Menu TR

S360Mag

8 August

Yeşil Bir Düzen Dünyayı Kurtarabilir mi?

Yeşil Büyüme veya yeşil ekonomi kavramı günümüzün çevre sorunlarıyla baş etmek için Birleşmiş Milletler’in, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün, ulusal hükümetlerin, iş dünyasının ve Sivil Toplum Kuruluşlarının desteklediği baskın çevresel söylem haline gelmiştir. Bu söylem sürdürülebilirliğin verimli çalışma, teknoloji ve piyasa eliyle yönetilecek çevresel programlarla başarılabileceğini; aynı zamanda, yeşil büyümenin ekonomiye katkı sağlarken dünyanın kurtarılabileceğini öne sürüyor. Ancak yeşil büyüme olarak adlandırılan bu söylem küresel ısınma, nesli tükenen canlılar ya da kaynakların tükenmesi gibi zorlu ve kaçınılmaz çevre sorunlarıyla olan mücadelede yeterli olamıyor. Bunu 5 nedenle özetleyen haberi derledik:
Verimli Büyüyememek:
Her ne kadar inşaat, tarım ve ulaşım gibi alanlarda kaynak kullanımı ve kirletme oranı azalmış olsa da bu sektörlerdeki büyüme hızı da ölçeklenerek arttı. Bir başka deyişle, bu sektörlerdeki verimlilik pazarların daha da büyümesine ve kaynak ihtiyacının artmasına sebep oldu. Sonuç olarak da, bu pazarların çevreye zararları verimlilik artışı ile paralel bir şekilde dengelenemiyor. Kontrolsüz büyüme nedeniyle kaynak kullanımı, kirlilik ve atık artışları gözleniyor.
Aslında verimliliğin tüketimi ve dolayısıyla çevresel kirliliği tetiklediği bilinen bir olgu. Jevons paradoksu olgusuna ismini veren ekonomist William Stanley Jevons, 1865 yılında, daha verimli hale gelen buhar makinesinin daha fazla kömür tüketimine neden olduğunu, fazla üretimin de fiyatları düşürerek daha fazla talebe yol açtığını gözlemledi. Bu kısır döngüyü yenmenin tek çözümü ise az tüketmek.
Abartılan Teknoloji:
Yeşil Büyüme savunucularına göre teknoloji her zaman en iyi çözüm. Uluslararası çevre anlaşmaları, kapsamlı ve büyük ölçekli teknolojilerin karbon salımlarını yakalama ve depoloma konusunda başarılı olduğunu varsaysa da bu teknolojilerin etkilerini henüz küçük ölçeklerde dahi göremiyoruz. Örneğin; tarımda makineleşme her ne kadar tarımda verimliliği sağlasa da düşük teknolojinin çevresel maliyeti hem daha az, hem de küresel gıda talebini karşılamada oldukça yeterli. Teknolojinin çevresel maliyetleri azaltmadaki rolü yadsınamaz, ancak yeşil büyüme tarafından abartılıyor.
Çıkar Yoksa Eylem de Yok:
Yeşil Büyüme için öne sürülen en önemli argümanlardan biri, yeşil bir dünyayı koruyan eylemler yaparken kar da sağlanabileceği oluşu. Ancak gerçekte bu eylemler hiçbir şirket tarafından sahiplenilmiyor, hiçbir şirket bu eylemlerin öncüsü olmak istemiyor. Ülkemizde de yeni başlamış olan plastik poşetlerin ücretlendirilmesi gibi sonrası belirsiz olan eylemlere şirketler sonunu göremediği için girişmek istemiyor. Sürdürülebilirlik üzerine yapılan müdahaleler ise özel sektör için bir çıkar sağlamıyorsa yatırım yapmak cazip olmayabiliyor. Ancak, aksine bazı durumlarda doğal kaynakların tükenmesi ya da iklim felaketleri özel sektörü ilgilendiren konular olabiliyor.
Yeşil Tüketim de Olsa Tüketim:
Fazla tüketime çözüm olarak yeşil tüketim mantıklı bir seçenek gibi gözükebilir. Ancak her ne kadar yeşil tüketim etik açıdan rahatlatıcı olsa da yine de doğal kaynakların kullanımına sebep oluyor. Bu sebeple yeşil tüketimin fazlası da artılarını nötrleyip sonuçsuz kalabiliyor. Tekrar kullanılabilir bardaklar veya sürdürülebilir kıyafetler kullanıldığında yine de kaynak tüketimine sebep olunduğu gözden kaçabiliyor. Tüketicilerin, üretim tarafında bir fark yaratamayacağını düşünmek yanlış olur, fakat tüketicilerin tüketim yoluyla çevresel sorunlardan kurtulabilme gibi yanlış bir algısı da olmamalı.
Varsayım Tehlikesi:
Yeşil Büyüme’nin genel ilkesi piyasanın hem problem hem çözüm olduğudur. Karbon vergileri, temiz enerji sübvansiyonları ya da doğaya biçilen maliyetler doğru olduğu sürece piyasanın sürdürülebilirliğe teşvik edeceği savunulur. Ancak bu fiyatlandırmalar çevresel sonuçları belirsiz pek çok varsayıma dayanır.
Konuya ilişkin umut verici haberler de var. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin bir sonraki değerlendirme raporunda tüketimle mücadele üzerine bir bölüm olacak. Ayrıca Birleşik Krallık’ta İklim Değişikliği Komitesi tarafından yazılan rapor 2050 yılına kadar sera gazlarını sıfıra indirmenin önemini vurguluyor. Daha kapsayıcı ve etkin, sürdürülebilir bir dünya modeli için büyüme arzusu sorgulanması gereken bir kavram olarak beliriyor.

SHARE: