Menu EN

S360MAG

22 September

Ormanları tahrip etmeden gıda üretimi mümkün

Geçtiğimiz yıllar boyunca birçok gıda ve meşrubat şirketi tedarik zinciri süreçlerinde ormansızlaştırmayla mücadele etmek için taahhütlerde bulundu. Bu konuda her ne kadar önemli adımlar atılmış olsa da değişimin gerçekten sağlanabilmesi için şirketlerin, toplumun ve yerel toplulukların haklarını ve geçim kaynaklarını korumak adına politikalarını uygulamaya geçmesi ve daha güçlü bir şekilde çaba göstermesi gerekiyor.



Çikolatadan dondurmaya her gün tükettiğimiz yiyeceklerin içeriğinde bulunan palm yağı ve soya gibi ürünler tüm dünyada ormansızlaşmanın artmasına sebep oluyor. Endonezya’dan Peru Amazonları’na, karbon tutma açısından oldukça önemli birçok orman, bu tarımsal ürünlerin daha fazla üretilmesi için yok ediliyor. Dahası bu durum, iklim değişikliği ve toplumsal çatışmaların daha kötüleşmesine sebep oluyor. Ormanların yok olmasının yıkıcı etkisine ek olarak, tarımsal üretimin yeni alanlara yayılmasıyla yerel halkın kendi topraklarını terk etmeye zorlanması ve giderek artan şiddete ve tehdide maruz kalmaları, gıda sektörünün ardında yatan acı bir gerçek. Bu nedenle, tarımsal ürünlerin en büyük tüketicisi konumunda olan gıda ve meşrubat endüstrisinin, yerel toplulukları ve ormanları koruyan sürdürülebilir bir üretim modeli oluşturarak değişim yaratma konusunda çok önemli sorumlulukları bulunuyor.



Oxfam tarafından yayımlanan “Pathways to Deforestation-Free Food” (Ormansızlaştırmaya Sebep Olmayan Gıdaya Doğru) raporu, bu sorumlulukları ele alan güncel kaynaklardan birisi. Raporda, Oxfam’ın “Markaların Ardında” (Behind the Brands) kampanyası kapsamında çevresel ve sosyal politikalarını geliştirmeye teşvik edilen dünyanın en büyük gıda ve meşrubat şirketlerinin ve başlıca tedarikçilerinin tedarik zinciri süreçlerinde ormansızlaştırmanın önüne geçmek adına verdikleri taahhütlerini nasıl uyguladıkları analiz ediliyor. Bu şirketlerin, tarımsal tedarik zinciri süreçlerinde ormansızlaşmayla bağlantılı olan insan hakları üzerindeki etkilerini ne şekilde irdelediklerine ve politikalarını uygulamaya geçirmek adına attıkları adımlara raporda yer veriliyor.

Bu konuda birçok gıda ve meşrubat şirketi ilerleme kaydetmiş olsa da hala gidilecek çok yol var. Örneğin, insan hakları savunucuları ve çevreciler ön safta yer alırken birçok ülkede giderek artan şiddete maruz kalıyorlar. Ormanları korumaya taahhüt eden bu şirketlerden hiçbirinin bu konuda bir politikası bulunmuyor. Ayrıca, ilgili tarımsal ürünleri üreten küçük ölçekli çiftçilerin gelir elde edebilmesini, işçilerin geçinebilecek kadar ücret alabilmesini garanti eden politikalar da oldukça nadiren görülüyor. Raporda incelenen şirketlerin izlenebilirlik, şeffaflık ve risk değerlendirmesi süreçlerini sağlam bir şekilde uygulamaktan geri durduğu da belirtiliyor. Sadece birkaç şirket, İş Dünyası ve İnsan Hakları ile ilgili Birleşmiş Milletler Yol Gösterici İlkeleri (UN Guiding Principles on Business and Human Rights) doğrultusunda insan hakları risk/etki değerlendirmesi, şirketin tedarikçi yönetmeliği ve politikasına uyan tedarikçilerin yüzdesini açıklama gibi prosedürleri uyguluyor.

Gıda ve meşrubat sektöründe ormansızlaştırmanın önüne geçmek için şirketlerin, ormansızlaşma ile ilgili olan tarımsal tedarik zinciri süreçlerinde işçilerin, küçük ölçekli çiftçilerle birlikte yerel toplulukların ve yerli halkın haklarını ve geçim kaynaklarını güçlendirmeleri, tedarik zinciri taahhütlerinde başarı sağlamak için daha güçlü prosedürler uygulamaları, kapsayıcı ve dirençli arazi kullanımına yatırım yapmaları ve bunun savunucusu olmaları gerekiyor.

PAYLAŞ: