Menu TR

S360Mag

30 April

Covid-19 sonrası dünyada daha sürdürülebilir toplu taşıma mümkün olacak mı?

Bu haberi 9 dakikada okuyabilirsiniz.

Covid-19 pandemisi şehirlerin işleyişine devam edebilmesi için efektif toplu taşımanın önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Sağlık ve gıda başta olmak üzere birçok sektörden çalışanın işlerine devam edebilmesi için toplu taşımayı kullandığı göz önüne alındığında toplu taşımanın ne kadar kritik bir hizmet sağladığını anlamak mümkün.

Öte yandan Covid-19 pandemisinin sebep olduğu kısıtlamalar dünya çapında toplu taşıma sistemleri üzerinde büyük baskılar yaratıyor. İstatistiklere göre toplu taşıma kullanımı %50-%90 arasında düşüş yaşarken bu azalmaların birçok bölgede uzun süreli etkileri olması bekleniyor. Örneğin, San Francisco’da bulunan hızlı raylı toplu taşıma sistemi (BART), azalan yolcu sayısı ve bilet satışları nedeniyle aylık 55 milyon dolarlık gelir kaybı yaşarken Brezilya’da ise günlük 188 milyon dolarlık toplu taşıma geliri kaybı olduğu belirtiliyor.

Yaşanan finansal kayıplar nedeniyle birçok hükümet toplu taşıma sistemlerinin iflas etmesini önlemek amacıyla müdahalelerde bulunmaya başladı. ABD, 2 trilyon büyüklüğündeki koronavirüs yardım paketinden toplu taşıma sistemleri için 25 milyar dolarlık bütçe ayırdı. Kısa vadede uygulana bu yardım paketleri toplu taşıma sistemlerini ayakta tutmak için iyi hamleler olsa da uzun dönemde oluşabilecek etkileri en aza indirgemek için hükümetlerin uzun vadeli planlar yapması gerekiyor.

Uzun dönemde bakıldığında, toplu taşıma karbon emisyonlarını en aza indirgerken, yolları daha güvenli hale getiren ve hızla istihdam yaratabilen bir yatırım. ABD 2008 krizi sonrasında toplu taşımaya yaptığı yatırımlarla yeni köprü ve yol yapımlarına kıyasla dolar başına %31 daha fazla istihdam yaratmıştı. Aynı dönemde Güney Kore’de toplu taşımaya yapılan yatırımların ise 138 bin civarı istihdam yarattığı ve bunun resesyonla mücadele programı kapsamında yaratılan toplan istihdamın %15’ini oluşturduğu biliniyor.

Toplu taşımaya yapılan yatırımın yeşil ekonomiye katkı sağlamasının yanı sıra özel araç kullanımına kıyasla daha az karbon salınımına sebep olmasıyla da daha efektif bir ulaşım yöntemi olmayı sürdürüyor. Bu anlamda toplu taşıma, her yıl 7 milyon insanın yaşamını yitirmesine sebep olan hava kirliliğini azaltmak için önemli bir araç.

Peki hem çevreye hem de topluma oldukça yarar sağlayan toplu taşıma sistemlerini Covid-19 pandemisi sonrasında da ayakta tutabilmek için hükümetler ve kuruluşlar neler yapabilir? Haberimizde bu önerileri S360 Mag’de sizler için derledik.

1. Ekonomik destek ile birlikte toplu taşıma operasyonlarında istikrarı sağlamak

Koronavirüs salgını hafiflemeye başladıkça ekonominin -en azından ilk başlarda- yavaş bir şekilde canlanacağı öngörülüyor. Bu da toplu taşımaya olan talepte ciddi düşüş yaşanması anlamına gelecek. Bu da toplu taşımanın, hem insanlara tekrar diğer bireylerle seyahat etmek konusunda güven verecek hem de hizmet kalitesini yüksek düzeyde tutmasını sağlayacak desteğe ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.

Ulusal ve yerel yönetimler toplu taşıma sistemlerine yapacakları para yardımlarıyla bir yandan güvenilir ve kaliteli hizmeti güvenceye alıp diğer yandan pandemi sonrası iyileşmeyle birlikte artacak olan talebi karşılayabilir. Böylelikle ekonomiler toparlanmaya çalışırken önemli oranda istihdam da korunabilir.

Aynı zamanda toplu taşımayı destekleyecek ekonomik yardım paketleri yenilikçi bakış açıları geliştirilmesinde de kullanılabilir. Toplu taşımaları sadece kullanım ücretleri ile finanse etmenin dışında alternatif yollar aranması yenilikçi önlemlere bir örnek teşkil etmekte.

2. Daha yüksek kaliteli ulaşım altyapıları geliştirmek

Pandemi nedeniyle çoğunlukla boş kalan yollar, bazı düzenlemeler ve altyapı çalışmaları için bir fırsat olarak kullanılabilir.

Kullanıcıların toplu taşımadan genel beklentileri göz önüne alındığında en öne çıkan kriterlerin güvenilirlik, hızlı ulaşım ve düşük fiyat olduğunu söylemek mümkün. Yaya yollarında ve bisiklet yollarında yapılacak iyileştirmelerin yanı sıra otobüsler için özel şerit uygulaması hayata geçirilebilir.

Otobüsler için uygulanacak özel şeritler tıpkı İstanbul’da hizmet veren metrobüs yolları gibi ulaşım zamanını kısaltmak ve yolculuğu daha güvenli hale getirmek için yapılabilecek uygulamalardan biri olabilir. Böyle bir uygulamayla birlikte daha fazla kişi toplu taşıma kullanımını tercih edebilir. Metro ve tramvay gibi ulaşım yollarının arttırılması da benzer şekilde teşvik sağlayabilecek yöntemlerden bir diğeri.

3. Elektrikli toplu taşıma araçlarına geçiş yapmak

Ekonomik yardım paketleriyle birlikte birçok ülkede elektrikli toplu taşıma kullanımı yaygınlaştırılabilir. Özellikle elektrikli otobüslere geçişi destekleyen projelerle birlikte sera gazı salımları azaltılarak hava kirliliği önemli ölçüde kontrol altına alınabilir.

Daha önceleri Çin’in Shenzhen şehrindeki tüm halk otobüslerinin elektrikliye dönüştürülmesi için Çin hükümeti otobüs başına 150 bin dolarlık yardımda bulunmuştu. 2019 yılında ise ABD’de artan elektrikli otobüs tedarik taleplerine üreticiler yetişmekte zorlanmıştı. Bu sebeple bazı ülkelerde daha fazla tedarik sağlanması için yardımlar teşvik edilerek birçok kişi için de istihdam olanağı yaratılabilir.

Afrika’nın birçok şehrinde ise geleneksel toplu taşımanın yüzlerce farklı operatör firma tarafından küçük minibüslerle sağlanması sıkıntı yaratmaktaydı. Bu sorunları çözmek adına Rwanda’nın başkenti olan Kigali şehrinde bir süredir kartlı ödeme sistemi, ücretsiz Wi-Fi gibi uygulamaları barındıran büyük kapasiteli otobüslere geçiş yapılmakta. Rwanda, özellikle büyük şehirlerde toplu taşımanın dijitalleştirilmesi ve hizmet kalitesini arttırarak daha fazla insanın toplu taşıma kullanımını sağlamada bir örnek teşkil edebilir.

4. Yürüme ve bisikletle ulaşıma yatırım yapmak

Toplu taşıma kullanmanın endişe yarattığı pandemi günlerinde bisikletle ulaşıma olan talep artıyor. Yürüyerek ulaşımın da oldukça yaygınlaştığı günlerde bazı şehirler araç yollarının bir kısmını yayalar ve bisiklet kullananlar için ayıracak şerit uygulamasına geçiyor.

Ulaşım pratiklerinin bisiklet ve yürümeye kaymasıyla birlikte ulaşım bireyler için daha ekonomik hale gelirken aynı zamanda daha sağlıklı bir yaşam biçimi teşvik edilmiş oluyor.

Bisikletle ve yürüyerek ulaşımın bölgesel ekonomik katkılarını da göz ardı etmemek gerek. Bisiklet yolları ve yaya yolları projelerinin hayata geçirilmesiyle birlikte araç yol yapımından daha fazla insan için iş imkânı yaratılabilir. ABD’de yapılan araştırmaya göre bisiklet ve yaya yollarına yapılan her 1 milyon dolarlık yatırım için 11 kişilik istihdam yaratılmış oldu.

Yaya ve bisiklet yollarına yapılan akıllı yatırımlar aynı zamanda araba kazalarının da önüne geçebilir. Korumalı bisiklet yolları ve daha geniş yaya kaldırımları da bisiklet kullanıcıları ve yayalar için tehdit oluşturabilecek kazaların önüne geçerek daha kaliteli bir hizmet sunabilir.

Pandemi tarafından en çok etkilenen ve hava kirliliği en yüksek şehirlerden biri olan Milano, geçtiğimiz günlerde 35 kilometrelik araç yolunu kalıcı olarak bisiklet ve yürüme yoluna dönüştüreceğini açıklamıştı. Bu uygulamayla birlikte şehirdeki özel araç kullanımını azaltmayı ve bisiklet-yaya yollarıyla birlikte güvenli ulaşımı sağlayarak yaz boyunca ekonomisini canlandırmayı hedefliyor.

5. Şehir yönetimini ve koordinasyonu geliştirmek

Covid-19 pandemisi özellikle şehirlerin birbirlerine ne denli bağlı olduğunu ve şehir yapılanmasının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak ne yazık ki kentsel planlama genellikle parçalı ve koordine edilmemiş yöntemlerle sürdürülüyor. Bunun da toplu taşıma üzerinde büyük yansımaları oluyor.

Bu durumu çözüm odaklı bir şekilde ele almak ise seçilebilecek en yapıcı yol. Covid-19 pandemisine müdahale zorunluluğunu kentsel planlama alanında bir sıçrama tahtası olarak kullanarak şehirlerimizi tekrar inşa etmekle kalmayıp daha da iyi ve sürdürülebilir bir şekilde yapılandırabiliriz. Bunun da yolu şehirler, bölgeler ve devletler arası koordinasyonu güçlendirerek uzun zamandır çözülememiş uyum sorunlarını masaya yatırmaktan geçiyor.

Son olarak, yeşil teşvik paketlerine yatırım yapmak toplu taşıma sektöründe Paris Anlaşması ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’yla paralel adımların atılmasına olanak sağlayabilir. Covid-19 sonrası kentlerimiz ve toplu taşıma sistemlerinin yeniden yapılandırılmasında karbon emisyonunu sınırlandırmaktan başlayıp 2030’a kadar trafik kazası ölümlerinin önüne geçmek, herkes için güvenli, erişilebilir, makul fiyatlı ve sürdürülebilir toplu taşıma sağlamak gibi hedefler yol gösterici olabilir.

Yukarıda bahsi geçen tüm prensipler, şehirlerin Covid-19 sonrası iyileşmelerine yardımcı olurken aynı zamanda daha sürdürülebilir bir geleceğe katkı sağlayacak gelişmeleri de teşvik ediyor. Bu prensiplerle birlikte daha çok istihdam yaratılarak Covid-19’un ekonomide sebep olacağı olumsuz etkiler en aza indirgenebilir ve toplum için daha efektif ve güvenilir toplu taşıma hizmetleri mümkün kılınabilir. Bu sayede ekonomik olarak fayda sağlanmasının yanı sıra karbon salımı, küresel ısınma gibi çevresel sorunların da önüne geçilebilir.

SHARE: