Menu TR

S360Mag

11 June

Petrol Kuyularına Yakın Yaşamak

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

İnsanlar yüz yıldan fazla bir süredir petrol kuyuları ile yan yana yaşıyorlar, ancak bilim insanları bu yakınlığın sağlık sonuçlarını yeni takip etmeye başladı. Geçen hafta yayımlanan yeni bir makale, kırsal alanlarda yüksek düzeyde üretim yapan kuyuların bir kilometre sınırı içinde yaşayan hamile kadınların uzaktakilere göre düşük doğum ağırlıklı bebeklere sahip olma olasılığının %40 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

2,5 kg'ın altındaki doğum ağırlıkları ise erken çocukluk döneminde daha fazla sağlık problemleri riski ile ilişkili, hatta bu problemler yetişkinliğe de taşınabiliyor.

Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde çevre sağlığı ve adaleti araştırmacısı ve çalışmanın baş yazarı Rachel Morello-Frosch, Kaliforniya’nın oldukça yüksek miktarlarda petrol ve gaz üreten eyaletlerden biri olmasına rağmen sağlık etkileri alanında gerçekleşen ilk geniş kapsamlı çalışmanın bu araştırma olduğunu belirtiyor.

Çalışma ekibi, 2006-2015 yılları arasında en az bir aktif veya aktif olmayan petrol veya doğal gaz kuyusunun 10 kilometre yakınında yaşanan yaklaşık 3 milyon doğum kaydını inceledi. En aktif kuyuların yakınındaki kırsal alanlarda kadınların gebelik yaşlarıyla karşılaştırıldığında düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma ihtimallerinin %20 daha yüksek olduğunu buldular. Bu sınırlar içinde doğan bebekler, petrol kuyularından uzakta doğan bebeklere kıyasla ortalama 37 gr daha hafif. Bununla birlikte, kuyuların yakınında doğan bu bebekler için daha yüksek bir ölüm oranı bulunmadı.

Petrol kuyularına yakın kentsel bölgelerde yaşayan kadınlar da düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma konusunda yüksek risk altında bulunuyor, ancak kırsal alanda yaşayan kadınlara kıyasla bu oran çok daha az.

Araştırmacılar, petrol ve gaz üretiminin yapıldığı alanları yakından incelemeden olumsuz sağlık etkilerinin kesin nedenlerini tespit etmenin zor olduğunu belirtiyor. Ama bunu etkileyen sayısız faktör var. Örneğin, kentsel su sistemlerinden uzakta yaşayan insanlar içme suyu için yer altı sularını kullanıyor ve bu suların petrol ve gaz çıkarma işlemlerinden etkilenme olasılığı çok daha yüksek.

Bu bulgular Trump yönetiminin petrol ve gaz çıkarımı ile ilgili çevresel düzenlemeleri azalttığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Bununla birlikte aynı zamanda Kaliforniya eyaletinde petrol ve gaz çıkarımı için yeni ve daha katı izin gereklilikleri tartışılıyor.

Petrol çalışmasının sonuçları ırka bağlı olarak farklı bir etki göstermiyor, ancak Covid-19'un yayılma trendi yine de ABD'deki farklı etnisiteden topluluklarının karşılaştığı sağlık ve çevresel risklerin artmasına dikkat çekiyor. ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından yapılan bir araştırmanın da dahil olduğu bir çok çalışma azınlık topluluklarının daha yüksek yoğunlukta kirliliğe ve özellikle, ölümcül hava partiküllerine maruz kaldığını gösteriyor. Örneğin kuzeydoğu ve orta batıdaki Afrikalı Amerikalılar benzin yakılmasından kaynaklanan hava kirliliği parçacıklarına %61 oranında daha fazla maruz kalıyor.

Morello-Frosch, politika yapıcıların yerel kaygıları ortaya koyan bu sonuçlara ağırlık vermesini umuyor. "Kaliforniyalılar eyaletimizde petrol ve gaz sondajını ne kadar genişletmek istediğimizi tartışırken kırılgan nüfusun (hamile kadınlar dahil) karşı karşıya kaldığı bu olumsuz sağlık etkilerinin bilimsel kanıtlarını dikkate almalı." dedi.

Tüm bunların yanı sıra, petrol çıkarımının neden olduğu negatif etkilerin kuyulara yakın alanların çok daha ötesine uzandığını da unutmamamız gerekiyor. Sondaj çalışmaları vahşi yaşam alanlarını bozuyor, iklim değişikliğine neden olan zararlı gazların salımına neden oluyor ve ortaya çıkardığı su ve hava kirliliği çok daha uzak mesafelere taşınıyor.

SHARE: