde, kullanılan verilerin tutarlılıgˆı ve mukayese edilebilirligˆini artırmak ve raporlama is¸inin daha verimli ve de etkili olmasını sagˆlamak amac¸lanıyor. GRI yo¨neticisi Bastian Buck “Bu ortaklık, GRI'nin Raporlama I·lkelerini ve CDP'nin I·klim Degˆis¸ikligˆi ve Tedarik Zinciri Programlarını kullanan binlerce s¸irket ic¸in oldukc¸a yararlı olacak” s¸eklinde konus¸tu. “GRI ve CDP’nin iklim degˆis¸ikligˆi konusunda bu uzun su¨reli ortak c¸alıs¸malarının sonucu olarak, sera gazı emisyon go¨stergeleri artık her iki sistemde de tamamen uyum ic¸inde. Bu is¸birligˆi sayesinde karbon verilerinin raporlanmasında daha fazla ac¸ıklık yakalanmıs¸ oldu. 

Ortak Ku¨resel Raporlama

Bu yıl bu GRI ve CDP su konusuna odaklanan yeni bir bagˆlantı belgesi yayımlayacak. Bu yayın G4 ilkeleri ve CDP’nin Su Anketi arasındaki ilis¸kiye vurgu yapacak ve ilkim degˆis¸ikligˆi bagˆlantı belgesi ile aynı formatı kullanacak. “Bu harmonizasyon s¸irketlerin bildirim c¸abalarının belli bir du¨zene konmasına yardım edecek ve kullanılan verilerin tutarlılıgˆı ve mukayese edilebilirligˆi artıracaktır” diye konus¸an CDP yo¨neticisi Pedro Faria, s¸unları da ekledi; “etkili kurumsal raporlama, karar almayı gelis¸tirme ve kaynak verimli ekonomilere dogˆru bir degˆis¸ime yo¨n vermek ic¸in anahtarımızdır, kars¸ılıgˆında ise uzun vadede degˆer yaratmak ic¸in s¸irketlere yardım edecektir. “

SHARE: READ MORE

20 March

Kerem Okumuş Dünya Bankası İklim Yatırımı Fonları Değerlendirme Kurulunda

Dünya Bankası İklim Yatırım Fonu çerevesinde dünyada iklim değişikliğinden zarar görmüş ve önümüzdeki yıllarda zarar görme potansiyelinin yüksek olması beklenen ülke ve şirketlere yaklaşıkk 1 milyar USD’lik finansmanda bulunuyor. 

Dünya Bankası tarafından sağlanan fonlar söz konusu ülke ve şirketlerin kırılganlıklarını önlemek ve adaptasyon kapasitelerini geliştirmek için kullanılıyor. Finansmanın sağlanması için iklim yatırım fonundan destek alacak ülke ve şirketler, dönemsel olarak toplanan S360 Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Kerem Okumuş’un da aralarında bulunduğu altı kişilik bir kurul tarafından Washington’da bulunan Dünya Bankası’nda belirleniyor. 

2015 yılı iklim değişikliği konusu bakımından çok büyük önem taşıyor. 30 Kasım - 1 Aralık tarihleri arasında Paris’te gerçekleşecek, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı veya kısaca adıyla COP21, Kyoto Protokolü sonrası yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmaya ulaşmayı hedefliyor. 

ABD’de iklim değişikliğine karşı uyaran kampanyaları ile tanınan Al Gore, teknolojinin iklim değişiklikliği ile mücadele etmek konusunda en büyük yardımcı olduğunu söylüyor. Hızla gelişen teknoloji, 1980′lerde 2000 yılında gelindiğinde 900.000 cep telefonu satılacağını öngören AT&T danışmanlarını bile epey bir farkla şaşırttı. 200 yılında satılan toplam cep telefonu sayısı 109 milyona ulaşmıştı bile. Al Gore, teknolojinin yenilenebilir enerji konusunda da aynı hızla gelişeceğinden emin. NY Times ile yaptığı röportajında 2010 yılı için 2002 yılında öngörülen üretilen güneş enerjisi miktarı 200 gw iken, gerçekte bu miktarın öngörülenden 17 kat daha fazla olduğunu belirten Gore, herkesin bu hesaplı teknolojilerin başarısına şaşırdığını söylüyor. Gore’un verilerine göre, Bangladeş’te her dakikada iki ev solar panel taktırıyor, Dubai’nin kamu elektrik üreticisi saatte kilowatt başına 60 sentten daha aza malolan enerji üreten bir güneş enerjisi santrali yapmayı hedefliyor. Bütün bu gelişmeler, Paris için umut verici. 

Al Gore’u da iyimser düşünmeye iten olumlu gelişmelere karşın ABD’deki petrol lobisi, artan farkındalık sayesinde eski gücüne sahip olmasa da hala yerel politikalar üzerinde etkili olabiliyor. Örneğin, geçtiğimiz hafta Huffington Post’ta Florida hükümeti, resmi olarak olmasa bile, de facto olarak iklim değişikliği ve küresel ısınma terimlerini kullanmaktan kaçındığına dair bir haber yayımlandı. 

Ne var ki, iklim değişikliği konusu artık hem ulusal hükümetler, hem de toplumlar tarafından daha ciddiye alınıyor. Geçtiğimiz aylarda New York’ta ve tüm dünyada aynı anda gerçekleşen Iklim Değişikliği yürüyüşüne gösterilen muazzam katılım da bu durumun kanıtı niteliğinde. Politik düzlemde ise Obama hükümeti Çin ile tarihi bir anlaşmaya imza atarak ABD’deki iklim değişikliği inkarcılarına rağmen, bu konuyu ciddiye aldıklarını gösterdi. 

Bu gelişmelerin yaşanmasında en büyük eforu sarfeden kuruluşlar arasında da Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler geliyor. Meşhur Rio zirvesinden bu yana katedilen yol aslında oldukça hayranlık uyandırıcı. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin uygun bütçeleri bu konuya ayırabilmeleri konusunda Dünya Bankası fonlarının büyük yardımı oluyor. Bu finansman sayesinde gerekli know-how ve teknoloji transferi gerçekleşebiliyor ve bugün Bengladeş gibi ülkelerde güneş enerjisi potansiyeli verimli biçimde kullanılabiliyor. Dünya Bankası ekonomisi zayıf olan ve iklim değişikliğinden en kötü etkilenmesi beklenen ülkelere destek oluyor. Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği ile mücadele konusunda daha iyi haberler alacağa benziyoruz.

Dünya Bankası’nın iklim değişikliğine nasıl hazırlandığını görmek ve İklim Değişikliği Yatırım Fonlarının (CIF) nasıl işlediğinı öğrenmek istiyorsanız, sizleri  CIF’in hazırladığı 2014 Yıllık Raporu’nu incelemeye davet ediyoruz. 

SHARE: READ MORE

20 March

B Corp, TIME Dergisinde

TIME dergisinin son sayısında yer alan habere göre, B Corp’un şirketler için yarattığı hem karlı hem topluma yararlı model, giderek aktivist girişimcilerin daha fazla dikkatini çekiyor. B Corp, Geleneksel hiyerarşik ve hissedarları tüm paydaşlar arasına en önemli gören şirket yapılarına meydan okuyan, hızla büyüyen bir model. B Corp'lar için kârlılık hala önemli, ancak; çalışanların, tedarikçilerin, toplum ve çevrenin şirket yöneticileri ve hissedarlar kadar önemli olduğu düşüncesi tüm iş süreçlerine hakim. 

Nisan ayında yapılacak Avrupa B Corp lansman etkinliği öncesinde, toplum için değer yaratan iş modellerini benimseyen şirketleri bu toplulukta yer almaya davet ediyoruz. Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk B Corp’ları arasında nasıl yer alabileceğinizi öğrenmek ve bu konuda daha fazla bilgi almak için B Corp Türkiye takımıyla iletişime geçebilirsiniz.


Oregon'lu A to Z Şarapları 2014 yılında B Corp oldu. A to Z Şarapları başkanı Amy Prosenjak, “her düzeyde herkesin kazanması gerektiğini düşünüyoruz” dedi. Şirketin mottosu “demokratik fiyata aristokratik şarap” bu misyonu doğrular nitelikte. Bir şişe Pinot Noir'ı 20 $‘a satan şirket, adil fiyatlarını satınalma anlaşmaları yaptığı üzün yetiştiricileriyle arasındaki sorumlu ilişkiye borçlu. Bölgedeki yasal asgari ücretin %43 üzerinde maaş alan çalışanları var. Sürdürülebilirlik uygulamaları şirketin DNA'sına işlemiş. Tüm bunlara 'rağmen’ şirket kârlı bir modele sahip. Bu yıl 365.000 kasa şarap üretecek. 

B Corp olan şirketler, yeni bir tip kapitalizmi temsil ediyor. Bu kapitalizm modeli sorumlu, çevreye saygılı ve sosyal sorunlara karşı duyarlı bir model. B Corp'un arkasındaki kar amacı olmayan kuruluş B Lab'in kurucularından, girişimci Jay COen Gilbert “Tüketiciler, yatırımcılar, girişimciler ve karar alıcılar, şirketlerin dünya üzerindeki insan elinden çıkan en güçlü araç olduğu konusunda hemfikir. Öyleyse bu gücü, dünya için iyi sonuçlar doğuracak biçimde kullanmak da bizim elimizde.” diyor. B Corp, kaynakları ve yetenekleri etkin kullanan bir model olarak aradan sıyrılıyor.

Sosyal amacı olan şirketler eskiden beri var. Kurumsal sosyal sorumluluk politikaları uzun zamandır gündemde. B Corp ise bundan farklı olarak, ABD'de 26 eyalette kabul görmüş yasal bir statü olarak da öne çıkıyor. ABD hükümeti, toplum için faydalı şirketleri desteklemek ve satınalma ve birleşme gibi durumlarda şirketin misyonunu korumak için yasal bir statü getirmek konusunda B Lab'in hareketine destek oluyor. 10 farklı eyalette de meclisler bu yasa tasarısını tartışıyor. Patagonia, Ben&Jerry’s, Plum Organics (bebek maması üreticisi), Method (temizlik ürünleri), Green Mountain Power (Vermont eyaletinden elektrik üreticisi) ABD'den çıkan ünlü B Corp'lar arasında. 

Bir elektrik üreticisi nasıl B Corp olabilir diye sorabilirsiniz. Kanada'lı Gaz Metro'nun sahibi olduğu Green Mountain rüzgar ve hidroelektrik kaynaklardan yenilenebilir enerji üretiyor. Toplam enerjisinin %38'ini fosil ve nükleer yakıtlardan sağladığı için bunlar Green Mountain'a ekstra puan kazandıran alanlar olmamış ancak sosyal konulardaki katkıları sayesinde B Corp sertifikası için alınması gereken minimum 80 puanı alabilmiş. Bu sosyal uygulamalara örnek vermek gerekirse, en düşük ücret alan çalışanlarına en az asgari ücretin %25 üzerinde maaşlar veriyor. Çalışanlarının sağlık giderlerinin %80'ine kadar koruyor. Erkek çalışanların yoğun olduğu bir sektörde, beyaz yakalı yöneticilerinin %25'inden fazlasını kadınlar oluşturuyor. Ayrıca çalışanlar, mesai saatleri içinde gönüllü projelere katılarak, toplum içın faydalı projelere yardımcı olabiliyorlar. Ve şirketleri bunları destekliyor!

A to Z Şarapçılığa geri dönersekşirketin Pazarlama Müdürü Deb Hatcher, B Corp'ların niş bir piyasa yaratmak peşinde olduğunu belirtiyor. Hatcher, “En iyi uygulama örnekleri arasında gösterilemk istiyoruz. Sideways gibi filmlerdekinden sonra bu konular daha öne çıkmaya başladı. Üzün üreticilerine adil ücretler sağlamak önemli. Toprağın gelişimi, çevreye saygılı üretim sayesinde biz de kaliteli ürünlere ulaşıyoruz” diyor.

B Corp sertifikası almak çok kolay değil. Şirketler yönetişim, çalışanlar, toplum ve çevre alanlarında 200 üzerinden 80 puanı garanti altına almak zorunda. A to Z örneğin, toplum ve çevre konularında yüksek skor alırken, yönetim alanında biraz daha düşük çıkmış. Bu değerlendirme sayesinde aslında şirketler hangi alanları geliştirmeleri gerektiğini de görmüş oluyorlar. Üstelik bu süreç sonunda çok iyi bir pazarlama aracına kavuşmuş oluyorlar. 

B Corp sertifikası sahibi şirketler, sertifikanın pazarlama aracından çok daha farklı ve önemli bir şey olduğunu savunuyor. Biyomimetik (doğayı taklit eden) ürünler yapmak konusunda Fortune 500 şirketlerine destek olan Biomimicry 3.8 şirketinin CEO'su Nicole Hagerman Miller B Corp için “ bizi hep bir adım ileri taşıyor, misyonumuza sadık kalmamızı sağlıyor, alanında öncü şirketlere göre, progresif bir yaklaşım” diyor. Kısacası B Corp bir etiketten öte, şirketleri dürüst ve şeffaf olmaya itiyor.

Hatırlatalım! Bu öncü şirketler arasında yer almak ve Avrupa B Corp lansmanına katılmak için, bir an önce B Etki Değerlendirmesine göz atın veya bizimle iletişime geçin 

SHARE: READ MORE

20 March

Uluslararası Şeffaflık Derneği BİST-100 Şirketlerinin Şeffaflık Performansını Açıkladı

Uluslararası Şeffaflık Derneği, İstanbul Borsası BİST-100 Endeksinde bulunan şirketlerin internet sitelerinde kamuoyunun erişimine açık olarak paylaştıkları bilgiler temelinde şeffaflık permonslarını şirketlerin; 

- yolsuzlukla mücadele programı, 

-bağlı ortaklıkları ve iştirkleri hakkında temel bilgiler, 

- yurtdışındaki faaliyetlerine ilişkin gerli, vergi ve sermaye gideri gibi temel finansal veriler

üzerinden değerlendiren araştırmanın metedolojisi ve sonuçları açıklandı ve takiben şirketler, kamu makamları, yatırımcılar ve borsa analistleri ve sivil toplum kuruluşları için tavsiyeler sunuldu. 

Etkinliğin ikinci bölümünde ise, Uluslararası Şeffaflık Derneği Türkiye’nin Başkanı Oya Özarslan’ın moderatörlüğünde, UN Global Compact’ten Olajobu Makinwa, Küresel İkleler Sözleşmesi Türkiye Sekreteryasından YılmAz Argüden, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Doç, Dr. Cafer Eminoğlu, TÜSİAD’dan Gönenç Gürkaynak katılımı ile söz konusu araştırmaya ilişkin görüşler ve şeffaflık üzerine olan deneyimler paylaşıldı. Oturumda, şeffaflığın bir lütuf değil bir hak olduğunun, şirketlerin her seviyesinde farkındalığın ve bu farkındalığın tüm paydaşlar ile paylaşılması gerekliliğinin üzerinde duruldu.  

Aras¸tırmanın yolsuzlukla mu¨cadele programının s¸effaflıgˆı bas¸lıgˆı altında, BI·ST-100 s¸irketleri ortalama %28 puan ile du¨nyanın en bu¨yu¨kc¸ok-uluslu s¸irketlerine ilis¸kin aynı aras¸tırmanın ortalama puanı olan %70’le kars¸ılas¸tırıldıgˆında oldukc¸a geride kaldı. BI·ST-100 s¸irketlerinin bu¨yu¨k bir kısmının du¨s¸u¨k puanlar aldıgˆı aras¸tırmanın yolsuzlukla mu¨cadele programının s¸effaflıgˆı bo¨lu¨mu¨nde,100 s¸irketten sadece 9 s¸irketin ayrı bir yolsuzlukla mu¨cadele programı ac¸ıkladıgˆı saptanmaktadır. Kamuoyu ile yeterince bilgi paylas¸mayan s¸irketlerin yolsuzlukla kars¸ılas¸ma riskinin daha yu¨ksek oldugˆu ve hesap verebilirlik ilkesinin s¸effaflık olmadan hayata gec¸irilemeyecegˆi unutulmamalıdır. Aras¸tırmada yalnızca 10 s¸irkette, u¨st du¨zey yo¨neticilerin kis¸isel mesajlarında yolsuzlukla mu¨cadele konusuna atıf yapıldıgˆı go¨ru¨lmekte olup, “tone at the top” olarak adlandırılan u¨st du¨zey yo¨neticilerin kis¸isel mesajlarında da, yine s¸irketlerin yolsuzlugˆa kars¸ı zayıf bir performans sergiledigˆi go¨ru¨lmektedir. S¸irketlerin politika ve programlarına ne kadar o¨nem verdiklerini ortaya koydukları yo¨netici mesajları, c¸ogˆunlukla yolsuzlukla mu¨cadele konusunda sessiz kaldığı görüldü. 

Kurumsal Raporlamada Şeffaflık BİST 100 Endeksi Şirketleri üzerine bir araştırma raporuna bu bağlantıdan erişebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

6 March

Yönetim Kurullarında Daha Fazla Kadın Yönetici

Catalyst'in son raporuna göre, Yönetim Kurullarında daha fazla kadın yönetici bulunan şirketler daha yüksek finansal performans sergiliyor. Fortune 500 şirketleri arasında yapılan bir araştırmaya göre, en başarılı finansal durumu olan şirketlere bakıldığında Yönetim Kurulu'nda en az üç kadın yönetici olduğu görülüyor - ve bu rakam diğer şirketlere göre daha fazla sayıda kadın yönetici demek. Finansal performans ölçütü olarak özkaynak üzerindeki getiri (ROE), satış cirosu (ROS) ve öz sermaye karlılığı (ROIC) kullanıldı ve daha fazla kadın YK üyesi olan şirketlerin bu alanlarda sırayla %53, %42 ve %66 daha iyi performans gösterdiği görüldü. 

Buna rağmen, S&P 500 şirketlerine bakıldığında (Ekim 2014 itibariyle) CEO pozisyonundaki kadınların oranının yalnızca %4,8 olduğu görülüyor. Kadın CEO'su olan şirketler listesine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

2013 yılında Sabancı Üniversitesi Bağımsız Kadın Direktörler Projesini gerçekleştirdi. Melsa Ararat önderliğinde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de de durum çok farklı değil. Kadın yöneticiler konusundaki çeşitli göstergeleri içeren sunuma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

Sabancı Üniversitesi ve Egon Zhender işbirliğiyle yapılan Kadın Direktörler araştırmasının 2014 sonuçları Bağımsız Kadın Direktörler Projesi kapsamındaki II. Türkiye Kadın Direktörler Konferansında paylaşıldı. Buna göre Borsa İstanbul'a kote olan 422 şirketin yönetim kurulları, bu alandaki yasal düzenlemelere rağmen hâlâ kadın üye eksikliği çekiyor. Yönetim kurullarında kadın üye yüzde 11.7'le sınırlı. Bu rakam 2013'ten bu yana şirketlerin yerinde saydığını gösteriyor. Araştırmaya göre Türkiye'de 352 kadın direktör var. 2014'te yeni atanan yönetim kurulu üyelerinin yüzde 24'ü kadın. Bağımsız kadın direktörlerin oranı ise yüzde 9.3. Halka açık 100 şirketten 47'sinin yönetim kurulunda ise hiç kadın üye yok. 

İşin aslı, kadın erkek eşitliğinin üst düzeyde olduğu İskandinav ülkelerinde bile durum o kadar da parlak sayılmaz. Dünya Ekonomik Forumunun Küresel Toplumsal Cinsiyet Endeksine göre cinsiyet eşitliği konusunda vikingler yine lider konumda: İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka ilk beşte yer alıyor. Bu ülkelerde kurumsal şirket YK'ları için belirlenmiş kadın yönetici kotaları, şirketlerde çocuk bakım üniteleri ve uzun hamilelik izinleri (erkeklere verilen doğum sonrası izinleri de cabası) bulunuyor. Finlandiya ve İsveç hükümetlerinin yarısından fazlasını kadın bakanlar oluşturuyor.


 


Gelgelim bu güzel gelişmeler yalnızca borsaya açık büyük kurumsal şirketler için geçerli. Tipik bir İskandinav şirketine baktığınızda ne yazık ki rakamlar bu kadar iyi değil. Hatta şirketlerde kadın oranı yüksek olsa da yöneticilerin çoğu hala erkek. Örneğin, Danimarka'daki Aarhus Üniversitesi'nin bir araştırmasına göre uzun hamilelik ve doğum sonrası izinlerinden faydalanan kadınlar, iş hayatının ileri dönemlerinde erkek iş arkadaşlarına göre daha az maaş alıyorlar. Bunun nedeni ise kadınların bu izinler dolayısıyla genç yaşta doğum yapmaya teşvik edilmesi ancak bu esnada önemli tecrübelerden yoksun kalması gösteriliyor. The Economist'in cam tavan diye adlandırdığı sendrom, aslında iki nedenden kaynaklanabiliyor. Birincisi, kadınların hayatını kolaylaştıran program ve politikalar, onların daha yüksek hedefler koymasını engelliyor olabilir. İkincisi ise, bu politikalar belli rollerdeki belirli kadınların yükselişini kolaylaştırırken, kariyer sahibi tüm kadınları kapsamıyor olabilir. 

Evet, kurumsal şirketlerin birçouğu kadınlar için hala erkeklerle eşit fırsatlar sunmuyor ama bu konuda güzel girişimler ara vermeden çalışıyor. 

Bu girişimlerden bir tanesi de YenidenBiz.com. Yeniden Biz kadın adayları hazırlama, geliştirme ve yerleştirme danışmanlığı veriyor. Bu danışmanlık da uç süreçten oluşuyor. Önce iş hayatına ara vermiş eğitimli ve kendi alanlarında deneyimli kadınları bir yetenek havuzu içerisinde bir araya getiriliyor. Daha sonra bu adaylar, iş hayatına hazırlanıyor. Adayların ihtiyaçlarına göre eğitim ve seminer programları oluşturuluyor; onlara kariyer, mentorluk ve koçluk desteği sağlanıyor. Son aşamada adayların ve şirketlerin beklentilerine uygun olarak eşleştirmeleri gerçekleştirerek kadın istihdamına katkıda bulunuluyor.

Konuyla ilgili Facebook COO'su Sheryl Sandberg'ün iş dünyasında kadın olmakla ilgili kaleme aldığı kitabı Lean In'i ödünç almak isterseniz, sizi ofisimizde bulunan Sürdürülebilirlik Kütüphanesi'ne bekliyoruz!

Fotoğraf: Emre Salkım

SHARE: READ MORE

6 March

#HeForShe #BenDeğilsemKim

Geçtiğimiz aylarda Emma Watson'ın Birleşmiş Milletler'de verdiği ilham verici toplumsal cinsiyet eşitliği konuşmasını hatırlıyor musunuz? BM Kadının Güçlenmesi Birimi İyi Niyet Elçisi olan aktrisin vurguladığı en önemli mesaj, kadın haklarının korunmasının ve kadınlara daha fazla özgürlük tanınmasının erkekler için de daha özgür ve eşitlikçi bir yaşam alanı yaratacağıydı. Birçok ünlünün destek verdiği ve duyurulduktan kısa süre sonra pek çok kişi tarafından takip edilen, sosyal medyada paylaşılan ve katılım alan #HeForShe kampanyası Türkiye'de lanse edildi. Kampanyanın Türkiye'deki ana destekçisi aynı zamanda dünyada sözcülüğünü yapan on kuruluştan biri Koç Holding oldu.

Tüm dünyada 2015 Eylül ayına kadar devam edecek kampanya 1 milyar erkeği heforshe.org adresine tıklayarak, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları için değişimin temsilcisi olmak için imza atmaya davet ediyor. 

BM Kadın Birimi Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü ve Türkiye Temsilcisi Ingibjörg Gisladottir kampanya lansmanı için yaptığı konuşmada “Yıllar içerisinde kadın haklarının geliştirilemsi konusunda büyük ilerleme kaydedildi. Bunu kadın haklarını savunan STK'ların cesur ve yılmayan duruşlarına borçluyuz. Bu mücadelenin başarılı olması için erkeklerin de eşitsizliğin topluma verdiği zararı anlaması gerekiyor. Bunu değiştirmek için erkekler de sorumluluk alıp, kadınlarla omuz omuza çalışmaları gerekiyor.” dedi.

Emma Watson'ın ayakta alkışlanan konuşmasının tamamını buradan izleyebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

6 March

Kariyer ve Kadın Konusundaki Gizli Önyargınızı Ölçün

8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlamamıza az kaldı. Kadın erkek eşitliği şirketlerin sosyal sürdürülebilirliklerini sağlayabilmeleri için mutlaka dikkat etmeleri gereken bir unsur olarak öne çıkıyor. Peki, sizin kadınlar ve kariyer konusunda bilinçaltınızda önyargılı mısınız? Bunu keşfetmek için sizi Harvard Üniversitesi'nin hazırladığı testleri çözmeye davet ediyoruz. Üniversitenin algı konusunda yaptığı araştırmalara göre; aslında çocukluktan itibaren yetiştiğimiz kültürel ortam, önce ailemizden sonra okuldan aldığımız eğitim, çevremiz ve medya gibi bir çok faktör kadın hakları konusundaki fikrimizi etkiliyor. Yetişkinlik döneminde bu algımız değişse bile, bazı konularda farkında olmadığımız önyargılarımız baki kalabiliyor. Bu önyargılarımızın farkına varmak ise onlardan kurtulmak için ilk adım. Dolayısıyla tüm paydaşlarımızı bu ilginç testleri çözerek, kendilerini daha iyi tanımaya davet ediyoruz. 

Bu testler aynı zamanda, sizin belirli etnik ve dini gruplara veya cinsel tercihlere olan önyargınızı da ölçmek için kullanılıyor. 

Bu proje bizlere Googe'ın kadınlarla ilgili yaptığı ilginç araştırmayı anımsattı. Google, arama motoru üzerinden yapılan araştırmaları en çok araştırılan konuya göre ‘tamamlıyor’ ve kadın sözcüğü aratıldığına karşımıza çıkan tablo aşağıdaki sonucu veriyor. 

SHARE: READ MORE

6 March

BİST'te Gong Eşitlik İçin Çalıyor

İş dünyası liderlerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletecek şirket politikaları oluşturmaya yönelik 7 ilkeye açıkça taahüt vermelerini isteyen Kadının Güçlenmesi Prensipleri'nin (WEP) Türk imzacıları 6 Mart 2015 Cuma sabahı Borsa İstanbul'da kadın-erkek eşitliği için çalınacak Gong Töreni'nde bir araya geliyor. Biz de bu hafta WEP imzacıları arasına katıldık ve cinsiyet eşitliğine verdiğimiz desteği resmileştirdiğimizi açıklamaktan gurur duyuyoruz!

BİST'te bu sabah gerçekleşen Gong Töreninde konuşan Yılmaz Argüden kadın-erkek eşitliğini sağlamak konusunda Türkiye'deki en öncelikli konunun, kadınların iş gücüne katılımı olduğunu belirtti. Kadınların iş gücüne katılım oranı dünyada %51'ken, Türkiye'de bu oran ne yazık ki hala 30% civarında. 

Türkiye'de WEP'i şimdiye kadar 26 şirket imzaladı ve bu dönem 28 yeni imzacı şirket de aralarına katıldı.  Dünya'da 860'dan fazla imzacısı bulunan WEP'i siz de şirketiniz adına desteklemek isterseniz, başvuru formunu doldurmanız ve CEO taahüt mektubunu imzalamanız gerekiyor. Eğer çoktan imzadıysanız o zaman sıradaki adım prensipleri pratiğe dökmek olabilir. Bunu yapmak için, UN Women'in hazırlamış olduğu rehberden faydanabilirsiniz. Dünyanın bu konudaki lider şirketlerin iyi uygulamalarını da UN WOMEN WEP’s sitesinden takip etmeniz mümkün. 

Şirketinizde kadın-erkek eşitliğini gerçek anlamda sağlamak için yapabileceklerinizi iki hafta önceki blog yazımızda kaleme almıştık. Bu konuda destek verilebilecek birçok uluslararası ve ulusal proje yürütülüyor ve bu konunun birden fazla boyutu var. Kurumsal anlamda kadın yönetici yetiştirmek ve eşit fırsatlar sunan bir iş ortamı yaratmak için KAGİDER'in Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) de bunlardan biri olarak öne çıkıyor. FEM; işe alım, eğitim, kariyer planlama ve geliştirme gibi süreçlerdeki eşitsizlikleri saptamak ve iş yaşamında cinsiyet ayrımcılığına dayalı yaklaşımlara son vermeyi amaçlayan bir modeldir. FEM’in hedefleri: (a) İş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek üzere özel sektöre destek olmak; (b) İstihdam ve kazançlarda eşitliği destekleyerek Türkiye iş gücünde kadının üretkenliğini artırmak; © İş dünyasında fırsat eşitliği prosedürlerini teşvik etmektir.

FEM sertifikası 

1. Yönetimin fırsat eşitliği konusundaki taahhüdü

2. İşe alım ve seçmede fırsat eşitliği

3. Eğitim fırsatlarına erişimde eşitlik

4. Performans değerlendirme ve terfide fırsat eşitliği

5. Kariyer destek uygulamaları

6. Geribildirim ve şikayetlerin izlenmesi

7. İletişim ve kurumsal reklamlar

alanlarındaki incelemeye dayalı bir süreç sonunda anlaşmalı denetim şirketleri tarafından verilmektedir. KAGİDER’i bir sertifikasyon enstitüsüne dönüştüren program devam etmektedir. Daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.
 

SHARE: READ MORE

27 February

Şirketlerin Sosyal Amacı Olmalı Mı?

İngiltere'de bulunan Cranfield Business School'daki Doughty İşletme Bilimleri Merkezi  şirketlerin sosyal sorumluluğu ile ilgili yeni bir rapor yayımladı. Coca-Cola işbirliğiyle hazırlanan “Kar ve Amacı Birleştirmek” adını taşıyan raporda, şirketlerin varlık nedenlerinin temeline sosyal bir amacı oturtmaları tartışıldı. Bugün, pek çok şirket vizyon ve misyonunu sosyal bir değer yaratmak doğrultusunda belirliyor. Yalnızca kar elde etmekten çok daha fazlası için var olduğunun altını çizmeye gayret ediyor. Peki, bu ne kadar inandırıcı? Daha da önemlisi bunu yapmak şirkete ne gibi faydalar sağlıyor? Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. 

David Grayson, Melody McLaren, Nadine Exter ve Charlotte Turner'ın ortak yazdığı raporda Financial Times tarafından Avrupalı CEO'larla yapılmış bir anketin sonuçları analiz ediliyor. 

Rapordaki verilere göre şu anki yöneticilerin %90'ı şirketlerin sosyal bir amaca da hizmet etmesi gerektiği konusunda hemfikir. Ne var ki, geleceğin liderlerinin sadece %20'si bu konuda aynı şekilde düşünüyor. Buna gerekçe olarak, her zamanki iş yapış biçimlerinde kökten bir değişim görmediklerini, finansal kriz sonrasında alternatif olmadığı için bu politikalara yönelindiğini ve şirketlerin değişmeleri gereken hızda değişmediklerini gösterdiler. Geleceğin liderleri bu durumun önündeki en büyük engel olarak yöneticilerin tavır ve görüşlerinü algılıyor. Bugünün liderlerine göreyse, asıl engel finansal durum. 

Bugünün liderleri bu konuya biraz daha gelecek kuşaklara yatırım, şirketin devamlılığını sağlamak ve tüketicinin güvenini kazanma olarak bakarken, geleceğin liderlerine göre işe entegre edilen sosyal bir amaç aslında bir çalışan katılımı aracı. 

Hem bugünün, hem yarının liderlerinin hemfikir olduğu bir konu ise bu sosyal amaç belirlenirken asıl bakılan faktörün karlılıkla olan ilişkisi olması. 

Raporun devamını buradan okuyabilirsiniz. 
 

SHARE: READ MORE

27 February

GRI Sürdürülebilirlik Profesyonelleri İçin Sınav Başlatıyor

Kurumsal paydaşı olduğumuz (OS) Global Reporting Initiative (GRI) sürdürülebilirlik alanında çalışan profesyonellerin, en son yayımlamış olduğu G4 Rehber İlkeleri hakkındaki bilgisini ölçmek için bir sınav açıyor. GRI G4 Sınavını yeterli skoru alarak geçen başarılı adaylar GRI tarafından bir sertifikayla ödüllendirilecek ve isimleri GRI'ın resmi websitesinde yayımlanacak. 

GRI yöneticisi Michael Meehan “Dünyada 17.000'den fazla GRI raporu var, 19.000'dan fazla GRI Sertifikalı Eğitimlerini almış profesyonel var. Sürdürülebilirlik raporlaması bir trend olmaktan çıkıp norma dönüşüyor. G4 Sınavı sayesinde bu konuda çalışan profesyonellerin inandırıcılığı ve itibarı artacak.” diye konuştu. 

Sınava girebilmek için GRI Sertifikalı Eğitimlerine katılmış olmak gerekiyor. 

60 soruluk sınav, G4 ilkeleri bilgisini ve GRI Raporlama sürecinin beş aşaması ile ilgili bilgiyi ölçmeye yönelik hazırlandı. Soruların %75'ine doğru cevap veren adaylar, sertifika alabilecek. Sınava dünya üzerinde 70 ülkedeki 4.500'den fazla GRI Sertifikalı Eğitim Ortaklarına ait test merkezinde girmek mümkün olacak. Gelişmekte olan ülkelerdeki adaylar ve GRI Kurumsal Paydaşları (OS) daha az bir ücret karşılığında sınava girebilecek.

Daha fazla bilgi için GRI websitesine danışabilir veya  GRI Medya İlişkileri Yöneticisi Davion Ford (ford@globalreporting.org) ile iletişim kurabilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

27 February

Avrupa'nın İlk B Corpları Arasında Yer Almak İster Misiniz?

B Corp Sertifikalı Şirketler Avrupa B Corp Hareketinin Kurucu Şirketleri Arasında Kabul Edilecek

Avrupa B Corp hareketinin resmi lansmanına davetlisiniz! B Corp Avrupa Lansmanı 21-22 Nisan tarihlerinde Hollanda'da gerçekleşecek. Bugün dünya çapında 38 ülkede tam 1200 adet B Corp var. Küresel B Corp hareketi, 10 farklı Avrupa ülkesinden 40 B Corp'la beraber her yerde olduğu gibi Avrupa'da da büyümeye devam ediyor. Yakın zamanda B Corp sertfikası alan şirketler, Avrupa'daki B Corp hareketinin kurucuları olarak kabul edilerek, birtakım ayrıcalıklara sahip olacaklar. B Lab Avrupa ekibinin yürüteceği tanıtımlar ve organize ettiği etkinliklerde yer almak da bu ayrıcalıklar arasında. 

21-22 Nisan tarihlerinde, B Lab Avrupa ekibi, Avrupa B Corp hareketinin kurucu B Corp'larını tanıtmak ve başarılarını kutlamak için iki özel etkinlik düzenleyecek. Siz de bu değişim hareketinin bir parçası olun ve bu tarihi ana tanıklık edin. Tek yapmanız gereken B Etki Değerlendirmesini bir an önce doldurmak.
 

SHARE: READ MORE

13 February

Daha Sürdürülebilir Bir Dünya İçin Cinsiyet Eşitliği

Cinsiyet eşitliği BM Milenyum Kalkınma hedefleri arasında yer alıyor. Küresel çapta kaydedilen ilerlemelere rağmen kadınlara hala eşit fırsatlar sunulmuyor. Kadın-erkek eşitliği konusunun kurumsal sürdürülebilirlik politikalarında önemli yer kapladığını söylemek de yanlış olmaz. GRI göstergeleri arasında kadın çalışan ve yönetici oranlarına dair bildirimler de yer alıyor. 10-11 Mart tarihlerinde gerçekleşecek BM Kadının Güçlendirilmesi Yıllık Toplantısı öncesi Global Compact Türkiye “Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu” bu hafta üçüncü toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda kız çocukları ve kadınlar için daha iyi fırsatlar yaratmada iş dünyasının rolü tartışıldı. 

UNDP Türkiye'nin Türkiye'deki ev ve iş hayatındaki kadın-erkek eşitliğine dair, Türkiye İstatistik Kurumu ve Birleşmiş Milletler Raporlarına göre derlediği ve yakın gelecekte mutlaka iyileştirilmesi gereken verilere buradan ulaşabilirsiniz.

Kadının güçlendirilmesi ve fırsat eşitliği konularında Türkiye'de bir çok çalışma yapılıyor. Global Compact tarafından kabul edilen küresel Kadının Güçlendirilmesi Prensiplerini aşağıda bulabilirsiniz



Kadının güçlendirilmesi ilkeleri ile ilgili daha fazla bilgi almak ve gelişmeleri takip etmek için http://www.weprinciples.org/ adresine göz atabilirsiniz. 

Diğer yandan, bu çerçevede Kagider önderliğinde Dünya Bankası işbirliği ile geliştirilen Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) aşağıdaki konuları dikkate alıyor:

1. Yönetimin fırsat eşitliği konusundaki taahhüdü

2. İşe alım ve seçmede fırsat eşitliği

3. Eğitim fırsatlarına erişimde eşitlik

4. Performans değerlendirme ve terfide fırsat eşitliği

5. Kariyer destek uygulamaları

6. Geribildirim ve şikayetlerin izlenmesi

7. İletişim ve kurumsal reklamlar

Geçtiğimiz Aralık ayında UN Women Koç Holding ile kadınların sosyal ve ekonomik yönden desteklenlenmesi ve güçlendirilmesi amacıyla bir ortaklık antlaşması imzalamıştı. 

Öte yandan Dünya Çalışma Örgütü (ILO) ve İŞKUR, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SİDA) ile birlikte eşitiz, beraberiz projesini yürütüyor. 

SHARE: READ MORE

13 February

Markalar Nasıl Ortak Değer Yaratır?

Ortak Değer Yaratma Girişimi'nin websitesinde hem uluslararası hem de yerel şirketlerin nasıl ortak değer yarattıklarını vaka incelemelerine göz atarak öğrenebilirsiniz. Sharedvalue.org adresinden kaynaklar bölümüne girerek siz de Coca-Cola, Nestlé gibi markaların yürüttükleri başarılı ortak değer yaratma girişimleri ile ilgili bilgi edinmeniz; bankacılık, sağlık ve gıda gibi sektörel çalışmalarla ilgili daha fazlasını öğrenmeniz mümkün. 

Hatırlatma: Eğer sizin şirketinizin de ortak deger yaratan girişimleri varsa Danışmanlık Ortağı olduğumuz Shared Value Initiative'in (Ortak Değer Yaratma Girişimi) düzenlediği 12-13 Mayıs tarihlerinde New York'ta gerçekleşecek Liderlik Zirvesi'nde sunma şansına sahipsiniz. Aralarında Walmart ve Nestlé gibi markaların da bulunduğu şirketler; bu zirvede bir araya gelerek ortak değer yaratma alanında başarılı uygulamalarını paylaşacaklar. Siz de uluslararası bir platformda ortak değer yaratan uygulamalarını tanıtan ilk Türk şirketlerinden biri olmak için info@s360.com.tr adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

13 February

GRI, AB'deki Zorunlu Sürdürülebilirlik Raporlamasını Kolaylaştırabilir

GRI, G4 rehber ilkeleri ile yakın zamanda kabul edilen şirketlerin gayrimaddi varlıklar ve çeşitliliğe ilişkin verileri hakkındaki AB Yönetmeliği'nin ortak yönlerini ortaya koyan bir rapor yayımladı. "Making Headway in Europe" adını taşıyan raporu bu linkten indirebilirsiniz. 

Rapor G4 ilkelerinin AB Yönetmeliği'nin şirketlerden beklediği bilgiyi toplamak için nasıl kullanılabileceğini anlatıyor. Söz konusu yönetmelik 2014 yılının Aralık ayında AB Konseyi tarafından onaylanmıştı. Yönetmeliğe göre AB sınırları içinde kayıtlı, 6.000 halka açık şirket sürdürülebilirlik göstergelerine ilişkin raporlama yapmak zorunda. Göstergeler çevresel, sosyal ve iş koşulları ile ilgili verileri ve yolsuzluk ve rüşvet ile mücadele ve insan haklarını koruma gibi konuları ilgilendiriyor. 

SHARE: READ MORE

13 February

İstanbul Sosyal İnovasyon Zirvesi 20 Şubat'ta Gerçekleşecek

Ashoka ve BMW Vakfı işbirliği ile yapılacak olan 2. Sosyal İnovasyon Zirvesi S360 ve İstanbul Social Enterprise'ın desteği ve katılımıyla gerçekleşecek.

Eğitim, teknoloji, sosyal girişimcilik, pro bono çalışmalar, şirket içi girişimcilik ve etki yatırımcılığı gibi konuların yaklaşık 150 paydaşla tartışılacağı, başarı hikayelerinin paylaşılacağı ve girişimcilerin karşılaştıkları güçlüklerle ilgili çözüm üretmeye çalışacağı zirveye Türk akademi, iş, düşünce ve medya dünyasından seçilmiş katılımcılar katkı verecek.  

SHARE: READ MORE

30 January

Yeşil Badana Çalıştayı Gerçekleşti

Yeşil Badana Çalıştayı Aslı Kurtuluş ve Emre Salkım‘ın kolaylaştırıcılığıyla 22 Ocak Perşembe günü S360 ofisinde gerçekleşti. Katılımcılar önce Yeşil Badana'nın tarihini dinleme, daha sonra yeşil badananı 9 yüzünü tanıma fırsatı buldular. Çalıştayın ikinci bölümündeki interaktif seanslarda katılımcılar Aslı ve Emre'nin desteğiyle gerçek ürün ve reklamlar üzerinden yeşil badana avına çıktılar. Son olarak, yeşil badananın nasıl önlenebileceği konusunda bir aksiyon listesi oluşturdular.Sıcak bir atmosferde gerçekleşen çalıştayda, katılımcılar kendi şirketlerinin de yeşil badana tuzağına düşmüş olabileceği birkaç örnekten bahsetti. 

Çalıştayın amacı yeşil badanayı tanımak, yeşil olarak pazarlanan ürün ve hizmetlere sorgulayarak yaklaşmak ve şirketlerin dürüst ve şeffaf iletişim yapmasının önemini vurgulamak ve katılımcıları kendi şirketlerinin sürdürülebilirlik iletişimi yöntemleri üzerinde düşündürmekti. 

Yeşil badana eğitimi veya markanızı yeşil badanadan uzaklaştırmak isterseniz info@s360.com.tr'den bizimle iletişime geçebilirsiniz. 

Hatırlatalım çalıştay konularının özetini içeren yeşil badana el kitabını da web sitemizden indirmek mümkün. 

Sparksheet'te yayımlanan makalesinde Sophie Woodrooffe yeşil badanaya neden başvurulduğu sorusunu soruyor. Yapılan araştırmalara göre tüketiciler son yıllarda yeşil olarak pazarlanan ürünlere karşı biraz daha kuşkucu yaklaşmaya başlamış. Ne var ki, başka bir araştırma ortalama bir tüketicinin, yeşil badana ile sertifikalı gerçek ekolojik ürünler arasındaki farkı her zaman ayırt edemediğini ortaya koyuyor. Yöneticiler genellikle eko-pazarlamanın er ya da geç daha yüksek standartlar getireceğinde ve saydamlık konusunda şirketleri zorlayacağında hemfikir. Aspen Skiing Co. sürdürülebilirlik yöneticisi Auden Schendler, bu durumu “sürekli olarak iyiyiz demek için bir müddet sonra gerçekten iyi uygulamalarda bulunmak gerekiyor” diye açıklıyor. 



2005 yılında yayımlanan makalesinde sosyolog Anne Marie Todd, yeşil reklam kampanyalarının tüketicilerin çevresel konularda bilinçlenmesinde önemli bir faktör olduğunu savunuyor. Günümüz ekonomik sisteminde tüketicilerin talebi markalar tarafından tasarım veya pazarlama yöntemleri ile şekillendirilebildiği için, aslında bu gayet mümkün. Çevresel bilincin kazandırılması konusunda markalar tüketicilerden önce davranmış olabilir. Örneğin, piyasa şartları, altyapı vs. uygun değilken piyasaya hibrid araç süren Toyota gibi. 

Benzer şekilde Body Shop, Burt’s Bees gibi markalar hem içerikleri, hem şirket politikaları, hem de ürünleri pazarlama yöntemleri (amabalajdan, reklamlarına ve mağaza tasarımlarına kadar) çevre ve adil ticaret gibi konuları öne çıkaran ve bu konularda özdeşleşen markalar haline gelmeyi başardılar. 2009 Kopenhag BM İklim Değişikliği Zirvesi'nde konuşan BM yetkisilisi Yvo De Boer, iklim değişikliğine karşı kurallar ve maliyetler getirmenin vatandaşlar bunu istemedikçe imkansız olduğunu öne sürdü. De Boer, daha sonra HBR'da yayımlanan yazısında devletlerin anlaşma imzalamasını beklemektense şirketlerin düşük karbonlu, çevre dostu ürün ve hizmetler sunmasının daha pratik olduğunu belirtti.

Aynı zirvede Coca-Cola ve Unilever hızlı tüketim malları üreticilerinin tüketici davranışlarını değiştirme ve onları iklim değişikliğine karşı bilinçlendirme sorumluluğu taşıdığını ortak bir araştırma ile duyurdular. İlgili dokümanı buradan indirebilirsiniz. 

Sonuç olarak, algı ve performans markalar söz konusu olduğunda her zaman birbirine uymuyor. Yine Toyota örneğine bakarsak, şirket gerçekten Prius modeli ile otomobil piyasasında çığır açtı ancak diğer yandan 1985 sonrası satışlarında yakıt tasarruflu araçların oranının azaldığını görüyoruz. Bunun nedeni artan kamyon ve SUV satışları olmuş. 

Kısacası yeşil badana konusu tüketicilerin farkındalığı ile ters orantılı diyebiliriz. 

SHARE: READ MORE

30 January

Tekstil Tedarik Zincirinde Çocuk Emeğini Önleme Yöntemleri

Türkiye'de kendi sektörünün liderlerinden biri olan bir müşterilerimizle sürdürülebilir tedarik zinciri alanında çalışıyoruz. Günümüzde tedarik zincirleri son derece karmaşık bir yapıya sahipler ve çoğu zaman zincirin en ucuna ulaşırken tüm halkaları tanımak oldukça zor. Bu vesileyle sizinle The Guardian tarafından hazırlanan interaktif rehberi, paylaşmak istiyoruz. Özellikle gelişmekte olan üretici ülkelerde hala sık görülen çocuk emeği problemine değinen raporu buradan okuyabilirsiniz. 

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF'in çocuk işçiliğine dair topladıkları verilere göre dünyada yaklaşık 260 milyon çocuk çalışıyor. Bu çocukların 170 milyonu BM tarafından “çalışma koşullarından ötürü minimum yaş sınır gerektiren dolayısıyla çocukların çalışmaması gereken işler” olarak tanımlanan işlerde çalışıyor. Çocuk işçiliği birçok ülkede kanunen yasak olmasına rağmen, dünyanın en yoksul bölgelerinde hala sıkça karşılaşılan bir fenomen olmayı sürdürüyor. 



Neden çocuk işçiliği? 

Hızlı değişen moda, trendler ve tüketim alışkanları, tekstil şirketlerini devamlı olarak maliyetleri ucuzlatmaya itiyor. Önemli maliyet kalemlerinden biri olan işgücü en ucuz olarak yoksul ülkelerde  bulunuyor. Bu bölgelerdeki atölyelerde tekstil işçisi olarak oldukça kötü koşullarda, özellikle kadın ve çocukların çalışıyor.

Çocuk işçiliğine son kampanyasının koordinatörü Sofie Ovaa, “Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde düşük maaşlarla çalışmayı kabul eden birçok küçük kız çocuğu ve genç kız bulunuyor. Bu insanlar çoğu zaman kandırılarak bu sektörlere çekiliyorlar” diyor. 

Çokuluslu Şirketler Araştırma Merkezi'nin (SOMO) araştırmasına göre Hollanda Hint Komitesi özellikle Güney Hindistan'da yaptıkları çalışmalar sonucu aileleri kızlarını düzgün şartlarda, yeterli maaşlarla, gündelik yemek ve kalacak yer karşılığı işe göndermeleri için ikna etmeyi başarmış. Kızlar aynı zamanda günde yarı zamanlı çalışarak geri kalan vakitlerini öğrenim görerek geçiriyorlar. İyileştirilmiş çalışma şartlarının yanı sıra, ücretlerini yıl sonunda peşin ödeme olarak alma seçenekleri de var. Komitenin bu çalışmasının arkasında yatan neden, çalışanların yaşının küçüklüğü kadar, çalışma koşullarının zorluğu olmuş. Zira araştırmada, kanunların daha geniş olduğu veya uygulamasında sıkıntılar yaşanan yoksul bölgelerde, bilhassa aileler çocuklarının emeğini değerlendirmek istediğinde; söz konusu koşulları iyileştirmenin bu emeği kullanan çokuluslu şirketler olduğunu belirtiliyor. 

Tekstil endüstrisinin bir diğer çirkin yüzü, çocuk işçiliğinin bazı işler için daha uygun olması. Örneğin, pamuk toplama gibi işlerde çocukların ellerinin küçük olması, yetişkinlerin hasada verdikleri zararı vermelerini önlüyor. Çocukları yönlendirmek de daha kolay çünkü bir meslek birlikleri, sendika benzeri örgütleri yok. Haklarını savunamamaları da onları kolay hedefler haline getiriyor. İşverenler tekstil tedarik zincirinin karmaşık yapısı sayesinde radarın altından bu yasadışı aktivitelerini sürdürebiliyorlar. 

SOMO'ya göre çocuk emeğinin en çok kullandığını ülkeler Özbekistan, Hindistan, Bengladeş, Pakistan, Mısır, Tayland ve Çin. 

Şirketler Ne Yapabilir? 

Fair Wear Vakfı adil ticaret prensiplerine sadık kalacağına dair taahhüt veren 120'yi aşkın şirkete davranış kodu imzalattı. Bu şirketler çocuk emeğinden uzak duracaklarına dair söz vermiş oldular. İmzacı şirketler tedarikçilerini denetliyorlar. Fairtrade sertifikası, Küresel Organik Tekstil Standartları ve Etik Ticaret Girişimi gibi başka küresel garanti sistemleri de mevcut. 

Vakfın sözcüsü Lotte Shuurman, markaların birincil tedarikçilerini kontrol etmelerinin yeterli olmadığını, tedarik zincirinin en alt tabakalarında çocuk emeği kullanılma riskinin her zaman olduğunu vurguluyor. ABD ve AB menşeli bir çok giyim şirketi için, ürettikleri kıyafetlerdeki pamuğun nereden nasıl toplanarak geldiğini bilmek, günümüzün kompleks tedarik sistemlerinde neredeyse imkansız. Bu durum tedarikçilerin de sorumluluk almasını gerektiriyor, taşeron firmalara iş devrederken yapılan kontratların daha ayrıntılı denetim mekanizmaları getirmesi gerekliliğini belirtiyor. Shuurman'a göre tekstil markaları tedarikçilerini şeffaf bir biçimde listeleyerek işe başlayabilirler. Genellikle bu giyim markalarının 200'den fazla tedarikçisi olabiliyor, bunların arasında büyük fabrikalardan, atölyeye dönüştürülmüş evlere kadar farklı tedarikçiler bulunabiliyor. Shuurman “büyük şirketler bu üretim yerlerini mutlaka ziyaret etmeli ve kimler tedariklerini sağlıyor bilmeli. Eğer bu gezilerde, fabrikada üretilen sayıda tişörtü sağlayabilecek miktarda makina/çalışan yoksa o zaman marka temsilcileri "sweatshop"lardan şüphelenmeli.” diyor.




Ayrıca satınalma politikaları da kötü çalışma pratiklerinin giderilmesinde önemli bir fark yaratabilir. Sıkı teslimat tarihleri, son anda verilen siparişler gibi durumlar olmazsa fabrikalar da taşeron mukavalelerini yapmak zorunda kalmayabilirler. Markaların tedarikçileri üzerindeki baskısı da bu gibi riskleri önlemek için azaltılmalıdır. 

Diğer yandan, çalışanlar hakları konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu sayede, kötü koşullarla karşı karşıya kaldıklarında şikayette bulunabilirler. 



Kaynak: Josephine Moulds / Guardian Sustainable Business

SHARE: READ MORE

30 January

İskandinav Yatırım Fonları Yöneticisi Nordea Kömür Yatırımlarından Vazgeçti

Financial Times'ın haberine göre, İskandinav ülkelerinin en büyük fon yöneticisi Nordea yaklaşık 40 tane kömür üreticisi şirketi kara listeye alarak, fosil yakıt şirketlerine yaptıkları yatırımı kesen yatırımcılar arasına girdi. 

228 milyar USD değerinde varlık yöneten Nordea, çevreye en çok zarar veren fosil yakıt olarak bilinen kömür yatırımlarından çekilme kararının arkasında gerekçe olarak, çevresel risklerin fazla olmasını gösterdi. 

Şirketin kurumsal yönetim direktörü Sasja Beslik, Mart sonunda tamamlayacakları yasaklı şirketler listesinin, şirketin varlıklarının yaklaşık 100 milyon USD'lik bir kısmını etkileyebileceğini belirtti. 

Geçtiğimiz yıl başka bir çok yatırımcı fosil yakıt yatırımlarını azaltmıştı. Norveç'in en büyük emeklilik fonu KLP, Kasım ayında gelirinin yarısından fazlasını kömür bazlı faaliyetlerden sağlayan şirketlere daha fazla yatırım yapmama kararı almıştı. Bu durumdan etkilenen şirketler arasında dünyanın en büyük kömür üreticisi Peabody Energy ve Hint devi Tata Enerji de vardı. 

İsveç ulusal emeklilik fonu AP4'ün CEO'su Mats Andersson, Eylül ayında Dünya Bankası'na yaptığı açıklamada, AP4'ün doğrudan veya dolaylı oalra çevreyi kirleten şirketleri belirlemek için endeksleri kullandığını, yatırımlarını çevreyi kirleten şirketlerden alıp daha az karbon yakan şirketlere yönlendirdiğini bildirmişti. 

An itibariyle 800'ü aşkın kurum kömür ve diğer fosil yakıtlardan kaynaklanan risklerini düşürmek için taahüt vermiş durumda. Bu durumun en büyük kaynağı, gelecek yıllarda hatta belki çok daha yakın bir zamanda hükümetlerin fosil yakıtlara/karbon emisyonlarına karşı önlemler almasının bekleniyor oluşu diyebiliriz. 

ABD'de de ise durum biraz daha farklı. Fosil yakıt üreticilerinden yatırımları çekmek konusunda çekinceler var. Hazırlanan bir yasa tasarısı, ABD'nin büyük emeklilik fonlarından Calpers ve Calstrs'ın fosil yakıt şirketlerine yatırım yapmasını engellemeyi amaçlıyor. Her iki şirket de yatırımlarını çekmek zorunda kalma riskini hoş karşılamadı ve iklim değişikliği konusunda zaten önlem aldıklarını savundu. 



Kömür konusu yatırımcılar kadar büyük şirketler için de giderek kritik hale geliyor. 2014'ün En Çarpıcı Sürdürülebilirlik Öyküleri yazımızda belirttiğimiz gibi, aralarında Swiss Re, Nestlé, Unilever ABD, Mars ve Phillips’in de bulunduğu şirketler en kısa sürede %100 yenilenebilir enerji kullanarak üretim yapacaklarına dair taahhüt verdiler. 

Enerji şirketleri kökten bir değişime doğru gidiyorlar. Büyük güç santrallerinin önündeki en önemli tehdit artık herkesin kendi çatısında güneş paneli kurabilmesi. Güneş enerjisi ucuzladıkça ve pratikleştikçe ‘distirbuted generation’ adı verilen bu yöntem de yaygınlaşıyor. Elektrik üreticileri ve dağıtıcıları da bu durumun farkında. Barclays Bankası Mayıs ayında ABD’deki büyük elektrik üreticilerinin tahvillerinin fiyatlarını düşürdü. Alman üretici E.On yenilenebilir kaynaklara yatırım yapmaya başladı. Yine ABD’nin büyük enerji oyuncularından NRG 2030’a kadar fosil yakıt tüketimini %50, 2050’ye kadar %90 indireceğini açıkladı. Ne var ki bu durum dünya devi enerji üreticisi Exxon’u etkilemişe benzemiyor. Şirket Riskleri Yönetmek başlığı ile yayımladığı notunda, spekülasyonlar karşısında değişmeye gerek olmadığını açıkladı. Dünya üzerine kalan petrol rezervlerinin yakılamayacağını belirten Bank of England ise Exxon’a katılmıyor gibi duruyor. 

Karbon vergisi yeniden gündemde. Üstelik bu defa ABD’de bile hayata geçmesi mümkün görünüyor. Bir sivil toplum kuruluşu olan CERES hatırı sayılır sayıda şirketi İklim Bildirgesini imzalamaya iknâ etti. CERES’in içinden çıkan BICEP adlı daha küçük bir grup ise karbon vergisi getirilmesi için lobi yapıyor. Üstelik bu grubun üyeleri arasında Nestlé, General Mills ve Kellogg’s da var. General Mills, aşırı iklim olayları nedeniyle bu yılki hasadın üretiminin kötü etkilediğini açıklamıştı. BICEP bu yolculuğunda yalnız değil. 1000’i aşkın şirket, Dünya Bankası Karbon Fiyatlandırma Bildirgesini imzalayan 70 ülke tarafindan destekleniyorlar. Google resmi olarak iklim değişikliğini yalanlayan ALEC grubu ile bağlarını kesti. ABD’deki Environmental Protection Agency (Çevre Koruma Ajansı) karbon, kömür ve ozon konularında yeni düzenlemelere gitti. Çin ise 2020 yılına kadar karbon salımlarını düşürmeyi taahüt etti. Bu sayede ABD ve Çin arasında çok ihtiyaç duyulan iklim değişikliği ile mücadele anlaşmasının yolu açılacak. 

Dolayısıyla ABD'li emeklilik fonları belki de işler zorunlu hale gelmeden harekete geçerek fosil yakıt yatırımlarını portfolyolarından çıkararak öngörülü davranabilirler. Aksi takdirde işler CO2 salımı yüksek işler için pek parlak durmuyor. 

SHARE: READ MORE

30 January

Yıldız Holding Sürdürülebilirlik Vizyonu Çalıştayı

Yarım gün süren çalışmaya Yıldız Holding CEO'su Mehmet Tütüncü ve Yıldız Holding'in üst düzey yöneticilerinden oluşan 60 kişilik bir grup katıldı. 

Günümüz ekonomisinde artık resmi olmayan tartışmaların ve sohbetlerin şirket stratejilerini ve öğrenme yöntemlerini etkiledikleri yadsınamaz bir gerçek. Çağdaş organizasyonların birlikte öğrenen ve dinamik yapılara dönüşmesi için en önemli konu, çalışanların birbirleriyle kurdukları iletişimde samimi,  geribildirimlerinde açık olmaları. Dünya Kafe; katılımcıların birbirlerinden öğrendikleri, birlikte ürettikleri, konuştukları ve dinledikleri, kısacası etkileşimi üst seviyede kurgulanmış bir çalışma yöntemi. Küresel şirketler hedef ve strateji belirleme, sorun çözme ve çalışan katılımını sağlama gibi konularda bu yönteme başvuruyor. 

Çalıştayın çıktıları ekibimizden Emre Salkım ve Revan Arkan tarafından grafik kayıt yöntemi kullanılarak görsele döküldü. Dünya Kafe yöntemi ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, Dünya Kafe ilkeleri grafik kaydını bu bağlantıdan indirebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

30 january

B Corp İş Modeli Değer Yaratan Şirketler İçin Dünya Ekonomik Forumunda Önerildi

Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu‘nda B Corp sertifikasını veren kuruluş B Lab ve CEO'lardan oluşan sürdürülebilirlik platformu B Team işbirliği yapmaya karar verdi. B Team üyesi CEO'lar, B Corp tarafından önerilen aşağıdaki adımları izleyerek şirketlerinin performansını ölçecekler. 

1. Çevresel ve toplumsal performansını ücretsiz bir ölçme metodolojisi olan B Impact Assessment'ı kullanarak kendi performanslarını öğrenerek, rakipleri ile kıyaslayabilecekler.

2. Şirketlerinin ortak değer yaratma amacını DNA'larına işleyecekler. ABD'de yasal bir statü olan B Corporation statüsü için başvurarak, hissedarları kadar paydaşlarını da düşündüklerini resmi stratejileri haline getirecekler.  

3. B Corp sertifikası alarak, hem toplum için değer yaratan hem de karlı bir iş modeline sahip bir şirket olduklarını dünyaya duyurabilecekler. 

B Corp iş modeli ilk kez uluslararası sürdürülebilirlik platformlarında gündeme gelmiyor. Profersör John Elkington'ın kurduğu sürdürülebilirlik danışmanlığı şirketi SustainAbility'nin Direktörü Rob Cameron, geçtiğimiz yıl katıldığı Yeşil İş Konferansı'nda “eğer şirketinize amaç vermek, değer katmak istiyorsanız B Corp olmayı ciddi ciddi düşünün” demişti. 



B Team Nedir?

B Team  2012 yılında Sir Richard Branson ve Jochan Zeitz tarafından küresel iş liderlerini geleneksel şirket yapısını değiştirme amacıyla kuruldu.  B Lab ve B Corp'un amaçladığı gibi B Team de şirketlerin iş fırsatları tanımlayarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çalışmalar yapıyor. B Team aynı zamanda STK'lar, kamu kuruluşları ve şirketlerin bu amaç doğrultusunda çok paydaşlı girişimler kurmalarını sağlamak istiyor. 

B Team'in önderliğini yaptığı B Planı inisiyatifinin bir parçası olarak B Corp ile yapacağı işbirliğinde, şirket yöneticilerini şeffaflık, performans ölçümü ve uzun vadeli düşünme konularında bilinçlendirmek için çalışacak. 

B Corp hakkında siz de daha fazlasını öğrenmek, sertifika için başvurmak ve B Etki Değerlendirmesini doldurmak konusunda destek almak isterseniz bcorpturkey.org adresini ziyaret edebilir ve bizimle bcorp@s360.com.tr'den iletişime geçebilirsiniz. 

SHARE: READ MORE

23 January

Ortak Değer Liderliği Zirvesinde Sunulmak Üzere Örnek Kurumsal Uygulamalarınızı Bekliyoruz

Danışmanlık Ortağı olduğumuz Shared Value Initiative‘in (Ortak Değer Yaratma Girişimi) düzenlediği 12-13 Mayıs tarihlerinde New York'ta gerçekleşecek olan Liderlik Zirvesi'ne davetlisiniz. Aralarında Walmart ve Nestlé gibi markaların da bulunduğu şirketler; bu zirvede bir araya gelerek ortak değer yaratma alanında başarılı uygulamalarını paylaşacaklar. Siz de uluslararası bir platformda ortak değer yaratan uygulamalarını tanıtan ilk Türk şirketlerinden biri olmak için info@s360.com.tr adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. 
Ortak Değer Liderliği Zirvesi dünyanın önemli düşünce liderlerini ve ortak değer konusunda çalışan ekonomistleri, şirket yöneticilerini ve karar vericileri bir araya getirecek. Zirvede iyi uygulama örnekleri sunulacak ve şirketler için ortak değer yaratmak üzerine kurulu iş modelleri görüşülecek. Şirketlerin toplumdaki rolü nedir ve ortak değer nasıl rekabet avantajına dönüştürülebilir tartışılacak. 

Zirveye Harvard Business School'dan ortak değer yaratma konseptinin kurucusu Michael Porter, Nespresso CEO'su Jean-Marc Duvoisin, Walmart başkanı Kathleen McLoughlin, Western Union CEO'su Hikmet Ersek de katılacak. Kaydınızı bu bağlantıya tıklayarak yaptırabilirsiniz.

Ortak Değer Yaratma Liderliği Zirvesi'ne katılmak için, S360 ile iletişime geçen Türk şirketlerinin, iyi uygulama örneklerinin yazım ve sunumuna S360 katkıda bulunacak ve katılımcı şirketler için %20 indirim uygulanacaktır. 

SHARE: READ MORE

23 January

Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Bir Sonraki Adımı: Ortak Değer Yaratma

İşletme derslerinde Michael Porter‘dan yaşayan bir efsane gibi söz edilir. Beş kuvvet teorisi şirketlerin yönetim stratejileri arasında en çok bilinen ve uygulanan teoriler arasındadır. MBA programlarında Rekabet Avantajı kitabı, derslerde okutulur. İşletme gurusu olarak tanınan Porter, halen Harvard Business School'da ders vermekte. 

Yakın zamanda Porter şirketlerin rakiplerini nasıl alt edebileceğinden çok gezegeni daha iyi bir yer haline getirmekle ilgilenmeye başladı. Ortaya attığı “ortak değer” teorisi şirketlerin toplumsal sorunları çözerken finansal kazanç sağlayabileceğini öne sürüyor. 

Şirketlerin toplumla olan ilişkisini üç fazda inceleyen Porter; ilk fazın hayırseverlik, ikinci fazın KSS, üçüncü fazın ise ortak değer yaratmak olduğunu savunuyor. Buna göre; ilk aşamada sosyal amaçlar için para bağışında bulunan şirketler, sonradan çevre ve toplum üzerindeki zararlı etkilerini ölçmeye ve azaltmaya ve KSS projeleri yapmaya başladılar. Ortak değer yaratma aşamasına geçen şirketler ise, ürün ve hizmetlerine sosyal bir amacı entegre ediyorlar ve hem toplum için hem şirket için değer yaratıyorlar.

Porter bu durumu “iş dünyasının yaratabileceği en büyük etki yine faaliyetleri üzerinden olan etkidir. Dünyada hala karşılanmayan birçok ihtiyaç var. Şimdiye kadar karşılanmamış bir ihtiyacı karşılamanın karlı bir yolunu bulursanız, o zaman kapitalizmin olabileceği en iyi şekilde işlemesini sağlarsınız.” diyerek açıklıyor.

Aslında Porter'ın iş dünyası hakkındaki düşünceleri ilk kez dile getirilmiyor. Uluslararası kalkınma ekonomistleri ve uluslararası politikaları oluşturan kurumların uzmanları uzun bir zamandır bir ürünü bedavaya vermektense satmanın iki taraf için de daha avantajlı olduğunu düşünüyor. Uluslararası yardımların işe yaramadığı hatta eşitsizlikleri arttırdığı yönünde tartışmalar devam ederken, yoksul bölgelerdeki insanların eğitim düzeyleri, alım gücünü, kendi kendine yeterliğini geliştirmenin ve bu bölgelerde yeni piyasalar yaratmanın faydalı olabileceği konusu da zaten konuşuluyordu. Bu teoriler ilk kez şirketlerin 'dostu’ olan birisi tarafından gündeme getiriliyor. Yerel girişimcilere fırsatlar tanıyarak, tüm bir bölgedeki satış kanallarını, tedarik zincirlerini, uluslararası yardım ajanslarının yapamayacağı ölçüde kalkındırmak mümkün. Örneğin, Bill Gates'in finanse ettiği Afrikalı süt üreticileri yerel sütün kalitesini ve çiftçilerin bilgisini artırırken bir yandan da şirketlerine kar ettirmeyi başardılar. 

Ünlü ekonomist Prahalad'ın piramit teoremini duymuş olabilirsiniz. Buna göre, ekonomik piramitin en altında yaşayan milyonlarca yoksul insan aslında çok büyük bir potansiyel alım gücü teşkil ediyor. Uluslararası şirketler yeni iş modelleri ve teknolojileri sayesinde daha önce görmezden gelinen kesimleri ekonomik hayata dahil edebilme gücüne sahipler. 

Porter ortak değer yaratmanın,  kalkınmış ülkelerde satılan ürün ve hizmetlerin, gelişmekte olan ülkeler için daha ucuz versiyonlarını üretmek olmadığını söylüyor. Aksine bu bölgelere sigara ve sabun satmak yerine, gerçekten ihtiyaç duyulan sağlık hizmetleri ve daha çok ekonomik çıktısı yaratan hizmetler ve ürünler götürmek gerekiyor. 

Peki ya hissedar kapitalizminin bu akımda yeri ne? Şirketler sosyal amacı olan ürünlere odaklanırken bir yandan da çeyrek dönemlik performans hedeflerini tutturabilirler mi? Sosyal amaca da hizmet eden karlı ürünler yaratmayı hissedarlara ne derece kabul ettirebilirler? 

Porter, “şirketler sosyal konularda aynı yerde dönüp duruyorlar. Değer yaratan bir şirket olmayı toplumsal sorumluluk projeleri yapmak olarak görüyorlar, oysa ki bu da bir fırsat.  Şirketler tüketicilerin ihtiyaçları hakkında bu şekilde düşünmüyor. Sadece ekonomik paradigmalarla düşünüyorlar.” diyor.

Porter'ın Harvard Üniversite'sinde geliştirdiği yöneticilere yönelik MBA programında ortak değer konusunu da ele alıyor. Diğer yandan Ortak Değer Yaratma Girişimi (Shared Value Initiative) vasıtasıyla da şirketlerle çalışmalarına devam etmekte. Porter, işletme fakültelerinin sosyal konuları anlamak için daha çok araştırma yapmaları ve iş modelleri üretmeleri gerektiğine inanıyor.  Bu durumu “Geleneksel yöntemlere bağlı kalarak bağışlar ve devlet yardımları ile var olan sorunları çözmek mümkün değil. Şirketler geçmişte birçok uygunsuz ve sorumsuz davranışta bulundular. Yeni konseptler ve araçlarla şirketlere sosyal problemleri çözmek için fırsatlar yaratılmalı. Şu anda düşük gelirli tüketicilerin ihtiyaçlarını öğrenmeye odaklanmalıyız.” şeklinde ifade ediyor. 

Peki teorileri bir yana bırakırsak, şirketler ortak değer yaratmak için neler yapıyor? 

1 Ocak 2025, Irving, Teksas: Exxon Mobil yenilenemeyen kaynakların çıkarılması ve üretimini terk sürecinin tamamladığını gururla duyurur. 2015’te Exxon, şirketi ve hatta dünyayı dönüştüren bir dizi cesur değişimi taahhüt ederek 10 yıllık fosil yakıtlardan çıkış yolculuğuna başladı. Geçtiğimiz on yılda yapılan başlıca işler:

ekonomik refahın ve çevre liderliğinin el ele yürüdüğüne inanan bir organizasyon olan Çevre Savunma Fonu’nun (Environmental Defense Fund) başkanını yeni genel müdür olarak işe almak;
topluma ve çevreye yararlı olmayı şart koşan bir program olan B Corporation olarak sertifikalanmak; 
değeri hem finansal hem çevresel performansı yansıtan yeni bir hisse sınıfı oluşturmak; ve
10.000 Exxon ve Mobil istasyonunu müşterilerin elektrikli araçlarını şarj edebildikleri, bisiklet satın alabildikleri veya kiralayabildikleri ve yerel ulaşım sistemleri için indirimli bilet/kart alabildikleri yerel sürdürülebilir ulaşım merkezleri haline dönüştürmek.
Bu senaryo çok uzak gibi gözükse de Microsoft, Nestlé, Pfizer ve Telus International ile birlikte gerçekleştirilen yeni araştırma böyle duyuruların 2025’te çok da olağandışı olmayacağını gösteriyor. TELUS International’ın başkanı Jeffrey Puritt “Toplumun kamu kesintilerinden oluşan boşluğu şirketlerin doldurmasını bekleyeceği ve benzer şekilde şirketlerin sosyal sermayeleri topluluklarda, ülkelerde ve hatta bütün küresel endüstrilerde değişimin gücü olunca toplumsal etkilerinin artmasını bekleyeceği bir yol ayrımına geliyoruz.” diyor.

2015’in dünyanın en büyük kamuya açık şirketlerinin ve kontrol ettikleri değer zincirlerinin rol ve amacında uzun dönemli dönüşümün başlayacağı yıl olacağını tahmin ediyoruz. Bu değişim, yıllardır süren firmaları daha “sorumlu” hale getirmeye çalışan girişimlere rağmen iklim değişikliğinin ve diğer küresel sorunların artmaya devam ettiğini kabul ederek başlayacak. Şirket liderleri için yeni mecburiyet, şirketlerinin yaşayabilirliğinin dünyanın en önemli sosyal sorunlarını çözmeye dayandığı düşüncesini kucaklamaları olacak. 

Nestlé kurumsal ilişkiler müdürü Paul Bakus: “Öyle ya da böyle bütün şirketler bir sosyal amaçla kuruldular, bu durumda gelecek bu sosyal amacın tekrar keşfi gibi gözükebilir.” diyor. “Son on yıllarda kaybedilen, uzun dönemli bakış açısı, saygıya dayanan değer tabanlı davranışlar ve toplumun ihtiyaçları ile iş dünyasının yenilikçi dinamizmi arasındaki bağlantısallık oldu.”

Bugün, sosyal sorunlarla iş çözümleri arasında bağlantı kurabilen şirketler lider olarak görülüyor.  Fakat liderliğin çok daha büyük bir iddiada bulunabilme cesaretine sahip olmak demek olduğu bir zamana doğru ilerliyoruz. Pfizer sosyal sorumluluk genel müdür yardımcısı ve Pfizer Vakfı başkanı Caroline Roan: “Bugün, sosyal yatırımlar en çok ihtiyaç içinde olanlara ilaç ve sağlık hizmetleri götürebilme üstüne odaklanıyor.” diyor. “Sonunda, ihtiyacı olan herkesin ilaçlarımızı etkili bir şekilde kullandığı ve uygun fiyata ve sürdürülebilir bir şekilde ulaşabildiği ticari bir yapı yaratmaya çalışıyoruz.”             

Dünyayı değiştirecek kuşak olarak tanımlanan ve yeni dalga şirket liderleri olacak Y kuşağı için böyle bir bağlılık istisnadan ziyade kural olacak. Microsoft’ta bu, kar gütmeyen organizasyonlara yazılım bağışları ve nakit hibe sağlamaya odaklanan Tech for Good ve dünyada 300 milyon gence bilişim  teknolojileri alanında eğitim, iş ve girişim fırsatları yaratmaya odaklanan  YouthSpark gibi  programlarla şekillenmeye başladı. 

 Microsoft'un genel yöneticisi ve kurumsal vatandaşlık bölümü sorumlusu Lori Forte Harnick, yeni nesil gençlerin iyi ürün satan şirketler kadar iyi kurumsal vatandaş olan şirketlere önem vereceğinin altını çiziyor. 

MSLGROUP'un yaptığı araştırma bu düşünceyi doğrular nitelikte:  Z jenerasyonu gençler liderlik poziyonlarına geldiklerinde müşteri ve hissedarlarından önce çalışanlarının mutluluğunu düşüneceklerini söylüyorlar. 

SHARE: READ MORE

23 January

Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda Ortak Değer Yaratma Tartışıldı

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) devam ederken, bu yılki foruma damgasını vuran konulardan biri Birleşmiş Milletler'in 2015 yılı sonrası ajandası için belirlenecek olan Binyıl Kalkınma Hedefleri oldu. Özellikle hedeflerin uygulanmasında kim ve nasıl katkıda bulunabilir konusu tartışmaların odak noktasında yer alıyor. Bugün gerçekleşecek olan yuvarlak masa toplantısında danışmanlık ortağımız Ortak Değer Yaratma Girişimi (Shared Value Initiative); FSG, Birleşmiş Milletler, kurumsal ve sivil toplum liderlerini bu konuyu tartısmak için buluşturacak. 

Geçtiğimiz hafta yayımladığımız Ban Ki-Moon'un konuşmasında, BM genel sekreteri, 2015 sonrası dönem için belirlenecek yeni Kalkınma Hedefleri'nin başarıya ulaşmasında hem kamu, hem özel sektör hem de kar amacı olmayan kuruluşların işbirliğinin temel olduğunun altını çizmişti. Bu nedenle çok paydaşlı girişimlerin bu hedefleri uygulamaya koymak için gereken bilgi birikimi, deneyim, teknoloji ve finansal kaynakların sağlanmasında anahtar. 

Şirketler, ortak değer yaratmak için gün geçtikçe daha çok fırsat belirliyor ve yatırımlarını sağlık sistemleri, iş gücü, çevre, bölgesel kalkınma, girişimciliği destekleme, yerel tedarik zincirleri oluşturma ve altyapı kurma gibi konularda çalışmalar yapıyor. 

Saydığımız alanlardaki sorunlar, karmaşık olmanın yanı sıra, yeni stratejik yaklaşımlar, uzun vadeli taahhütler, birlikte yaratma, deney yapma ve ölçülü ve şeffaf bir bakış açısı gerektiriyor. Bu nedenle sistemsel değişim yaratmak için çok paydaşlı girişimlere ihtiyaç duyuluyor. 

Davos'taki Ortak Değer Yaratma görüşmesinde bir araya gelecek şirketler, çok paydaşlı girişimlerle nasıl ekonomi ve toplum için ortak değer yaratılır konusunu ve ortak değer yaratmanın kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesindeki rolünü tartışacaklar. ABinBev, Barclays, BD, British Council, Caterpillar Foundation, IFRC, Mercy Corps, Microsoft, Nestlé, Novo Nordisk, PATH, The Abraaj Group ve World Vision'ın katılacağı görüşmenin çıktılarını daha sonra paylaşacağız. 

SHARE: READ MORE

13 January

2014’ün En Çarpıcı Sürdürülebilirlik Öyküleri

Geride bıraktığımız yıl sürdürülebilirlik açısından oldukça önemli bir yıldı. İklim değişikliği zirvesi öncesi onbinlerce insanın katıldığı New York'taki yürüyüş iklim değişikliği ile mücadelede yeni bir döneme girildiğinin sinyallerini verdi. Sosyal girişimcilik hiç olmadığı kadar ön plandayken,  yenilikçi şirketler günümüzün çevresel, sosyal ve ekonomik problemlerine getirdikleri inovatif yaklaşımlarla yine adlarından söz ettirdi. İşte 2014'ün en büyük yankı uyandıran sürdürülebilirlik haberleri:

 1- Önce kötü haberle başlayalım. İklim değişikliği şimdi oluyor. İklim değişikliğinden söz ederken genellikle uzak bir geleceği ifade ederiz. Çocuklarımız büyüdüğünde nesli tükenecek hayvanlardan, eriyecek buzullardan bahsederiz. IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 2014 yılında  iklim değişikliği konusundaki 5. büyük raporunu yayımladı. Raporda yer alan verilere göre, (1) iklim değişikliği şu an itibariyle zaten gerçekleşmekte. (2) Daha da kötüsü, etkileri çok önemli ve büyük ölçüde geri dönüştürülemez. (3) Erken harekete geçmek, iklim değişikliği ile mücadelenin maliyetini düşürebilir. IPCC'nin alarm niteliğindeki raporunun anahtar çıktılarına bu kaynaktan ulaşabilirsiniz. 





2) Şimdi gelelim iyi habere. İklim değişikliği ile mücadelenin maliyeti giderek azalıyor. Ülke liderleri, kıdemli ekonomistler ve önde gelen CEO'lardan oluşan bir koalisyonun hazırladığı New Climate Economy (Yeni İklim Ekonomisi) Raporu iklim değişikliği konusunda varolan önyargıları yıkmaya çalıştı. Rapor;

- iklim değişikliği ile mücadelenin, milyonlarca insanın refahını sağlamaya karşı bir düşünce olmadığının aksine bu mücadelenin amacının dünyanın paylaşılan varlık tabanını korumak olduğunun altını çizdi.

- önümüzdeki 15 yılda zaten 90 trilyon USD değerinde altyapı yatırımı yapılacağını ve bu miktara oranla varolan teknoloji ile düşük karbon ekonomisinin temelinin atılmasının etkisinin dünya ekonomisi üzerindeki etkisinin minimum düzeyde olacağını öngördü.  

Raporu okumak için tıklayınız. 

İklim değişikliği ile mücadele konusunda gelen bir diğer iyi haber ise, Eylül ayındaki İklim Haftasında kurulan We Mean Business adlı karbon salımlarını düşürmek konusunda kararlı büyük şirketlerden oluşan bir platformun yaratılması oldu. We Mean Business koalisyonu da iklim değişikliği hakkında bir rapor hazırladı. Raporda neden büyük şirketler için düşük karbonlu sistemlere geçmenin avantajlı olduğu vurgulandı. Raporu bu bağlantıdan inceleyebilirsiniz. 

Diğer yandan We Mean Business'a bağlı şirketlerden oluşan aralarında Swiss Re, Nestlé, Unilever ABD, Mars ve Phillips'in de bulunduğu şirketler en kısa sürede %100 yenilenebilir enerji kullanarak üretim yapacaklarına dair taahhüt verdiler. 

3) Enerji şirketleri kökten bir değişime doğru gidiyorlar. Büyük güç santrallerinin önündeki en önemli tehdit artık herkesin kendi çatısında güneş paneli kurabilmesi. Güneş enerjisi ucuzladıkça ve pratikleştikçe ‘distirbuted generation’ adı verilen bu yöntem de yaygınlaşıyor. Elektrik üreticileri ve dağıtıcıları da bu durumun farkında. Barclays Bankası Mayıs ayında ABD'deki büyük elektrik üreticilerinin tahvillerinin fiyatlarını düşürdü. Alman üretici E.On yenilenebilir kaynaklara yatırım yapmaya başladı. Yine ABD'nin büyük enerji oyuncularından NRG 2030'a kadar fosil yakıt tüketimini %50, 2050'ye kadar %90 indireceğini açıkladı. Ne var ki bu durum dünya devi enerji üreticisi Exxon'u etkilemişe benzemiyor. Şirket Riskleri Yönetmek başlığı ile yayımladığı notunda, spekülasyonlar karşısında değişmeye gerek olmadığını açıkladı. Dünya üzerine kalan petrol rezervlerinin yakılamayacağını belirten Bank of England ise Exxon'a katılmıyor gibi duruyor. 



4) Karbon vergisi yeniden gündemde. Üstelik bu defa ABD'de bile hayata geçmesi mümkün görünüyor. Bir sivil toplum kuruluşu olan CERES hatırı sayılır sayıda şirketi İklim Bildirgesini imzalamaya iknâ etti. CERES'in içinden çıkan BICEP adlı daha küçük bir grup ise karbon vergisi getirilmesi için lobi yapıyor. Üstelik bu grubun üyeleri arasında Nestlé, General Mills ve Kellogg’s da var. General Mills, aşırı iklim olayları nedeniyle bu yılki hasadın üretiminin kötü etkilediğini açıklamıştı. BICEP bu yolculuğunda yalnız değil. 1000'i aşkın şirket, Dünya Bankası Karbon Fiyatlandırma Bildirgesini imzalayan 70 ülke tarafindan destekleniyorlar. Google resmi olarak iklim değişikliğini yalanlayan ALEC grubu ile bağlarını kesti. ABD'deki Environmental Protection Agency (Çevre Koruma Ajansı) karbon, kömür ve ozon konularında yeni düzenlemelere gitti. Çin ise 2020 yılına kadar karbon salımlarını düşürmeyi taahüt etti. Bu sayede ABD ve Çin arasında çok ihtiyaç duyulan iklim değişikliği ile mücadele anlaşmasının yolu açılacak. 



5) İklim konusunda toplumsal bir hareket başlıyor. İklim haftasında 162 ülkede 2.600'den fazla etkinlik düzenlendi. New York'taki BM Zirvesi'nden önce yapılan İklim yürüyüşüne gösterilen ilgi her zamankinden fazlaydı. Sivil toplumun iklim hassasiyeti konusundaki bir diğer önemli gelişme, 350.org adındaki sosyal hareket oldu. 350.org büyük vakıfların fosil yakıt endüstrisindeki yatırımlarını geri çekmeleri için kampanya yapıyor. Rockefeller Foundation (petrol üreticisi milyarderJohn Rockefeller tarafından kurulmuştu) fosil yakıtlara daha fazla yatırım yapmayacağını, varolan yatırımlarını başka kaynaklara aktaracağını açıkladı bile. 



6) İş dünyasındaki stratejiler daha uzun vadeli hale gelmeye başladı. Üstelik sürdürülebilirlik de artık şirket stratejilerinin bir parçası oldu. CVS adında bir ABD'li bir ilaç satan süpermaket zinciri, ismini CVS Health (sağlık) olarak değiştirdi ve raflarından sigarayı tamamen kaldırdı. Şirket stratejisi artık tamamen sağlık ve kendini iyi hissetmek üzerine kurulu hâle geldi. Buna benzer iş modelleri sayesinde şirketler kâr elde etmenin yanı sıra toplum için de faydalı işler yaparak ortak değer yaratmaya başladılar. PPP (People-Planet-Profit / İnsanlar-Gezegen-Kâr) modelini başarılı şekilde uygulayan bu şirketlerin sayısı giderek artıyor. Apple CEO'su Tim Cook, uzun vadeli düşünmek gerektiğini söyleyerek, yeşil yatırımcılara eğer Apple'ın çevresel etkilerini beğenmiyorlarsa yatırımlarını geri çekebileceklerini söyledi. Bu da Apple'ın uzun vadeli planlarında yeşil büyümenin önemini gösteriyor.



7) Ezeli rakipler aynı masada el sıkıştı. İşbirliği kelimesini gün geçtikçe daha sık duyar hale geldik. Bu trend şirketler arasında da görülüyor. Hatta şirketler bu duruma pre-competitive yani rekabet üstü/öncesi yaklaşım adını veriyorlar. 2014'ün en heyecanlandıran ortaklık haberi dev perakendeci Target ile dünyanın en büyük tedarikçisi Walmart'ın kişisel bakım ürünlerinde sürdürülebilirlik için, ortaklaşa bir panel toplaması oldu. Bu sayede tedarik zincirleri boyunca pozitif etki yaratmayı amaçlayan şirketler, ürünlerindeki toksiklerden kurtularak ürün güvenliğini sağlamayı ve insan ve çevre sağlığı için zararlı olmayan ürünler satmayı amaçlıyorlar. İkinci bir ortaklık haberi Closed Loop Funds'dan geldi. Pepsi, Unilever, Goldman Sachs, Walmart gibi şirketler güçlerini geri dönüşüm altyapısını geliştirmek için birleştirdi. 



8) Bu yıl gıda israfı konusu artık herkesin dilindeydi. Dünyadaki arazilerin %40'ı tarımsal amaçlarla kullanılıyor. Toplam karbon salımlarının %30'u da tarımsal aktivitelerden kaynaklanmakta. FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre yılda yaklaşık 1.3 milyar ton gıda çöpe gidiyor. Bu israfın ekonomik maliyeti 750 milyar USD'a tekabül etmekte. Bu da demek oluyor ki yılda ürettiğimiz gıdanın %30 ila %40'ı çöpe atılıyor. Gıda israfı buzdolabı üreticilerinden, tarladaki tarım işçisine ve belediyenin çöp toplama araçlarından restoranlara kadar herkesi ilgilendiren bir sorun. Fransız süpermarket zinciri Intermarché bu sorunla baş etmek için, 'çirkin görünüşlü’ sebze ve meyveleri %30'a varan indirimli fiyatlardan satışa sundu. Kampanya çok başarılı oldu ve insanlar estetik kaygılarını bir kenara bırakıp, yiyeceklerin faydalarına odaklanmaya başladılar. Bu konuda bir yenilik de Türkiye'den geldi. Pugedon firması geri dönüşüm yapan akıllı çöp kutuları sayesinde sokak hayvanlarına yiyecek sağlayabilen bir teknoloji geliştirdi. 



9) Sivil toplum dayanışmaları büyük şirketlere karşı birkaç zafer kazandı. Mississipili 15 yaşındaki Sarah Kavanagh birkaç yıldır Change.org üzerinden yürüttüğü kampanyalar sayesinde Pepsi ve Coca-Cola'nın ürünlerinde kullandığı zararlı bir yağı formüllerinden çıkarmasını sağladı. Öte yandan Lego, Greenpeace'in başarılı kampanyalarına boyun eğerek, Shell ile ortaklığına son verdi. 



10) Eşitlik için yeni fırsatlar yaratıldı. Gap ücretlerini saatlik 9 USD'a çıkardı. IKEA maaşlarına %17'lik artış, Whole Foods ve Ben&Jerry’s gibi şirketler de sosyal eşitlik konusunda adımlar atmaya hazırlanıyorlar. 





2014 yılının sürdürülebilirlik özeti bu şekilde. Aklınıza bu listede atlandığını düşündüğünüz başka yenilikler geliyorsa lütfen @S360News'a tweet atarak eklemekten çekinmeyin. 

Kaynak: Andrew Winston. HBR

SHARE: READ MORE

13 January

2015 Yeni Yıl Sürdürülebilirlik Kararları

Greenpeace Facebook sayfasından takipçilerinden 2015 yılı için sürdürülebilirlik kararlarını yazmalarını istedi. İşte 2015 yılının en popüler sürdürülebilirlik kararları. Siz bu yıl ne kadar sürdürülebilir yaşayacaksınız?

1) Daha az et yemek: Bir anda vejeteryan olmak çok zor, birçok kişi için ise imkansız ancak dünya üzerindeki karbon emisyonlarını azaltmanın en hızlı yollarından birinin et tüketimini azaltmak olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik ara sıra vejeteryan beslenme sağlığınız açısından da yararlı. http://vejetaryenim.com/ gibi bir çok siteden ve kitaptan vejeteryan yemek tariflerini öğrenebilirsiniz.

2) Yerel olarak üretilmiş ve mevsimlik sebze ve meyveler ile beslenmek: Yaz meyvelerini yazın, kış meyvelerini kışın tüketmeye çalışın. Böylece hem GDO'suz, organik, dondurulmamış gıda kullanma şansınız artar hem de seraların ürettiği sera gazını azaltarak dünyayı korumuş olursunuz. 

3) Ulaşım için bisiklete binmek: Yine hem sağlığınız hem çevre için iyi bir çözüm. Tabii İstanbul gibi şehirlerde bunu yapabilmek için belediyelerin daha fazla bisiklet yolu yapmasına ve sürücülerin daha dikkatli davranmasına gerek var. 

4) Daha fazla toplu taşıma kullanmak: Bir yıl boyunca gerekmedikçe kişisel araçlarınızdan uzak durabilir misiniz? 

5) Evi enerji verimli hale getirmek: Ampullerden yalıtıma kadar bu yıl evinizi gözden geçirip, enerji israfı olan noktalara müdahale etmeye ne dersiniz? Bu şekilde hem siz tasarruf edersiniz hem dünyaya ufak da olsa bir katkınız olmuş olur. 

6) Eve toksik ürün sokmamak: Kozmetikten deterjana maalesef toksik ürünleri sıkça kullanıyoruz. Biraz etiket okuma egzersizi ile kendimizi bu konuda eğitip bu ürünleri almayarak kendimize ve dünyaya iyilik yapabiliriz. 

7) Bir yıl süresince ihtiyaç doğmadan yeni elektronik eşya almamak: 2014 yılında elektronik ürün kullanımımız insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar artarak yeni bir rekor kırdı. İhtiyacımız olmadıkça yenisini almamak ve eski ürünlerimizin geri dönüşümünü sağlamak yoluyla israfa karşı çıkabiliriz. 

8) Geri dönüşüm yapmak: Artık birçok insan evde ve ofiste kağıt, plastik ve cam gibi maddeleri ayırmaya başladı. Geri dönüşümü bir sonraki aşamaya taşımamızın vakti geldi. Eski kıyafetlerimiz, elektronik eşyalarımız gibi ürünleri de geri dönüştürebiliriz. 

9) Doğada daha fazla vakit geçirmek: Doğa ile yakın olmanın insan psikolojisi üzerine olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak çoktan kanıtlandı. Böylece doğayı korumaya karşı olan sorumluluklarımızı da hatırlayabiliriz. 

10) En az üç kişiyi bu kararları uygulamaya ikna etmek: Greenpeace kendi listesinde en az üç kişiyi Greenpeace üyesi yapmak demiş. Biz alternatif olarak, bu kararları yalnız başınıza uygulamaya koymaktan ziyade arkadaşlarınızla yapmanızı tavsiye ediyoruz. 

Siz de 2015'te daha sürdürülebilir bir yaşam sürmek istiyorsanız bu kararların hepsini veya bazılarını uygulayabilirsiniz. İyi seneler!

SHARE: READ MORE

12 January

2015 Sürdürülebilirlik Yılı Olacak

Kuruluşunun 70. yılında BM'nin 8. Genel Sekreteri Ban-Ki Moon, 2015 yılında yenileri belirlenecek Milenyum Kalkınma Hedefleri ile ilgili vizyonunu LinkedIn'de yayımlanan bir makale ile ortaya koydu. 2015 yılının sürdürülebilir kalkınma açısından bir dönüm noktası olacağını söylemek yanlış olmaz. İşte Ban Ki-Moon'un kaleminden dünyanın sürdürülebilir kalkınma karnesi. 

“2015 yılı Birleşmiş Milletler için tarihi öneme sahip. Organizasyonun 70. kuruluş yıldönümü sebebiyle BM'nin bugüne dek barışa, insan haklarına ve kalkınmaya yaptığı katkılara geri dönüp bakacağımız bir yıl olacak. Aynı zamanda  bu vesileyle Birleşmiş Milletler geleceğe de bakacak ve gezegendeki insanların sürdürülebilir geleceğinin nasıl sağlanacağını tartışacak. 

Sürdürülebilirlik temelde gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeterliklerini tehlikeye atmadan refah sağlama ve çevreyi koruma anlamına gelmektedir. Sürdürülebilir bir dünya insanların yoksulluktan kurtulup iyi şartlar altında çalıştığı, bunu yaparken de ekosistemlere ve kaynaklara zarar vermediği, insan sağlığını koruyabildiği, ihtyaç duydukları yiyecek ve suya ulaşabildikleri, herkesin iklim değişikliğine sebep olmayan temiz enerjiye erişebildiği ve kadınların herkesle eşit hak ve fırsatlara sahip olduğu bir dünya demektir.

Dünya üzerinde hiçbir ülkede sürdürülebilirlik önemsiz veya gereksiz değildir. Sürdürülebilir bir geleceğin sağlanması için hepimiz kendimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz. 

Yeni sürdürülebilirlik çağının fırsatları üç büyük uluslararası toplantı ile ortaya konacak. Bunlardan ilki, Temmuz ayında Addis Ababa'da düzenlenecek olan Uluslararası Kalkınma Finansmanı Konferansı. İkinci büyük zirve, Eylül ayında New York'taki BM Merkez Ofisinde düzenlenecek olan özel toplantı. Bu toplantıda dünya liderleri yeni bir kalkınma ajandası belirleyecekler ve 2030 yılına kadar uygulanması beklenen yeni sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinde anlaşacaklar. Üçüncü zirve ise Aralık ayında Paris'te düzenlenecek olan İklim Değişikliği zirvesi. Dünya liderleri bu kez, iklim değişikliği ile mücadele konusunda evrensel ve anlamlı bir anlaşmaya imza atacaklar. 

Sürdürülebilir Kalkınma konusu ilk defa 15 yıl önce gerçekleşen BM Zirvesi'nde benimsenen Binyıl Kalkınma Hedefleri ile gündeme gelmişti. Bu hedefler, yoksulluk ve açlıkla mücadele, anne-çocuk ölüm oranlarının azaltılması, hastalıkların önlenmesi ve eğitimi yaygınlaştırmaktı. Binyıl Kalkınma Hedefleri sayesinde farklı yerlerden bir çok grup dünya tarihinde şimdiye dek görülen en büyük yoksullukla mücadele kampanyası için güçlerini birleştirdi. Milyonlarca insanın hayatı bu hedefler sayesinde gelişti. Küresel yoksulluk giderek azalmaya devam ediyor, daha çok insan temiz suya erişebiliyor, daha fazla çocuk ilköğretim görüyor, sıtma, AIDS ve veremle savaş konusunda önemli ilerlemeler var. 

Gerçekleşen gelişmelere rağmen hâlâ yapılması gereken çok fazla şey var. Özellikle toplumun marjinalleşen kesimlerinde, yoksulluk sınırında yaşayan kadın, çocuk ve erkeklerde adaletsizliği ve güvesizliği ortadan kaldırmak gerek. 

Binyıl Kalkınma Hedefleri'nin bazıları hâlâ geçerliliğini koruyor. Bu durum, bazı konulara uluslararası gündem tarafından yeterince sahip çıkılmamasından kaynaklanıyor. Sıra artık, küresel yoksullukla mücadele ederken bir yandan da giderek ısınan dünyamızın üzerindeki etkilerini de hesaba katmaya geldi. 

İklim konusunda harekete geçmek sürdürülebilir gelecek için olmazsa olmaz. Bu yıl yedi milyonu aşkın insan MyWorld (Benim Dünyam) araştırmasına katılarak, sürdürülebilir gelecek vizyonlarını paylaştı ve yüzbinlerce insan ilk kez iklim değişikliği ile mücadele konusunda sokaklara çıkarak, internet üzerinden ve tüketici tercihlerini kullanarak destek verdi. Eylül ayında New York'ta gerçekleşen İklim Zirvesi öncesinde binlerce insan daha yeşil, daha temiz bir gelecek için yürüyerek liderlere güçlü bir mesaj gönderdiler. Zirve, karbon salımlarının düşürülmesi için çok paydaşlı girişimlerin kurulacağını, toplulukların dayanıklılığını artıracak projelerin yapılacağını ve ekonomi ve toplumların finansal bakımdan değişeceğinin sinyallerini verdi. 

Özel sektörün sürdürülebilir geleceğin sağlanmasında çok temel bir rolü var. İklim değişıkliği ile mücadele ve kalkınma konusundaki birçok yeni gelişme kamu-özel sektör ortaklıkları sayesinde harekete geçirilen fonlar, tecrübe ve bilgi aracılığı ile gerçekleştirildi. 

İş dünyasının faaliyetlerini sürdürülebilirlik çerçevesinden yürütmesi; iyi iş fırsatlarının yaratılmasında, çalışma koşullarının iyileştirilmesinde, kamu sağlığında, kadınların güçlendirilmesinde ve çevrenin korunmasında katkı sağlayacaktır. Bugün birçok şirket şimdiden iklim değişıkliği ile mücadele etmenin faydasını görüyor. Sera gazı salımlarını düşüren ve temiz enerji kullanımına kaymaya çalışan şirketler, sürdürülebilirlik konusunda toplumsal fayda olduğu kadar ekonomik fayda da görüyorlar.

Bu ay BM üye ülkelerine sunulan The Road to Dignity 2030 Raporu'nda, gelecek vizyonunun yanı sıra herkesin eşit ve adil gelişmesi için ilham verici sürdürülebilir kalkınma hedefleri belirlenmesi konularına değindim. BM yoksulluğa son verme, eşitsizlerle mücadele, gezegenimizi koruma ve herkes için güvenli, barışçıl ve adil bir yaşam ortamı sunma hedeflerinin gerçeğe dönüşmesi için liderlik yapmaya ve destek olmaya hazırdır.

2014'e dönüp baktığımızda, birçok insani krizin ve güvenlik probleminin yaşandığını görüyoruz. BM elbette insan kaybını önlemek için kalkınma önünde engel olan bu karmaşık sorunlara cevap bulma amacıyla çalışmalarına devam edecektir. Çatışma olan bölgelerde okullar kapanmak durumunda kalmaktadır, aşı kampanyaları duraksamaktadır, salgın hastalıklar artış göstermekte ve tedavi edilememektedir ve anneler doğum yapacak güvenli ortamlardan yoksun kalmaktadırlar. Çatışmalar kalkınmada gerilemeye sebep olabileceği gibi, az gelişmişlik de çatışma nedeni olabilmektedir. Barış ve düzen olmadan, toplumlar kalkınamaz. 

70 yıl önce, BM Şartını hazırlayanlar, savaş yüzünden paramparça olmuş bir dünyada yaşıyorlardı. 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan vahşete tanık olmuşlardı. Bu nedenle daha iyi bir dünya için sahip oldukları hayalleri kağıda döktüler. 2015 yılında, insanları istedikleri geleceğe kavuşturma fırsatımız var. Sürdürülebilir gelecek herkes için mümkün, bu testi geçmeli ve yeni bir sürdürülebilirlik çağını birlikte karşılamalıyız." 

SHARE: READ MORE

9 January

S360 Ortak Değer Girişimi'nin (Shared Value Initiative) Danışmanlık Ortağı Oldu

Ortak Değer Yaratma Girişimi’nin (Shared Value Initiative), 2011 yılında Harvard Business School profesörü ve tanınmış strateji uzmanı Michael Porter ile Mark Kramer’ın Ortak Değer Yaratma üzerine çalışmalarını yaymak için kuruldu.

Ortak değer yaratma yaklaşımı, rekabeti geliştirirken şirketlerin faaliyette bulundukları alanlarda ekonomik ve sosyal koşulları iyileştirmek için fırsatları yaratmaktadır. Ortak değer yaklaşımı şirketlerin temel faaliyetlerine eşlik eden ve hem iş hem de toplum için değer yaratan eşsiz bir yaklaşımdır.

Ortak değer yaratma, geleneksel kurumsal sosyal sorumluluk anlayışından uzaklaşmaktır. Temel iş alanları ve stratejisi ile doğrudan ilişkilidir, ölçülebilen ve artırılabilen etki yaratır.

Konsept ilk kez Harvard Business Review dergisinde (Ocak/Şubat 2011 sayısında) yayınlanan Profesör Michael E. Porter ve Mark Kramer tarafından kaleme alınan “Ortak Değer Yaratma” makalesinde ele alınmıştır. Makalede ortak değer yaratmak için 3 yol tanımlanmıştır:
İhtiyaçlar, ürünler ve tüketici için yeni bir yaklaşım geliştirmek 
Değer zincirinde verimliliği yeniden tanımlamak
Kümelenme ve bölgesel kalkınmayı sağlamak
S360 Türkiye ve yakın coğrafyasında, ortak değer yaratma konusunda  düşünsel liderliğe katkıda bulunmayı sürdürecektir.

S360’ın şirketinizin ortak değer yaratmasına nasıl katkıda bulunacağını merak mı ediyorsunuz? Bizimle info@s360.com.tr adresinden iletişime geçerseniz yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız. 

SHARE: READ MORE