Menu TR

WE TALK

31 August

Rakamların ötesinde Türkiye

Çevresel Performans Endeksi (Environmental Performance Index-EPI), ülkeleri ‘hedefe yakınlık’ modeli kullanarak puanlayan bir yöntem. Örneğin, biyoçeşitlilik ve habitat kategorisinde % 17'lik bir hedef ülkelerin kendi topraklarının belirtilen yüzdesini resmi olarak koruma altına almaları anlamına geliyor. Ülke bu hedefe ne kadar yaklaşırsa endeksten aldığı puan o kadar yüksek oluyor. Ancak bir ülke sayılarda iyi bir performans sergilerken gerekli yasal düzenlemeleri uygulamakta başarısız olabiliyor veya bazı politika seçimleri sonucu ulaşmış olduğu ilerlemeyi sekteye uğratabiliyor.

Türkiye’nin nüfusu 1960’tan bu yana neredeyse 80 milyona ulaştı ve ülke bir dünya turizmi merkezi haline geldi. Son on yılda tek başına dünyanın en büyük 17. ekonomisi haline gelen Türkiye için, büyük ölçüde inşaat sektörü tarafından körüklenen bu büyüme şu anda patlamak üzere olan bir balon oluşturuyor. Türk lirası, 2011'den bu yana ABD Doları karşısında yaklaşık %70 değer kaybetti. Öte yandan Türkiye’nin çevresel performansı yükseliyor. Hava kalitesi ve su sanitasyonu gibi alanlarda iyi performans sergilerken biyoçeşitlilik ve habitat koruması gibi kategorilerdeki zayıf performansımız dikkat çekiyor. Dünyanın 35 biyoçeşitlilik sıcak noktalarından üçüne ev sahipliği yapan Türkiye’nin biyoçeşitlilik değeri neredeyse eşsiz. Türkiye’de yaklaşık 4,100 endemik hayvan türü, yaklaşık 4,000 de endemik bitki türü bulunuyor. Endemik türler sadece belli bir coğrafyaya özgü türler anlamına geliyor. Buna rağmen, biyoçeşitliliğin korunması EPI ve OECD hedeflerinin oldukça gerisinde kalarak öncelikler listemizde aşağıda yer alıyor.

Türkiye topraklarının yaklaşık % 5'i koruma altında yer alırken sadece % 1.2'si katı bir şekilde korunuyor. Katı koruma dışında kalan diğer korunan alanların çoğu, aşırı gelişme ve hidrolik inşaat projeleri tarafından tehdit altında kalıyor. Beydağlar Milli Parkı'nda yapılan yasadışı turist kompleksi bunun örneklerinden sadece birisi. 1,300 bin hektarlık sulak alanın %87'si inşaata dayalı bu kalkınma modelinin yol açtığı kayıpların sadece bir kısmını oluşturuyor.

Türkiye’nin kötüleşen performansı uluslararası çevrelerde de giderek daha fazla fark ediliyor. Bu durum, muhtemelen dünyanın en büyük ve en prestijli koruma etkinliği olan 2016 IUCN Dünya Koruma Kongresi'nin ev sahipliğinin Hawaii'ye kaybedilmesinde önemli bir faktördü. Öte yandan kanunlar, hükümetin inşaat projelerini istediği yerde gerçekleştirebilmesine olanak sağlıyor ve yönetmelik olmadan devam etmesini kolaylaştırıyor. Yasal düzenleme çevresel etki değerlendirmelerini (ÇED) gerekli tutuyor fakat çoğunlukla ÇED sonuçlarının bir önemi olmuyor. ÇED sonuçları bir projeyi onaylamasa dahi projeler devam ediyor. Hidroelektrik inşaat projelerine karşı açılan davalarda da benzer sonuçlar görülüyor: 2009 ve 2011 arasında açılan 100 davadan sadece 41’i mahkemeye çıkarken bunlardan 39'unda yargı inşaatın durdurulması emrini verdi. Yine de bu projelerin yapımına devam edildi.

2012 yılında 4 milyon hektarlık ormanlık araziyi etkileyen 2B yasası yürürlüğe girdi. Bu kanunla, bazı ormanlar ‘orman’ sınıflandırılmasının dışına çıkarılırken bazıları da yeni tanımlanan ‘korumadan yararlanamayacak ormanlar’ kategorisine eklendi. Bu düzenlemeyle daha önce koruma altına alınmış ormanlık alanlar kalkınma ve inşaata açıldı. Doğa ve Biyolojik Çeşitlilik Koruma Kanunu tasarısı ise daha büyük tehditlerin haberciliğini yapıyor. Yeni yasa tasarısı, koruma altındaki alanların ‘belirli şartlar altında’ ve ‘kamu refahı’ için yönetileceğini öngörüyor. Bu ibare ile koruma altındaki alanları imara açmak oldukça kolaylaşıyor. Ayrıca yasa tasarısında ‘milli park’ teriminin dikkat çeken yokluğu milli parkların artık Türk çevre yasalarının bir parçası olmayacağına dair kaygılara yol açıyor.

SHARE: