Menu TR

S360Mag

30 April

1970 Dünya Günü’nden beri değişenler: Unilever ve WWF liderleri anlatıyor

Bu haberi 7 dakikada okuyabilirsiniz.

Bu yıl ellincisini kutladığımız 22 Nisan Dünya Günü modern çevre hareketinin doğuşunu temsil ediyor.

1970'te ilk Dünya Günü’nde Amerika’da 20 milyon kişi (o günkü ABD nüfusunun %10’u) gezegeni korumak ve yeni bir yol talep etmek için sokakları ve üniversite kampüslerini doldurdu. Bugün gezegenin en büyük sivil hareketlerinden kabul edilen Dünya Günü, Amerika Birleşik Devletleri’nde dönüm noktası olarak görülen birçok çevresel reformun kabul edilmesine yol açtı: 1970 yılı sonunda ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) kuruldu ve bununla birlikte ilk örneklerden kabul edilen çevre yasalarının ortaya çıkmasını sağladı (Temiz Hava Yasası, Temiz Su Yasası, Tehlikedeki Türlerin Korunması Yasası gibi).

Ancak tabii ki ilk Dünya Günü’nden beri çok fazla şey değişti. Yarım yüz yıl sonra bugün, Covid-19 salgınının zirvesinde, dünyanın birçok büyük şehrinde hava kirliliği daha önce eşi görülmemiş bir şekilde azaldı ancak ortak alanlarda maske takıyoruz; gençlerin önderliğindeki çevre aktivizmi bir kez daha yükselişte ancak yüz yüze büyük buluşmalar gerçekleştiremiyoruz.

Daha önce benzeriyle karşılaşmadığımız bu değişikliklerin ortasında, CEO'lar ve diğer liderler geçen hafta gerçekleşen Yale Kurumsal Sürdürülebilirlik Zirvesi için toplandılar. Kurumsal sürdürülebilirliğin geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine konuşarak 700'den fazla webinar katılımcısına seslendiler.

İlk Dünya Günü’nden beri değişen üç ana başlık öne çıktı:

1. Özel sektör muhaliflikten savunuculuğa geçiyor

İlk Dünya Günü sırasında, endüstri açık bir şekilde düşman rolündeydi. Şirketler yalnızca havaya duman püskürten ve su yollarına artık yağlar döken işletmeler olarak görülüyordu. İş dünyası liderleri de bu kötü rolden kaçınmak için çok az şey yaptılar. Dünya Günü’nden sadece birkaç ay sonra, ekonomist Milton Friedman "kurumsal sosyal sorumluluğun kâr artırmak için olduğunu" savunan ve bugün çok da iyi bir şekilde hatırlamadığımız makalesini yazdı.

Bugüne geldiğimizde ise kötü aktörler bir sorun olmaya devam ediyor, ancak birçok kurumsal davranış temel olarak değişti.

Zirveyi organize eden Yale profesörlerinden Dan Esty, etkinlikte CEO’ların geçmişteki kurumsal liderlerden çok daha farklı bir ton kullandığını gözlemlediğini dile getirdi: “Milton Friedman dünyasında bazen hissedar önceliği olarak adlandırdığımız şey şimdi bir paydaş iş modeli haline geldi.”

Daha bütünsel bir bakış açısına doğru gerçekleşen bu değişim, Trane Technologies CEO'su Mike Lamach'ın açıklamalarında özellikle belirgindi: "Amacın kârlılıktan daha önemli olduğu bir hedefimiz var. Çünkü günün sonunda inanıyoruz ki amaç çalışanlarımızı bize bağlayan şey. Önemli deneyimler yaratan ve böylelikle hissedar gelirlerini de artıranlar şirketle birlikte kalan da çalışanlarımız.”

Öte yandan tabii ki, yeşil yıkama (greenwashing) ilk Dünya Günü’nden bu yana daha büyük bir endişe haline geldi, çünkü bazı şirketler çevreye olan olumsuz etkilerini önemli ölçüde azaltmadan sürdürülebilirlik dilini ve imajını benimsiyor. Ancak birçok lider, gerçek bir dönüştürücü değişim için hazır.

Uzun zamandır kendini sürdürülebilirlik alanında önde tutmayı hedefleyen Unilever’in CEO’su Alan Jope, kapitalizmin yeni bir modeline geçişi vurguladı: "Geleceğin şirketlerinin bir duruş alarak büyük sosyal ve çevresel konularda harekete geçmesi, önce hissedar anlayışından önce paydaşa evrilmesi gerektiğine inanıyoruz. … Ve bunu yapmayanlar, basit bir şekilde söylemek gerekirse, başarısız olacaklar."

2. Covid-19 pandemisi diğer risklere dair bir uyarı işareti ve aynı zamanda bunları ele almak için bir fırsat

Dünya Günü’nün 50. yıldönümünün Covid-19 salgınının tüm dünyayı etkisi altına aldığı bir zamana denk gelmesi sebebiyle Sürdürülebilirlik Zirvesi’nin en büyük tartışmaları da bu eksende gerçekleşti. Covid-19'a neden olan yeni koronavirüsün ortaya çıkışının insanlar ve doğa arasındaki ilişkideki kırılmayı gözler önüne serdiği ve bu ilişkiyi yeniden düşünmek için bir fırsat sunduğu tartışıldı.

ABD’deki WWF (Dünya Vahşi Yaşam Fonu) CEO'su ve Başkanı Carter Roberts, "Yalnızca yüksek riskli kategorilerde yer alan yaban hayvanları tüketimine son vermek zorunda değil, aynı zamanda dünyanın tüm bölgelerindeki insan sağlığını ve bu insanların geleceklerinin çevresel bozulmayla nasıl bağlantılı olduğunu düşünmek zorundayız. Hepimiz birbirimize bağlıyız.” diyor.

Şu an içerisinde bulunduğumuz küresel duraklama, şirketlere düşünme ve gelişme şansı sunuyor. Kısa dönemde bazı sürdürülebilirlik girişimleri beklemeye alınmış olabilir, ancak orta ve uzun vadede birçok şirket taahhütlerini iki katına çıkartıyor, hatta sistemik riskleri daha iyi ele almak için stratejilerini değiştiriyor.

3. Yeni nesil liderler daha da fazla eylem talep ediyor

Genç kuşaklar sürdürülebilirliğe derinden değer veriyor ve yetenekleriyle birlikte satın alma güçlerini bir etki yaratma amacıyla yönlendiriyorlar. Tüketiciler ne kadar genç ise sürdürülebilir olduğunu düşündükleri ürünler için daha yüksek bir fiyat ödemeleri o kadar olası oluyor.

Tabii ki gençler bu tercihlerini yalnızca satın alma güçleriyle göstermiyorlar: Dünya çapında yorulmadan kararlı bir aktivizm sergiliyorlar ve iş dünyası liderlerinin dikkatini çekiyorlar.

Unilever CEO’su Jope, genç nesillerin sürdürülebilirlik için en güçlü sesler olmaya devam edeceğini belirtti – özellikle böyle bir küresel bir krizi deneyimledikten sonra: "Koronavirüs sonrası dünyada bu konularda daha büyük bir farkındalık ve daha büyük bir değişim talebi olacak. Ve bence bu genç insanlardan gelecek."

Bunların yanı sıra, Sürdürülebilirlik zirvesindeki diğer bir kilit mesaj tam olarak dile getirilmese de gözlerden kaçmadı. Jope, zirveyi başlatan ve sürecin büyük bir çoğunluğunda yer alan 50 yaş üstü on beyaz erkekten oluşan konuşmacı sırasında sekizinciydi. Önümüzdeki elli yılın liderlerinin bu gruptan çok daha farklı görünmeleri ve sürdürülebilirliğe daha büyük bir aciliyet ve kararlılıkla yaklaşmaları çok olası – zira önümüzdeki zorluklar daha azını gerektirmiyor.

Covid-19 pandemisiyle birlikte insanların gezegeni ve bununla birlikte birçok şeyi etkilediğini, bilimin dikkate alınması gerektiğini ve hepimizin bir şeyler yapabileceğini bir kez daha hatırladık. Dünyanın her yerinde aldığımız eylemler koronavirüsle mücadelede kritik bir öneme sahip ve geleceğimizi de bu bilinçle şekillendirmek bizim elimizde.

Geleceğin liderlerinin dünyaya nasıl bir etkisi olabilir? Dünya Günü’nün 2016’daki yıldönümünde 170 ulus tarafından imzalanan Paris Anlaşması küresel ısınmayı 2° ile sınırlı tutmayı öngörüyor. Gelin önümüzdeki senelerde uygulanabilecek politikalar ve bunların etkilerine Bloomberg Green’in hazırladığı simülatör ile göz atalım. Simülatöre bu linkten erişebilirsiniz. Küresel ısınmayı yavaşlatmak sizin elinizde!
 

SHARE: