Menu TR

S360Mag

10 January

2019’da yeşil finans trendleri

Lüksemburg borsası yönetim kurulu üyesi ve Lüksemburg Yeşil Borsası’nın başındaki isim olan Julie Becker, 2019’un yeşil finans trendleriyle ilgili açıklamalar yaptı.

COP24’ün ardından…
Cop24’te Paris Anlaşması’nın hedeflerini hayata geçirmek için bazı kurallar üzerinde anlaşmaya varıldı. Bu kurallar arasında hükümetlerin gaz salımını azaltma girişimlerinin sonuçlarını ölçmeleri, raporlamaları ve doğrulamaları da bulunuyor. Bu da gaz salımının ölçülmesiyle ilgili ortak bir çerçeve ortaya koyarak ülkelerin bu konuda aynı dili konuşmalarını sağlıyor. Böylece finans sektörünün, düşük karbonlu ekonomiye geçişe öncülük etme rolüyle, önemi artıyor.

Kahverenginin düşüşü, yeşilin yükselişi
2019’da yatırımcıların karar alma süreçlerinde yeşil tahvil finansının etkilerini de göz önünde bulunduracağı tahmin ediliyor. Kurumların çevre sorunları ve bu sorunların faaliyetleri üzerindeki etkileriyle ilgili bilinç düzeyinin yükselmesiyle de piyasalarda çevresel, sosyal ve yönetimsel riskleri temel alan kararlar veren oyuncuların sayısı artıyor. Yatırımcıların odak noktaları bir gecede değişmeyecek olsa da bilinç düzeylerinin ve şeffaflık taleplerinin artmasının ekonominin dönüşmesini sağlaması bekleniyor.

İş modellerinin dönüşümü
Şirketlerin yeşil ekonomiye geçişi benimsemesinden sonra yatırımcıların, bu değişimi iş modellerinde de görmek isteyeceği öngörülüyor. Bu yüzden yatırımcıların odaklandığı konulardan biri de kurumların faaliyetlerinin Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflerle uyumlu olup olmadığı olacak.

Sınıflandırma
Avrupa Komisyonu’nun Teknik Bilirkişi Grubunun oluşturduğu Avrupa Sürdürülebilirlik Sınıflandırması’nın, çevresel sürdürülebilirliği sağlayacak ekonomik faaliyetlerin kullanışlı bir listesini sunması bekleniyor. Bu sayede araçların çeşitlenmesine paralel olarak uluslararası düzeyde sınıflandırmaya olan ilgi de artacak.

Yeşil ekonomiden Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine: Tahvillerin farklı tonları
2018’in ikinci yarısında piyasadaki gelişmeler tahvillerin yeşilde kalmayarak gökkuşağına dönüşeceğini gösteriyor. Dünyanın ilk mavi tahvilinin ihraç edilmiş olması 2019’da da büyümeye açık bir trendin ilk adımı olarak görülüyor. Yeşil tahviller sürdürülebilir finansın ana aracı olmaya devam edecek olsa da bu trendin, yeşil tahvillerin ihracı üzerinde de etkili olması bekleniyor.

Mahallenin yeni çocukları: Yeşil krediler
Bankaların sürdürülebilir finans arenasına hızlı girişiyle yeşil kredilerin daha fazla dikkat çekeceği tahmin ediliyor. Her meslek örgütünden katılımcının -özellikle enerji verimliliği yüksek ev kredilerinde- yeşil borçlanmaya yönelmesi bekleniyor.

SHARE: READ MORE

4 January

Dünyadaki en değerli doğal varlık: Mercan resifleri

Kıyı ormanları, artan sıcaklık sebebiyle beyazlama riski altında kalan mercan yataklarına sığınacak bir yuva sağlıyor. National Geographic’in haberinde, Amerikalı Jeologların mercan resiflerini kurtarmak için yeni bir stratejiden bahsettikleri duyuruluyor: Mangrove’ların gölgeleri.

Yoğun kök yapısıyla mangrovelar, erozyonu önlemeye, tsunami ve fırtınaların verdiği zararı azaltmaya yardımcı oluyor. Araştırmalara göre bu ağaçlar gölgeleri sayesinde okyanuslardaki ısınmanın etkisini azaltarak mercanların beyazlamasının önüne de geçebiliyor.


Mangrove ağaçları

Küresel ısınmayla artan okyanus sıcaklıklarından en çok etkilenen canlı türlerinden biri deniz mercanları. Beyazlama, mercanların hayati aktivitelerini sürdürmelerinde büyük önemi olan foto-sentetik alglerin, mercan hücrelerinden dışarı çıkmasıyla oluşan ölümcül bir olay. Denizlerdeki ısınma ise bu olayın arkasında yatan sebep. Beyazlamanın en yoğun gözlemlendiği alanlardan olan Karayipler’deki mercan resifleri 1970’lere kıyasla %50 oranında azaldı. Deniz canlıları için barınak görevi gören mercan resifleri deniz eko-sistemleri için hayati bir öneme sahip. Ayrıca denizel doğal afetlerde doğal dalga kıran göreviyle felaketlerin mali kayıplarını düşürüyor. Turizme olan ekonomik katkısı da düşünüldüğünde, mercan resifleri hektar başına yaklaşık 353.000 dolar mali değerle dünyanın en değerli doğal varlığı olarak gösteriliyor.

Meksika kıyılarında yapılan son çalışmalarda dördü nesli tükenen olmak üzere otuz çeşit mercan resifinin su altındaki ağaç gövdelerinde büyümeye devam ettiği bulundu. Araştırmacılara buradan hareketle, mangrove köklerinin bu mercan türlerini koruduğunu düşündüler.

Kök gölgelerde yaşamaya devam eden bu mercanların, beyazlamaya karşı daha dirençli olma ihtimalleri de soyu hızla tükenmekte olan resifler için bir umut oluşturuyor. Önceki araştırmalarda gözlendiği üzere, çevresel dalgalanmalara alışmış resifler, aşırı sıcaklarda da hayatta kalabiliyorlar. Daha dirençli bu mercanların, ölü resiflerin yerini alması umuluyor.


Mercan resiflerinde beyazlama

2030’a kadar küresel ısınma, artan karbondioksit miktarıyla beraber denizlerdeki asitlenmenin artması ve turizm gibi sebeplerle soylarının %90 oranında tükeneceği öngörülen mercan resifleri için araştırmacılar barınacak yeni yerler aramaya devam ediyor. Bu son gelişme doğrultusunda da yapılacak ilk iş mangroveların korunmaya başlanması olacak. Mercan resiflerinin çeşitliliği tahminleri güçleştirse bile, en azından bazı türlerin yaklaşmakta olan değişimlere uyum sağlayabileceği düşüncesi bu koşullar altında bile bir umut ışığı yakabiliyor.

SHARE: READ MORE

4 January

Mevcut ekonomi, enerji sistemindeki değişimlere hazırlıklı değil

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2019’da yayımlanacak olan Global Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nun ekonomik tarafının oluşturulmasında rol oynayacak ve bağımsız bir grup bilim insanı tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre, alışmış olduğumuz hızlı ekonomik büyüme, ucuz enerji seçeneğinin bitmesiyle sona erecek.

Araştırma, tarihte ilk kez kapitalist ekonomilerin daha az verimli enerji kaynaklarına dönüş yapacağını öne sürüyor. Buradaki verim, Enerji Yatırımlarının Geri Ödeme Süresi’ne (Energy Return on Investment-EROI) göre tanımlanıyor, yani endüstriyel toplumun enerji ihtiyacını karşılamak için ilk kez daha fazla efor ve kaynak gerekecek.

Endüstriyel aşırı kullanım sonucunda ödediğimiz ekolojik ve ekonomik bedeller, kapitalizmin alıştığı ekonomik büyüme hızını tehlikeye sokuyor, dolayısıyla alışılmış politikaların gözden geçirilmesi gerekiyor. Aşırı tüketim nedeniyle ortaya çıkan atıkların çevresel maliyetleri düşünülmüyor, ancak bu atıkların yarattıkları sonuçlardan kaçmak imkansız. Şu anda yaşadığımız iklim değişikliği sorunu bunun en belirgin örneklerinden.

Mevcut modellerin ekonominin bu gibi enerji maliyetlerini kapsamadığını söyleyen araştırmacılar, bu modeller ile enerji fiyatlarındaki artışların anlamlandırılamayacağını savunuyorlar.

Yatırımcı Jeremy Grantham, kapitalizm ve alışılageldik ekonomik modellerin ekosistemlerin ve kaynakların sistematik tüketimini dikkate almadığını söylüyor. Bu kaynakların tekrar yerine konulması için gereken masraflar düşünüldüğünde, geçen on ila yirmi yılda kar elde etmiş sayılmadığımızı, aksine zararda olduğumuzu ekleyen Grantham, sistemin mevcut formunda sosyal faydaya itibar etmeden kısa zamanlı kar maksimizasyonuna odaklandığını söyleyerek durumu özetliyor.

Artık doğal gaz veya kömür gibi konvansiyonel kaynakların madenciliği bile çok daha yüksek maliyetlere tekabül ediyor. Bu durum, ucuz enerji çağının bitmesi olarak yorumlanıyor, üstelik henüz bunu algılayacak ekonomik bir modele sahip değiliz.

Bilim insanları, son yıllarda alıştığımız gibi bir ekonomik gelişmenin devam etmeyeceğiyle yüzleşmemiz gerektiğini, mevcut tüketim alışkanlıklarımızı devam ettirmemizin mümkün gözükmediğini vurguluyor. Ancak, toplam enerji tüketimini düşürmek için hep birlikte çalışırsak ve hükümetler de bu doğrultuda teşvik sağlarsa yeni bir sistem oluşturabileceğimizi de ekliyorlar.

SHARE: READ MORE

4 January

2018’in en etkili sürdürülebilirlik iletişimine sahip şirketleri

Sürdürülebilirlik stratejisi için 2019’da odak noktası olacak alanlardan biri de etkili iletişim olarak gösteriliyor. Şirketlerin sadece aksiyon almasının yeterli olmadığı, bu aksiyonların paydaşlarla anlamlı ve samimi olarak paylaşılmasının da giderek önemli hale geldiği belirtiliyor.

2018’de sürdürülebilirlik iletişimleri ile öne çıkan markalar, sadece etkili bir stratejiyle yarını planlamadıklarını, stratejilerini de etkili bir şekilde paylaştıklarını ortaya koydular. Starbucks’ın tek kullanımlık plastik pipet kullanımını yasaklaması, Walmart’ın silah satış politikalarını değiştirmesi, Nike’nin, eski Amerikan futbolu oyuncusu ve aktivist Colin Kaepernick’in yanında olduğunu gösteren bir reklam filmi yayınlaması gibi örneklerle markalar, tüm paydaşlarına değerleri doğrultusunda davrandıklarının gösteriyorlar. Bu durum, şirketlere akılda kalıcılıktan tüketici seçimlerindeki değişimle paralel yükselen satışlara birçok fayda da sağlıyor.

Şirketlerin etki alanlarını büyütmeleri iki katmanlı bir süreçten oluşuyor. İlki bir firmanın etkisini kitleyle paylaşmasını oluştururken ikincisi de kitleden alınan destekle bu etkinin artırılmasını kapsıyor. Bu doğrultuda, hitap ettikleri hedef gruplarına göre 2018’de gündeme gelmiş markaları sıralıyoruz:

Müşteriler (B2B) : SAP
SAP, sene başında yayınladığı “İyi iş dünyayı iyileştirir - The Best-Run Businesses Make the World Run Better” kampanya videosuyla, mevcut müşterilerini çağın büyük sorunlarına karşı çözümler üretmeye çağırırken, onların yanında olduğunun altını çizdi.

Topluluklar: Patagonia
Patagonia CEO’su Rose Marcario, paylaştığı açık mektupta vergilerden biriktirdikleri 10 milyon doları havayı, toprağı ve suyu koruyan, iklim değişikliğine çözüm bulmaya çalışan STK’lara bağışladıklarını duyurdu. Bu davranışıyla markanın bağlı olduğu değerleri tekrar gösteren Patagonia, marka imajını daha da güçlendirdi.

Çalışanlar: Salesforce
Salesforce CEO’su Marc Benioff, yeni işe başlayan çalışanların ilk günlerini yerel topluluklarla ilgili gönüllü aktivitelerde geçirmelerini sağladıklarını söyledi. Bu durumun çalışanlara kendilerini iyi hissettirdiğini söyleyen CEO, çalışanların potansiyelinin sadece şirketin iyiliği için değil başkalarının iyiliği için de önemli olduğunu vurguladıklarını belirtti.

Yatırımcılar: SAP
SAP, 2017 Entegre Raporu ile etkili sürdürülebilirlik iletişimi yapan şirketler listesine iki kez giriyor. Şirketin iş ve sürdürülebilirlik stratejilerinin birbirine bağımlılığını, hedefler ve girişimler doğrultusunda geçirdikleri gelişimi ve gelecek planlarını etkili bir biçimde paylaştıkları bu rapor, çevresel, sosyal ve yönetişimsel sürdürülebilirlik boyutlarındaki etkilerin yatırımcıları nasıl kapsadığını gösteriyor.

STK’lar: Unilever
Bu sene hayata geçirdiği “Harekete Geç-Take Action” kampanyası dahilinde oluşturduğu web sitesinde Unilever, yenilikçilikten eşitliğe dokuz anahtar konu ile ilgilenen elliden fazla girişime ve STK’ya yer veriyor. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile ilgili farkındalığı artırmayı amaçlayan site konu ile ilgilenen kişileri de bu organizasyonlarla buluşturabilmeyi hedefliyor.

SHARE: READ MORE

4 January

2018'i şekillendiren 10 ulaşım teknolojisi trendi

Ulaşım, doğrudan hayatın içinde bir kavram; her gün okula, işe, alışverişe nasıl gittiğimizi, yolculuğumuzu ne koşullarda ve ne kadar sürede yaptığımızı belirliyor. Teknoloji ise programlama biçimleriyle, kablosuz ağlarla, yapay zekayla ve düşük maliyetli bataryalarla ulaşım trendlerini temelden değiştiriyor. Bir yandan da insanlar ilgi alanlarının yansımalarını yeni ulaşım teknolojilerinde bulabiliyor: Scooter-severlerin e-scooterlar hakkındaki toplantıları, “Model 3”e hemen sahip olmak isteyen Tesla hayranlarının kampları, sürücüsüz arabada yolculuk deneyimi… Bunlara paralel olarak 2018 boyunca, ulaşım teknolojisinde dönüm noktalarına ve altyapının elektrikli, otonom ve paylaşımlı trendlere doğru yönlendiğine şahit olduk. Bu gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz:

Elektrikli otobüslerin yükselişi
İklim değişikliğiyle mücadelenin unsuru olan elektrikli otobüsler yıl boyunca dünyanın pek çok şehrinde yükselişteydi. Otobüslerin elektrik bataryalarının maliyetleri düşse de elektrikli otobüsler, hâlâ dizel motorlu benzerlerine göre daha pahalı. Aradaki farkı kapatmak amacıyla hükümetler çeşitli teşvikler ve zorunluluklar koyuyor. Örneğin Kaliforniya’da 2029’dan sonra devlet şirketlerinin fosil yakıtla çalışan otobüsler alması yasaklandı. Bunun gibi uygulamalar, otomobil üreticilerinin daha fazla elektrikli araç üretmesini teşvik edebilir. Bloomberg Yeni Enerji Finansmanı’nın öngörüsü de bu tahmini destekliyor: 2040’ta şehir içi ulaşımda kullanılan otobüslerin %80’i elektrikli olacak.

“Micro-mobility” heyecanı
Mümkün olduğunca küçük araçlarla, en fazla iki kişinin yolculuk yaptığı ulaşım çözümleri olarak tanımlanan “micro-mobility”, 2018’de kendini scooterlarla gösterdi. Mobil uygulamalar üzerinden hizmet veren şirketler ve otomobil imalatçıları da bağımsız girişimlerle bu sektördeki heyecanı karşılamaya talip oldu. Toplu taşımanın yetersiz olduğu bölgelerde de scooterlar, alternatif bir ulaşım aracı olarak görülüyor.

Elektrikli araç şarj sistemleri
2018’de elektrikli araç şarj sistemlerinin geliştirilmesi için ciddi miktarda yatırım yapıldı. Edison Elektrik Enstitüsü raporuna göre 2025’te, elektrikli araç kullanımının artışıyla beraber 4.5 milyondan fazla şarj istasyonuna ihtiyaç duyulacak. Bu talebi karşılamak için ChargePoint gibi şirketler ağlarını hızla büyütmeye çalışıyor. ChargePoint; Chevron Technology Services, BMW i Ventures ve Simens’in de aralarında bulunduğu kurumlardan 240 milyon dolarlık yatırım aldı. Petrol şirketleri ise bu sektörde nispeten yeni. Örneğin BP, elektrikli araçların şarj sistemleri üzerine çalışan Chargemaster’ı 170 milyon dolara devraldı.

• Sürücüsüz araçlar
May Mobility, EasyMile ve Local Motors gibi şirketler, okul kampüsü gibi alanlarda sürücüsüz servisleri kullanıma açtı. Birçok Amerikalıyı sürücüsüz bir otomobilde yolculuk yapma fikri geriyor. Ancak servisler, arabalara göre daha güvenli bir deneyim sunuyor. Bu yüzden üretici şirketler, kullanıcıların sürücüsüz araçlarla ilk deneyimlerinden olumlu ayrılmalarını önemsiyor.

• Otomobil endüstrisinin ulaşımın dönüşümü üzerindeki etkisi
Otomobil imalatçıları, ulaşımdaki teknolojik dönüşümden hem en büyük yararı sağlamaya hem de en büyük zararı görmeye açıklar. Bu yüzden elektrikleşme, mobilizasyon ve yakıt verimliliği çalışmaları artarken bu dönüşümün karşısında duran imalatçılar da var. General Motors, fabrikalarının yedisini kapatacağını, dolayısıyla 14 bin çalışanı ile ilişiğini keseceğini duyurdu. Ford da çalışan sayısında daralmayı planlıyor.

• Ulaşım teknolojileriyle dönüşen şehirler
Dünyanın her yerinde şehirler; insanların bir yerden bir yere ulaşma biçimlerine müdahale eden teknolojilerle karşı karşıya kaldı. Bu süreç kent sakinlerine mobil uygulamalardan scooterlara kadar birçok ulaşım seçeneği sunmaya kadar vardı. Bu yüzden bu hizmetlerin şehirler üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etkisi var. Örneğin Uber ve Lyft, bazı kentlerde ciddi trafik sıkışıklıklarına sebep oluyor. Kaldırımları işgal eden scooter kullanıcıları ise yayaları rahatsız ediyor.

Robot-arabalar nihayet hayatımızda
Waymo, Phoenix’te robot-taksi hizmeti vermeye başladı. Sürücüsüz araç teknolojilerinin öncülerinden biri olan şirket, zaten yıllardır deneme sürüşleri yapıyordu. Hayata geçirilen sürücüsüz minivanlar ilk aşamada yüzlerce gönüllüye hizmet verecek. Aracın içinde acil durumlarda müdahale edebilmesi için bir sürücü bulunacak.

Elektrikli araçlarda rekor
15 yıl boyunca birçok ilke imza atan Tesla’nın halkın büyük bir kesimine hitap eden, düşük maliyetli Model 3’ünün performansı 2018’in etkileyici olaylarından biriydi.

• Ulaşıma bağlı gaz salımında artış
Birçok bölgede elektrik enerjisi, yenilenebilir kaynakların kullanımının artmasına katkı sağlıyor. Yine de ulaşım sebebiyle ortaya çıkan karbon salımı trendi çok parlak görünmüyor. Bu yüzden ulaşımın elektrikleşmesi iklim değişikliğiyle mücadelenin önemli bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

• Elektrikli araç sektöründe Çin’in büyük payı
Çin, elektrikli araç sektörüne, rakiplerine göre çok daha iyi bir giriş yaptı. Hükümet, bu konuda birçok zorunluluk ve teşvik ortaya koydu. Yüksek nifusuyla Çin, elektrikli araç sektörünün en büyük üreticisi haline geldi.

SHARE: READ MORE