Menu TR

WE TALK

25 October

Dünyada bir yılda üretilen gıdanın üçte biri çöpe gidiyor

Tohumun toprağa düşmesinden başlayarak mutfaklarımızdaki masalara kadar gelen tedarik zinciri boyunca her yıl 1,2 trilyon dolar değerinde olan 1,6 milyar ton gıda çöpe gidiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, gıda israfını “insan tüketimi için üretildiği halde insanların tüketmediği her türlü gıda” olarak tanımlıyor. Bu israf, gelişmiş ülkelerde büyük oranda tüketicinin mutfağında gerçekleşirken, gelişmekte olan ülkelerde ise üretim ve nakliyat aşamalarında daha çok görülüyor. 2030’da yıllık gıda israfını yarıya indirmek Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında bulunuyor. Çünkü küresel sera gazı salımının %8’i gıda israfından kaynaklanıyor. Üstelik tüm gıda üretimin üçte biri israf edilirken dünyada 870 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. Buna karşılık, The Boston Consulting Group’un öngördüğü senaryo Birleşmiş Milletlerin 2030 hedeflerine yaklaşamadığımızı ortaya koyuyor. Zincirin her halkası inisiyatif alarak hedefe yönelik iş birliği yapmazsa 2030’da yıllık gıda israfı 2,1 milyar tona ulaşacak.

BCG, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak ve 700 milyar dolarlık tasarruf sağlamak amacıyla odaklanılması gereken sorunları beş kategoride topladı ve her sorun için tüketicilerin, iş dünyasının, hükümetlerin, sivil toplum örgütlerinin ve üreticilerin bir araya gelerek yapabileceklerini listeledi.

Odaklanılması gereken sorunların başında gıda israfıyla ilgili farkındalığın zayıf olması geliyor. Tüketiciler ve restoran çalışanları gıda israfını nasıl en aza indirgeyebilecekleri hakkında yeterince bilgi sahibi değiller. Örneğin en yaygın yanlış bilgilerden biri her türlü taze gıdanın dondurulmuş gıdadan daha sağlıklı olduğu. Buna inanan tüketiciler yaşadıkları iklimde mevsimi olmasa da taze gıda talep ettikleri için farklı iklimlerden getirtilen ürünler nakliye masraflarına ve nakliyat sırasında bozulan ürünlerle gıda israfına sebep oluyor. Bir başka israf sebebi de tüketicilerin kampanyalardan faydalanmak isteyerek tüketebileceklerinden daha fazla ürün satın alması.

Zincirin her halkasında farkındalığı arttırmak için getirilen önerilerin başında çiftçilere tohumlarını ve ürünlerini, hastalıklara ve bozulmaya karşı korumayı öğrenmelerini sağlayacak eğitimler verilmesi geliyor. Bir diğer öneri ise şirketlerin tüketici davranışlarını olumlu yönde değiştirmek üzere tasarlanmış ürünler ve kampanyalar geliştirmesi. Süpermarketler zinciri Tesco’nun “Bir alana sonra almak üzere bir bedava” kampanyası bu önerinin hayata geçmiş bir örneği olarak, tüketicilerin ürünleri ihtiyaçları olduğu zaman almalarını sağlayarak israfı önlüyor. Şirketlerin farkındalığı arttırmak adına atabileceği adımlardan biri de çalışanlarını üretim sürecinde ham maddelerin geri dönüşümüyle ve aletlerin tekrar kullanımıyla ilgili bilinçlendirmek. Sodexo ve Ikea bu konuda profesyonellerle çalışarak israfın hesabını tutan ve sebeplerini tespit eden iki şirket olarak karşımıza çıkıyor.

BCG’nin araştırmasında ortaya koyduğu bir diğer sorun tedarik zincirinde altyapının yetersiz olması. Tedarik zinciri boyunca, özellikle nakliyat sırasında, soğutma işlemlerinin arttırılması ürünlerin ömrünü belirgin şekilde uzatıyor. Ancak birçok sektörde yeterli soğutma sistemi hala kullanılmıyor. Küresel nakliye şirketi Maersk, gelişmiş altyapıya sahip nadir örneklerden biri olarak ürünlerin taşındığı konteynırların anlık konumunu, sıcaklığını ve nemini ölçerek bozulmaların önüne geçiyor. Daha gelişmiş altyapının bir başka getirisi de tohumları, yan ürünleri ve tüketilmeyen gıdaları, tekrar kullanmayı ya da başka bir ürüne dönüştürmeyi sağlaması.

Tedarik zincirinin daha verimli hale getirilmesi için yapılan çalışmaların gıda israfı konusuna yeterince odaklanmaması da bu konudaki sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin gıda ürünlerine olan talep ile üreticinin sağladığı arzın daha iyi eşleşmesini sağlamak üzere kullanılacak aygıtların geliştirilmesi gereksiz üretimin önüne geçerek israfı azaltabilir. Yine de şimdilik şirketler yeni teknolojiye uyum sağlamakta yavaş kalıyor. Verimliliği arttıracak bir başka önlem de üretimde kullanılan ham maddeleri yerli ürünlerden sağlamaya çalışarak nakliyat süresini kısaltmak ve böylece bozulmayı azaltmak.

Tüm tedarik zinciri boyunca yeterli iş birliğinin sağlanamaması da gıda israfını arttıran etkenlerden biri. Bu amaç için düzenlenmiş anlaşmaların eksikliğinde üreticiler, talep beklediklerinden fazla olduğunda tohum kalitesini düşürmek zorunda kalıyor. Talep beklentilerinin altında kaldığında ise üretimlerinin bir kısmı ellerinde kalarak israf oluyor. Üreticiler, dağıtıcılar ve tüketiciler arasında yapılacak üretim öncesi anlaşmalar da üreticileri talebin üstünde ya da altında kalan üretimden koruyabilir.

BCG’nin ortaya koyduğu sorunların sonuncusu da resmi düzenlemelerin ve vergilendirme politikalarının israfı önlemede yetersiz kalması. Mevcut vergiler, şirketleri ya da tüketicileri sebep oldukları gıda israfından dolayı cezalandıracak ya da israfı azaltmaya teşvik edecek nitelikte değil. Bu bağlamda yapılacak yeni düzenlemeler de gıda sektörünün her paydaşını inisiyatif almaya yönlendirebilir.

Odaklanılan sorunları çözmek için geliştirilen öneriler, yalnızca gezegenimizin geleceğini korumak ve açlık sınırında yaşayan milyonlarca insan için umut olmakla kalmıyor, aynı zamanda şirketler için ekonomik fırsatlar da sunuyor. Şirketlerin bu sürece katkı sağlamaları, uzun vadede üretim maliyetlerini düşürmek, geri dönüşüm ve tekrar kullanımla yeni ürünler üreterek yeni gelir kaynakları oluşturmak ve özellikle de aldıkları inisiyatif sayesinde hükümetlerin ve tüketicilerin ilgisini çekmek gibi avantajlar sağlıyor.

SHARE: