Menu TR

S360Mag

30 May

Lekeli kıyafetler

Özellikle 2013’te gerçekleşen Rana Plaza felaketinden sonra dünyanın gözü Batılı moda markalarının tedarik zincirlerinde. Kaliforniya Üniversitesi’nin yayınladığı bir rapor tedarik zincirlerinin sadece fabrikalarla sınırlı olmadığını aynı zamanda ev işçiliğine de uzandığını ortaya koydu. Bu rapor tedarik zincirlerinin transparanlıktan ne kadar uzak olduğunu gözler önüne seriyor.

Rapor bu zamana kadar tekstil endüstrisinde ev işçilerinin çalışma koşullarını ele alan en kapsamlı rapor. Rapor, çocuk işçi ve zorla çalıştırılma gibi konular da dahil olmak üzere ev işçiliği uygulamalarının acı gerçeklerini gözler önüne seriyor. Görüşülen ev işçilerinin %19’u 10-18 yaş arasında ve aralarında en genç olanının yaşı 10.

Görüşülen işçilerin çoğu kıyafetlerin nakış, püskül süslemesi, saçak takma, boncuk işi ve düğme dikme gibi “final dokunuş” işlerini yapıyor. Hiçbiri herhangi bir sendikaya üye değil ve çalıştıklarına dair herhangi bir yazılı belge yok. Kadınların 99%’undan fazlası Hindistan yasalarının belirlediği asgari maaşın altında çalışıyor. Bu işçilerin yaklaşık %85’i Amerika ve Avrupa Birliği’ne ihraç edilen tekstil ürünlerinin tedarik zincirlerinde çalışıyor.

Hindistan, Çin’den sonra 13 milyon fabrika çalışanıyla dünyanın en büyük ikinci tekstil üreticisi ve ithalatçısı. Çağdaş kölelik alanında uzman Siddharth Kara’nın yayınladığı Lekeli Kıyafetler (Tainted Garments) adlı rapora göre milyonlarca kişi kayıt dışı olarak evlerde çalışıyor. Bunların çoğu dışlanan etnikgruplardan gelen kadın işçiler. Bu kadınların çoğu saatte sadece 15 kuruş için uzun saatler boyunca tehlikeli koşullarda çalışıyor. Bu insanların tedarik zincirlerinin onlara sunduğu sömürü çalışma koşullarına boyun eğmekten başka şansları yok.

Siddharth Kara ev işçilerinin moda tedarik zincirinin en altında yer aldıklarını, enformel çalıştıkları için tazminat hakkı bile olmayan insanlar olduklarını ifade ediyor. Ayrıca, devletin bu duruma hiçbir düzenleme ve müdahale yapmamasının da bu durumu işçiler için daha da kötü bir hale getirdiğini savunuyor. Raporu hazırlayan araştırmacılar, ev işçilerinin sesini duyurmak ve bu durumun önüne geçecek adımların atılmasını umarak, 1452 farklı ev işçisiyle görüştü.

Ev işçiliği, genelde kadın işçilerin çoğunlukta olduğu evden ya da küçük, merdiven altı atölyeler de denilen mekanlarda bir şirket ya da marka için taşeron olarak çalışmasına deniyor. Ev işçiliği özellikle Hindistan, Bangladeş, Vietnam ve Çin gibi endüstrinin en korumasız olduğu ülkelerde moda tedarik zincirinin yapıtaşı haline gelmiştir. Ancak bu durum artık tüm dünyaya yayılmış durumda. Örneğin, İtalya’da lüks markalar için kayıt dışı çalışan ev işçilerinin haklarını konu alan bir makale New York Times dergisinde yayınlandı.

Siddharth Kara ev işçilerinin gördüğü zararın ve sömürünün evlerde çalıştıkları zaman dilimiyle sınırlı olmadığını sırt ağrısı, görme bozukluğu gibi hastalıklar da dahil olmak üzere pek çok yaralanma ve kronik hastalığa da maruz kaldıklarını dile getiriyor. Görüşülen işçilerin tamamının geçim kaynaklarını kaybetmek ya da ailelerine bir zarar geleceği korkusuyla isimlerini gizlediği raporda belirtiliyor.

Markaların ve şirketlerin çoğu tedarik zincirlerinde yer alan bu iş gücünün, ev işçiliğinin ve işçilerinin çalışma şartlarının farkında değil. Uzman Kara, bu marka ve şirketleri ifşa etmek istemediklerini çünkü markaların taşeron anlaşmalarını fes etmesi halinde ev işçisi kadınların ekonomik kaynaklarını tamamen kaybedeceğini belirtti. İfşa yerine, bu araştırmanın şirketlerin ve markaların şeffaflığa ve çalışan hakları konularına yatırım yapmalarını önerdiğini belirtti.

SHARE: