Menu TR

WE TALK

17 August

Türkiye neden yeşil enerjiye geçmeli?

Hava kirliliği, Türkiye’de kamu sağlığını tehdit eden önemli riskler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Türkiye’de, aralarında İstanbul ve İzmir’in de yer aldığı 12 şehirdeki zehirli parçacıklı madde (particulate matter) seviyesi, WHO’nun ‘kabul edilebilir’ olarak önerdiği rakamın en az üç katı. Buna göre, bu şehirlerdeki kirlilik seviyeleri, Avrupa ve ABD’nin büyük şehirlerindeki genel değerlerden en az iki kat daha fazla.

Kömürlü termik santraller Türkiye ve dünya genelinde havayı en çok kirleten unsurlardan biri. Kömür kaynaklı asit gazıyla kurum ve kül emisyonları, akciğerler ve kan dolaşımındaki mikroskobik parçacık kirliliğinin en büyük endüstriyel sebebi olarak kabul ediliyor. Bu kirlilik astım krizleri ve diğer solunum problemlerini de beraberinde getirerek; öncelikle bebek, çocuk ve yaşlılar olmak üzere toplum sağlığına zarar veriyor. Santrallerin bacalarından çıkan kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi binlerce kilogramlık zehirli metal, hem akciğer kanseri ve kalp krizi riskini yükseltiyor, hem de çocuk gelişimini olumsuz etkiliyor. Türkiye’de 2010 yılında kömürlü santrallere bağlı toksik kirliliğin 79.000 yaşam yılı kaybına ve 7.900 erken ölüme sebep olduğu belirtiliyor. Bu sayı, trafik kazalarında hayatını kaybeden insanların sayısının yaklaşık iki katı kadar üzerinde. Santrallerin sebep olduğu kirlilikten doğan bu hastalıklar ve sağlık problemleri toplamda 1,7 milyon iş günü kaybıyla ilişkilendiriliyor.

Tüm bu sağlık risklerine rağmen, kömür, enerji kaynağı olarak Türkiye’de tercih edilmeye devam ediyor. Kömürlü termik santraller, iklim değişiminin en büyük etmenlerinden olan CO2 salımının da en büyük kaynağı. Türkiye’nin CO2 salımının yarıdan fazlası kömür yakıtlı santrallerden kaynaklanıyor. Türkiye’deki enerji politikalarını, yatırımlarını ve kömürlü termik santrallerini inceleyerek hazırlanan “Kömür ve İklim Değişikliği 2016 Raporu”na göre kömür ithalatımız 2014 yılı itibari ile 1990 yılındaki düzeyin altı katına çıktı. Bu artıştaki ana payın %67 oranla termik santrallerin olduğu görülüyor. Greenpeace, Coal Swarm ve Sierra Club tarafından senelik hazırlanan “Yükseliş ve Çöküş 2018” raporuna göre, dünya genelinde kömürlü termik santral kapasitesinde büyük bir düşüş yaşanmasına rağmen Türkiye kömürlü termik santral kapasitesinde dördüncü sırada yer aldı.

Yenilenebilir enerji kaynakları, fosil yakıt kullanımını da azaltarak, iklim değişikliğiyle mücadeleye çok büyük katkı sunabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, dünyada elektrik ve ısıtma amaçlı fosil yakıt kullanımının 2050’ye dek %90 azalmasını sağlayabilir. Avrupa 2009’dan itibaren enerji üretiminin yarıdan fazlasını, öncelikle rüzgâr ve güneş enerjisi olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladı. “Yükseliş ve Çöküş 2018” raporuna göre Şubat 2018 itibarıyla, 10 AB ülkesi (Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, İtalya, Portekiz) elektrik üretiminde kömür kullanımını sonlandırdı veya 2030’a kadar sonlandıracağını açıkladı.

Doğal gaz ve kömür ABD’de elektrik üretimine öncülük etmeye devam etmesine rağmen, her ikisinin de payı 2017'de azaldı. Bu durum geçtiğimiz yılı, 2008'den bu yana ilk kez, her iki fosil yakıttan enerji üretiminin aynı yılda düştüğü ilk sene yapıyor. Aynı zamanda, yenilenebilir enerji kaynakları – özellikle hidroelektrik, rüzgar ve güneş – yükselmeye devam etti.

Öte yandan geçtiğimiz yıl, Almanya’nın enerji üretimi kaynaklı karbondioksit salım seviyesinde büyük ölçüde bir değişim yaşanmadı. “Energiewende” ülkesinin (“Enerjide dönüşüm” – Almanya'nın nükleer ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişini hedefleyen politikası) son yıllardaki en büyük mücadelesi kendi 2020 iklim hedeflerini karşılayacak kadar hızlı bir şekilde sera gazı emisyonlarını azaltmak. Hükümet şu anda ülkenin en büyük sera gazı emisyon kaynağı olan kömürle çalışan enerji üretiminden uzaklaşabilmenin yolunu bulmaktan sorumlu bir komisyon görevlendirdi. Ayrıca, uluslararası bağlayıcı 2030 iklim hedeflerini karşılamak için önümüzdeki yıl bir iklim koruma kanunu çıkarmak istiyor. Bu hedefler doğrultusunda Almanya'da 2018’in ilk yarısında enerji sektöründe kömürün payını azaltan yenilenebilir enerji üretimindeki artış, CO2 emisyonlarının yaklaşık %3 oranında azalmasını sağladı.

Piyasa araştırmaları ABD başta olmak üzere dünya genelinde yeni rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin inşasının kömür, doğal gaz ve nükleer santrallerden daha ucuz olduğunu ve daha da ucuzlayabileceğini gösteriyor. Örneğin, son yedi senede ABD’de güneş enerjisinin maliyeti %85, rüzgar enerjisinin maliyeti ise %66 oranında düştü. Üstelik bu durum güneş ve rüzgar için herhangi bir sübvansiyon (devlet desteği) olmadığı durumlarda bile geçerli.

Güneş ve rüzgar enerjisi sadece daha düşük fiyatlar değil aynı zamanda daha fazla istihdam anlamına da geliyor. Fosil yakıtları aldığımızda, paranın çoğu yakıt kaynağı olan kömür madenlerinin ve doğal gaz kuyularının sahiplerine ödeniyor. Kaynağı bedava olan güneş ışığı ve rüzgar enerjisinde bağlantılı güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinin inşası için insan gücüne ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla güneş ve rüzgar enerjisi için yaptığımız ödemenin büyük kısmı, insan emeğinin karşılığını ödüyor ve çoğu zaman yerel işler yaratmaya veya desteklemeye yardımcı oluyoruz. Aslında düşük fiyatlar, istihdam yaratmak ya da hava, su ve iklimimizi korumak seçenekleri arasından tek bir seçim yapmak zorunda değiliz – tüm bu hedefleri güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji seçenekleriyle gerçekleştirebiliriz.

Bununla birlikte, yeni temiz enerji santralleri mevcut kirli enerji santrallerine karşı rekabet ediyor. Bu eski santralleri enerji üretiminden uzaklaştırarak yenilenebilir enerji ile değiştirebilmek adına yerel ve küresel ölçekte güçlü politikalara ihtiyaç var.
 
 

SHARE: