Menu TR

S360Mag

7 November

Dijital içerik tüketiminin iklim değişikliğindeki rolü

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

“Sadece bir fotoğraf” ya da “sadece birkaç dakikalık video” olarak görülen dijital içeriklerin hepsi birlikte ele alındığında toplu internet trafiğinin iklim değişikliğine büyük bir katkısı olduğu ortaya çıkıyor.

Bilgisayar, tablet veya akıllı telefonlar tarafından alınan her komut için elektrik kullanıyor. Elektrik üretimi için ise hala ağırlıklı olarak fosil yakıtlar kullanıldığı düşünülürse, bu üretim sürecinin karbondioksit ve sera gazı salımındaki rolü büyük.

Paris merkezli The Shift Project'in yakın tarihte gerçekleştirdiği bir çalışmaya göre, CO2 emisyonlarının yaklaşık %4'ünü küresel veri transferi ve gerekli altyapılar oluşturuyor. Hesaplamalar hem IT altyapısının enerji maliyetlerini hem de bu altyapının fiili kullanımını içeriyor. Altyapının fiili kullanımı, bir araya getirilen tüm ekipman ve teknolojinin üretiminden %10 daha fazla elektrik tüketiyor.

2022 yılı itibariyle dünya nüfusunun yaklaşık %60'ının çevrimiçi olacağı ve video içeriklerinin tüm internet trafiğinin %80'inden fazlasını oluşturacağı öngörülüyor. Günümüzde ise yine aynı şekilde, video içerik trafiği veri transferlerinin %80’ini oluşturuyor. Video içeriklerinin bu denli yüksek bir yüzdeye sahip olmasının sebebi ise veri yoğun (data-intensive) olması. Çevrimiçi video trafiği, 2018 yılında 300 milyon ton CO2 salımına yol açtı, bu miktar İspanya’nın yıl içinde sebep olduğu karbon salımına eşdeğer.

Bununla birlikte, değişen video ve film tüketme trendleri sorunu daha köklü hale getiriyor. Geçmişte filmler, hareketli resim ve müzik içeren bir hikaye anlatırdı. Bugün ise, çevrimiçi videolar öncelikle bir kişinin dikkatini mümkün olduğu kadar uzun süre bağlamak için kullanılıyor. YouTube, Facebook ve Netflix gibi platformlar bu bağımlılığı giderek daha fazla kullanıyor. Örneğin, otomatik oynatma işlevi videoların ses kapalı ve altyazı açık bir biçimde otomatik olarak başlatılmasını sağlıyor ve bu şekilde çok daha kolay ve bazen farkında bile olmadan içerik tüketiliyor.

Peki bu durumun önüne nasıl geçilebilir? Enerjiden tasarruf etmek için çeşitli çalışmalar yapılmakta. Örneğin, edge-computing olarak bilinen bir sistem üzerinde çalışılıyor. Bu sistem sayesinde, istenilen veriler yerel olarak, büyük şehirlerdeki veri merkezleri gibi kullanıcılara daha yakın yerlerde depolanabilir. Bu şekilde, trafik ciddi anlamda kısaltılmış ve dolayısıyla azaltılmış olacak.

Günümüzde hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından henüz tanınmayan bu sorunun çözümü için en önemli aktörler internet kullanıcıları olarak görünüyor. Kullanıcıların elektrik tüketimini azaltmasının en kolay yolu ise standart bir TV yayını tercih etmek. Standart TV yayınlarında, veri transferi yalnızca sınırlı bir coğrafi alan üzerinden iletildiği için analog yayınlar daha az elektrik tüketiyor.

Bununla birlikte, gündelik dijital yaşamın iklim üzerindeki etkisiyle ilgili farkındalığı arttırmak aslında öncelikli hedef olarak görülmeli. The Shift Project, bu farkındalığı amaç haline getirerek kullanıcının tarayıcısına eklenebilecek bir hesap makinesi geliştirdi. Bu eklenti, kullanılan cihazdaki internet aktivitesini hesaplayarak sebep olunan CO2 salımını ölçüyor.

Bu çalışmalar ciddi bir öneme sahip ve kullanıcıların farkındalık sahibi olmasının önemine dikkat çekiyor. Farkındalığın artmasıyla birlikte, günlük çevrimiçi rutinlerinde ufak değişiklikler yapılmasının büyük etkilerinin olacağının altı çiziliyor. Önerilerin bazı eylemler ise şunlar:

• Çevrimiçi yedekleme sistemlerinin kullanımını azaltılması ve bunun yerine cihazdaki kullanılmayan ögelerin silinmesi
• Mobil ağlar yerine Wi-Fi kullanımı
• Mümkün olan en küçük ekranda video içerik tüketimi
• Video kalitesinin düşürülmesi

SHARE: