Menu TR

S360Mag

25 June

Karantinada “yalnız” bırakılanlar: LGBTQ’lar anlatıyor

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

25 yaşındaki Rajesh (gerçek ismi değil), eşcinsel olduğunu öğrenmeleriyle birlikte onu Birmingham’daki evlerinden dışarı atan ailesinin yanına geri taşınmak zorunda kaldı. Ailesinden ayrıldıktan sonra Londra’ya taşınan Rajesh, pandemi krizinin ardından buradaki işini kaybetmesi ve karantina sürecinde kalacak yer bulmanın zorlaşması sebebiyle onların yanlarına geri taşınmak zorunda kalmış olmasını “korkunç” olarak nitelendiriyor. Ve maalesef Rajesh’in hikayesi tek bir örnek değil.

Birçok LGBTQ+ birey, pandemi sebebiyle güvensiz evlere geri dönmeye zorlanıyor. Albert Kennedy Vakfı gibi yardım kuruluşları, yakın zamanda açılmayı planlayan gençlere “destek alana kadar beklemeleri”ni tavsiye etti. Kriz herkes için önemli endişeler ortaya çıkarmış olsa da, LGBTQ+ bireyler için fazladan bariyerler yarattı, özellikle de orantısız bir şekilde evsizlikle karşı karşıya kalan etnik azınlık gruplar için. İstihdamın güvence altında olmaması da onlar için daha fazla marjinalleştirmeyi birlikte getiriyor.

Kriz, birçok LGBTQ+'ın herhangi bir destek mekanizması olmadan izole olduğu benzeri görülmemiş bir durum yarattı. Özellikle etnik azınlıktaki LGBTQ+ bireyler, karantinaya zorlanmalarıyla birlikte tercih ettikleri ailelerinden uzakta kalma ve bazı durumlarda eskiden içinde bulundukları düşmanca şartlara geri dönme korkuları yaşıyorlar. LGBTQ+ bireyler karşı karşıya kaldıkları ayrımcılık ve eşitsizlikler nedeniyle zihinsel sağlık sorunları ile baş etmek konusunda karşı önemli ölçüde daha kırılgan bir kesim, ve bu durum sosyal izolasyonla birlikte daha da kötüleşiyor.

Yoksulluk ve güvencesizlik

Hindistan ve Bangladeş'teki LGBTQ+ aktivistler koronavirüsün topluluklarında yarattığı belirsizliğe dikkat çekiyorlar. Özellikle trans aktivistler, destek mekanizmalarından koparıldıkları ve düşmanca tavırlara maruz kaldıkları yerlerde karantinaya zorlandıklarından izolasyonun kendi toplulukları için bir “ölüm çanı” olmasından endişe duyuyorlar.

Hindistan’da Batı Bengal'deki küçük kasabalarda gerçekleştirilen araştırma, özellikle izolasyonun önemli bir sorun olduğu kırsal veya banliyö bölgelerinde yaşayan LGBTQ+ bireyler için akrabalık ve dostluk yapılarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda seks işçisi olan birçok kişi, maaş ödemeleri ve devlet desteğinin olmaması nedeniyle bu durumu bir ölüm kalım meselesi olarak nitelendiriyor.

Trans savunuculuğu yapan bir destek grubu olan Sambhobana Trust'tan aktivist Raina Roy, Batı Bengal'de trans bireylerin karşı karşıya kaldığı ve karantina nedeniyle şiddetlenen korkunç polis vahşeti ve konut güvensizliğinden bahsediyor. Raina, diğer yerel organizatörlerle birlikte üç ay boyunca 250 trans bireye aylık 22 sterlin gelir sağlamak için bir kampanya yürütüyor.

Hindistan'daki toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu bir kuruluş olan Varta Trust'tan Pawan Dhall, kuir aktivistlerin ve destek gruplarının toplulukta hayatta kalma zorluklarıyla karşı karşıya kalanlar için yardım etmeye koştuğunu belirtiyor. Dhall, Hindistan'ın doğusundaki aktivistlerin güncelleme gönderebildiği sesli bir blog oluşturdu. Bu tür projeler sağlık bilgilerinin yayılması, etkileşim için bir alan yaratılması ve bilgilerin her an arşivlenebiliyor olması gibi birçok işleve hizmet ediyor.

Sosyal izolasyon ve sosyal medya

Gelir, barınma ve gıdayla ilgili bariz sorunların ötesinde, LGBTQ+ bireyler ayrımcılık ve eşitsizlikler nedeniyle psikolojik rahatsızlıklara baş etmek konusunda daha kırılganlar. Özellikle güvenli olmayan alanlara geri dönerek “kapanmak” ya da cinsellikleri hakkında sessiz kalmak zorunda kalan LGBTQ+’lar için destekleyici kuir arkadaş ve müttefikler ile sosyalleşebilme olanaklarının kaybedilmesi çok endişe verici bir durum yaratıyor.

Grindr’in kurumsal sosyal sorumluluk kolu direktörü Jack Harrison Quintana, batıda yaşayanların diğer ülkelerden örnek alması gerektiğini, Grindr gibi buluşma uygulamalarının arkadaşlık ve karşılıklı destek için kullanıldığı örnekler olduğunu belirtiyor.

Bu alandaki araştırmalar, dijital platformların LGBTQ+ gençleri için genellikle cankurtaran olabileceğini gösteriyor. İngiltere’de ve Hindistan'da yardım hatlarına destek çağrısı yapan kişilerde önemli bir artış görülürken savunuculuk ve akran sosyal yardım çalışmaları şu an her zamankinden daha fazla çevrimiçi olarak gerçekleşiyor, ancak daha fazlası yapılabilir.

İnanç grupları bireylere yardım etme ve topluluk gruplarını destekleme konusunda oldukça etkili çalışmalar yürütürken, etnik azınlıktaki LGBTQ+ bireyler ise damgalanma ve negatif tepkiden çekindikleri için bu kaynaklara hala erişemiyorlar. Doğu Londra'da yaşayan ve şu anda evde izolasyonda olan Anjum (gerçek ismi değil) şöyle diyor: “Yaşadığım bölgede inanç grupları olduğu ve benim için gerekli malzemeleri satın aldıkları için şanslıyım. Ama sürekli cinselliğim hakkında bilgi edindiklerinde nasıl olacak diye endişeleniyorum, çünkü bu şehirde tanıdığım çok fazla insan yok.”

Bu, bir virüsün LBGTQ+ topluluğunu ilk kez tehdit ettiği örnek değil. Çoğumuz on binlerce insanı öldüren AIDS krizini hatırlıyoruz. Çoğu hükümet ve sağlık görevlisi mücadele etmek için çok yavaş davranmış veya kasıtlı olarak gerçekleri gizlemiş olsa da bu süreci atlatmamızı sağlayan LGBTQ+ topluluğunun dayanıklılığı ve bir araya gelerek sağlık hizmeti talep etmek için sokaklara çıkmalarıydı.

Koronavirüs salgınını yaşarken geçmişteki AIDS krizinden çıkarabileceğimiz dersleri derlediğimiz yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Kayıp ve keder LGBTQ+ topluluğu için maalesef yeni bir şey değil: Bugüne dek baskıya karşı öfkelendiler, zaferlerini kutladılar ve her şeyden önce hayatta kaldılar. Ancak önceki krizlerden farklı olarak bu kez, enfekte insanlar hakkında bir önyargı olmadığı için durum biraz daha farklı. Yine de, bu krizle tüm topluluklar birlikte yüzleşsek bile, kaynaklarımızı paylaşmaya devam etmek ve bu süreçte bizden daha savunmasız olabilecek toplulukların olduğu bilincinde olmamız çok önemli.

SHARE: