Menu TR

WE TALK

18 May

İklim değişikliğinin ruh sağlığımıza bile etkisi var!

Dünyanın başlıca sağlık risklerinden biri, iklim değişikliği. Sıklaşan ısı dalgalarına maruz kalan insan sayısının her geçen yıl artmasından, bulaşıcı hastalıkların hızla yaygınlaşmasına kadar birçok gözle görülebilir sağlık sorununun temel nedeni değişen iklimsel dengeler. Ayrıca sayısı ve şiddeti her yıl giderek artan “ölçüsüz” iklim olayları birçok insanı evlerinden edip yaşam alanlarına ve mekanlarına büyük zararlar veriyor. İklim değişikliğinin etki alanı sürekli genişliyor; ancak en büyük darbeyi daha savunmasız ve kırılgan bölgelerde ve tekrar tekrar bu felaketleri yaşayan insanlar alıyor.

Bu olayların fiziksel etkilerine odaklanan araştırmalar yaşanan felaketlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini çoğunlukla gözden kaçırıyor. Genel kabul, aşırı iklim olaylarına maruz kalan insanların sayısının artacağı ve bu travmaların keder, kaygı, depresyon hatta intihar gibi problemleri tetikleyeceği yönünde.

Avustralya’da sıcak hava dalgaları üzerine yapılan bir araştırma, işsizlik ve ısı dalgalarının benzer psikolojik etkiler gösterdiğini ortaya koyuyor. Gece artan sıcak hava dalgaları hem ruh sağlığı bozukluğunun nedeni hem de sonucu olan uykusuzluğa sebep olurken, birçok psikiyatrik ilaç ısı dalgaları sırasında etkisini kaybediyor. Ayrıca, ısı dalgaları sırasında psikolojik problemlerle hastaneye başvuranların sayısında bir artış gözlenirken, aşırı sıcaklıkların hasatları azalttığı ve bunun da çiftçiler arasında intihar oranlarını arttırdığı bulgular arasında.

İngiltere’de 2.000 selzede üzerinde yapılan bir araştırmada ise fiziksel sonuçların ruh sağlığı üzerindeki direk etkisinin yanı sıra ikincil stres kaynaklı etkilere yani sigorta tazminatına, maddi baskıya ve akraba ilişkilerine de yer verilmiş. Bulgulara göre araştırmanın ilk yılı içinde ortaya çıkan depresyon, travma sonrası sendrom ve kaygı bozuklukları dördüncü yılda hala devam edebilmekte, üstelik selden fiziksel olarak etkilenmeyenlerde dahi görülebilmekte.

En büyük risk ise hava olaylarına bağlı felaketlerin etkilerinin ulaşım, iletişim, sağlık gibi çeşitli alanlarda aksaklıklara yol açması ve bunun da toplumsal iyileşme sürecini yavaşlatması. Hayati ilaçların ve tıbbi yardımların bu olağanüstü durumlar altında yok olması ve kurumlarda yaşanan olağandışı yoğunluk sağlık hizmetlerinin devamlılığını aksatıyor. Besin kıtlığı, ulaşım sistemlerinin tahribatı, kanalizasyon, su sistemi gibi altyapıların zarar görmesi, elektrik kesintisi, tarım alanlarının bozulması ise yeniden yapılanma ve iyileşme sürecinin hem masrafını hem de süresini arttırıyor.

Olayların ekonomik etkisi göz önünde bulundurulduğunda yoksulluk ve eşitsizlik gibi sosyal sorunların baş göstermesi kaçınılmaz. İşletmelerin hasar gördüğü, gelirlerin ve üretkenliğin düştüğü bu felaket ortamında bir de bütün bu yeniden yapılanma sürecinin yüksek maliyetini göğüslemek zorunda kalan halkın üzerindeki baskı bir kez daha katlanarak artıyor.

Maddi ve fiziksel baskıların birlik ve dayanışma ortamını bozması ise bireysel huzurun en büyük kaynağı olan toplumsal huzuru yok edebiliyor. Kriz ortamında olumlu toplumsal ilişkiler ve kimlikler zarar görürken süregelen ayrışmalar ve kutuplaşmalar derinleşebiliyor. Hem geçmiş felaketler hem de yapılan araştırmalar, felaketlerin yükünün kadın, çocuk, yaşlı ve azınlıkları orantısız bir şekilde etkilediğini ortaya koyuyor.

İklim değişikliğinin bazı önlenemez etkilerinin olacağı açık. Ancak bu etkilerin belirli sınırlarda kalması için iklim değişimi ve ruh sağlığının diğer karmaşık sistemlerle olan bağlantılarının iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Bütüncül bir yaklaşım araştırmaları hızlandıracağı gibi afet sonrası politikalara da yansıyarak olumsuz etkilerin asgari seviyede tutulmasına olanak tanıyacaktır.

SHARE: