Menu TR

WE TALK

16 August

İklim değişikliğine bağlı centrifikasyon kentsel eşitsizliği arttırıyor

Tarih boyunca birçok büyük şehrin, okyanusların, doğal limanların veya diğer su kütlelerinin yakınlarına kurulmasından dolayı iklim değişikliğine bağlı centrifikasyondan en çok etkilenen şehirler arasında Miami, New York, Tokyo, Londra, Şangay ve Hong Kong gibi şehirler gösteriliyor. Vietnam’daki Ho Chi Minh City ve Hindistan’ın başkenti Mumbai gibi dünyanın daha az gelişmiş ama daha hızlı kentleşen şehirlerin ise, iklim değişikliğine bağlı centrifikasyon sonucu daha da büyük kayıplar yaşayabileceği düşünülüyor.

2050 yılına gelindiğinde iklim değişikliği ve su seviyesi yükselişine bağlı olarak meydana gelen sellerden kaynaklanan kayıpların maliyeti yıllık 60 milyar doları aşabilir. Ancak iklim değişikliği şehirler için başka bir risk daha oluşturuyor. Harvard Üniversitesi’nden Jesse Keenan, Thomas Hill ve Anurag Gumber’in yaptığı araştırmaya göre küresel iklim değişikliği, şehirler için ‘iklim değişikliğine bağlı centrifikasyon’ riskini oluşturuyor. Hala gelişmekte olan ve tam olarak tanımlanamayan centrifikasyon teorisi, iklim değişikliğinin, barındırabilecekleri insan sayısı ve beraberinde oluşan altyapı kapasiteleri nedeniyle gayrimenkuller arasında değer farklılıkları yaratması olarak açıklanıyor. Bu tür fiyat dalgalanmaları, mevcut popülasyonların centrifikasyon nedeniyle yer değiştirmesine yol açarak kentsel gelişimi dolaylı veya dolaysız yoldan etkileyebilir.

Environmental Research Letters’da yayınlanan bu çalışma, iklim değişikliği ve su seviyesinde yükselme riskleri taşıyan şehirlerde, daha yüksek rakımlardaki gayrimenkullerin diğer yerlerden daha yüksek oranda değerlendiğini savunan rakım hipotezini geliştirdi. Bu çalışmada Miami (Miami-Dade Bölgesi), iklim değişikliği konusunda ülkenin ve dünyanın en fazla risk altında bulunan şehri olarak ele alındı.

Araştırmacılar, 1971 ile 2017 yılları arasında ABD Jeolojik Anketi verilerine dayanarak, farklı rakımlardaki ve farklı su seviyesi yükselmesi riski altındaki gayrimenkullerin değerlerini incelediler ve Miami-Dade gayrimenkul değerleme şirketinden satılan 800.000 gayrimenkulün datasını topladılar. Data sonuçlarının, rakım hipotezini ve iklim değişikliğine bağlı olan centrifikasyonu desteklediği belirlendi. Bu zaman aralığında yüksek rakımlardaki gayrimenkullerin değerleri artarken daha alçak rakımlardakilerin değer kaybettiği gözlemlendi. Aynı zamanda bu çalışmada, 2000 yılından bu yana alçak rakımlardaki gayrimenkullerin fiyat artışlarının, daha yüksek rakımlardakilerin artışına denk olmadığını işaret eden mağduriyet hipotezi sunuldu. Genel olarak, Miami’de rakımın gayrimenkul fiyatlarındaki değişimi en çok etkilediği yerler, kıyı ve yüksek sel riski altındaki yerler olarak belirlendi.

Bu çalışmaya göre iklim centrifikasyonu üç temel nedene dayanıyor. Birincisi ve en yaygın olanı, yatırımcıların sermayelerini daha yüksek rakımlara taşıması, ikincisi iklim değişikliğinin arazideki yaşam maliyetini arttırmasıyla, yalnızca varlıklı hanelerin yerlerinde kalabilmeleri, düşük gelirli hanelerin ise artan sigorta maliyetleri, emlak vergileri ve onarım masrafları gibi nedenlerle mülklerini terk etmek zorunda kalmaları olarak belirtiliyor. Üçüncü neden de, Kopenhag’da yaşandığı gibi, arazinin daha dayanıklı olması için yeniden yapılandırılması olarak gösteriliyor. Kopenhag’da bazı mahalleler dayanıklılıklarının arttırılması amacıyla yükseltilmiş ve sonucunda bu yükseltilen yerlere varlıklı kişiler taşınmış, daha düşük gelirli haneler ise buradan taşınmaya mecbur kalmıştı.

Bu çalışma, yeterince bahsedilmeyen centrifikasyonun önemli bir özelliğini doğruluyor. Centrifikasyon, insanların yaşam alanı tercihlerini yansıtmıyor, aksine büyük yapısal güçlerin ve büyük kamu yatırımlarının ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin su seviyesi ve sel baskınları arttıkça, Miami’nin yeni hatlar boyunca ayrılacağı ve mekânsal eşitsizliğin daha da artacağı düşünülüyor.

SHARE: