Menu TR

WE TALK

31 August

Geleneksel tarım, yoksul coğrafyalar ve girişimcilik

Brookings Institution'a göre Nijerya, dünyanın en fazla yoksul insan yoğunluğuna sahip olan ülkesi. Petrol zengini olan bu ülkede birçok yoksul aile, günde yaklaşık 2 dolar veya daha azıyla geçiniyor. Çiftçilikle uğraşan ailelerin, gübre satın alacak paraları olmaması ve gübre yokluğu nedeniyle mahsulleri bozuluyor. Gıda ve barınma ihtiyacını zorlukla karşılayan yoksul aileler çocuklarını okula da gönderemiyor.

Terör örgütü Boko Haram, Nijerya’da ciddi seviyede bir güvenlik tehdidi oluşturuyordu. Yetkililer terör örgütü ile mücadelenin yönetilebilir bir seviyeye geldiğini belirtse de Nijerya’nın bazı bölgelerinde insanlar Boko Haram tehlikesinden dolayı tarlalarına gidemiyor. Nasarawa Eyalet Üniversitesi'nden ekonomist Uche Joseph Uwaleke, ülkesindeki aşırı yoksulluk artışını güvenlik sorunuyla ve devlet yönetiminin kötü olmasıyla açıklıyor.

Topraktan toplanan her mahsul, topraktan alınan besini temsil ediyor. Gıda güvenliğinin sağlanması için de mahsullerin sürekli olarak topraktan alınabilmesi gerekiyor. Azot, bitkilerin büyümesini sağladığı için tarımda önemli bir unsur; ancak havadaki serbest azotu kullanamayan bitkiler için alternatif bir azot kaynağı bulunması tarih boyunca önemli bir arayış olmuştu. Eski çiftçiler bitki ve hayvan atıklarını kompost hale getirerek daha verimli hasat elde etmeyi keşfetmiş, bitkilerin alabileceği azotu nitrat olarak toprağa kazandırmanın yolunu farkında olmadan bulmuşlardı.

19. yüzyıla gelindiğinde ise, Avrupalı bilim insanları azotun bitki büyümesindeki önemli rolünü keşfetti. Avrupalı elitler, büyüyen kentsel nüfusu azalan kırsal iş gücüyle karşılayamayacaklarını anladı, ve ucuz ve kolay elde edilebilen nitratın bu probleme çözüm olacağını fark etti. Böylece azot saptaması, yani azotu havadan çekme ve bitkilerin kullanabileceği forma dönüştürme işlemi bulundu. 1909'da Alman kimyacı Fritz Haber, nitratı havadan sentezleyebilmek için yüksek sıcaklıklı ve yüksek enerjili bir işlem geliştirdi. Böylece tarımın binlerce yıllık azot döngüsü problemi çözüldü. Bugünün endüstriyel ölçekli çiftlikleri Fritz Haber’e çok şey borçlu olduğunu düşünebilir. Ancak Nijerya’daki çiftçiler büyük olasılıkla aynı fikirde değiller.

Tarımda kimyasal gübre kullanımı verimi artırıyor ancak diğer taraftan toprakta biriken azotun su yataklarına taşınması su kaynaklarında azot kirliliğine dolayısıyla alg patlamasına neden oluyor. Bu durum, su kaynağında tüm canlılığın yok olması anlamına geliyor. Geleneksel tarımın çevresel etkilerinin yanında, sosyal etkileri de çarpıcı. Tarımın kimyasal gübre kullanımına bağlı hale gelmesi, Nijerya’da olduğu gibi yoksul nüfusun geçim kaynağını elinden alıyor. Bu durumun giderek artan açlık ve gıdasızlığa da katkısı büyük.

2012 yılında Iowa Devlet Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma tarımın sentetik azota bağlı olmak zorunda olmadığını gösteriyor. Çalışmaya göre, her yıl farklı ekinler ekerek toprağın verimliliğini sağlamak mümkün. Böylece toplam gıda üretiminin mevcut seviyesi korunabilir ve ilave azota olan bağlılık önemli ölçüde azaltılabilir. Cornell Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırma da bunu destekliyor ve her yıl ürün rotasyonu yapmanın azot akışını azalttığını gösteriyor.

Bir yanda geleneksel tarımın sosyal ve çevresel etkileri sürerken, Nijerya’daki girişimler çiftçilerin güçlenmesinde önemli bir rol oynuyor. 2016 yılında kurulan ve Nijerya’nın ilk dijital tarımsal platformu olan Farmcrowdy, gençlerin tarımsal üretime katılımını teşvik ederek tarımsal üretimi artırmayı hedefliyor. Sponsorlarla küçük ölçekli çiftçileri bir araya getiren girişim, yerel gıda üretimi ve güvenliği odağında çiftçilerin güçlenmesini ve desteklenmesini sağlıyor. Örneğin, bu girişim sayesinde, kadın bir mısır çiftçisi olan Esther, aldığı destekle küçük tarım alanını bir hektara çıkararak ailesine gelecek sağlıyor. Farmcrowdy’nin etkilediği insanların öykülerine buradan ulaşabilir, girişimciliğin sosyal ve çevresel konulara getirdiği çözüm hikayelerini inceleyebilirsiniz.

SHARE: