Menu TR

S360Mag

23 January

Lemurlarla birlikte biyoçeşitlilik de tehlikede

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Afrika'nın güneydoğu kıyılarındaki Madagaskar adası, Afrika’dan 115 milyon yıl önce kopması sebebiyle, endemik en az 12.000 bitki türüne ve 700 omurgalı türüne ev sahipliği yapıyor. Bu egzotik ada aynı zamanda çok yoksul bir ülke ve yerliler hayatta kalmak için bulundukları coğrafyadaki doğal kaynaklara muhtaç oluyor. Madagaskar’ın insan faaliyetleri ve iklim değişikliği tarafından tehdit alında kalması, biyoçeşitliliğe ormansızlaşma ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi aracılığıyla ciddi oranda zarar veriyor. İklim değişikliği günümüzde küresel düzeyde dikkat çekse de araştırmalar Madagaskar için tehlikenin baskın sebebinin iklim değişikliği olmadığını gösteriyor.

Madagaskar geçtiğimiz 60 yılda ormanlık alanlarının neredeyse yarısını (%44) kaybetti. Bu kaybın en büyük sebebinin ormanlık alanların tarla alanı oluşturmak için yakılması ve kömür madenleri olduğu savunuluyor. Ormansızlaşma, canlı kaynaklarının aşırı kullanımı ve endemik türlerin avlanıp satılması birçok türün ve doğal yaşamlarının yok oluşuna sebep oluyor.

Yakalı lemur da insan faaliyetleri sonucu tehlike altında kalan bir canlı. Daha da önemlisi, habitat kaybı yakalı lemurların coğrafi dağılımını ve genetik sağlığını da etkiliyor. Ormansızlaşmanın, kontrol altına alınmazsa, yakalı lemurların tüm doğu yağmur ormanı habitatını ve bu habitattaki hayvanları ortadan kaldırabileceğinden endişeleniyor. Yakalı lemurlar için orman kaybının etkileri iklim değişikliğinin etkilerini büyük bir oranda geçiyor. Bu örnek özelinde ise yakalı lemurlar Madagaskar'daki toplam primat dışı topluluk zenginliğinin önemli bir göstergesi haline geliyor.

Kasım 2019'da yayınlanan bir çalışmada, lemurların hayatta kalmalarının habitatlarına bağlı olduğunu gösteriliyor. Bu çalışma lemurların yayılmasını engelleyen doğal ve insan kaynaklı engeller ve genlerinin habitatlar arasında değiştikçe ve çoğaldıkça yarattıkları hareketleri izlenerek gerçekleştirildi. Gen akışı (gen akımı) olarak da bilinen bu hareket, popülasyonlardaki genetik çeşitliliği korumak ve lemurların değişen ortamlara uyum sağlamasına izin vermek için önemli. Bu analize dayanarak insan aktivitesinin yakalı lemurların popülasyon yapısının ve gen akışının en iyi göstergesi olduğu sonucunda varılıyor. İnsan topluluklarından sonra ise ormansızlaşma en önemli ikinci engel olarak sıralanıyor. Sonuç ise habitat kaybının yakın gelecekte yakalı lemurlar için iklim değişikliğinden daha acil bir tehdit haline geldiği yönünde.

Bu durum sadece yakalı lemurlar için değil, aynı zamanda yakalı lemurların bulunduğu bölgelerdeki diğer bitki ve hayvanlar için de tehlike teşkil ediyor. Küresel düzeyde de bitki türlerinin üçte birinden fazlası (yaklaşık %36,5) aşırı derecede nadir olarak tanımlanıyor. Nadir türlerin var olduğu bölgelerde insan etkisinin daha yüksek düzeyde olduğu düşünüldüğünde insan faaliyetlerinin denetlenmesi gerekiyor.

SHARE: READ MORE

23 January

Küresel Riskler Raporu 2020 yayımlandı

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından her yıl düzenli olarak yayımlanan Küresel Riskler Raporu (The Global Risks Report), bu sene 2020 ve bu seneyi takip eden 10 yıl boyunca küresel refahı etkileyebilecek başlıca riskler ile ilgili geniş bir perspektif sunuyor.

Rapor jeopolitik dengesizlik, ekonomi, iklim, biyolojik çeşitlilik, teknoloji ve halk sağlığı sistemlerine yönelik riskleri ayrı başlıklarda inceliyor. Öne çıkan noktalar arasında 2020 yılında ekonomik ve politik kutuplaşmanın artacağı ve önümüzdeki 10 yıl içinde beklenen en büyük beş uzun vadeli küresel riskin tamamının iklim kaynaklı olacağı öngörülüyor. Raporun sonucunda ise bu alanlara yönelik tehditlerle savaşılması için dünya liderleri, şirketler ve siyasete yön verenler arasında bir iş birliğine ihtiyaç duyulduğu belirtiyor.

Gelişen risklerin genel görünümüne bakıldığında ortaya çıkan önemli noktaları aşağıdaki gibi derledik.

İlk sırada ulusal bazlı politikaların uluslararası ilişkileri giderek daha kırılgan hale getirme riski karşımıza çıkıyor. Bu kırılganlık devam ettiği takdirde ise küresel öncelikler üzerinde iş birliği sürecinin zorlaşacağı düşünülüyor. Küresel Riskler Raporu daha önceki yayınlarında makroekonomik kırılganlıklar ve finansal eşitsizlik nedeniyle küresel ekonomi üzerinde negatif bir baskı olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Bu baskılar 2019 yılında artmaya devam etti. Dünya liderlerinin içe dönük ekonomik politikalar benimsemesi ve büyük güçler arasındaki ekonomik çatışmalar ekonomideki yavaşlamayı daha da yoğun hala getiriyor. İklim değişikliği ve artan çeşitlilik kaybı da önemli bir risk olarak sıralanıyor. Geçtiğimiz son on beş yıl rekor sıcaklığa, doğal afetlerin şiddetinin ve sıklığının artmasına ve beraberinde aşırı hava koşullarına tanık oldu. Sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlanmadıkça ve toplumların kutuplaşması engellenmedikçe, iklim risklerinin sistematik olarak ele alınması gerçekçi görünmüyor. Rapor “biyoçeşitlilik kaybını” önümüzdeki on yıl için ikinci en etkili ve üçüncü en büyük risk olarak değerlendiriyor. Biyoçeşitlilik kaybının gıda ve sağlık sistemlerinin çökmesinden tedarik zincirlerine kadar birçok kritik etkisi var. Biyoçeşitlilik gösteren ekosistemlerin, karbon depolama ve yıllık 33 trilyon dolar değerinde ekonomik fayda sağlaması gibi faydaları belirtiliyor. Teknolojik gelişmeler, birçok ekonomik ve sosyal faydayı beraberinde getiriyor. Ancak aynı zamanda buna bağlı olarak paralelde gelişen risklerin ekonomik istikrarı tehdit edebileceği, jeostratejik rekabete zarar verebileceği, ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit edebileceği düşünülüyor. Gelişen teknoloji risklerini doğuran faktörler arasında internete erişimdeki eşitsizlik, siber güvenlik ve teknolojik yönetim eksikliği sunuluyor. Sağlık sistemi üzerindeki baskıların ise değişen toplumsal, çevresel, demografik ve teknolojik eğilimler kaynaklı olacağı öngörülüyor. Dönüştürücü teknolojiler, ilaçlar, sigorta çözümleri ve sağlık hizmetlerinin yeni riskleri beraberinde getirebileceği düşünülüyor.

Raporda özellikle iklim konusunda ortaya çıkabilecek fırsatların karşılaştığımız risklerle başa çıkmayı kolaylaştırabileceğinin de altı çizilmiş.

Genç nüfus en büyük fırsat olarak karşımıza çıkıyor. Bugünün çocukları ve gençleri aynı zamanda yarının seçmenleri, işçileri, yatırımcıları ve tüketicileri konumunda. Dolayısıyla politik ve iş hayatını yeniden düzenleyebilecek güce onların sahip olacağı belirtiliyor. Bugünün gençleri iklim değişikliği konusundaki endişeleriyle uyumlu işler talep ettikçe, işgücü iklim aktivizmi daha yaygın hale gelebilir ve güçlü çevresel kimliğe sahip olmayan şirketler bu konuda yetenekler aramaya başlayabilir. Son olarak, tüketiciler artık bitki bazlı diyetler ve/veya uçak seyahatlerini azaltmak gibi daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemeye ve düşük karbonlu ürünler talep etmeye başlıyor. Değişmekte olan tüketici talepleri beraberinde arzın da buna uygun olarak dönüşmesini tetikleyebilir.

Rapor tarafından sıralanan risklerle başa çıkmak ve olumsuz sonuçları hafifletmek için koordineli ve çok paydaşlı bir harekete ihtiyaç duyuluyor. Daha iyi bir gelecek, ancak, 2020 yılında dünya liderlerinin iş birliklerini güçlendirmesi ve toplumların tüm kesimlerini kapsayan politikalar oluşturması durumunda mümkün olabilecek.

SHARE: READ MORE

23 January

Çin’de plastik atığı mücadelesi başladı. Peki tüketiciler ne diyor?

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler’e göre tek kullanımlık plastik, 21. yüzyılın en hayati sorunları arasında. Buna cevap olarak devletlerin tek kullanımlık plastiklere yönelik yeni uygulamalar ve yasaklar getirdiğini görüyoruz.

Çin, 2020’nin sonuna kadar bütün büyük şehirlerinde, 2022’de ise tüm şehirlerinde plastik poşetleri yasaklayacağını açıkladı. Taze ürünler satan marketler, 2025’e kadar yasaktan muaf tutulacak. Plastik poşet yasağına benzer şekilde 2020’nin sonundan itibaren lokantalarda tek kullanımlık pipetler kullanılmasına yasak getirilecek. 2025’e kadar ülke genelinde lokanta sektörünün tek kullanımlık plastik tüketimini %30 düşürmesi isteniyor. Tüm bu düzenlemelere ek olarak, geçtiğimiz yıllarda plastik atığı ithalatına yasak getiren Çin, geri dönüşümün ve yeniden kullanımın arttırılması amacıyla “kapsamlı kaynak kullanımı” tesisleri inşa etmeye başladı.

Avrupa Birliği ise 2025’e kadar ambalaj üretiminde 10 milyon ton geri dönüştürülmüş plastiğin değerlendirilmesi hedefini koymuş durumda. Avrupa pazarına giren tüm plastik ambalajların uygun maliyetle üretilerek geri dönüştürülebilir veya tekrar kullanılabilir olması amaçlanıyor. Birleşik Krallık ise Nisan 2022’den itibaren plastik ambalaj üretimi ve ithalatına vergi getirmeyi tasarladığını açıkladı.

Buna karşılık ambalaj üreticileri yeni yasal düzenlemelere ve tüketici farkındalığına göre kendini yeniden konumlandırıyor. 2019’da 70 şirket, ürünlerinde geri dönüştürülmüş plastiği daha çok kullanmak ve 2025’e kadar geri dönüştürülmüş plastik pazarını en az %60 büyütmek için gönüllü taahhütte bulundu. Dünyanın en büyük plastik ambalaj kullanıcısı şirketleri, ambalajlarında geri dönüştürülmüş plastik kullanımını beşe katlayarak %22’ye yükseltmek üzere 2025 yılına hedef koydular.

Atılan plastikten yapılmış şişeler ile geri dönüştürülmüş kâğıttan üretilmiş ambalajlar bir süredir hayatımızda. Yeni pek çok ünlü markanın gıda sınıfı ambalajlarında geri dönüştürülmüş karışık plastik atıkları kullandığı haberleri geliyor. Kişisel bakım ve sağlık ürünleri de atık plastikten üretilmiş ambalajlara geçiyor.

Ürünün kalitesi, işlevselliği ve fiyatını etkilemediği sürece geri dönüştürülmüş ambalajların tüketiciler tarafından tercih edilebildiğini görüyoruz. Nielsen şirketinin ABD’de 21.000 hane ile gerçekleştirdiği 2019 araştırması, çevre dostu ürünlerin ve geri dönüştürülmüş ambalajların tüketicilere yüksek oranda hitap ettiğini gösteriyor. Aynı şekilde GFK’nin hazırladığı başka bir anket tüketicilerin, üreticilerin ilk adımı atıp daha çevre dostu ürünler sunarak sorumlu tüketime ön ayak olmalarını beklediğini gösteriyor. DS Smith’e göre görüşülen her on kişiden dokuzu, aynı kalitede iki ürün arasından daha az plastik ile ambalajlanmış olan tercih ediyor.

Ancak “yeşil badana” (greenwashing) tüketiciler için caydırıcı bir unsur. Sürdürülebilir ambalajlamanın uluslararası standartlara bağlanması ve güvenilir bir referans ile pazara sunulması bekleniyor. Tüketiciler arasında etiketlere duyulan güven düşük düzeyde. Bu sebeple, markaların somut verilere dayalı etkili bir iletişim gerçekleştirmesi önem taşıyor.

Avrupa Birliği, ürün etiketleme konusunda daha net standartlar getirmek üzere çalışmalar yürütüyor. Avrupa Komisyonu’nun geliştirmekte olduğu Ürün Çevresel Ayak İzi (Product Environmental Footprint-PEF) metodu yeni yasal düzenlemeler için iyi bir başlangıç noktası. PEF, ürünlerin yaşam döngüsünü inceleyerek karbon ayak izi ve doğal kaynak kullanımı gibi etkiler üzerinden ürünlerin çevresel performansını ölçüyor. PEF verilerini temel alan “eko-etiketler” tüketiciler için kıyaslanabilir bir bilgi kaynağı oluşturma potansiyeline sahip. QR kod gibi dijital çözümler, bu etiketlerin etkin kullanımını kolaylaştırabilir. Uluslararası bir “%100 geri dönüştürülmüş ambalaj” sertifikası oluşturulması ise sürdürülebilir ambalaj iletişimi konusunda atılabilecek en önemli adım.

SHARE: READ MORE

23 January

Almanya kömür santrallerini kapatma için planını açıkladı

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Uzun görüşmeler sonucunda Almanya hükumeti ve Almanya’nın kömür üreticisi eyaletleri kömür santrallerinin 2038 yılına kadar kapatılması konusunda anlaşmaya vardılar. Bazı santraller 2020 içerisinde kapatılacak.

Oluşturulan program dahilinde Kuzey Ren-Vestfalya, Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Brandenburg eyaletlerinde bulunan linyit yakıtlı termik santrallerin kapatılması ve eyaletler ile enerji firmalarının başka gelir kaynaklarına geçiş yapması için zaman çizelgesi belirlendi. Anlaşmanın ana hatları aşağıdaki şekilde:

• Hükumet, 2038’e kalmadan 2035’te tüm kömür santrallerinin kapatılmış olmasını hedefliyor. Ancak resmi hedef 2038 olarak belirlendi.
• Enerji firmaları ekonomik kayıplarını telafi etmek için hükumetten 4,35 milyar Euro ödeme alacaklar.
• 2020 yılında en az 8 kömür santrali kapatılacak.
• Kömürden uzaklaşma program dahilinde geçişi kolaylaştırmak için ekonomik olarak etkilenen eyaletlere hükumet tarafından 14 milyar Euro destek ödeneği sağlanacak. • Etkilenen eyaletleri desteklemek amacıyla 26 milyar Euro “ilave tedbirler” için ayrılacak.
• Finansal ödemeler, parlamento anlaşmayı bağlayıcı yapmak üzere yasama sürecinden geçirdikten sonra başlayacak.

2019 yılında Almanya hükümeti 2030’a kadar enerji ihtiyacının %65’inin karbon nötr kaynaklardan elde edilmesi hedefine ulaşılması için bir iklim programı oluşturdu. Ancak koyduğu hedeflere rağmen Almanya, Avrupa Birliği içericinde en yüksek karbon salımlarına sahip olmayı sürdürüyor. Almanya, AB’nin toplam CO2 salımlarının %22’sini oluşturuyor.

Günümüzde Almanya’nın elektrik üretiminin üçte biri kömürden elde edilmekte. Linyit sanayisi yaklaşık 20.000 kişiye istihdam sağlıyor. Bu işçilerin 15.000 kadarı açık ocak işletmelerinde, kalanı ise linyit yakıtlı termik santrallerde çalışıyor. Ülkenin son aktif kömür madeni 2018'de kapandı ancak 5.000'in üzerinde işçi kömürle işleyen termik santrallerde çalışmayı sürdürüyor.

Müzakere sürecinde hükümet, özellikle politika değişikliğinin eski Batı Almanya eyaletleri ile ekonomik eşitsizliği kötüleştirebileceğine dair kaygı ifade eden kömür üreticisi eski Doğu Almanya eyaletleri Saksonya, Brandenburg ve Saksonya-Anhalt'ın baskısı altındaydı. Ancak Maliye Bakanı Olaf Scholz eyaletlere verilecek ödeneklerin hükumet tarafından karşılanabilir ve iyi bir çözüm olduğunu ifade ediyor.

“Nükleer ve kömür enerjilerinden bağlayıcı adımlarla çıkmakta olan ilk ülkeyiz. Önemli bir uluslararası işaret veriyoruz.” diyen Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze, hükümetin ve enerji firmalarının altı saat süren bir müzakere sonucunda vardığı mutabakatın dünyada önemli bir ilke imza attığını ifade ediyor.

NatCaTSERVICE veri tabanına göre Almanya, 2018’de iklim değişikli kaynaklı şiddetli hava olaylarından en ağır etkilenen üçüncü ülke oldu. 2018 Almanya tarihinin en sıcak yılıydı ve sıcak dalgası 1.246 bireyin ölümüne sebep olurken bazı bölgelerde kuraklık yüzde 50 ila 70 oranında ürünün kaybedilmesini getirdi. Fırtınalar ise 4.5 milyar Euro hasar yarattı. Takip eden 2019 yılı ise Almanya’nın en sıcak üçüncü yılı olarak tarihe geçti.

SHARE: READ MORE

17 January

IEEFA Güncellemesi- Küresel Sermaye Sorunlu Varlık Risklerini Kabul Ediyor

Küresel sermaye piyasalarının termal kömüre ve kömürle çalışan elektrik santrallerine finansman sağlanmasına, yatırım yapılmasına, sigortalanmasına son verme yönündeki hareketi giderek artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (The International Energy Agency- IEA) küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulabilmesi için ısıl işlem görmemiş termal kömür kullanımının 2050 itibariyle küresel olarak sonlandırılması gerektiğini açıklamıştı. Bu açıklama ile birlikte IEA, 2019’daki gelişmeleri şöyle özetliyor:
- 112 küresel önemli banka ve sigortacı Paris Anlaşması’na uyma taahhütlerine paralel olarak kömürden çıkış politikasına sahip.
- Kömür finansmanına ilişkin banka ve sigortalar 35 yeni veya daha sıkı politika açıkladı.
- Dünyanın en büyükleri arasında yer alan 17 sigorta şirketi kömürden çıkış politikaları duyurdu.
- Merkez Bankalarının Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı (Network for Greening the Financial System- NGFS) üye sayısının 46’ya yükseldiğini açıkladı.
- Küresel öncü şirketler, tahmini olarak 2028 itibariyle %100 yenilenebilir enerjiye geçme taahhüdü olan RE100’ü imzaladı. 2019 Kasım ayı itibariyle 200’ün üstünde küresel şirket bu taahhütte imza attı.

SHARE: READ MORE

17 January

Türkiye’deki 24 Yerel Yönetim Paris İklim Anlaşması’na bağlılıklarını açıkladı

Türkiye’den 24 belediye, Paris Anlaşması’na bağlılıklarını açıkladı. Türkiye’nin en büyük beş metropolünden üçünün de içinde bulunduğu 24 belediyenin bu açıklaması, seçilmiş siyasilerin Paris Anlaşması’na ilk kez taahhütte bulunmaları açısından tarihi bir öneme sahip. Açıklama, iklim faaliyetlerine olan gereksinime ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırılmasının önemine güçlü bir sesle dikkat çekiyor.

Belediye başkanları yaptıkları açıklamada, karbon emisyonlarının azaltılması için en güncel bilimler veriler kullanılarak iklim aksiyon planlarının hazırlanması, sürdürülebilir ulaşımın önceliklendirilmesi, yenilebilir enerji ve sürdürülebilir tarım pratiklerinin şehirlerde uygulanmaya başlaması gibi taahhütlerde bulunuyor.

Açıklamayı imzalayan 24 Belediye ise aşağıda listelenmekte:

Acıpayam Belediyesi (Denizli), Adana Büyükşehir Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avcılar Belediyesi (İstanbul), Aydın Büyükşehir Belediyesi, Bağcılar Belediyesi (İstanbul), Beşiktaş Belediyesi (İstanbul), Bodrum Belediyesi (Muğla), Bolu Belediyesi, Bornova Belediyesi (İzmir), Bursa Büyükşehir Belediyesi, Çerkezköy Belediyesi (Tekirdağ), Çiğli Belediyesi (İzmir), Edirne Belediyesi, Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Fethiye Belediyesi (Muğla), İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadıköy Belediyesi (İstanbul), Karşıyaka Belediyesi (İzmir), Rize Belediyesi, Sarıyer Belediyesi (İstanbul), Sultanbeyli Belediyesi (İstanbul), Tepebaşı Belediyesi (Eskişehir), Tunceli Belediyesi.

SHARE: READ MORE

17 January

Sürdürülebilir yatırım ve paydaş kapitalizmi-

Morningstar yazarı Jon Hale günümüz kapitalizmindeki değişimleri yatırımcılar ve şirketler ekseninde ele aldığı yazıdan önce çıkan noktaları sizler için özetlemek istedik;

- Eski yatırım paradigması hissedarların çıkarlarını öncelerdi. Yani halka açık bir şirketin yegane amacı hissedar değerini maksimize etmekti. Günümüzde bu fikir git gide azalıyor.
- 20. yüzyılın ikinci döneminde giderek büyüyen ve gelir elde eden şirketler ve yatırımcılar olurken, bir noktadan sonra işçiler için azalan ücretler ve artan eşitsizliklerle problemler, bunun yanı sıra şirketlerin tüm yükünü çeken çevre ve iklim olmaya başladı. Hissedarları önceleyen global kapitalizmin aslında bir çok insan için işe yaramadığı fikri ortaya çıktı.
- Son yıllarda, sürdürülebilir olmayı savunan yatırımcılar önemli bir ivme kazanan farklı bir model üzerinde duruyorlar. Bu modele göre halka açık bir şirket, hissedarlar için kısa vadeli getirileri en üst düzeye çıkarmaya odaklanmak yerine, tüm paydaşlarına, hissedarlarına, aynı zamanda müşterilerine, tedarikçilerine, çalışanlarına, etkilediği topluluklara ve çevreye iyi hizmet etmeye odaklanmalı.
- Düşünce yapısındaki bu değişiklik Ağustos 2019’da Business Roundtable’ın açıklamasında da yer buldu. Yapılan bildirimde, ticaret örgütü organizasyonu 20 yıldan fazla süredir onayladığı hissedar önceliği kavramını açıkça reddetti. Organizasyon, bunun yerine şirketlerin tüm paydaşlar ve hissedarlar için uzun vadeli değer üretmeye bağlılıkları olduğunu söyledi.
- Uzun vadede, yatırımcılarının da uzun vadeli sürdürülebilir değerleri şirket ve hissedarlar için gözeteceğine inanan şirketler içinde bu düşünce yaygınlaşacaktır.
- Daha önce bu bültende de yer verdiğimiz Morgan Stanley “Sürdürülebilir Sinyaller” raporuna göre, yatırımcıların yüzde 85'i sürdürülebilir yatırımla ilgilendiklerini dile getirmişlerdi. Just Capital’in Ekim 2019’da yayınladığı “Paydaş Kapitalizmi için Bir Yol Haritası” araştırmasına göre ise yatırımcıların yüzde 82’si insanların iş birliği içinde birlikte çalıştıklarında şirketlerin davranışlarını değiştirmede etkili olabileceğini dile getirdi.
- Sonuç olarak, sürdürülebilir yatırım yeni paydaş kapitalizmi paradigmasına geçişi destekleyerek geleneksel yatırımlarda çıtayı yükseltmeyi amaçlamakta.

SHARE: READ MORE

17 January

Avrupa Bankacılık Düzenleme Kurumu, sürdürülebilir finans eylem planını açıkladı

Avrupa Bankacılık Düzenleme Kurumu’na (The European Banking Authority -EBA) verilen yeni görevler Çevresel, Sosyal ve Yönetişim ÇSY faktörleri ve risklerini kapsıyor. EBA’nın bu görevleri ile uyumlu olarak oluşturduğu eylem planının başlangıç aşamasında çevresel faktörlerden özellikle de iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler önemlilik ve sürmekte olan girişimlerde hesaba katmak için daha da özel olarak ele alınacağı ifade edilmektedir.

Eylem planında EBA’nın ÇSY faktörleri ve riskleri ile ilgili çıktılar ve faaliyetler hakkındaki planlarını özetleniyor. Buna ek olarak EBA’nın görevlendirilmesi kapsamında raporlar, tavsiyeler, rehberler ve teknik standartlar ile ilgili aşamalara ve ilişkili zaman çizelgelerine yer verilmiştir.

EBA eylem planı ayrıca EBA’nın politika yönelimi ve ÇSY riskleri ile ilgili beklentileri konusunda ilgili finansal kurumlara açıklık sağlamak için sürdürülebilir finans konusundaki bazı önemli politika mesajlarını vurguluyor. Bu mesajlar ışığında kuruluşların strateji ve risk yönetimi, kamuyu aydınlatma ve senaryo analizi olmak üzere üç alanda adımlar atması yönünde desteklenmeleri gerektiğini vurguluyor.

SHARE: READ MORE

17 January

2019: Yatırımcı Anketlerin Özeti

Küresel yatırım stratejileri hizmeti veren RBC Global Asset Management şirketinin yeni araştırması, kurumsal yatırımcılar arasında sorumlu yatırım konusunda farklı görüşlerin olduğunu ortaya koyuyor. Bazı kurumsal yatırımcılar kararlarını tümüyle bu perspektiften alırken, bazıları daha sınırlı davranıyor.

Araştırma sonucu öne çıkan başlıklar ise şu şekilde;

- Kurumsal yatırımcıların %70'inden fazlası yatırım yaklaşımları ve karar alma süreçlerinin bir parçası olarak ESG ilkelerini kullanmakta
- ESG yaklaşımını dahil etme nedenleri arasında en öne çıkan konu pozitif performans etkisi yaratması (riskin azaltılması ve gelirlerin artırılması)
- Ankete katılan kurumsal yatırımcılar için en önemli ESG konusu ise siber güvenlik
- Kurumsal ESG tabanlı portföylerin ortalama %61’i aktif olarak yönetilmekte

Yeşil Tahvil Avrupalı Yatırımcı Anketi 2019 (The Green Bond European Investor Survey 2019) ise İklim Tahvili Girişimi’nin (Climate Bond Initiative, CBI) planladığı araştırma serisinin ilk çıktısı. CBI, Avrupa’da yeşil tahvil piyasası ve ESG varlık yöneticilerinin köklü ve gelişmiş olması sebebiyle Avrupa merkezli yatırımcıları hedefledi. Anket, yatırımcılara yeşil tahvil piyasasını nasıl algıladıklarını ve hem Avrupa'da hem de dünyada yeşil tahvil ihracını hızlandırma potansiyeline sahip eylem ve yaklaşımların neler olabileceğine dair sorular yöneltiyordu. Avrupa'daki en büyük sabit gelir varlık yöneticilerinden 48'inin araştırıldığı çalışmada, cevaplayanların %67’si yeşil tahvil arzının eksikliğine dikkat çekti. Yatırımcılar şeffaflığı çok önemli gördüklerini ve yeşil tahvillerin bu anlamda da çok önemli bir rol oynayacağını belirtti. CBI raporunun detaylarını şurada okuyabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

9 January

Daha sürdürülebilir bir 2020 için 2019’a bir bakış

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Dünya tarihinin en büyük krizlerinden biri olarak karşımıza çıkan iklim değişikliği 2019’un önemli bir gündem maddesi oldu. Dünya çapında orman yangınları, eriyen Arktik buzulları, yükselen deniz seviyeleri, kaybedilen doğal yaşam alanları ve daha pek çok iklim olayı haberlere yansıdı. Bununla beraber, çevreyi savunan kitle hareketleri görülmemiş bir boyuta ulaştı ve milyonlarca insan bu duruma karşı tepkisini gösterdi.

Amazon’da yangın vakaları 2018’e göre yüzde 82 oranında arttı ve sadece Ağustos ayında 30.000 yangın ihbar edildi. Endonezya’da ise yangın alanları 2018’e göre yüzde 40’a yakın arttı ve 857,756 hektar orman yanarak atmosfere 700 milyon ton CO2 saldı. Avustralya ve Kaliforniya gibi daha pek çok yerde çok sayıda orman yangını çıkarak zaten kırılgan olan biyoçeşitliliğe zarar verdi.

2019'da Kuzey Kutbu'ndaki ortalama hava sıcaklıkları normalin neredeyse 2°C derece üzerindeydi. Grönland'daki sıcaklıklar Haziran ayında 17°C üzerine çıkarak buz tabakasının hızla erimesine neden oldu. Yaz buzul tabakasının kalınlığı tarihin en ince seviyelerinde ölçüldü. Temmuz ayında dünyada daimî insan yaşamı bulunan en kuzey bölge olan Kanada’nın Alert kasabasında hava sıcaklığı rekor kırarak 21°C derece ölçüldü. Bölgenin Temmuz ayı ortalamaları 5°C olarak biliniyor.

Yeni araştırmalar, yükselen denizlerin 2050 yılına kadar daha önce düşünülenden üç kat daha fazla insanı etkileyebileceğini gösterdi. Şu anda 150 milyon insan, yüzyılın ortalarına kadar batması muhtemel topraklarda yaşıyor.

İklim değişikliği pek çok ülkede hayat koşullarını değiştirmeye devam etti. Hindistan, son 65 yılın en kurak ikinci muson mevsimini yaşadı ve ülkenin %44'ü kuraklığa maruz kaldı. Sibirya, Kuzey Kanada gibi bölgelerde buzulların erimesi bina ve altyapı sistemlerinin göçmesine sebep oldu. Temmuz ayında Avrupa’daki sıcak hava dalgası sıcaklık rekorları kırdı.

15 Mart 2019'da 112 ülkede yaklaşık 1,4 milyon öğrenci 2000’in üzerinde organizasyon ile küresel bir iklim eylemi gerçekleştirdi. Bunu 24 Mayıs 2019'da 125 ülkeden öğrencilerin katılımıyla 1664 şehirde düzenlenen bir başka küresel organizasyon izledi. 20-27 Eylül haftasında organize edilen Global Week for Future ise 6 milyon insanı bir araya getirdi. BM İklim Zirvesi’nden üç gün önce, 20 Eylül’de 4 milyon kişi ile gerçekleşen ilk eylem dalgası Zirve öncesi liderlerin dikkatini çekmeyi amaçlıyordu. Kasım ayında, 11.000 bilim insanı küresel bir "iklim acil durumu" ilan etti.

2 gün uzatma ile en uzun iklim konferansı konumuna geçen COP25’te katılımcı devletler Paris Anlaşması hedefleri için izlenecek yol haritası üzerinde mutabakata varamadılar. En büyük karbon salımlarına sahip devletler Brezilya, Çin, Avustralya, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri’nin daha ağır önlemlere karşı bir duruş sergilediği bildirildi.

2019 iklim değişikliği şartlarının ağırlaştığı ve geniş bir coğrafyada canlı yaşamı üzerindeki baskıyı arttırdığı bir yıl oldu. Ancak aynı zamanda dünya toplumlarında görülmemiş iklim protestolarının baş gösterdiği ve iklim farkındalığının hiç olmadığı kadar yaygınlaştığı bir dönemdi.

Bu farkındalığın 2020’ye taşınmasını ve hem devlet hem de özel sektörün eylemlerine yansımasını umuyoruz.

SHARE: READ MORE

9 January

2020 yılında yapay zeka

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

2019 yılının dünyanın bize verdiği en büyük mesajlardan biri iklim değişikliğine karşı hareket etmemiz için kalan zamanın tükenmekte olduğuydu. Küresel sıcaklığın yükselme hızı, habitat ve türlerin yok olması sürdürülebilirlik konusunda hızlı kararlar ve aksiyonlar alınmasını gerektiriyor.

Dünyanın birçok yerinde çevresel sürdürülebilirliği geliştirecek çözümlere yapay zeka sayesinde ulaşmanın mümkün olduğuna inanılıyor. Yapay zeka ile sürdürülebilirliğin bir araya gelmesi makine öğrenimi (machine learning), görüntü tanıma, analitik ve sensörler aracılığıyla birçok uygulamanın var olmasını mümkün kılıyor. Örneğin Google Earth ve 7 farklı organizasyonun işbirliği ile oluşturulmuş Wildlife Insights’ı ele alalım. Wildlife Insights yapay zeka kullanarak ülke, yıl, tür vb. özellikleri analiz edilmiş 4,5 milyon fotoğraf içeriyor ve dünyadaki fotokapan görüntülerinin en büyük veritabanı haline geliyor. Bilim insanları bu sistemi kendi fotokapan fotoğraflarını yüklemek, bölgeleri görselleştirmek ve türlerin sağlık durumları hakkında bilgi toplamak için kullanıyor. Türlere göre değişiklik göstermekle birlikte, tür tanıma oranı %80 ile %98,6 arasında başarılı ve sistem hayvan bulunmayan fotoğrafları otomatik olarak sistemden çıkarıyor. Bu ve buna benzer sistemler bizlere hızlı analiz ve hızlı içgörü yapmamızı sağlıyor. Bütün bu sistemin işlemesi ise bahsettiğimiz yapay zeka teknolojisi sayesinde gerçekleşiyor.

Peki, yapay zeka destekli uygulamalar çevresel ve kurumsal sürdürülebilirlik için gelecekte nasıl bir gelişim gösterecek? Yapay zekanın önümüzdeki on yıl içerisinde beş alanda dramatik bir etkisi olacağına inanılıyor. ,

İlk alan enerji yönetimi olarak listeleniyor. Yapay zekanın enerji yönetimine olan etkisini Google aracılığıyla gözlemleyebiliriz. Google, verimliliği ve veri merkezlerindeki yenilenebilir enerji karışımını arttırmak için yapay zeka kullanıyor. Lineage Logistics isimli başka bir firma ise depolarının güç programlarını yapay zekaya emanet ederek enerji yönetimini iyileştiriyor. Yapay zekanın etkisini ikinci olarak toprak koşulları ve mahsul veriminin arttırılmasında gözlemleyeceğiz. Tarlaları izleyen dronlar ve sensörler sayesinde tarım sektöründe hidrasyon, bitki beslenmesi ve hastalıklarla mücadelede daha iyi kararlar alınabilecek. Üçüncü olarak, gelecekteki iklim risklerinin modellenmesi yapay zeka ile mümkün olabilecek. Deniz seviyesindeki yükselme, yüksek yoğunluklu rüzgarlar, kıyı ve iç su baskınları gibi iklim değişikliğinin etkilerinin 30 yıl sonraki operasyonları nasıl etkileyebileceğini tahmin edebilmek mümkün. Biyoçeşitliliğin korunması söz konusu olduğunda ise Wildlife Insights sadece bir örnek. Google gibi Microsoft da bir çok projenin merkezinde bulunuyor. Earth for AI projesi ve Noel arifesinde finanse ettiği yeni girişim, Wildbook bunlara örnek verilebilir. Wildbook; Oregon Wild Me ve Princeton, Rensselaer Politeknik ve Chicago Üniversitesi'nden araştırmacılar arasında biyoçeşitliliğin korunması adına yapılan bir iş birliği. Son olarak ise, yapay zekanın tedarik zincirlerinin kaynağını soruşturma ve doğrulamasındaki rolünün artacağı düşünülüyor. Pamuktan kahveye ve deniz ürünlerine kadar farklı endüstrilerde pilot olarak kullanılan yeni nesil izlenebilirlik sistemi başlatıldı.

Etik açıdan tartışmalara açık olan yapay zeka uygulamaları bazı endişeleri de beraberinde getiriyor. Bunları önlemek için yapay zeka tahminlerinin arkasındaki verilerin doğru ve yansız olduğundan emin olmak gerekiyor. Bu da farklı insan bakış açılarının temsil edilmesini gerektiriyor. Aynı zamanda bu sistemlerin, çalışanların (iş gücünün) yerine geçebilecek sistemler olarak değil, genel çözüme giden yolda önemli bir parça olarak görülmesi gerekiyor.

SHARE: READ MORE

9 January

100 yıllık cinsiyet eşitliği uçurumu

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ekonomilerin ve toplumların gelişimi üzerinde temel bir etkisi olduğunu ve eşitliksiz bir toplumun dünya genelinde ekonomilerin büyümesine olumsuz katkıları olduğunu biliyoruz. Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl yayınladığı Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu, toplumsal cinsiyet boşluklarının yarattığı zorlukları tanımlamanın yanı sıra bu zorlukları azaltmak için harekete geçildiğinde ortaya çıkacak fırsatlar hakkında küresel bir farkındalık yaratmak için tasarlanmıştır.

2020 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu, daha önceki yıllarda olduğu gibi 153 ülkenin toplumsal cinsiyet eşitliği performansını kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim olanakları, sağlık ve kadınların siyasal açıdan güçlenmesi gibi boyutlarda değerlendiriyor. Buna ek olarak, bu yılki rapor geleceğin mesleklerindeki cinsiyet farkı beklentilerini inceliyor.

Raporda genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bir arayış geliştiği ve 2018 raporunda ulaşılması 108 yıl bulması beklenen toplumsal cinsiyet eşitliğinin 100 yıla indiği gözlemleniyor. Bu duruma en büyük katkı, geçtiğimiz yıllarda kadınların siyasal yaşamda temsil gücünün artmasından geliyor. Cinsiyet eşitliğine ulaşmanın eğitimde 12, siyasette temsilde ise 95 yıl süreceği tahmin ediliyor.

Kadınların siyasal yaşamda temsil gücünün iyileştirilmesi, işgücü piyasasındaki üst düzey yönetimde var olan kadın sayısının artmasına karşılık geliyor. Ancak rapor, kadınların işgücü piyasasına katılımının durduğunu ve gelir farklılıkların arttığını belirtiyor. Küresel trend, OECD ülkelerinde elde edilen başarıyı nötrleyen bir başarısızlığı öne sürüyor. Bu başarısızlık gelişen ve gelişmekte olan ekonomilerdeki kötüleşen tablo ile destekleniyor. Eğitim başarısı, sağlık ve hayatta kalma alanlarında eşitlikteki başarının (sırasıyla %96.1 ve %95.7) yanı sıra, önemli bir endişe konusu ekonomiye katılım ve fırsatlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu alanın gerileyen tek alan olması belirli sebepler sunulması ihtiyacını doğuruyor. Bunlar arasında; kadınların temsil edildiği sektörlerdeki makineleşme, kadınların maaş artışının yüksek olduğu işlerde erkeklere oranla daha az yer alması ve sermayeye erişim konusunda zorluklarla karşı karşıya olmak bulunuyor.

Rapor, geleceğe bakıldığında toplumsal cinsiyet farkı ile savaşta en büyük engelin kadınların gelişen rollerdeki düşük temsil gücü olduğunu belirtiyor. Bu eksikliklerin giderilmesi için işgücü stratejileri kadınların zorluklarla başa çıkabilmeleri ve “Dördüncü Sanayi Devrimi” fırsatlarından yararlanabilmeleri için daha iyi donanıma sahip olmalarının sağlaması gerektiğini vurguluyor.

Bu yılın raporu aynı zamanda politikaları belirleyenlerin hangi konuları odaklarına almaları gerektiğiyle alakalı tavsiyelerde de bulunuyor. Eyaletler seviyesinde, siyasette temsilin daha kapsamlı hale getirilmesi ağır basan bir ihtiyaç. Popülasyonun yarısının ulusal ve yerel politikada temsil edilmemesi bir çok alanda iyileşmeyi zorlaştırıyor. Kadınların, ev ve aile yaşamlarına ayırdıkları zamana yönelik kültürel ve sosyal davranışları ve yasaları değiştirmedikçe kadınların kariyer fırsatlarını kaçırmaları ve ekonomiye katılmalarını zorlaşmaya devam ediyor.

Trendlere bakıldığında toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşma yüzdesi olarak en fazla ilerleme kaydeden bölgelerde ilk sırada Batı Avrupa (%76.7) ve ardından Kuzey Amerika (%72.9), Latin Amerika ve Karayipler (%72.2), Doğu Avrupa ve Orta Asya (%71.3), Sub Saharan Afrika (%68.2), Güney Asya (%66.1) ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika (%60.5) bulunuyor. Ülkeler eşitliğe en yakın olandan uzağa doğru sıralandığında ise birinci sırada İzlanda yer alıyor. En çok gelişme gösteren ülkeler Arnavutluk, Etiyopya, Mali, Meksika ve İspanya. 2019 yılı ile karşılaştırıldığında, 149 ülkeden 101’inin ilerleme kaydettiği, 48’inin değişmediği ve 35 ülkenin eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğine eriştiği görülüyor.

Türkiye, geçen yıl 149, bu yıl ise 153 ülkenin bulunduğu sıralamada yine 130.sırada yer alıyor. 153 ülke arasında kadınların ekonomiye katılımı ve fırsat eşitliği kategorisinde 136, işgücüne katılımda 135, benzer işlerde ücret eşitliğinde 106, eğitim olanaklarına erişimde 13, sağlıkta 64 ve siyasi yaşamda temsilde 109'uncu sırada yer alıyor. Bölgesel sıralamalara bakıldığında ise; Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki 19 ülke arasında İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Tunus’tan sonra 5. sırada yer alıyor.

SHARE: READ MORE

9 January

Tuna Deltası'nda ekosistemler hayata dönüyor

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

1970'lerde Ukrayna’nın Sarata ve Kogilnik nehirleri üzerine, bölgenin akiferlerine, yani yer altı suyu taşıyan tabakalara, erişmek için yaya köprülerine bir alternatif olarak 11 toprak barajı inşa edildi.

Kuşbilimci Maxim Yakovlev, barajlar inşa edilmeden önce nehirlerin, ağır yağmurlardan sonra suyu depolayacak, tutacak ve yavaşça serbest bırakacak zengin bir sulak alan ekosisteminde aktığını hatırlıyor. “Barajlardan önce ekosistemin düzgün bir şekilde işlediği günlerde daha sağlıklı bir toprağımız ve bitki örtümüz vardı,” diyor Yakovlev.

Uluslararası, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Wetlands International‘e göre, 1900 yılından beri dünyanın sulak alanlarının yaklaşık yüzde 64’ü yok oldu. Sanayi Devrimi’nin başlangıcından itibaren bakıldığında ise yüzde 90’ının yok olmuş olduğu görülüyor.

Rewilding Europe organizasyonu Avrupa kıtasının her yerinde, özellikle de Avrupa'nın en büyük sulak alanı olan Tuna deltasında sulak alanları geri kazanmak için çalışıyor. Şu an Tuna Deltası ekosisteminin yalnızca %20'si Ukrayna'da bulunuyor, ancak Endangered Landscapes Programme ve Dam Removal Europe girişimi ile Rewilding Europe tarafından oluşturulan kitle fonu sayesinde yok olan topraklar geri kazanılıyor ve Ukrayna'nın payı artıyor.

"Barajlar olmadığında eski polderler* yeniden suyla doluyor ve sığ sular ile sazlıklar birçok nesli tükenmekte olan balık ve kuş için yeni yumurtlama ve yuvalama alanları oluşturuyor” diye açıklıyor Yakovlev. “Sadece son birkaç hafta içerisinde barajlar kaldırıldıkça balık sürülerinin geri döndüğünü ve su samurlarının yeni bölgelere yerleştiğini gördük. Tabiat Ana'nın ne kadar çabuk iyileşebildiğini görmek şaşırtıcı, bazen yalnızca bir yardım eli uzatmak gerek.”

Rewilding Ukraine projesinin başka bir ayağı Ermakov Adası’nda gerçekleşiyor. Biyologlar büyük otçul canlıların nasıl sulak arazileri dönüştürdüğünü ve iyileştirdiğini inceliyorlar. Konik denilen yabani Polonya atları gibi bazı türler yeniden adaya yerleştirildi. Rewilding Ukraine takım lideri Mykhailo Nesterenko daha Moğol yaban eşeği olarak da bilinen kulan eşeği gibi pek çok otçul türün ekosistemin canlandırılmasında rol oynayacağını ifade ediyor.

Alman eko-girişimci Michel Jacobi’nin Ukrayna’daki çiftliğinde yetiştirmekte olduğu bufalolardan bir kısmı adaya yerleştirildi. Yaz aylarında getirilip adaya uyum sağlayan 17 bufalo ve bir yeni doğmuş yavru kış aylarında yem takviyesiyle destekleniyor ve yakından takip ediliyorlar.

Aslen evcilleştirilmiş bir grup hayvan olsalar da bufalolar yabani hayata alışmış durumda. Nesterenko’ya göre bu hayvanlar doğanın gördüğü en etkili “mühendisler”. Çalılık ve sazlıkları eşeleyerek havuzlar ve birikintiler yaratan bufalolar çok sayıda böcek, amfibiyan ve balık türüne yaşam alanı açıyor.

“Bir zamanlar korkunç sel felaketlerine maruz kalmış olan Hollandalılardan ders almamız gerekiyor. Hidroloji, sulak alanların ve büyük otçulların değeri ve sulu bir dünyada nasıl dayanacakları ve gelişecekleri hakkında her şeyi öğrenmiş bulunuyorlar. Ve tüm dünyanın bunları bilmesi gerekiyor, aksi takdirde hayatta kalamayacağız.” diyor Nesterenko.

*Bir su kitlesinden kıyıya paralel olarak set çekilmesinin ardından su kütlesi ve kara arasında kalan alanın sularının drenaj edilmesi ile elde edilen topraklardır.

SHARE: READ MORE

3 January

Stajyer pozisyonu için takım arkadaşı arıyoruz!

S360 olarak tüm sorunların yeni bakış açıları ve çeşitlilik ile aşılabileceğine inanıyoruz. Günümüz sorunlarına çözüm üretirken, sürdürülebilirlik alanında deneyimli ve yenilikçi yetenekleri aramıza katmak önceliklerimiz arasında bulunuyor.

Ekibimizle birlikte çalışacak stajyer pozisyonu için takım arkadaşları arıyoruz. İlgilenen adaylar en geç 17 Ocak 2020 Cuma gününe kadar info@s360.com.tr veya ece.akdogan@s360.com.tr adreslerine CV'lerini gönderebilirler.

Stajyer Görev Tanımı ve Aranan Özellikler:
• Sürdürülebilirlik iletişimi ve sosyal medyaya ilgi
• Üniversitelerin ilgili bölümlerinde eğitim görmek
• Çok iyi derecede İngilizce bilmek
• Türkçe ve İngilizce dillerinde kalemi kuvvetli

S360 Hakkında: Ülkemiz ve yakın coğrafyamızda bugünden “farklı” bir geleceğin inşasına katkıda bulunmak arzusuyla çalışan, genç, yaratıcı ve değer odaklı çalışan bir ekibiz. Amacımız, günümüzün ve geleceğin nesiller için sürdürülebilirliği mümkün kılacak karmaşık konulara yalın ve etkin çözümler üretmek. Değişimin yönetimi için kurumlara stratejik sürdürülebilirlik ve iletişim hizmetleri sunuyoruz. Sosyal ve çevresel sorunların/etkilerin çözümü/yönetimi için yenilikçi yaklaşımlar sunarak; kurumların toplum için değer yaratmasını sağlıyoruz. Sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlarken, temel paydaşlar üzerinde değer yaratan kurum anlayışının gelişimine destek oluyoruz. Günümüzün hızla değişen risk ve fırsatlarına, kurumların proaktif cevap verebilmesi için 360 derece stratejik sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm iş süreçlerine entegre ediyoruz.

SHARE: READ MORE