Menu TR

S360Mag

28 May

Azalan emisyonlar bireysel önlemlerin limitini mi gösteriyor?

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Evde kalma uyarılarının geçtiğimiz aylarda sıklaşmasıyla birlikte havalanmayan uçaklar, boşaltılmış otoyollar ve kepenk indirmiş fabrikalar küresel karbon emisyonlarının 2006 yılından bu yana görülmemiş seviyelere düşmesine neden oldu.

İklim araştırmacıları, 69 ülkenin dahil edildiği ve küresel emisyonların %97'sini kapsayan yeni bir çalışmada 7 Nisan'daki küresel CO² emisyonunun geçen yılın aynı dönemine göre %17 daha düşük olduğunu ölçümledi.

Salgın öncesinde bilim insanlarının 2020’ye dair beklentileri emisyon seviyelerinde çok az değişiklik olacağı ya da hiç değişiklik olmayacağı yönündeydi. Geçtiğimiz salı günü yayımlanan araştırma ise bu tahminlerin aksi bir tablo çizmekte. Araştırmaya göre ülkeler Covid-19 salgını sırasında en düşük seviyelere farklı zamanlarda ulaştılar; fakat bazı yerlerde CO² emisyonları 2019 günlük ortalamasında kıyasla %26 oranında düşüş gösterdi.

Bilim insanlarının 2020'nin tamamına dair yıllık emisyon tahmini yapabilmeleri ise hala belirsizliğini koruyan pek çok faktöre bağlı. Örneğin salgınla mücadele önlemleri bu yaz başlarında kaldırılırsa, emisyonların bu yıl geçen yıla göre %4 azalabileceği tahmin ediliyor. Eğer yılın geri kalanında bu önlemler daha az olmakla birlikte yine de uygulanmaya devam ederse 2020 yılı 2019’dan %7 daha düşük emisyonla bitebilir.

Uluslararası Para Fonu (IMF), öngörülen karbon emisyonlarının bu yıl GSYİH’deki %3 düşüşle birlikte %5,7 düşeceğini hesaplarken Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ise %8’lik bir düşüş beklediğini açıkladı. Olası ikinci bir Covid-19 dalgasının Nisan ayındaki gibi sıkı önlemlere yol açması durumunda emisyonların daha ne kadar düşebileceğine dair bir tahminde ise henüz bulunulmadı.

Her ne kadar arzu edilen şekilde olmasa da pandemi döneminde gerçekleşen bu düşüş iyimser bir bakış açısıyla karbon salımını azaltmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Öte yandan bazı araştırmacılar, içinde bulunduğumuz istenmeyen ve dramatik olaylar dizisinin küresel emisyon oranını yalnızca 14 yıl önceki seviyeye geriletebildiğine de dikkat çekiyor. Onlara göre bu sonuç pandeminin ortaya çıkarttığı en kayda değer iklim dersi.

Bu argümanı destekleyen yeni bir araştırma, pandeminin yarattığı durumun iklim hedeflerine ulaşmak adına bireysel davranışlarda yapılan en sert değişikliklerin bile sınırlı etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Yani kirlilikteki bu düşüş küresel ısınmayı kabul edilebilir seviyelerle sınırlı tutmanın zorluğunu gösteriyor. Oslo’daki Uluslararası İklim Araştırmaları merkezi araştırma direktörü Glen Peters durumu şu sözlerle özetliyor: “Bu durumun da gösterdiği gibi yalnızca sosyal tepkiler net sıfır emisyonlara ulaşmak için gereken anlamlı ve sürekli azalmaları teşvik etmeyecektir.”

Bununla birlikte Peters, Covid-19 önlemleri sırasında görülen davranışların bir kısmının gelecekteki politika yapım süreçlerine bilgi sağlayabileceğini dile getiriyor. İnsanlara evden çalışma ve konferanslara uzaktan katılma gibi teşvikler sunulması, olası değişikliklere birer örnek teşkil etmekte. Peters böyle bir senaryoda değişiklikler emisyon oranlarında uzun vadeli kesintiler yaratsa dahi bunun iklim hedeflerine ulaşmak adına muhtemelen yeterli olmayacağını vurguluyor.

Öte yandan Covid-19, iklim değişikliğini kontrol altına alma sorununun boyutları konusunda daha fazla farkındalığa da yol açabilir. Geçen sonbaharda yayımlanan Birleşmiş Milletler raporu, küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlamanın mümkün olabilmesi için küresel emisyonların 2020'den 2030'a kadar her yıl % 7,6 azalması gerektiğini ortaya koymuştu. Bu da farkındalık artışının aciliyeti ve gerekliliğini çarpıcı bir şekilde göz önüne seriyor.

Bunların yanı sıra, özellikle Greta Thunberg’le birlikte popüler hale gelen, uçuş karşıtlığı gibi bazı iklim aktivistleri tarafından tercih edilen taktiklerin bu dönüşümde sanıldığı kadar etkili olmayabileceğini de unutmamak gerekiyor. Havacılıkta bir gecede gerçekleşen %75'lik bir düşüş bile iklim hedeflerine ulaşmada ne yazık ki pek yardımcı olmuyor; çünkü bu endüstri küresel emisyonların sadece %3'ünü oluşturuyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Leah Stokes, iklim değişikliği sorununa mantıklı bir yaklaşımın odak noktasında hava trafiğinin neden olduğu emisyonlar olmaması gerektiğini dile getiriyor. Stokes’a göre; “İklim kurumsal ve politik bir sorun. Bu yüzden bizi bu karmaşadan çıkarmak için hükümet liderliği ve politikası gerekiyor.”

Sonuç olarak 2020'nin geri kalanı için emisyon oranlarını salgın önlemlerin kaldırılmasından sonra ne olacağı belirleyecek. CO² kirliliği 2009 yılında resesyon sırasında %1,4 düşmüş ancak 2010 yılına gelindiğinde %5,1 artmıştı. Karbon salımının pandemi öncesi hızına dönmesini önlemek için ülkelerin enerji dönüşümünü hızlandırması gerekmekte. Aksi takdirde havayı kirleten teknolojiler Covid-19 sonrasında da bizimle olacak. Araştırmacılar, kriz sonrası hükümetlerin aldığı eylemlerin ve ekonomik teşviklerin küresel karbon emisyonların gidişatını on yıllar boyunca etkileyeceğini vurguluyor.

SHARE: