Menu TR

S360Mag

16 April

Olağanüstü Yasal Güçler ve Demokratik Haklar

Bu haberi 7 dakikada okuyabilirsiniz.

Birçok ülke yönetimi koronavirüs pandemisi sebebiyle ülke çapında aldığı acil önlemler ve kısıtlamalarla salgının önüne geçmeye çalışıyor. Koronavirüsün yayılım hızını azaltmak ve hasta sayılarını kontrol edilebilir düzeyde tutmak amacıyla dünya çapında seyahat yasakları getirildi. ‘Evde kal’ çağrısı her fırsatta yinelenirken bu stratejinin sağlık sistemlerini ayakta tutmak için olan öneminden de bahsediliyor. Öte yandan bu kısıtlamaların politik liderlerin otoriter güç kullanımı uygulamasına sebep olup olmayacağı tartışma konuları arasında. Koronavirüs salgını ülkelerin sağlık sistemlerini, ekonomik dayanıklılıklarını sınayacağı gibi aynı zamanda hükümetlerin insan haklarına ve birey özgürlüğüne olan bağlılığını da sınayacak. Gelin hep birlikte koronavirüsün demokrasiye olan etkilerini 5 ülke özelinde inceleyelim:

Macaristan

30 Mart tarihinde Macaristan parlementosunda alınan kararla birlikte Macaristan başbakanı Viktor Orban’a koronavirüs pandemisi sebebiyle kararname ile yürütme yetkisi verildi. Alınan kararla birlikte yeni çıkarılacak kararnameler için parlemento onayı gerekliliği ortadan kalkmış oldu. Artık hükümet gerekli gördüğü uygulamalar için parlemento onayı gerekmeden kararname çıkarıp yürürlülüğe koyabileceği gibi yürürlükte olan yasaları da gerekli gördüğü durumlarda iptal edebilecek.

Bu durum, Orban’ın 2010 yılındaki seçiminden beri Macaristan’ın otoriterizme yönelim göstermesi ile birleşince endişe yaratmakta. Ülkesinin daha önce hiç duyulmamış bir ‘illiberal demokrasi’ örneği olabileceğini duyurduğundan beri medya, yargı ve sivil toplum gibi demokratik kurumları zayflatmaya çalışan Orban’ın koronavirüs krizi ile bu uğraşlarını daha da ileriye götürmesini meşru kılabileceğinden korkuluyor.

Koronavirüsle mücadele kararın süresi belirlenmemiş bir zaman dilimi boyunca uygulanacak olması demokratik endişeler yaratırken kararla ilgili resmi yazıda uygulanacak zaman dilimi ‘salgın tehlikesi geçinceye kadar’ şeklinde belirtiliyor. Çıkan karara göre bu uygulama devam ettiği sürece ülkede seçim ve referandum yapılamayacak. Öte yandan ‘karantinayı ihlal etmek’ ve ‘yanlış bilgi yaymak’ suçları hapis cezası ile sonuçlanabilecek.

Hindistan

Koronavirüs salgınından iki ay önce, Hindistan’da yürürlüğe giren yeni yasa sebebiyle ülke çapında büyük çapta protestolar gerçekleştirildi. Yeni çıkan yasaya göre Müslüman olanlar dışında Güney Doğu Asya’dan gelen tüm mültecilere vatandaşlık hakkı tanınacak. Yasa bu anlamda hem laikliği ihlal ettiği hem de dini grupları dışlayarak ötekileştirdiği gerekçesiyle büyük çapta tepkilere sebep oldu. Yapılan protestolarda polis birçok protestocuyu gözaltına alırken aynı zamanda birçok kişi de fiziksel şiddete maruz kaldı.

Ülkede yeni yasaya karşı yapılan en büyük protestolardan biri Müslüman kadın grupları tarafından Delhi’de işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı Shaheen Bagh bölgesinde gerçekleştirildi. Bu protesto ataerkinin baskın olarak görüldüğü ülkede tarihe geçen en büyük kadın protestolarından biri oldu.

Shaheen Bagh bölgesinde yüz gündür devam eden protesto 23 Mart günü ülke çapında uygulanması kararlaştırılan COVID-19 karantinası sebep gösterilerek polis tarafından sona erdirildi.

Şubat ayında polis güçleri hükümet karşıtı protesto yapanlara aşırı güç uygularken aynı zamanda Delhi’de müslüman mahallelere yapılan şiddet saldırılarına göz yumduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.

Koronavirüs karantinası sebebiyle sokaklarda artan polis gücü Hindistan’daki azınlık grupların kendilerini güvensiz hissetmesine sebep oluyor. Hindistan sokaklarında bu sıralar sıklıkla uygulanan fiziksel şiddet ve gözaltılarla birlikte hükümetin pandemiden kaynaklı kaosu protesto ve sivil toplum aktivizmini bastırmak amacıyla kullanabileceği endişesi gündemini koruyor.

Zimbabwe

Henüz rapor edilen koronavirüs vakalarının oldukça az olduğu Afrika’da birçok bölgede pandeminin sebep olduğu kaos hükümetleri vatandaşları koronadan koruma adı altında devlet gücünün fazla kullanımına sebep oluyor.

Zimbabwe’de otoriter olarak görülen hükümet şimdiden toplumda korku ve güvensizliğe sebep oluyor. Ani alınan bir kararla birlikte 30 Mart tarihinde ülkede 21 gün karantina uygulaması başlatıldı. Karantina süreci boyunca hükümet tarafından vatandaşa herhangi bir ekonomik yardım sözü verilmezken Zimbabwe’nin halihazırda ekonomik krizle mücadele eden ülkelerden biri olduğu biliniyordu.

Koronavirüs pandemisi öncesinde bile su, yemek gibi temel mallara ulaşımda sıkıntı yaşayan vatandaşlar karantinayla birlikte yemek bulmakta zorlanıyor. Bu durum ülkedeki şiddet ve baskıyı arttırarak koronanın demokrasiye vurduğu darbelerden biri olarak zihinlerde yer ediyor.

Peru

15 Martta Peru’da olağanüstü hal ilan edilmesinden kısa bir süre sonra Peru başkanı Martin Vizcarra’nın ani kararıyla birlikte ülkede pandemiden etkilenen şirket ve aileler için 26 milyar dolarlık yardım paketi açıklaması yapıldı. Bu ani karar hem Peru’da hem de uluslararası düzeyde yapılan en büyük yardım paketlerinden biri olması dolayısıyla oldukça övgü topladı.

Alınan ohal kararı ülkenin geçmişinde süregelen ‘’cezasızlık’’ tarihi göz önüne alındığında ciddi demokratik endişeler yaratıyor.

Sivil toplum, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin ülkede büyük bir baskıyla karşı karşıya kaldığı bilinirken yeni yürürlüğe konan polis koruma yasası toplumda ciddi endişeler yaratıyor. Yeni çıkan yasaya göre ülkedeki polis ve askerler ohal süresince olabilecek yaralama ve ölümlerden cezai olarak sorumlu tutulamayacak.

Ülkenin politik geçmişi göz önüne alındığında, Peru’nun ohal süreçlerini madenciliğe karşı yapılan protestoları bastırmakta kullandığı biliniyordu. Ülkenin toplam gelirinin %12’sini oluşturan maden endüstrisi yerel halk ve çevre grupları tarafından sıkça geniş çapta protesto ediliyor.

Bu sebeple Peru hükümetinin koronavirüs pandemisi sebebiyle ilan edilen ohalin yetkilerini insan haklarını baskılamak için kullanabileceği gerçeği endişe yaratıyor.

Amerika Birleşik Devletleri

Pandeminin sebep olduğu acil durum sebebiyle Amerika başkanı Donald Trump’ın uygulayabileceği acil durum güçleri koronavirüsün demokrasiye indirdiği darbenin bir başka örneğini gözler önüne seriyor. Trump, şu anda koronavirüs pandemisiyle mücadele etmek için 136 farklı yasal gücü uygulayabilir durumda.

Bunların arasında özel şirketleri cerrahi araç ve gereçler üretmeye yönlendirmekten başlayıp yabancı ülkelerden ve eyaletler arası virüs yayılımını önleyecek önlemler alma, hastaları fiziksel olarak kısıtlama, iletişim ve toplum merkezlerini kontrol altına alma veya tümden kapatmaya kadar uzanan pek çok farklı seçenek bulunmakta.

Bu gücünü kullanarak Trump’ın ülkedeki sığınmacılara uyguladığı yasak birçok sivil toplum kuruluşu tarafından şiddetle eleştirildi. Pandemi sebebiyle edindiği olağanüstü güçlerini toplumda yabancı düşmanlığı ve mülteci karşıtlığını beslemek için kullandığı düşünülürken aynı zamanda Trump’ın COVID-19 virüsünü ‘Çinli virüsü’ olarak tanımlaması da bu iddiaları destekleyen bir diğer kanıt olarak sunuluyor.

SHARE: