Menu TR

S360Mag

13 September

Biyoplastik; çevre için gerçekten de iyi bir alternatif mi?

Birçok insan biyoplastiklerin bitkilerden yapıldığını ve doğada tamamen çözünebileceğine inanıyor. Ama durum bundan çok daha karmaşık.

Biyoplastik terimi genelde iki farklı şekilde kullanılıyor. Bunlardan biri biyo-bazlı plastikler, diğeri ise biyobozunur ya da biyoçözünür olarak anılan yani biyolojik olarak doğada parçalanabilen plastikler. Biyo-bazlı plastiklerin tümü biyoçözünür olmadığı gibi, tam tersi de geçerli değil.

Diğer yandan bazı plastikler yenilenebilir kaynaklardan yapılıyor. Örneğin PET (Polietien Tereftalat), fosil yakıt ürünlerinden veya şeker kamışı gibi bitkilerden sentezlenebilen ve plastik şişelerin çoğunun yapımında kullanılan bir malzeme. Sonuç olarak ayrışamayan/biyobozunur olmayan biyoplastikler, aynı geleneksel plastikler gibi doğada yer alıyor ve uzun bir süre doğada çözünmeden kalmaya devam ediyor.

Bunlar düşünüldüğünde, biyoplastiklerin çevresel problemlerin çözümünde bir rolü olup olmadığı tartışılır hale geliyor. Biyoplastiklerde kullanılan farklı maddeleri ve uygulamaların tartışıldığı haberi s360Mag için derledik.

PLA- Polilaktikasit

Bu tür biyoplastikler alışveriş torbaları, şeffaf bardaklar ve 3-D basım materyalleri gibi ürünlerin yapımında kullanılıyor. Mısır şekeri, patates veya şeker kamışı gibi bitkisel malzemelerden elde edilebildiğinden, bu tür geleneksel plastiklerin yapımında kullanılan fosil yakıtlara olan ihtiyacı azaltabilir.

PLA, geri dönüştürülebilir, çözünebilir ve gübreleşebilir olması açısından avantajları varmış gibi görünse de okyanusların ve doğanın bu maddenin dönüşümüyle kolayca başa çıkabileceği anlamına gelmiyor. Max Planck Institute for Polymer Research (MPIP)’de Kimyager olan Frederik Wurm, PLA kullanılarak üretilen pipetlerin mükemmel bir ‘’Yeşil Badana’’ (Greenwashing) örneği olduğunu belirtiyor. Doğru koşullar altında bakteriler bu materyali birkaç hafta içinde karbondioksit ve suya dönüştürebiliyor. Ancak, ürünler kirlenir veya çöpe atılırlarsa PLA çevrede daha uzun süre çözünmeden kalır. Ayrıca, PLA deniz suyuna karışırsa biyolojik çözünme hiç gerçekleşmeyebilir.

PHA- Polihidroksialkanat

Bakteriler tarafından üretilen PHA günümüzde markette görece az bir yere sahip olsa da gelecek yıllarda bu materyale olan talebin hızlı bir şekilde artacağı bekleniyor.

İtalyan adası Elba’da özel bir araştırma enstitüsü olan HYDRA’daki deniz biyoloğu Christian Lott, PHA’ın tropik bir ortamın deniz tabanında bir ila iki ay içerisinde çözüneceğini söylüyor. Çevresel faktörlerin de bahsedilen bu çözünmenin üzerinde oldukça önemli bir etkisi var. Su sıcaklığı düştükçe, çözünme de negatif olarak etkileniyor ve zorlaşıyor.

Süper-çözünülebilirlik mümkün mü?

En iyi atık yönetim sistemlerinde bile, bazı plastiklerin daima gözden kaçabileceğini varsaymak en doğrusu. Araba ve bisiklet lastiklerinden, gemi boyalarına, spor ayakkabılardan sentetik giysilere birçok malzeme ve üründe oluşan aşınmalarda bile havada karışacak kadar küçük plastik parçaları oluşuyorsa, bu küçük parçacıkları kontrol altına almak oldukça zor olacaktır.

Öyleyse hemen hemen her yerde çözünebilen bir plastik tasarlayabilir miyiz?

Frederick Wurm teorik olarak malzemelerin içine moleküler tetikleyiciler oluşturmanın mümkün olacağını, böylece malzemelerin ne zaman biyolojik olarak çözüneceklerini bileceklerini söylüyor. Ancak, bu durumun bir fantezi gibi göründüğünü ve de çok pahalı bir süreç olacağını ekliyor. Bu süreç için yeterli fonlama yapıldığı takdirde bile, her bir ortamdaki materyal için moleküler tetikleyiciler bulmak ve onlara bu tetikleyicileri dahil etmek neredeyse imkansız.

Biyoplastiklerin tarım sektöründe yaratabileceği potansiyel riskler neler?

Plastik ürünlerin insanlar ve çevre üzerindeki etkilerini göz önünde bulundururken, sadece plastiğin kendisine bakmak yeterli değil. Tek bir plastik ürün çevreye bırakıldığında ve çevreden alındığında insanlar veya diğer organizmalar üzerinde olumsuz etkileri olabilecek düzinelerce kimyasal içerebiliyor.

Biyo-bazlı plastiklerin çevresel başka etkileri de bulunuyor. Bunlardan önemli bir tanesi de bitkileri büyütmek için gereken araziler ile ilgili. Hannover'daki Biyoplastikler ve Biyokompozitler Enstitüsü'ndeki bir rapora göre biyo-bazlı plastiklerin tarım arazilerinin yüzde 0,02'sinden bile daha az kullandığını öne sürüyor.

Buna karşın biyoloplastik pazarındaki büyümenin yan etkileri olabileceği konusunda endişeler var. Alman Plastik Atlası (German Plastic Atlas)'nda, biyo-bazlı plastiklerdeki artışın verimli arazi üzerindeki baskıyı artırabileceğini ve potansiyel olarak su kıtlığı, çölleşme ve habitat ve biyolojik çeşitlilik kaybına yol açabileceğini açıklıyor. Ayrıca, yeni plastik üretimi için endüstriyel tarıma güvenmenin, monokültür yetiştiriciliğini ve böcek ilacı kullanımını arttırabileceğini de ekliyor.

Sonuç olarak…

Biyoçözünür plastikler çöplerle karıştırıldığı takdirde plastik kirliliğine aynı diğer plastiklerde olduğu gibi katkıda bulunurlar. Tam olarak çözünmedikleri için ekosistemlere zararları gözlenebiliyor.

Araştırmalar biyoçözünür plastiklerin çevreye kesin fayda sağlayabileceği uygulamaların da mevcut olduğunu söylüyor. Örneğin, endüstriyel çöp torbalarının organik atık toplanılırken de kullanılması yiyecek artıklarının toplanması sürecini kolaylaştırabilir. Çöpteki daha az organik madde, daha az fermantasyon anlamına gelir ve atık yönetimi operatörlerinin çöpü almak için daha az sıklıkta gelmelerini sağlar. Bu durum, sadece para tasarrufu sağlamanın yanı sıra kağıt, cam, plastik ve metal gibi diğer malzemelerin geri dönüşüm oranlarını artıracağını gösteriyor.

Hiç şüphesiz ki, biyoplastikler de plastik. Bazılarının bitkilerden yapılıyor olması veya sadece uygun koşullar altında çözünme potansiyeline sahip olmaları ‘’çevre için güvenli” oldukları anlamına gelmiyor. Ancak yine de bu konudaki ayrıntılar ve alternatif uygulamalar, gelişime açık bir alan olduğunun sinyallerini veriyor.

SHARE: