Menu TR

S360Mag

16 April

Pandemi sonrası dünyada iklim değişikliği: Neler olacak, ne yapabiliriz?

Bu haberi 9 dakikada okuyabilirsiniz.

Karşılaştığımız ani krizin büyüklüğünü ve uzun süre devam edecek olan etkilerini göz önüne aldığımızda, dünya şu anda iklim değişikliğine ve sürdürülebilirlik gündemine dikkat edebilir mi?


McKinsey, başka türlüsünü göze alamayacağımızı söylüyor. Koronavirüs krizi, eğer iyileşme planlarımızda daha iyi bir çevresel dayanıklılık oluşturmayı merkeze alırsak, iklim değişikliğini ele almamıza yardımcı olabilecek önemli dersler içeriyor.

İçinde bulunduğumuz bu krizin yalnızca birkaç ay öncesinde iklim değişikliği ve bunun sosyoekonomik etkileri ile alınacak ortak eylemler üzerine olan tartışma büyük bir ivme kazanmıştı. Pandemi krizinin aniden gündeme girmesiyle iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konuları, salgının etkilerini hafifletebilmek için daha da önemli bir konuma gelecek. Çünkü iklim eylemi önümüzdeki on yılı kritik olarak tanımlarken aynı zamanda iklime dirençli altyapı yatırımları ve daha düşük karbonlu bir geleceğe geçiş, ekonomik ve çevresel dayanıklılığı artırırken kısa vadede önemli bir istihdam yaratmayı da sağlıyor.

Koronavirüs pandemisinin iklim kriziyle mücadelede bize ne öğretebileceğini, pandemi sonrası dünyada iklim hareketinin nasıl etkilenebileceğini ve bu konuda neler yapabileceğimizi anlatan McKinsey makalesini S360 Mag için derledik.

Koronavirüs pandemisi bize ne öğretebilir?
Temel Benzerlikler

İklim riski ve pandemilerin ilk benzerliği her ikisinin de sonrasında birtakım sosyo-ekonomik etkiler doğuran fiziksel şokları temsil ediyor olmaları. Bunun tersine finansal şoklar (piyasa çökmeleri, para biriminin değer kaybetmesi gibi), finansal sistemin içinden ortaya çıkıyor ve genellikle sisteme olan güvenin yeniden inşa edilmesiyle düzeltilebiliyor. Yani son zamanlarda hem kamu hem de özel sektördeki ortak deneyimlerimiz daha çok finansal şoklar etrafında şekillendi. Diğer yandan, iklim krizi ve pandemi gibi fiziksel şoklar yalnızca altta yatan fiziksel nedenlerin anlaşılması ve ele alınması ile çözülebiliyor. Bu nedenle mevcut salgın, iklim kriziyle birlikte eş zamanlı ortaya çıkabilecek şokların neler olabileceğini (tedarik zincirlerinin aksaması gibi) önceden tahmin edebilmemizi sağlıyor.

İkinci olarak, pandemilerin ve iklim riskinin ele alınması temelde aynı değişimi gerektiriyor: Kısa dönemdeki performans odağından uzun dönemde dayanıklılığın sağlanması odağına geçilmesi gerekiyor. Koronavirüs pandemisi ve içinde bulunduğumuz kriz, dayanıklılığı inşa edememiş olmanın ne kadar ciddi sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor. İklim değişikliği için de pandemilerde olduğu gibi, küresel bir krizin getirdiği maliyetler, bu krizi önlemenin maliyetini büyük ölçüde aşıyor.

Son olarak, her ikisi de müştereklerin trajedisi (tragedy of the commons) sorununu ortaya çıkarıyor, çünkü bireysel hareketler kolektif iyiliğin önüne geçebiliyor ve değerli olan ortak bir kaynağı tüketebiliyor.

Temel Farklar

Küresel bir halk sağlığı krizi, hayatta kalmak için ele almak zorunda olduğumuz ve yakın zamanda karşılaşacağımız birbirinden ayrı, doğrudan fark edilebilir tehlikeleri ortaya koyuyor. Diğer yandan iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler ise dereceli olarak zaman içinde kendini gösteriyor, çünkü kademeli ve zaman içerisinde birikerek artan tehlikelerden oluşuyorlar. Bu yüzden pandemileri genellikle haftalar, aylar ve yıllar bazında ölçerken, iklim değişikliğini on yılar ve yüz yıllar ile ölçüyoruz. Bu da küresel bir iklim kriziyle karşılaşmamız durumunda etkilerin şu an deneyimlediğimizden çok daha uzun ve yıkıcı olabileceğini gösteriyor (Eğer daha kötüsünü hayal etmemiz mümkünse).

Aralarındaki İlişki

Stanford Üniversitesi ve farklı yerlerde yapılan birçok araştırmaya göre, iklim değişikliği aslında pandemilerin ortaya çıkmasına ve yayılmasına katkıda bulunabiliyor. Örneğin, artan sıcaklıklar sıtma gibi bazı bulaşıcı hastalıkların yayılması için elverişli koşullar yaratırken, yok olan yaşam alanları çeşitli hayvan türlerini göç etmeye zorlayarak patojenlerin yayılma ihtimalini arttırabilir. Bununla birlikte, çevresel riskleri azaltan faktörler aynı zamanda pandemi riskini de azaltmaya yardımcı olabilir. Örneğin, doğa üzerine olan taleplerimizi azaltmak için tüketimimizi optimize etmek, tedarik zincirlerini kısaltmak ve yerelleştirmek, hayvansal protein yerine bitkisel protein kullanmak ve hava kirliliğini azaltmak gibi.

Şimdi ne olabilir?
İklim eylemini destekleyebilecek ve hızlandırabilecek faktörler

İlk olarak, dijital çözümler üzerinden şu an yaşanan geçici düzenlemeler evlere kapanma dönemi bittikten sonra da devam ederek ulaşım talebi ve bundan kaynaklı emisyonları azaltılabilir. İkincisi, tedarik zincirleri kendi ülkelerine geri dönerek Kapsam 3 emisyonlarını (bir şirketin doğrudan salımını gerçekleştirmediği ya da satın aldığı enerjinin üretimi için olmayan, ancak değer zincirinde bulunan emisyonlar) azaltabilir.

Bunların yanı sıra insanlar, sistemik sorunların ele alınmasında bilimsel uzmanlığa dayanılmasını daha önemli bulmaya başlayabilirler. Ayrıca kesin olarak ortaya çıkacak olmasa da, hükümetlerin bu tür risklerle mücadelede önleyici ve koordine edici bir rol alması için daha büyük bir talep oluşabilir.

Bu gelişmelere ek olarak, düşük faiz oranlarıyla birlikte yakın dönemde istihdam yaratılmasını sağlayacak yeni sürdürülebilir ve dayanıklı altyapılara geçiş hızlanabilir. Son olarak, küresel işbirliğine olan ihtiyaç daha görünür hale gelerek daha evrensel olarak benimsenebilir.

İklim eylemini engelleyebilecek ve erteleyebilecek faktörler

Ancak tüm bunlarla birlikte, yüksek karbon salımı gerçekleştiren emitörlerin düşük fiyatları bunların kullanımını artırabilir ve enerji dönüşümlerini geciktirebilir. İkinci olarak, zorlayıcı ekonomik ihtiyaçlar göz önüne alındığında, hükümetler ve insanlar iyileşme dönemlerine iklimi bir öncelik olarak dahil etmekte zorlanabilirler. Üçüncüsü, yatırımcılar servetlerinin azalması nedeniyle daha düşük karbonlu çözümlere sağladıkları sermayeyi erteleyebilirler.

Peki ne yapılmalı?

Bireyler, şirketler, hükümetler ve sivil toplum bu anı büyük ve uzun süren aksamalar yaratacak iklim krizi etkileri konusunda farkındalığı arttırmak için kullanmalı. Bu, fiziksel şokların ekonomik sistemler üzerinde büyük ve doğrusal olmayan etkilere sahip olabileceği ve bu yüzden son derece maliyetli olabileceği farkındalığını da içeriyor.

İkinci olarak, çevreye olan talebimizi azaltmak için bu krizden sonra da devam etmesi muhtemel zihniyet ve davranışsal değişimler yaratmamız (evden çalışma gibi) ve bunları sürdürülebilir kılmamız gerekiyor. Bu bağlamda, iklim kriziyle mücadelede tüm aktörler kritik bir rol oynuyor.

Hükümetler için dört önemli hareket öne çıkıyor:

Öncelikle, iklim riskini modelleme ve iklim kriziyle birlikte karşılaşacağımız ekonomik etkileri değerlendirme yeteneği geliştirilmeli. Bu, iyileşme programlarının tasarlanması, altyapı planlaması için kullanılan geçmiş modellerin güncellenmesi ve finansman programlarında iklim stres testinin kullanılmasını daha mümkün hale getiriyor.

İkincisi, ekonomik iyileşme için kullanılan geniş kaynakların bir kısmının, iklim değişikliğine dayanıklılığı artırmak ve bunun etkilerini hafifletmek için ayrılması gerekiyor. Bu, yenilenebilir enerji altyapısına yatırım yapmak, ağır endüstrileri karbonsuzlaştırmak gibi yatırımları içeriyor. Bu tür yatırımlar hem riskleri azaltıyor hem de ekonomik büyüme için yeni kaynaklar yaratıyor.

Üçüncüsü, iklim değişikliğinin hızlanmasına neden olan mevcut destek programlarının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Son olarak, sürdürülebilirlik konusunda ulusal ve uluslararası uyumun ve işbirliğinin güçlendirilmesi gerekiyor.

Şirketler için ise iki önemli hareket öne çıkıyor:

Öncelikle şirketlerin bu değişim dönemini yakalayarak yoğun karbonlu kaynak kullanımını bırakmaları gerekiyor. İkinci olarak da esneklik oluşturmak için sistemik ve döngüsel bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmekte. Bu da daha farklı senaryolara, özellikle beklenmedik fiziksel olaylara karşı kurumsal güvenlik açıklarını nitelik ve nicelik olarak daha iyi anlayabilme yeteneğini oluşturmaktan geçiyor. Pandeminin bazı bölgelerde sel ya da yangın gibi diğer olaylarla eş zamanlı olarak ortaya çıkmasını hayal etmek zor değil. Bu yüzden de birden fazla tehlikenin birleşeceği durumların modellenmesi ve bunlara hazırlık yapılması önemli hale geliyor. Aynı şekilde, kamu kurumlarının da esneklik konseptini daha fazla dikkate alması gerekiyor.

Şirketler, gereklilikten dolayı yeni şeyler denedikçe operasyonlarını daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmek için yeni fırsatlar yaratıyor – daha kısa tedarik zincirleri, daha yüksek enerji verimliliği sağlayan üretim, iş seyahati yerine video konferans kullanma, satış ve pazarlamada artan dijitalleşme gibi. Bu uygulamalardan bazıları pandemi sonrasında da devam ettirmek için uygun ve ekonomik olabilir, aynı zamanda şirket düzeyinde sürdürülebilirlik dönüşümünün de önemli bileşenleri haline gelebilir.

Her durumda, bu on yıl içerisinde atacağımız adımlar iklim değişikliğini nasıl atlatacağımızı belirlemede kritik bir rol oynuyor.

1,5 veya 2°C'nin üzerindeki ortalama küresel sıcaklık artışı, küresel ekonominin henüz hazır olmadığı riskler yaratacak. Üstelik karşı karşıya olduğumuz bu sorunu bir veya iki yıl daha görmezden gelmeyi seçersek hesaplamalar daha göz korkutucu bir hale geliyor. Kısacası, dikkatimizi koronavirüsü yenmek ve ekonomiyi düzeltmek, hayatları ve geçim kaynaklarını kurtarmaya vermiş olsak da, daha iyi bir ekonomik ve çevresel dayanıklılığı şimdiden gelecekteki iyileşme planlarımızın bir parçası haline getirmemiz çok önemli.

SHARE: