Menu TR

WE TALK

9 November

WWF Yaşayan Gezegen Raporu'nu yayımladı

WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 2018 yılının Yaşayan Gezegen Raporu’nu yayımladı. “Daha İyiyi Hedeflemek” sloganıyla yola çıkan raporda; doğanın ekonomi ve iş dünyası için önemi, insan sağlığı ve refahı üzerindeki etkileri vurgulanıyor. Mevcut verilerin işaret ettiği olumsuz gelecek senaryolarına rağmen Büyük Veri’den ve yeni teknolojilerden yararlanılarak atılacak iddialı adımlarla verdiğimiz zararı ölçmenin ve azaltmanın yolları da tartışılıyor.

Modern toplumlar sahip oldukları ve üretmeye devam ettikleri her şeyin kaynağını doğadan karşılıyor. Bu sebeple doğa ve doğal yaşam insan sağlığı, refahı ve güvenliği için en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalardan elde edilen veriler, değeri yıllık 125 trilyon dolara ulaşan ekonomik aktivitenin tamamının doğa ve doğal kaynaklar kullanılarak elde edildiğini gösteriyor. Bu sebeple her geçen gün doğayı korumanın keyfi bir girişim olmadığı, buna mecbur olduğumuz daha iyi anlaşılıyor. Bu bağlamda iş dünyası ve finans sektörü çevrenin karşı karşıya olduğu tehlikelerin ülkeler, iş dünyası ve mali piyasalar üzerindeki etkisi hakkında endişelenmeye başlarken politikacılar da doğaya verdiğimiz zararın artması ve biyoçeşitliliğin azalması karşısında iklim ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmanın yollarını arıyor.

Raporda tüketimin artışıyla beraber gelen enerji, arazi ve su talebinin artışı gezegenimizdeki değişimin ana sebebi olarak gösteriliyor. Ekolojik Ayak İzi gibi ölçüm araçları; tüketim ürünlerinin, bu ürünlerin üretiminde kullanılan materyallerin ve tedarik zincirinin dünyamız üzerinde ciddi etkileri olduğunu ortaya koyuyor. Gittikçe büyüyen bir tehlike olan iklim değişikliğinin artmasının yanı sıra canlı türlerinin aşırı kullanımı, arazilerin dönüştürülmesi ve tarım biyoçeşitliliği azaltan temel unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Son araştırmalara göre dünya üzerinde insan kullanımına açılmamış arazi, toplam alanın yalnızca dörtte birini oluştururken bu oranın 2050’de onda bire düşmesi bekleniyor. Canlı türleri, doğal yaşam alanlarının kalitesi ve ekosistemlerin işleyişi üzerinde önemli olumsuz etkileri olan toprak bozunması, dünya genelinde ormanlaştırma ve ekim-dikim çalışmalarıyla yavaşladığı halde biyoçeşitlilik açısından en zengin bölgelerden biri olan tropikal ormanlarda giderek artıyor. Karasal ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri olan toprak bozunması 3 milyar insanın refahını olumsuz etkilerken devasa boyutlarda ekonomik zarara yol açıyor. Raporda belirtilen diğer olumsuz gelişmelerin arasında arıların ve diğer polen taşıyıcıların popülasyonlarındaki ciddi daralma, gıda üretimi ve diğer ekosistemlerin işleyişinde hayati önem taşıyan toprak biyoçeşitliliğinin ciddi risk altında olması da vurgulanıyor. Bunların yanında deniz ve tatlı su ekosistemleri de ağır baskı altında bulunuyor. Örneğin 1950’ye göre günümüzde, okyanuslardan 6 milyar ton ağırlığında balık ve omurgasız hayvan eksildi. Tüm büyük deniz ekosistemlerinde plastik kirliliği görülüyor. Üstelik insan hayatının en önemli kaynaklarından biri olan tatlı sular da benzer sebeplerle tehlike altında.

Mevcut duruma ve olumsuz gelecek senaryolarına karşın raporda, alınması gereken önlemler ve olumlu değişimi destekleyecek girişimler de sunuluyor. Araştırmacılar Büyük Veri’yi, gelişmiş görüntüleme yöntemlerini ve diğer analitik yöntemleri kullanarak belli ürünlerin ve tedarik zincirlerinin sebep olduğu spesifik etkiyi ölçebiliyor. Bu karmaşık ağın şeffaflaştırılması, biyoçeşitliliğin kaybolmasını durdurma amacında etkili bir yöntem olarak görülüyor. Bir diğer önemli adım ise biyoçeşitliliğe karşı tehditlerin farklı coğrafyalarda ortaya çıkma şekillerindeki ve benzer türlerin bu tehditlerden etkilenme yollarındaki farklılıkları anlamak. Bu amaçta, türlerin popülasyonları üzerindeki tehlikeler hakkında bilgi veren Yaşayan Gezegen Endeksi bize zengin bir kaynak olarak gösteriliyor. Yaşayan Gezegen Endeksi, dünya üzerinde binlerce omurgalı türünün popülasyonunu ölçerek biyoçeşitliliğin durumu takip etmemize de yardımcı oluyor. Örneğin son endekse göre dünya genelinde 1970-2014 arasında canlı popülasyonlarında %60 oranında daralma görüldü. “Dünya üzerindeki her türlü yaşam formu ve bu yaşam formları arasındaki tüm ilişkiler” olarak tanımlanan biyoçeşitliliği ölçmek oldukça karmaşık ve zor bir süreç olduğu için WWF’nin raporunda Yaşayan Gezegen Endeksi’nin yanı sıra türlerin dağılımındaki değişimi, yok olma tehlikelerinin boyutunu ve topluluk yapılarındaki değişimi inceleyen başka ölçme yöntemleri de sunuluyor. Tüm ölçme yöntemlerinin ortaya koyduğu sonuç ise aynı gerçeğe işaret ediyor: Doğal sistemler ve biyoçeşitlilik ciddi daralmalar ve değişimler yaşıyor.

İş dünyası iddialı adımlar atmazsa ve inisiyatif almazsa toplumların ve insani kalkınmanın olmazsa olmaz kaynağı olan doğal sistemlerdeki kötü gidişatın devam edeceği raporda açıkça belirtiliyor. Bu trendi tersine çevirmek için önerilen girişimlerin ana çerçevesini ise Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’yle uyumlu amaçlarla tasarlanan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi oluşturuyor. WWF’nin yaklaşık 40 üniversite, doğayı koruma kuruluşu ve hükümetlerarası kuruluş ile beraber başlattığı Biyolojik Çeşitlilik Eğrisini Tersine Çevirmek adını taşıyan araştırma; modelleme sistemlerinin kullanılmasıyla muhtemel senaryoları belirlemeyi ve bu doğrultuda en iyi yöntemlere ulaşmayı amaçlıyor.

SHARE: