Menu TR

S360Mag

23 January

Küresel Riskler Raporu 2020 yayımlandı

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından her yıl düzenli olarak yayımlanan Küresel Riskler Raporu (The Global Risks Report), bu sene 2020 ve bu seneyi takip eden 10 yıl boyunca küresel refahı etkileyebilecek başlıca riskler ile ilgili geniş bir perspektif sunuyor.

Rapor jeopolitik dengesizlik, ekonomi, iklim, biyolojik çeşitlilik, teknoloji ve halk sağlığı sistemlerine yönelik riskleri ayrı başlıklarda inceliyor. Öne çıkan noktalar arasında 2020 yılında ekonomik ve politik kutuplaşmanın artacağı ve önümüzdeki 10 yıl içinde beklenen en büyük beş uzun vadeli küresel riskin tamamının iklim kaynaklı olacağı öngörülüyor. Raporun sonucunda ise bu alanlara yönelik tehditlerle savaşılması için dünya liderleri, şirketler ve siyasete yön verenler arasında bir iş birliğine ihtiyaç duyulduğu belirtiyor.

Gelişen risklerin genel görünümüne bakıldığında ortaya çıkan önemli noktaları aşağıdaki gibi derledik.

İlk sırada ulusal bazlı politikaların uluslararası ilişkileri giderek daha kırılgan hale getirme riski karşımıza çıkıyor. Bu kırılganlık devam ettiği takdirde ise küresel öncelikler üzerinde iş birliği sürecinin zorlaşacağı düşünülüyor. Küresel Riskler Raporu daha önceki yayınlarında makroekonomik kırılganlıklar ve finansal eşitsizlik nedeniyle küresel ekonomi üzerinde negatif bir baskı olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Bu baskılar 2019 yılında artmaya devam etti. Dünya liderlerinin içe dönük ekonomik politikalar benimsemesi ve büyük güçler arasındaki ekonomik çatışmalar ekonomideki yavaşlamayı daha da yoğun hala getiriyor. İklim değişikliği ve artan çeşitlilik kaybı da önemli bir risk olarak sıralanıyor. Geçtiğimiz son on beş yıl rekor sıcaklığa, doğal afetlerin şiddetinin ve sıklığının artmasına ve beraberinde aşırı hava koşullarına tanık oldu. Sürdürülebilir ekonomik büyüme sağlanmadıkça ve toplumların kutuplaşması engellenmedikçe, iklim risklerinin sistematik olarak ele alınması gerçekçi görünmüyor. Rapor “biyoçeşitlilik kaybını” önümüzdeki on yıl için ikinci en etkili ve üçüncü en büyük risk olarak değerlendiriyor. Biyoçeşitlilik kaybının gıda ve sağlık sistemlerinin çökmesinden tedarik zincirlerine kadar birçok kritik etkisi var. Biyoçeşitlilik gösteren ekosistemlerin, karbon depolama ve yıllık 33 trilyon dolar değerinde ekonomik fayda sağlaması gibi faydaları belirtiliyor. Teknolojik gelişmeler, birçok ekonomik ve sosyal faydayı beraberinde getiriyor. Ancak aynı zamanda buna bağlı olarak paralelde gelişen risklerin ekonomik istikrarı tehdit edebileceği, jeostratejik rekabete zarar verebileceği, ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit edebileceği düşünülüyor. Gelişen teknoloji risklerini doğuran faktörler arasında internete erişimdeki eşitsizlik, siber güvenlik ve teknolojik yönetim eksikliği sunuluyor. Sağlık sistemi üzerindeki baskıların ise değişen toplumsal, çevresel, demografik ve teknolojik eğilimler kaynaklı olacağı öngörülüyor. Dönüştürücü teknolojiler, ilaçlar, sigorta çözümleri ve sağlık hizmetlerinin yeni riskleri beraberinde getirebileceği düşünülüyor.

Raporda özellikle iklim konusunda ortaya çıkabilecek fırsatların karşılaştığımız risklerle başa çıkmayı kolaylaştırabileceğinin de altı çizilmiş.

Genç nüfus en büyük fırsat olarak karşımıza çıkıyor. Bugünün çocukları ve gençleri aynı zamanda yarının seçmenleri, işçileri, yatırımcıları ve tüketicileri konumunda. Dolayısıyla politik ve iş hayatını yeniden düzenleyebilecek güce onların sahip olacağı belirtiliyor. Bugünün gençleri iklim değişikliği konusundaki endişeleriyle uyumlu işler talep ettikçe, işgücü iklim aktivizmi daha yaygın hale gelebilir ve güçlü çevresel kimliğe sahip olmayan şirketler bu konuda yetenekler aramaya başlayabilir. Son olarak, tüketiciler artık bitki bazlı diyetler ve/veya uçak seyahatlerini azaltmak gibi daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemeye ve düşük karbonlu ürünler talep etmeye başlıyor. Değişmekte olan tüketici talepleri beraberinde arzın da buna uygun olarak dönüşmesini tetikleyebilir.

Rapor tarafından sıralanan risklerle başa çıkmak ve olumsuz sonuçları hafifletmek için koordineli ve çok paydaşlı bir harekete ihtiyaç duyuluyor. Daha iyi bir gelecek, ancak, 2020 yılında dünya liderlerinin iş birliklerini güçlendirmesi ve toplumların tüm kesimlerini kapsayan politikalar oluşturması durumunda mümkün olabilecek.

SHARE: