Menu TR

S360Mag

25 June

Çevre adaleti ve ırksal eşitlik

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Pandemi dönemi, azınlık grupların karşı karşıya kaldığı sağlık, sosyal, ekonomik ve çevresel eşitsizlikleri tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Yaşadıkları eşitsizlikler nedeniyle koronavirüsten en çok etkilenen gruplar arasında da yine azınlık gruplar olmak üzere özellikle siyahiler yer alıyor. Amerika’da siyahilere uygulanan aşırı polis gücü ve yaşamın her alanında karşı karşıya kaldıkları ırkçılık ve fırsat eşitsizliklerine karşı ülke çapında büyük protestolar başladı. Bu protestolar pandemiye rağmen devam etmekle kalmayıp tüm dünyaya da eşitsizlik ve ırkçılığın protesto edildiği dayanışma eylemleri şeklinde yayıldı. Aktivistlere göre çevre ve iklim adaletini sağlamak için dünyadaki sistemsel ırkçılık sorununu çözmek, atılması gereken ilk adımların başında geliyor.

Amerika’da ‘Siyahların hayatı değerlidir’ (Black lives matter) sloganıyla başlayan protestolar bugün azınlık grupların yüzleştiği sistemsel ırkçılık, insan hakları ve medeni haklardaki eşitsizlik, ekonomik, sosyal, çevresel ve sağlık alanlarında yaşadıkları fırsat eşitsizliklerine bir başkaldırı olarak dünya çapında devam ediyor. WE ACT platformunun kurucu ortaklarından biri olan Peggy Shepard’a göre siyahi Amerikalılar arasında yükselen koronavirüs enfeksiyonları sağlık, sosyal, ekonomik ve çevresel anlamda yaşanılan eşitsizlikleri daha da görünür kılıyor. Bu eşitsizlikler ise bugün siyahilerin ve diğer azınlık gruplarının karşı karşıya kaldıkları baskı, ayrımcılık ve sistemsel ırkçılığı tetikliyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de yürütülen araştırmalar siyahiler ve farklı etnik kökenli grupların diğer gruplara göre daha yüksek oranda hava kirliliğine maruz kaldığını gösteriyor. Hava kirliliği ise solunum yolu hastalıkları ve kardiyovasküler hastalıkları tetiklemesi nedeniyle COVID-19 sebebiyle yaşanabilecek ölüm riskini artırıyor. Amerika’da Houston eyaletinde bulunan Güney Texas Üniversitesi şehir planlama ve çevre politikaları alanında çalışmalarını yürüten Profesör Robert Bullard’a göre ırkçılık “Amerika’nın DNA’sına kazınmış”; 1619’dan beri ülkedeki siyahiler sistemsel ırkçılık sebebiyle ortaya çıkan şiddet ve baskı sisteminin mağdurları olmaya devam ediyor.

Bullard, aynı zamanda National Black Environmental Justice Network (NBEJN)’ün eş başkanlığını yürütüyor. NBEJN organizasyonu 1999 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahilerin yaşadığı çevresel ırkçılığa karşı farkındalık yaratmak ve çözüm üretmek amacıyla kuruldu. Organizasyon, geçtiğimiz günlerde herkes için çevresel adaleti sağlamak adına ırksal eşitliği odağa alacak bir yol haritası çizilmesi gerektiğini dile getirdi. Pandemi öncesi küresel olarak gerçekleştirilen iklim ve çevre eylemleri ırkçılık ve fırsat eşitsizliği gibi konuları gündeme getirmediği gerekçesiyle eleştiriliyordu. Bu anlamda pandemi, çevre adaleti hareketlerinde de ırksal eşitsizliklerin hesaba katılacağı yeni bir dönemi mümkün kılabilir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1980’lerde başlayan çevre adaleti hareketini doğuran sebep dönemin çevreci veya insan hakları gruplarının siyahilerin yaşadığı mahallelere bırakılan zehirli atıklar gibi belirli kesimlerin maruz kaldığı çevre problemleri ele almamasıydı. 1991 yılında Çevresel Liderlik Zirvesi’nin siyahi, Latin kökenli, yerli Amerikalı ve Asya kökenli Amerikalılar gibi toplumun farklı kesiminden grupların katılımıyla yapılmasının ardından 17 çevresel adalet prensibi benimsendi, böylelikle çevresel adalet hareketinin ilk adımları resmi olarak atılmış oldu.

Black Lives Matter eylemleri ile birlikte birçok ülke ırksal eşitsizlik konusunu tekrar gündeme getirmiş oldu. Londra’da yaşayan Rosamund Kissi-Debrah hava kirliliği sebebiyle nadir görülen bir astım hastalığına yakalanıp hayatını kaybeden 9 yaşındaki kızı Ella’dan sonra Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık ve hava kalitesi üzerine savunuculuğunu üstlenmiş. Amacı bu konuda farkındalık yaratmak ve hava kirliliğine yönelik daha sıkı önlemler alınmasını sağlamak. Kissi-Debrah’ya göre siyahi aktivist grupları kaynak ve platformlara erişim konusunda beyaz aktivist gruplarla aynı şansa sahip değil.

Gelir eşitsizliği ve iş güvensizliği ise azınlık grupların karşı karşıya kaldığı ve yaşadıkları çevresel adaletsizlikleri de tetikleyen bir diğer konu. Debrah’ya göre siyahiler daha fazla çalışma saatlerine sahip, ve dolayısıyla ırksal eşitsizlik ya da çevre adaleti konularında gerçekleştirilen toplantı ve eylemlere katılımları da oldukça zorlaşıyor.

Bristol Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevine devam eden Profesör Madhu Krishnan, Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) gibi çevreci gruplarda çok sayıda siyahi aktivistin bulunmasına karşın bu toplulukların bile çoğunlukla orta sınıf beyaz aktivistlerden oluştuğuna dair bir toplumsal yargı olduğunu söylüyor.

19 yaşındaki siyahi aktivist Daze Aghaji ise Yokoluş İsyanı gibi yeni çevre gruplarının değişime daha açık ve her kesim için kapsayıcı hale geldiğini dile getiriyor. Aghaji’ye göre son haftalarda yaşanan ırkçılık karşıtı protestolar yalnızca ırksal eşitliğin değil, çevre adaleti de dahil olmak üzere diğer birçok eşitsizliğin de tekrar gözden geçirilmesinin önünü açtı.

Geçtiğimiz günlerde Twitter’da paylaştığı gönderiyle gündem olan Ocean Collective kurucusu ve denizbilimci Ayana Johnson ise ırksal adaletin iklim adaleti ile yakından ilgili olduğunu vurguladı. Johnson, ‘’Hepimiz iklim krizinin ırkçılık sorunu ile bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz sorunlar olduğunu görmeliyiz, iki soruna birden temas edecek çözümler üretmediğimiz müddetçe birinde başarı elde etmemiz mümkün değil’’, sözleriyle bu sorunları ele almadaki genel tutumun kalıcı olarak değiştirilmesinin önemini ortaya koydu.

SHARE: