Menu TR

S360Mag

6 February

2019 Küresel Risk Raporu yayımlandı

Küresel Risk Algısı Anketi’nin ortaya çıkardığı sonuçlarla hazırlanan Küresel Risk Raporu, arka planda dünyanın birçok bölgesinde ve çeşitli konular hakkında yaşanan politik gerilimlerin eşliğinde yayımlandı. Ankette; kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarından yaklaşık 1000 katılımcı dünyanın karşı karşıya olduğu riskleri değerlendirdi.

“Dünya bilinçsizce bir krize doğru mu yürüyor?” sorusundan yola çıkarak küresel risklerin büyüdüğünü ve çeşitlendiğini ortaya koyan raporda, kolektif bir şekilde alınması gereken önlemlerin yetersiz kaldığı belirtiliyor. 2018 raporunda bahsedilen “devlet merkezli politikalara geçiş”in hızlı ve güçlü bir şekilde devam ettiği dünya sahnesinde; bu temelin üzerinde makroekonomik riskler, jeopolitik ve jeoekonomik gerilimler, teknolojiden kaynaklanan sorunlar ve katılımcılar tarafından en endişe verici risk olarak görülen iklim değişikliğine bağlı çevresel yıkımlar şekillendi.

Raporda uluslararası ekonomik ortamda yaşanan olumsuz gelişmeler kısa vadede büyümesi beklenen tehlikelerden biri olarak gösteriliyor. Katılımcıların %91’i dünya devleri arasındaki anlaşmazlıkların, %88’i de ticaret anlaşmalarının ve kurallarının ihlal edilmesinin 2019’da ekonomik sorunların artışına sebep olacağını düşünüyor. Bunun yanında finansal piyasalardaki dalgalanmalar ve gelir eşitsizliği de en büyük ekonomik sorunlar arasında gösteriliyor.

Ekonomik sorunların temel sebebi olarak gösterilen jeopolitik gerilimler, başlı başına bir risk olarak raporda inceleniyor ve bu gerilimlerin ekonomik alanın dışında başka alanlara yayılması da muhtemel görülüyor. Uluslararası arena büyük güçler arasındaki sürtüşmelerin yanı sıra ulusal çaptaki politik gelirimler de toplumsal kutuplaşmalara ve yönetim zafiyetlerine sebep olduğu için birçok ülkenin politik ortamının işlevselliği hakkında soru işaretleri yaratıyor. Kuzey Kore ile ABD ve Güney Kore arasındaki diplomatik ilişkilerin artması ve Kuzey Kore’nin nükleer programı hakkındaki gerilimin ve belirsizliğin azalması ise geçtiğimiz yılın olumlu olarak yorumlanabilecek tek politik gelişmesi olarak gösteriliyor. Teknolojik gelişmelerin ise bu gerilimleri daha da kızıştırabileceği düşünülüyor. Geçen yılın raporunda vurgulanan siber saldırılar ve veri hırsızlığına ek olarak yalan haberler ve kimlik bilgilerinin şirketlere ve hükümetlere sızdırılması da teknolojik riskler arasında sıralanıyor. Yapay zeka ve nesnelerin interneti gibi gelişmiş teknolojiler de dijitalleşmeyi hayatın her alanına yaymaları sebebiyle bu endişeleri büyütüyor.

Raporda çevresel riskler ise en büyük sorun olarak değerlendiriliyor.Katılımcılar, en büyük etkiye sahip tehlikelerden biri olan iklim değişikliğiyle mücadele için ortaya koyulan anlaşma ve eylem planlarının uygulamada başarısız olmasından endişe duyuyor. Çevre sorunlarının altında incelenen bir başka gelişme de biyoçeşitliliğin hızla azalması olarak karşımıza çıkıyor: 1970’ten günümüze biyoçeşitlilikte %60 oranında azalma yaşanması gıda zincirini olumsuz etkiliyor. Bu etkilere bağlı sosyoekonomik sorunların artması bekleniyor.

Raporun Gelecek Şokları adlı bölümünde ise gittikçe daha da karmaşık ve iç içe geçmiş hale gelen dünyada meydana gelebilecek, ani ve ciddi çöküntülere yer veriliyor. Örneğin Hava Durumu Savaşları başlığı altında hava koşullarının belli bölgelerde olumsuz yönde manipüle edilebileceğinden bahsediliyor. Kırsal ve kentsel alanlar arasında; değer yargıları, yaş ortalamaları, eğitim seviyesi, refah gibi konulardaki uçurumun daha da artacağını öngören Kent Limitleri senaryosu, bu farkların daha büyük sorunların başlangıcı olabileceğini ortaya koyuyor. Dijital Hapishane kavramı ise biyometrik gözetlemeyle sağlanan yeni kontrol biçimlerinin kullanılması olarak tanımlanıyor. Duyguları algılayabilen ve bunlara cevap verebilen yapay zeka teknolojileri de Duygusal Bozulma başlığı altında inceleniyor. Gıda ve su tedarikinin günlük hayatın en önemli sorunlarından biri haline gelmesi de gelecek şokları arasında gösteriliyor.

Raporun sonunda ise risklere karşı alınması gereken önlemlere ve risk yönetimiyle ilgili önerilere yer veriliyor. András Tilcsik ve Chris Clearfield yalnızca raporda belirtilen küresel risklerin değil günlük hayatta ve iş hayatında karşılaşılabileceğimiz risklerin de yönetimiyle ilgili tavsiyelerde bulunuyorlar. Bunlardan bazıları; küçük başarısızlıklardan büyük dersler çıkarmak, olaylara ve durumlara karşı şüpheci yaklaşımı arttırmak; gerektiği zaman bir işten vaz geçmeyi bilmek ve başarısızlık senaryolarını da planlara dahil etmek olarak karşımıza çıkıyor.

SHARE: