Menu TR

S360Mag

19 December

İklim krizi, kadınları ve mültecileri daha savunmasız hale getiriyor

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

İklim değişikliğinin küresel boyutta tartışıldığı önemli platformlardan biri olan United Nations Framework Convention on Climate Change’in düzenlediği 25. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP25), 2-13 Aralık 2019 tarihleri arasında Madrid, İspanya’da gerçekleşti. İklim değişikliğinin mülteci sorununu ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu nasıl etkilediğini inceleyen araştırmalarla iklime karşı en savunmasız toplulukların geleceğini masaya yatırdık.

Yapılan araştırmalar, mülteciler ve çatışmalardan dolayı yerinden edilmiş insanların şiddetli hava olaylarına karşı ciddi bir şekilde savunmasız durumda olduğunu gösteriyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), mülteci kamplarının hava olaylarından etkilendiğini ve bunun mültecileri zor durumda bıraktığını ifade ediyor.

Climate Risk Index’e göre 2018’de Lübnan, Yemen, Sudan, Güney Sudan, Bangladeş, Nijerya, Mozambik ve Zimbabwe’de fırtına sonrası mülteci kamplarını sel bastı. Selin ardından pek çok çadır kullanılamaz hale geldi. Şiddetli hava olayları mültecileri yeniden yer değiştirmeye zorlayabiliyor.

İklim krizi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması karşısında da büyük bir sorun. Araştırmalar, iklim değişikliğine karşı savunmasız topluluklarda kadınların erkeklerden çok daha fazla etkilendiklerini gösteriyor.

İklim şartlarına bağımlı bir yaşam süren az gelişmiş bölgelerde yaşanan şiddetli hava olayları çiftçilik, balıkçılık gibi meslekler ile geçinen yerel halklar, iklim krizinin en büyük mağdurları arasında yer alıyor. Tarıma bağlı bölgelerde yağış rejimi değiştikçe yerel halklar kuraklık, sel, toprak kayması ve hortum etkisi altında kalıyor. Bu durum karşısında ailenin erkekler komşu köyler ve şehirlerde iş aramak üzere göç ederken kadınlar ailenin bütün bakımını üstlenmek üzere geride kalıyor. Çocukların ve yaşlıların bakımını tek başına üstlenmek durumunda kalan kadınlar, düşük ücretlerle ağır koşullar altında çalışmak zorunda kalıyor.

Son zamanlarda yapılan bir çalışma, olağanüstü hava koşullarının ve öngörülemeyen mevsimlerin, kadınların yüksek ücret ödenen işler bulmalarını zorlaştırdığını ve bunun, toplumsal cinsiyet rollerinin dönüşmesini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Temiz içme suyu, enerji, çocuk bakımı veya kredi şeklinde temin edilen destekler olmadan, kadınlar daha düşük ücretler için daha uzun saatler ve daha kötü koşullarda çalışmak zorunda kalıyor.

Özellikle Afrika ve Hindistan'ın yarı kurak bölgelerinde kadınlar normal şartlarda bile tarım ve hayvancılık üretiminde sıkıntılar yaşandığında kendilerini düşük verimlilik, borç ve gıda güvensizliği döngüsünde buluyorlar.

Bu sorunun yapısal temellere dayandığı düşünüldüğünde, siklon tehlikesine karşı barınaklar kurulması veya kuraklığın giderilmesi gibi kısa vadeli çözümler yoksulluk ve güvencesizlik gibi sorunların temel kaynaklarına çözüm üretemiyor. Çözüm için, Hindistan'daki tahıllar için kamu dağıtım sistemleri veya Namibya'da bulunan emekli aylıkları ve sosyal yardımlar gibi temel gıda ve barınak gereksinimlerini sağlamaya yönelik sosyal güvenlik eylemlerine ihtiyaç bulunuyor.

Bu yerlerdeki insanların sağlığının geri dönüşü olmayan bir şekilde etkilenmesini engellemek için kadınlara su ve yemek pişirmek için yakıt sağlanması ile birlikte kadınların çocuk bakımı ve sağlık hizmetleriyle desteklenmesi gerekiyor. Kriz dönemlerinde sağlanan bu topluluk desteklerinin önemi çok büyük, ancak kadınların kaynaklara ve becerilere erişmesini sağlamadan yapılabilecekler oldukça sınırlı.

İklim krizinin üstesinden gelmek ve toplumda kadın ve erkeklerin hayatlarını anlamlı hale getirmek, cinsiyet önyargılarının üstesinden gelmekten daha fazla zaman alacaktır. Destek verildiğinde, iklim değişikliğinin yol açtığı bozulmaya yaratıcı çözümler bulanabileceğine inanılıyor. Ancak bu destek, yiyecek, barınma ve temel hizmetlere evrensel erişimin garantisi anlamına gelmesini zorunlu kılıyor.

Madrid’deki COP25’ten sonrasında dünya liderleri, savunmasız toplulukların, samimi kelimeler ve söylemlerle değil, kaynak sağlama ve dayanışma aracılığıyla iklim değişikliğine uyum sağlamalarına yardım etmelidir.
 
 

SHARE: