Menu TR

S360Mag

2 April

Koronavirüs salgınını yaşarken geçmişteki AIDS krizinden çıkarılabilecek 3 ders

Bu haberi 7 dakikada okuyabilirsiniz.

20. yüzyıl kuir ve trans politika tarihçisi Laurie Marhoefer yaşadığı şehir Seattle’da koronavirüs pandemisi nedeniyle hayatın durma noktasına geldiğini gördüğünde 1981 yılında AIDS krizinin yaşandığı dönemi hatırlıyor. Marhoefer’e göre HIV virüsünün ilk keşfedildiği zamandan bu yana hastalığın kontrol altına alınması ve tedavi edilmesi konusunda ciddi hatalar yapıldı ancak Amerikan hükümeti bu hatalardan oldukça önemli dersler çıkardı. AIDS krizinden çıkarılan bu dersler bugün içinde bulunduğumuz koronavirüs pandemisi için de yol gösterici olabilir.

1. Hızlı müdahale et ve büyük düşün

HIV virüsü insandan insana bulaşmasının daha zor olması ve kuluçka süresinin daha uzun olması gibi birçok yönden koronavirüsünden ayrılıyor. Bu özellikler HIV virüsünün yayılma hızını önleyecek önemli bilgiler olsa da bu hastalığın sağlık uzmanları tarafından fark edilmesi ve gerekli müdahalelerin yapılması oldukça zaman aldı. Yapılan çalışmalar HIV virüsünün 1920’lerde hayvanlardan insanlara geçtiğini gösteriyor. İnsanlara ilk geçiş anından itibaren 1981 yılına kadar birçok insanın ölümüne sebep olan virüs o yıllara kadar tespit dahi edilememişti. Ölen kişilerin başka hastalıklar dolayısıyla öldüğü varsayılıyordu.

1981 yılında ilk kez bulaşıcı bir hastalık olarak fark edilen HIV’nin henüz adı dahi konulmamıştı fakat ilk fark edildiği andan itibaren alınacak hızlı önlemler ve büyük çapta yatırımlar birçok insanın hayatını kurtarabilirdi. Hastalığın ilk keşfinden ancak 4 yıl sonra HIV virüsünü tespit edecek kan testi geliştirildi. Özellikle Amerika’da hükümet hastalık hakkında önlemler alma konusunda oldukça geç kaldı ve hatta 1982 yılında Beyaz Saray basın sekreteri olan Larry Speakes’in AIDS sorusu karşısında yaptığı homofobik şaka gösteriyor ki hastalık ancak belli bir kesimin hastalığı olarak görülerek göz ardı edildi.

Bu yıllarda hastalığın yalnızca homoseksüel erkeklere bulaştığı varsayımıyla birlikte hastalığı tedavi edecek ilacın geliştirilmesi konusunda araştırmaların teşvik edilmesi yerine homoseksüel erkeklerin karantinaya alınması gerektiği gibi öneriler sunuldu. 1990’larda ise bu durum iyileşme göstermeye başladı ve toplum sağlığı örgütleri HIV’nin yayılımını azaltmak amacıyla cinsel partnerlerle olan iletişimin ve HIV testlerinin önemi hakkında toplumu bilgilendirmeye başladı.

Şu anda koronavirüs salgını tüm dünyaya yayılmış durumda ancak AIDS krizinden farklı olarak bizler virüsün bulaşmasını nasıl önleyeceğimize dair önlemleri şimdiden biliyor ve uyguluyoruz. Elleri sık sık yıkamak, zorunda kalmadıkça evden dışarı çıkmamak ya da çıktığımızda da sosyal mesafeyi korumak gibi önlemleri küresel olarak tüm ülkeler uyguluyor ya da mümkün olduğunca uygulamaya çalışıyor.

2. Bu hastalık herkesi etkileyebilir

HIV’nin tespit edildiği ilk yıllarda hastalıkla ilgili yapılan tartışmalar yalnızca belli risk grupları üzerine yoğunlaşmıştı. Toplum sağlığı yetkilileri bile yalnızca homoseksüel erkeklerin, seks işçilerinin, uyuşturucu kullananların ve Haitililerin hastalık riski taşıdıklarını düşünüyorlardı. Daha sonraları görüldü ki ırk, etnik köken, cinsiyet ve cinsel kimlikler fark etmeksizin herkes bu hastalığa yakalanma riskine sahip.

HIV krizi bize yalnızca ‘’risk grupları’’ üzerine yoğunlaşmanın tehlikeli olabileceğini de gösterdi. Toplum sağlığı yetkililerinin alacağı karantina, seyahat kısıtlamaları, mekan kapatma gibi uygulamalar belli risk gruplarına yönelik önyargılı tutumlarla değil şeffaf ve bilime dayalı yöntemlerle yapılmalı. Aksi takdirde insanlar toplum sağlığı yetkililerinin bilim dışı ve taraflı davrandığını düşünebilir, bu da toplumda güvensizlik yaratabilir.

1980’lerde yalnızca risk grupları üzerine yoğunlaşılarak alınan önlemler homofobi, homoseksüeller için iş kaybı, evlerinden atılma, HIV pozitif çıkan kişiler için ömür boyu karantina altına alınma gibi olumsuz sonuçlara sebep oldu. Yaşanılan durum birçok gey aktivisti tarafından toplama kamplarına benzetildi.

Koronavirüsün ilk olarak Çin’de tespit edilmesi sebebiyle şu anda da Çinlilere karşı ırkçı yaklaşımlarda artış görülmekte. Dünya Sağlık Örgütü’nün de belirttiği gibi bu virüse ‘’Wuhan virüsü’’ ya da ‘’Çinli virüsü’’ gibi isimler koymak ırkçılığın yanı sıra insanları semptomlarını gizleme ve tedavilerini reddetme gibi olumsuz etkilere sebep olabilir. Virüsü bu şekilde isimlendirmenin aynı zamanda fazlasıyla yanıltıcı ve damgalayıcı bir yaklaşım olması sebebiyle ırkçılığı daha da arttırması mümkün. Bu durum Türkiye’de 65 yaş üzeri bireylere yönelik sokağa çıkma kısıtlaması getirilmesiyle birlikte ortaya çıkan yaşlı ayrımcılığını akıllara getiriyor. Psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce 65 yaş üstü bireylere getirilen sokağa çıkma kısıtlamasının getirilmesiyle birlikte yaşlı vurgusunun çokça yapıldığını ve bu durumun ‘’riskli değil tehlikeli’’ gibi bir algı oluşturduğunun altını çiziyor. Getirilen kısıtlamanın ardından yaşlılar sosyal medyada da çeşitli saygısız söylemlere ve zorbalığa maruz kalmışlardı.

3. Toplum sağlığına ve araştırmaya yapılacak yatırımlar çok önemli

AIDS krizinden çıkarılabilecek derslerden üçüncüsü, HIV virüsünü toplum sağlığı önceliği yapma, hastalığı iyileştirecek ilaçlar geliştirme ve bunları hastalara ulaştırma konusunda oldukça geç kalınmış olmasıydı. Bu yavaş ve geç kalınmış müdahale sonucunda her yıl neredeyse 1 milyon insan AIDS nedeniyle hayatını kaybediyor. Bugün bile bakıldığında HIV pozitif tanısı konulmuş birçok insan ilaçlara erişemiyor. Ancak hala umut var. 1996 yılında HIV virüsüne karşı geliştirilen tedavi tanıtıldı ve 2004 yılında önemli bir adım atılarak bu mucize ilaçlar ihtiyacı olan AIDS hastalarına ulaştırılmaya başlandı. Bu durum bizlere toplum sağlığı ve bilimin neler başarabileceğini de göstermiş oldu.

Özellikle ekonomik durumu iyi olan ülkelerde toplanan araştırma fonları sayesinde AIDS hastalığı fazlasıyla yıkıcı olabilecek bir epidemi olmaktan çıkarak yönetilebilir bir kronik hastalık haline geldi. Ekonomik durumu iyi olmayan ülkelerde yaşayan AIDS hastaları için bile durum eskiye kıyaslandığında çok daha iyi bir durumda. Küresel olarak AIDS hastalığından dolayı yaşanan ölümler 2017 itibariyle yarıya inmiş durumda.

Koronavirüs için de daha önceki deneyimlerden ders alarak hala hızlı ve akıllıca alınacak önlemler için umut var.

SHARE: