Menu TR

S360Mag

9 July

“Antroposekte”: Pandemi vahşi yaşamı incelemek için eşsiz bir yol sağlıyor

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Koronavirüs pandemisiyle birlikte dünyanın pek çok yerinde birçok insan evlerine kapanmışken hayvanlar boş ve sessiz sokakları geri alıyor. Bu ayın başlarında hayvan kontrol memurları San Francisco şehir merkezinde bir dağ aslanı yakaladı. İtalya ve İspanya'da yaban domuzları geri geldi, İsrail’de kazlar havaalanında yürüyor, İstanbul’da ise yunuslar boğaza geri döndü!

Modern tarihte eşi görülmemiş bu durum, bilim için eşsiz bir fırsat sunuyor. Geçen hafta bir grup araştırmacı, bu döneme “antroposekte” (anthropause) adını verdi. İnsan faaliyetlerinin iklim ve çevre üzerindeki baskın etkisine işaret eden antroposen dönemine gönderme yapan bu terim, “modern insan faaliyetlerinin, özellikle de seyahatin önemli ölçüde küresel olarak yavaşlaması”na işaret ediyor.

Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarlarından Christian Rutz, inanılmaz bir araştırma fırsatı ortaya çıkaran bu şartların ciddi bir trajedinin sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Öte yandan bu durumun insanların ve vahşi yaşamın nasıl etkileşimde bulunduğuna dair daha fazla bilgi edinebilmemiz için kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu da ekliyor.

Tarihsel olarak bu ilişkinin incelenmesi pek kolay olmadı. Araştırmacılar, hayvanların korunan ve korunmayan bölgelerde veya kentsel ve kırsal çevrelerde nasıl farklı davrandığını çalışmayı başarabildiler. “Ancak bu yaklaşımların hepsiyle ilgili sorun genellikle çok az sayıda yaşam alanına atıfta bulunmaları” diyor Rutz. “Antroposekteye geldiğimizde ise insan faaliyetlerinin küresel olarak yavaşlamasıyla birlikte bu faaliyetlerin coğrafi bölgeler, ekosistemler ve daha da önemlisi türler üzerindeki etkilerini anlamak için çok değerli inceleme alanlarına sahip olduk.”

Makalenin yazarlarından Martin Wikelski, birçok hayvanın insanlardan uzakta ormanda yaşadığını düşündüğümüzü ancak hayvanların bir şekilde tekrar şehirlere girdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bu genetik değil, kültürel bir değişiklikten kaynaklanıyor.” Yani bu hayvanlar yavaş yavaş şehir hayatına alışmıyor. Örneğin; eğer bazı yunuslar için boğazda yüzmek daha iyi beslenerek eş bulmaları için daha çok enerji sağlıyor olsaydı, bu davranış daha fazla yavrulamalarına yardımcı olarak şehre yaklaşma cesaretini kodlayan genetiğin yavrulara da aktarılmasına yol açabilirdi. Yani nesilden nesile, bir tür şehir yaşamına uyum sağlanırdı.

Ancak antroposektede yaşanan davranışsal değişiklikler genetik olamayacak kadar hızlı bir şekilde gerçekleşti. Bunun yerine bu değişiklikler, bireyler veya hayvan grupları tarafından yapılan seçimlerden kaynaklanıyor olabilir. “Kişiliklerin farklı olduğunu görüyorsunuz,” diyor Wikelski. “İçinde bulunduğumuz dönem belli kişiliklere sahip hayvanların şehirlere girmesi için bir seleksiyon olabilir ve bu onların kültürleri aracılığıyla yayılabilir.”

Bilim insanları bu kadar hızlı ve çarpıcı davranış değişimlerini gittikçe gelişen izleme ekipmanları sayesinde takip edebiliyorlar. İzleme araçları bir hayvanın hareketinin haritalanmasında yardımcı oluyor. Bazı araçlarda telefonunuzu oynatarak bir oyunu kontrol etmenizi sağlayan sensörlere benzer eylemsizlik ölçüm birimleri (IMU) bulunuyor. Bu, araştırmacıların vahşi bir hayvanın aniden hızlanıp hızlanmadığını belirlemesine izin vererek hayvanın ürkmüş olabileceğini anlamaya yardımcı oluyor. Daha da gelişmiş bir izleme cihazı, hayvanların kalp atış hızını tespit edebiliyor veya akranlarıyla olan etkileşimlerini bir mikrofonla dinleyebiliyor.

Antroposekte sırasında araştırmacılar, hayvan davranışını izleyen bu verilerle insan davranışını, özellikle trafiği izleyen verileri bir araya getirebilir ve bir türün yokluğumuzdan yararlanıp yararlanmadığını ya da yaban hayatında her şeyin normal devam edip etmediğini anlamamıza yardımcı olabilirler. Antroposekte devam edip nihayetinde sona yaklaştıkça bilim insanları bir türün nasıl adapte olduğunu izleyebilecek ve pandemi olmasa çözülmesi imkansız olan soruları cevaplayabilecekler.

Araştırmacılar yıllardır bu bilmeceleri çözmeye çalışıyorlar: Hayvanlar inşa ettiğimiz yapılardan (yollar, binalar ve diğer altyapılar) mı yoksa bizden mi korkuyorlar? Makalenin yazarlarından Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü üyesi Matthias-Claudio Loretto, birdenbire birçok bölgede insanların olmaması sonucunda eğer hayvanlar bu alanları ziyaret etmeye başlamışlarsa bu durumun hayvanların “açık bir şekilde insanlardan korktuklarını” gösterdiğini belirtiyor.

Diğer yandan, belli bir tür son birkaç ay içinde insanlar yokken bile nüfuslu bir bölgeye girmediyse, bu onları uzak tutanın inşa ettiğimiz çevre olduğuna işaret edebilir. Ancak koruma biyologları, bir alanda dolaşan türlere bakabilir ve seyahat ettikleri yolları izleyebilirler.

Bu bilmece, özellikle hareket kısıtlamalarının katı olmadığı kentsel yerlerde daha da karmaşık hale geliyor. Örneğin bir şehirde insanlar yürüyüşe çıkmaya devam ediyorsa hayvanlar bu yüzden kamusal alanlardan kaçınıyor fakat insanlara tamamen kapalı yerlerde ortaya çıkıyor olabilirler. Ya da bazı şehirlerde araba kullanımı kısıtlanmışken diğerlerinde böyle bir önlem alınmadığından araştırmacılar farklı alanlardaki türlerin nasıl adapte olduğunu görmek için hem trafikten hem de hayvanlardan toplanan verilere bakabilirler.

Antroposekte, bilim insanlarına hayvanların inşa edilmiş ortamlarda nasıl hareket ettiğini incelemek için eşsiz bir fırsat sağlıyor; bu bilgi, hayvanlara güvenli geçiş yolları sağlamak için kentsel alanlarda değişiklikler yapılmasını sağlayabilir. Örneğin, inşa edilen bir otoyolun bir türün yaşam alanını ve nüfusunu ikiye böldüğünü öğrenirsek, genetik çeşitliliği teşvik etmek için onları tekrar birleştirebiliriz. Wikelski, “Yöneticilerin hayvanlara nereye gideceklerini söylemeleri iyi bir şey değil” diyor. “Hayvanlar bize nereye gitmeleri gerektiğini, nereye gitmek istediklerini söylemeli. Bu nedenle ihtiyacımız olan şey hayvanlara göre karar verilmiş geçiş koridorları.”

Tüm bunlara karşın her hayvan türünün çevrede daha az insan olmasının yarattığı özgürlükten fayda görmediğini de belirtmek gerekiyor. Aralarında çakal, sıçan ve yaban domuzunun da bulunduğu birçok hayvan şehir sokaklarında rahatça hareket edebilir ve istedikleri yiyecekleri alabilirler. Ama San Francisco şehir merkezinde bir dağ aslanı için hiçbir şey bulunmuyor, onların ihtiyaç duyduğu besinler şehrin güneyinde engebeli bölgelerde kalıyor.

Yine de antroposekte bilim insanlarına hayvan davranışlarını incelemek için benzeri görülmemiş bir fırsat sağlıyor ve bilim insanları bu konuda vatandaşlardan da yardım alıyor. Bu bahar, Kaliforniya Bilim Akademisi tarafından yıllık olarak düzenlenen Şehir Doğa Mücadelesi (City Nature Challenge), şehirde yaşayan insanlardan fotoğraf çekerek ve iNaturalist uygulamasına yükleyerek arka bahçelerinde ve mahallelerindeki biyoçeşitliliği belgelemelerini istedi. 40.000'den fazla kişi 815.000 yaban hayatı gözlemi gerçekleştirdi.

Bu fikrin arkasında insanların doğayla bağ kurmalarını sağlamak yatıyor, özellikle de uzun süre evde kalınan bugünlerde. Ancak bir sonraki adım bu verileri bilim, koruma, planlama ve yönetim için kullanmak. Tüm veriler herkesin kullanımına açık, yani İNaturalist ile vahşi yaşamı izleyerek birbirimizden uzak olduğumuz eşi görülmemiş antroposekte esnasında bilim insanlarına bir fikir verebilmek mümkün.

SHARE: