Menu TR

S360Mag

19 March

Doğal yaşam alanlarının daralması küresel salgınların hızını mı arttırıyor?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Yabani hayvanların yaşam alanına giderek daha yakın yaşamaya başlamamız türden türe virüs geçişlerini günden güne hızlandırıyor, bu nedenle doğal yaşamı koruma artık toplum sağlığı sorunu olarak ele alınan konulardan biri haline gelebilir.

Büyük salgınlar ve pandemiler çok eski yıllardan beri tarih sayfalarında yerini alsa da bugünle kıyaslandığında nadir görünen olaylardı. SARS, domuz gribi, MERS, Ebola, Zika, Dang humması gibi salgın hastalıklardan sonra şimdi de COVID-19 tüm dünyada endişe yaratmaya devam ediyor. Bilim insanları yeni koronavirüs salgını için aşı ve ilaç bulmak için uğraşıyor fakat bu, sıklığı artan salgın hastalıkların kaynaklandığı problemleri çözmek için yeterli olmayabilir. İnsanlar ve doğal yaşam arasındaki ilişki ölümcül virüslerin yayılımıyla doğrudan ilişkili, eğer bu ilişki önümüzdeki yıllarda değişmezse COVID-19 salgınından daha ölümcül ve büyük çaplı salgınlarla yüzleşmemiz olası.

Harvard T.H. Chan School of Public Health’in İklim Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi direktörü olan Aaron Bernstein son yıllarda tanık olduğu doğal yaşam tahribi ve salgın virüsler arasındaki ilişkiyi şu şekilde dile getiriyor: ‘’Bugün ile 100 yıl arasındaki fark, yaşayan dünyayı insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir oranda tahrip ediyor olmamız. İklim değişikliği yüzleştiğimiz en önemli konulardan biri, biyosfer ile olan ilişkimiz tamamen değişmiş durumda. Bu da virüslere ve bakterilere daha önce bulunmadıkları yeni türlere girme fırsatı yaratıyor.’’

Mevcut COVID-19 salgınının kurt yavruları, miskler, bambu sıçanları ve timsahlar da dahil olmak üzere vahşi hayvanları yiyecek olarak satan bir Çin pazarında başladığı varsayılıyor, yani bu türler yeni koronavirüs için taşıyıcı olmuş olabilir. Soyu tükenmekte olan hayvanları satmak her ne kadar yasadışı olsa da bu durum bize yasaların yeterince uygulanmadığını gösteriyor. Conservation International (CI)’da araştırmacılardan biri olan Lee Hannah yaban hayata dair herhangi bir parçayı küresel ticarete dahil etmeyi delilik olarak tanımlıyor çünkü bu durum izole olması gereken şeylerin yüksek popülasyonlu bölgelerde dolaşması demek.

Dünyamız küreselleşmeden önce elbette salgın hastalıklar da belli bölgelerle sınırlıydı. CI araştırmacısı Hannah’ya göre hastalıklar ormanda yaşayan bir topluluğa bulaşıp onların köyünü yok edebilirdi fakat tüm dünyayı yok etmesi imkansızdı. Yaban hayatı küresel ticarete dahil ettiğimiz noktada doğanın sağlığı zarar görmeye başladı ve izole olarak bir kenarda kendi kendine yok olması gereken hastalıklar da tüm dünyada yayılmaya başladı. Şu anda geldiğimiz noktada kentleşme ve küreselleşme kavramları hayvandan insana geçen virüslerin de hızla yayılma fırsatı bulması anlamına geliyor. Yeni koronavirüs’ün ortaya çıktığı Wuhan şehri 2000-2018 yılları arasında şehir kapasitesini 3 katına çıkarmış, yeni demir ve havayolları ile Çin ve dünyanın diğer kesimlerine bağlanmıştı.

Çin, yasadışı yaban türlerinin ticaretini önlemek ve yaban hayvan pazarlarını kapatmak amacıyla yeni aksiyonlar alıyor fakat bu kararların ne kadar kalıcı olacağı bir merak konusu. Çünkü biliyoruz ki SARS virüsü salgınının da yaban hayvan pazarlarında ortaya çıkmış olabileceği öne sürülmüş ve pazarlar sadece geçici olarak kapatılmıştı. Öte yandan, yaban hayvan tüketimi ancak problemin bir kısmını oluşturuyor. İnsanlar daha önce dokunulmamış alanlara temas etmeye devam ettikçe hayvanlarda dolaşan virüslerin temas yoluyla insanlara geçmesi daha olası hale geliyor. Bilim insanlarına göre COVID-19 gibi koronavirüs türleri yaklaşık 1 milyondan fazla, sadece yarasalarda 500’den fazla çeşitte koronavirüs tespit edilmiş durumda.

CI araştırmacısı Lee Hannah’ya göre durum oldukça kritik ve doğal yaşam ekosistemi sağlıklı tutacak şekilde korunmalı, bunu yaparken insanın doğal yaşamla olan ilişkilenme şekli yeniden gözden geçirilmeli. Doğal yaşamı korumak lüks gibi gözükse de aslında toplum sağlığını korumak için ele almamız gereken esas konulardan biri olarak önemini koruyor. Bernstein’a göre ise bizler bu tip salgın durumlarında aşı geliştirerek kendimizi koruyabileceğimize inanıyoruz fakat problemin arkasındaki asıl nedenleri görmekten kaçınıyoruz: ‘’Umuyorum ki bu salgın felaketinden dersler çıkarırız ve meselenin sadece aşı üreterek kendimizi iyileştirmek değil, problemlerin arkasındaki sebepleri görmek ve bunları önlemek için tedbirler almak olduğunu görürüz.’’

Öte yandan Bernstein, hızlı biyoçeşitlilik kaybı oranlarının aslında doğayı ne kadar tahrip ettiğimizin bir göstergesi olduğunun altını çiziyor. ‘’Borsa büyük darbeler aldığında insanlar ne kadar üzülüyor ve endişeleniyorlarsa biyoçeşitlilik ve doğal yaşamla ilgili konularda da bir o kadar endişelenmeliler. Çünkü borsayı bir refah göstergesi olarak görüyoruz ancak içinde yaşadığımız dünyayla ilgili gelişmeler çok daha fazla önem arz ediyor.’’

SHARE: