Menu TR

S360Mag

28 May

Pandemi, küresel gıda ticaret sisteminin ihtiyaç duyduğu değişimi mümkün kılabilir

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

2008 yılında yaşanan ekonomik kriz, tıpkı bugün yaşadığımız sağlık krizi gibi gıda tedarik zincirini ciddi şekilde etkilemiş, fiyatlarda aşırı artış yaratarak 100 milyondan fazla insanı açlığa sürüklemişti. Covid-19 pandemisinin etkisiyle birlikte gıda tedarik zincirlerinin kırılganlığı 2008 krizinden sonra bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu. Pandemi, gıda ticaretinin karşılaştığı sorunları gün yüzüne çıkarsa da gıda sistemlerini daha dayanıklı hale getirecek değişim fırsatını yaratabilir.

Covid-19 pandemisi nedeniyle dünyada yaklaşık 265 milyon insan kıtlık ile başa çıkarken milyarlarca insan ise gıda güvensizliği yaşıyor. Kıtlık ve açlık problemleri pandemiden önce de sıkça dile getirilen ve her geçen gün daha fazla insanın maruz kaldığı problemler arasındaydı. Bu anlamda mevcut küresel gıda sisteminin değişen dünyadaki gıda ihtiyacına cevap veremediği ve köklü bir değişimin gerekliliği her geçen gün daha da önemli hale gelmesine rağmen henüz küresel gıda sisteminde ihtiyacı daha iyi karşılayacak köklü bir değişim uygulanmadı.

Dönemin Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı özel raportörü Sözcüsü Olivier De Schutter 2008 krizinden sonra yaptığı konuşmada gıda ticaretinin sadece bir meta değil, gıdanın herkes için hak olarak görüldüğü bir fikir ile yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu. Bununla birlikte De Schutter, toplumlara gıda hakları için karar verme gücünü veren, ülke içindeki tarımsal-ekolojik uygulamalara yatırım yapan ve gıda ithalatına bağımlılıktan uzak yeni bir gıda sisteminin gerekliliğini vurguladı. Bu anlamda 2008'de yaşanan ekonomik krizin küresel gıda ticareti sistemi için yaratabileceği dönüşüm fırsatının önemini dile getirdi. Tıpkı 2008 krizinin yarattığı fakat değerlendirilmeyen değişim fırsatı gibi bugün de Covid-19 pandemisinin yarattığı kriz, gıda ticaret sisteminde ihtiyaç duyduğumuz köklü değişimi mümkün kılabilir.

COVID-19’un gıda ticareti üzerinde oluşturacağı kalıcı etkiler hala bilinmiyor

Arz talep dengesine göre tedarik sağlayan ve bu anlamda gıda tedarik pazarını dengede tutmayı prensip edinen gıda ticareti sistemi, karşılaşılan kriz durumlarında sistemde yaşanan istikrarsızlık göz önünde bulundurularak olası krizlere karşı oldukça dayanıksız bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinin salgın sonrasında küresel gıda ticareti üzerinde yaratabileceği değişimler henüz öngörülemese de sistem üzerinde kalıcı etkilerinin olması bekleniyor.

Bu süreçte gıda ticaretini ve güvenliğini en çok sekteye uğratan faktör pandemi sebebiyle dünya çapında uygulanan ulaşım kısıtlamaları nedeniyle lojistik sistemlerin darbe almasıydı. Aynı zamanda ekim ve hasat zamanlarında çalıştırılan göçmen işçilerin yine ulaşım kısıtlamaları sebebiyle hem işlerinden olması hem de gıda tedarik zincirini ciddi şekilde etkileyen ekim ve hasat zamanlarının da sekteye uğraması anlamına geldi. Bu sebeple gıda tedarikini ithalatla sağlayan ve kendi ürettiği gıdayı yurtdışına ihraç eden ülkeler gıda güvenliği anlamında en çok darbe alan ülkeler oldu. Geçtiğimiz günlerde Rusya ve Ukrayna’nın yurtiçindeki kırılgan gıda ticaret zincirini sebep göstererek tahıl ihracatını durdurması, tahıl tedariki anlamında ithal ürüne bağımlı ülkeleri olumsuz olarak etkiledi.

Küresel gıda ticareti üzerinde oluşan tüm bu baskılar aynı zamanda birçok ülkede fiyat şoklarına sebep oldu. Küresel anlamda herkes için yeterli gıda hala bulunuyor olsa da dünya üzerindeki birçok kesimin gıda güvenliği tehdit altında. Ekonomide yaşanan darbe ve birçok hane için yaşanan gelir kayıpları da göz önünde bulundurularak fiyatlarda yaşanan ufak artışlar dahi gıdaya ulaşımı imkansız hale getirebiliyor. Tıpkı 2008 krizinde olduğu gibi içinde bulunduğumuz sağlık krizi döneminde de en çok darbe alanlar, gelirinin büyük bir kısmını gıda alımına harcayan düşük gelirli kesimler oldu.

İthalat ve ihracata oldukça bağımlı olan küreselleşmiş gıda ticareti sisteminde aksamaların olması gıda atığını da dünya çapında oldukça arttırdı. Her ne kadar artan gıda atığı problemi karşımıza yeni çıkan bir sorun olmasa da pandemi dönemindeki ciddi artışıyla birlikte daha çok gündeme gelmeye başladı. Özellikle tedarik zincirlerinin uzunluğu, gıda üretiminin mevsimsel bir süreç olması ve yavaş ilerlemesi sebebiyle değişen taleplere cevap verme konusunda da geride kalıyor. Tüm bu sebepler hem gıda ticaretini sekteye uğratarak birçok kesimin gıda güvenliğini tehdit ediyor hem de küresel anlamda gıda atığını ciddi anlamda arttırıyor.

Güney ülkeleri gıda ticaretinde yaşanan aksaklıklardan en çok etkilenen ülkeler arasında

2008 krizinde yaşanan fiyat artışı sonrasında, piyasalardaki şeffaflığı ve kriz dayanıklılığını arttırmak için yeni politikalar oluşturuldu ancak bu politikalarda az gelişmiş ya da gelişmekte olan güney ülkeleri dahil edilemedi. Bu sebeple halihazırda gıda güvenliği problemlerinin yaşandığı yerlerde gıda tedarikinde gerekli iyileşme ve gelişmeler sağlanamadı.

Koronavirüsün ortaya çıkması ile hayvandan insana bulaşan virüslere karşı duyulan endişenin, küresel anlamda iç ve dış ticarette daha sıkı önlemlerin alınmasını teşvik etmesi bekleniyor. Halihazırda kuzey ülkeleri tarafından belirlenen sağlık standartlarını sağlamakta zorluk çeken fakat dünyadaki birçok ülkeye gıda ihracatı yapan güney ülkeleri, yeni oluşturulacak gıda güvenliği önlemlerini almakta zorlanabilir hatta gıda ihracatını durdurmak zorunda kalabilir.

Bu sebeple gıda güvenliği kurumları yeni politikalar ve yerel gıda sistemleri üzerinde en az baskı yaratacak yeni sistemler üzerinde çalışmalarına devam ediyor. Uluslararası gıda örgütleri de pandemi sebebiyle daha da artan gıda güvenliği ve gıda ticareti sorunlarına çözümler üretmeye çalışıyor.

Yerel gıda sistemlerinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor

Çok yönlü ticaret odağı piyasa aksaklıklarını en aza indirgemeyi amaçlıyor ancak uluslararası ticaret kuralları bazı bölgelerde uygulanabilecek yerel ticaret çözümlerini engelleyebiliyor. Dünya Ticaret Örgütü gıda güvenliğini temel odak olarak belirlemesine rağmen gıda bağımsızlığı ve gıdada öz yeterliliğe karşı çıkarak yerelde uygulanabilecek çözümleri onaylamıyor. Haliyle bu durum gıda standartları konusunda zorluk yaşayan ve ekonomisi gıda ihracatına fazlasıyla bağlı olan güney ülkeleri için büyük zorluklar anlamına geliyor.

Yakın zamanda Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı özel raportörü olarak görevlendirilen Michael Fakhri’ye göre salgını bir uyarı niteliğinde algılamalı ve özellikle iklim değişikliğiyle birlikte daha da ciddi bir problem haline gelen gıda güvenliği konusunda ticarette yeni yapılandırılmalara ve politikalara gidilmeli.

Fakhri aynı zamanda gıda hakkı konusunda yapılacak çalışmaların sivil toplum ve uluslararası ticaret kurumları arasında olumlu bir etkileşim sağlayacağını dile getiriyor.

Bu anlamda pandeminin getirdiği değişim fırsatıyla birlikte küresel gıda ticaretini yerel gıda sistemlerini de koruyacak şekilde dönüştürerek dünyadaki tüm kesimlerin gıda hakkını savunmak mümkün olabilir.

SHARE: