Menu TR

S360Mag

12 March

Yeşil tahviller gerçekten sürdürülebilir mi?

Yeni finans trendi olan yeşil tahvillere olan ilginin artışı, yatırımcıların iklim değişikliğinin bilincinde olduğuna işaret etmekte. Peki nedir bu yeşil tahvil? Investopedia’nın tanımına göre yeşil tahvil, özel olarak iklim ve çevre projelerine fon sağlamak için tahsis edilen bir çeşit sabit gelir enstrümanı. Bu tahvillerin ilk destekçilerinden biri ise Dünya Bankası’na bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Finans Kurumu (IFC). The Wallstreet Journal’ın haberine göre yeşil tahvil satışları tahvil piyasasının büyüklüğüne kıyasla belirgin olmasa da artan bir grafik çizmekte. Öte yandan, yeşil tahvillerin popülerliği arttıkça bunların çevresel sorunlara eğilmede ne kadar etkisi olduğunu irdeleyen sesler de yükselmeye başlıyor.

Örneğin, Naked Capitalism adlı online finans ve ekonomi blogunda kaleme alınan bir makale, yeşil tahvillerin sürdürülebilirliğe olan katkısına kritik bir yaklaşım getiriyor. Sorgulanan esas nokta ise yeşil tahvillerin özel sektörün gerçekte çevre sorunlarına olan etkisini olduğundan fazla gösterip göstermediği.

Makalede yer alan verilere göre 2019’da yeşil, sosyal ve sürdürülebilir tahviller küresel tahvil ihracının yüzde 4,5’ini oluşturmuş ve 2020’de bu rakamın yüzde 5 ila 7 arasında seyretmesi beklenmekte. Artan bu trend ilk bakışta olumlu bir tablo çizse de makalede yeşil tahvillerin bazı dezavantajlarının da unutulmaması gerektiğinin altı çizilmekte.

Makale, yeşil tahvilleri ‘dünya yanarken boşa zaman harcama’ya benzetmesiyle tartışmayı açıyor. Bazı yatırımlara ‘yeşil’ mührünü basmanın yatırımcı davranışını değiştirmede kayda değer bir etkisi olmadığını söylüyor. Her ne kadar yeşil tahviller yatırımcıyı daha yararlı yatırımlara yönlendiriyor gibi gözükse de yatırımcıların çevreye zararlı yatırımlardan sadece seçime bağlı olarak uzak durduğunu da unutmamak gerekiyor. ABD’de tüketilen enerjinin yüzde 75’inin hala fosil yakıtlardan geldiği düşünülürse bu, üstünde durulması gereken bir nokta.

İkinci argüman ise toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak kaynakların harekete geçirilmesinde özel finansman kullanımının yanlış bir yol olması. Pek çok araştırmanın da ortaya koyduğuna göre, özel yatırımcılar getiri taleplerini çok yüksek tutma eğilimindeler. Bu da en ‘yeşil’ yatırımcının bile söz konusu market getirilerinde düşüşe sebep olabilecek uzun vadeli bir yatırıma ne kadar sıcak bakacağını sorgulatıyor. Daha da önemlisi, ekonomiyi yeniden yapılandırma çabalarının esas itibariyle bir ‘getiri’ sorunsalı değil, medeni bir seviyenin devamlılığını sağlamakla ilgili olması gerektiğine de parmak basılıyor.

Öte yandan makale, yeşil tahvil gibi trendlerin ‘green-washing’ (yeşil badana), yani aklama boyutu da olabileceğine dikkat çekiyor. Burada Financial Times’ın karbon azaltma projeleriyle ilgili bir yazısına değinerek ağaçlandırma girişimlerinin dahi doğru koşullar altında yapılmadığında ormanlık alanları genişletme ve oksijen üretimi artışına bir katkısı olmadığı örneğini veriyor. Bu da yeşil tahvillerin de diğer bir takım yeşil projeler gibi net getirisinin sorgulanması; hatta diğer sınırlı kaynakların kullanımını ne derecede artırabileceğinin incelenmesi gerektiği konusunu gündeme getiriyor.

Sonuç olarak bu makale, yeşil tahvillere şüpheli bir gözle bakıyor ve çizdiği tabloyu bir diğer karamsar argümanla tamamlıyor: Günün sonunda yeşil tahviller PR (halka ilişkiler) kaygılarıyla aracıların kazancını artırmaktan öteye gidemiyor. Büyük finans şirketlerinin, genç ve yatırım stratejilerinden bihaber yeni yatırımcıları vicdan temizleme kampanyasıyla kendine çekme girişiminin yeni formunun yeşil tahviller olduğunu tartışan bu makale, genel olarak ‘yeşil yatırım’ın aslında doğaya ne kadar katkısı olup olmadığını okuyucuya sorgulatıyor.

SHARE: