Menu

4 March

Karbonun sosyal maliyeti

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Bir elektrik şirketi, kömür veya doğal gazla çalışan bir elektrik santrali işlettiğinde, saldığı sera gazları çevreye zarar veriyor, ancak şirket bu hasarı ödemiyor. Bunun yerine, maliyetler orman yangınlarıyla mücadele, toplulukları selden korumak ve artan sigorta maliyetleri gibi iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmak için her yıl harcanan milyarlarca dolar vergide ortaya çıkıyor.

Ekonomistler, bu hasara “olumsuz dışsallık” diyor. Bu, insanların fosil yakıtlar ve tarım gibi sera gazı yayan diğer faaliyetlerin maliyeti dışında kalan, gelecek nesiller de dahil olmak üzere topluma ödediği bir bedel. Politika yapıcılar da bu hasarın bir kısmını açıklamaya çalışmak için “karbonun sosyal maliyeti” kavramını kullanıyor.

Sosyal maliyet üzerine bir mücadele
Salınan bir ton karbondioksit başına bir dolar olan karbonun sosyal maliyeti, ABD Posta Servisi'nin elektrikli mi yoksa benzinle çalışan kamyonları mı satın alması veya kömürle çalışan elektrik santralleri için salım standartlarının belirlenmesi gibi önerilen satın alma kararlarının maliyet ve karlarına dahil edilir. Bu ekstra sosyal maliyet, bir düzenlemenin maliyetinin karını aşıp aşmadığı konusunda ölçekleri değiştirebilir.

Trump yönetimi, sosyal maliyeti bir metrik ton karbondioksit başına 1 ile 7 dolar arasına düşürmüştü. Bunlar, Çevre Koruma Ajansı'nın enerji santrali salımları ve araç yakıt verimliliği konusundaki düzenlemelerini geri almayı haklı çıkarabilecek kadar düşük rakamlar. Biden yönetimi ise bunu geçici olarak artırdı ve şimdi Trump dönemindeki politikanın yedi katından daha yüksek olması beklenen yeni bir sosyal maliyet kararlaştırmaya hazırlanıyor. Bu durum, karar vericileri tarımdan ulaşıma ve imalata kadar her sektörde salım kesintileri için zorlamaya teşvik edebilir. Ancak, yeni maliyet tahminlerinin nasıl ve nerede uygulanacağı muallakta.

Sosyal maliyet halk için ne anlama geliyor
Biden'ın ilk eylemlerinden biri, Trump yönetiminin “sosyal maliyet” için pazarlık temelli hesaplamasını tersine çevirmek oldu. Biden yönetimi, zamanla artacak olan bir metrik ton karbondioksit başına 51 dolar olarak geçici bir değer belirleyerek, sosyal maliyeti enflasyona göre ayarlayıp Obama dönemi seviyesine geri döndürdü. Bu tüketiciler tarafından ödenen bir karbon vergisi olsaydı, benzini galon başına yaklaşık 50 sent artırırdı.

Ancak karbonun sosyal maliyetinin benzin, elektrik veya çelik gibi salım-yoğun malların fiyatları üzerinde doğrudan bir etkisi yok. Bunun yerine, hükümet, özel şirketler ve tüketiciler tarafından yapılan satın alma ve yatırım faaliyetlerini etkiliyor.

Daha yüksek bir sosyal karbon maliyeti, şirketlere hükümetin sera gazı salımlarını azaltmada büyük faydalar gördüğünü işaret ediyor. Salımlardan kaynaklanan hasarı hesaplamak, yeşil teknolojiye yapılan yatırımları haklı çıkarmaya da yardımcı oluyor.

Örneğin, ABD Posta Servisi, meclisten benzinle çalışan yeni bir posta dağıtım kamyonu filosu için 11.3 milyar dolar bütçe istedi. Bu araçlar yılda 110 milyon galon benzin yakacaktı. Yayılan karbonun tonu başına 51 dolar olan sosyal maliyet, 20 yılda 1,1 milyar dolar anlamına geliyor. Bu tür maliyetlerin dahil edilmesi, hükümeti gelecekteki Posta Servisi filosuna elektrikli araçları dahil etmeyi düşünmeye zorlayabilir.

Şu anda ekonomistler, nüfus, ekonomik büyüme ve sera gazı salımları için uzun vadeli tahminleri bir araya getiren entegre değerlendirme modelleri kullanarak sosyal maliyeti hesaplıyor. Bu modeller, gelecekteki iklim değişikliğini tahmin etmek için salım senaryolarını kullanıyor, ardından ülkenin ve dünyanın gayri safi yurtiçi hasılası üzerindeki etkilerini hesaplıyor. Dolayısıyla etkiler, kullanılan varsayımlara bağlı olarak büyük ölçüde değişebiliyor. Bu tür tahminler üretmek için modelleri kullanmak, politika oluşturmanın rutin bir parçası haline gelmiş olsa da tahminler hala büyük ölçüde belirsiz.

Sosyal maliyetler arası farkın sebebi ne?
Trump yönetiminin tahmini iki nedenden dolayı daha düşüktü:
 - Yalnızca ABD sınırları içindeki iklim hasarlarını hesaba katıyordu;
 - Yönetim, Obama ve Biden tarafından kullanılan oranın iki katından fazla olan %7'lik bir iskonto oranı belirleyerek gelecekteki maliyetlere daha düşük bir değer veriyordu.Ekonomistler, bugün gelecek için ödediğimiz maliyete karşı gelecekteki karları iskonto etmek için farklı oranlar kullanır. İklim için yüksek bir iskonto oranı, gelecekte meydana gelecek hasarlara daha düşük bir değer verdiğimiz anlamına gelir.

Beklendiği üzere, iskonto oranları tartışmalı. New York eyaleti, ton başına 125 dolarlık karbonun mevcut sosyal maliyetini üretmek için %2'lik bir iskonto oranı kullanıyor. Bazı analistler, %0'lık bir iskonto oranını savunuyorlar çünkü daha yüksek olduğu her durum, gelecek nesiller tarafından karşılanacak maliyetlere daha düşük bir değer katıyor.

Bazı bilim insanları, karbonun sosyal maliyeti analizinin kullanılmasının gerekip gerekmediğini tartışıyorlar. Örneğin, Birleşik Krallık, karbon azaltma değerini belirlemek için karbonun sosyal maliyeti yerine bir "maliyet etkililik analizi" kullanıyor. Bu yöntem bir hedef (net-sıfır salım) belirliyor ve ona ulaşmak için en ucuz yolu hesaplıyor. Bazı önde gelen bilim insanları, ABD'nin İngiltere yaklaşımını benimsemesini tavsiye ederken, diğerleri itiraz ediyor.

Diğer seçenekler: karbon vergileri ve salım üst sınırları
İklim değişikliğinin maliyetini hesaba katmanın başka yolları da var. Örneğin, karbon vergisi daha basit ve etkili, ancak yasalaşması daha zor çünkü meclisin harekete geçmesini gerektiriyor. Böyle bir vergi, insanları, bu salımların neden olduğu zarar için vergilendirerek fosil yakıt kullanmaktan caydırıyor.

Karbon fiyatlandırmasının başka bir biçimi, şirketlerin azalan sayıda salım izinlerinin ticaretini yapması için bir pazar yeri oluşturmak. Bu tür üst sınır ve ticaret programları bugün Avrupa Birliği'nde, Kaliforniya ve Washington dahil olmak üzere birkaç ABD eyaletinde ve başka yerlerde uygulanıyor.

Vergiler ve salım üst sınırları karbon salımlarını azaltıyor ancak fiyatları yükselttikleri için seçmenler ve meclis tarafından sevilmiyorlar. Karbonun sosyal maliyetini hem yasalaştırmak hem de mevzuat olmadan düzenleyici inceleme yoluyla değiştirmek daha kolay. Hükümete rutin politika oluşturma yoluyla iklimi ele alma esnekliği sağlıyor, ancak sonraki yönetimler tarafından da değiştirilebiliyor.
Görüldüğü üzere, faaliyetlerimizin iklim değişikliğine etkisinin ve çevreye verdiği zararın maliyetini ödememiz için farklı yollar olsa da hepsinin ortak noktası, gelecek nesillere yaptıklarımızın bedelini ödememiz gerektiği.

SHARE: