Menu EN

S360MAG

2 June

Doğal afet ve iç çatışma kaynaklı göçler artmaya devam ediyor

2016’da 31,1 milyon insan savaş, şiddet ve doğal afetler nedeniyle “yer değiştirmek” zorunda kaldı. Bu, her saniyede bir insanın yaşadığı bölgeden kaçmak zorunda kalmasına karşılık geliyor.

2016 sonu itibarıyla Suriye’deki 22 milyon insanın yarısından fazlası son altı yıldır süren şiddetten kaçarak ülkelerini veya yaşadıkları yerleri terk etti. IDMC’nin (Ülke İçi Yer Değiştirme İzleme Merkezi) hazırladığı “Ülke İçi Yer Değiştirme Küresel Raporu” (GRID), bu yıl, ülke içi ve dışı göç arasındaki bağlantıya odaklanıyor. Rapor, insanların kendi ülkeleri içerisinde kaçarak güvenli bir yer bulamadıklarını ve sonuç olarak iltica ve daha iyi bir hayat arayışı için ülke dışına tehlikeli yolculuklar yapmak zorunda kaldıklarını gösteriyor. Geri dönen sığınmacılar ve göçmenler, geride bırakmaya çalıştıkları koşullarla yeniden karşılaşıyor ve bu durum ülke içinde göç eden insan sayısında artışa neden oluyor. 



2016 yılında yer değiştiren ve 2015 yılında iltica eden insan sayısı

Şiddetin yanı sıra, pek çok insan altyapı ve enerji ile ilgili proje ve yatırımlar nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalıyor. Altyapı ve enerji projelerinin bazılarında fayda sağlarken, önemli kısmında göçe ciddi bir şekilde etki yaratıldığı unutulmamalı. Kentsel dönüşüm projeleri de bu kapsamda değerlendirilebilir. Şehir planı üzerinde değişiklik yapmayı hedefleyen bu projeler, ne yazık ki sosyolojik etki değerlendirmesini göz ardı ediyor. Sosyolojik çevrelerini kaybeden insanlar, yerlerinden edilerek aşina olmadıkları bölgelerde yaşamaya zorlanıyor ya da bölgenin kültürel dönüşümü lokal insanların alanlarını kaybetmelerine, kendi çevrelerine yabancı kalmalarına neden oluyor.

Bu sene, GRID dikkatleri ülke içi gerçekleşen göçler üzerine çekiyor. Şiddet ve savaşlar nedeniyle düşük gelirli ülkelerdeki göç etmek zorunda kalan insanların sayısı gittikçe artıyor. İklim değişikliğiyle birlikte daha yıkıcı hale gelen doğal afetler ve bu afetlerin toplumsal yapıyı tamamen etkilemesi, ülke içi göçlerin en büyük sebepleri arasında görülüyor. Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan rapor doğrultusunda iklim değişikliğinin terör eylemlerinin sayısını artıracağı ve Boko Haram ve IŞİD gibi terör organizasyonlarının yeni üye alımlarını güçlendireceği ön görülüyor.

Terörist grupların iklim değişikliği sebebiyle daha sık görülecek doğal afetleri ve su ve yiyecek kıtlıklarını fırsat olarak değerlendirip, örgütlenme, eylem gerçekleştirme ve sivil toplumu kontrol etme konusunda daha başarılı olacağı düşünülüyor. Raporun yazarlarından biri olan Lukas Rüttinger, terörist grupların su gibi doğal kaynaklara erişimi kontrol altına alarak yaşanan kıtlıkları daha da kötü seviyelere ittiğini belirtiyor. Kaynakların daha kıt hale gelmesi ile bu kaynaklara ihtiyacı olan insanlar hayatlarının devamı için başka kaynaklara yönelme ihtiyacı duyuyorlar ve bu da terörist gruplara katılımın artmasına sebep oluyor.

Çad Gölü etrafında yaşananlar bu konuda önemli bir örnek. Yiyecek ve su kıtlıklarının sıkça görüldüğü ve kuraklığın etkili olduğu göl ve etrafında yer alan bölge, devletlerin zayıflığı dolayısıyla ekonomik anlamda çökme noktasında. Boko Haram'ın en güçlü olduğu bu bölgede nüfusun %72'si yoksulluk sınırı içinde yaşarken %50'sinde ise yetersiz beslenme görülüyor.

Altı yıldır devam eden Suriye iç savaşında IŞİD barajların kontrolünü ele geçirerek ülke tarihinde görülen en uzun ve en etkili kuraklığı kendi lehine etkin bir şekilde kullanıyor. 2015'te Ramadi Barajının kapaklarını kapatarak akıntının aşağılarında kalan rejim yanlılarına saldırılarını daha kolay hale getiren IŞİD, Rakka'da barajları toprakları su altında bırakmak için kullanarak bölgedeki yerel halkı göçe zorladı.

Birleşmiş Milletler, Mart ayında Çad Gölü kriziyle ilgili bir karara varırken bölgedeki iklim ve güvenlik sorunlarının “birbirine bağlılığını” vurguladı. İklim değişikliği ve değişen diğer ekolojik faktörler bölge istikrarı üzerinde etkili olan olumsuz faktörler arasında yer alıyor.

Söz konusu durum, Sendai Çerçevesi Afet Risk Azaltımı, Paris Anlaşması ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini de direkt olarak ilgilendiriyor.

Tüm bu sorunlar, bir değişim modelini de beraberinde getiriyor. Yer değiştirmenin birbiri içine geçmiş nedenlerini ve temel etmenlerini anlamak için acil ihtiyaçları karşılamaya odaklanmak ve kurumsal direktiflerin ürettiği çözümler sağlamaktansa, hassasiyeti azaltmak ve yer değiştirmenin uzun dönemli etkilerini hafifletmek üzerine kurulu bir bakış açısına geçilmesi gerekiyor. Bu değişim gerçekleştirilmedikçe, ülkeler ekonomik ve sosyal etkileri azaltmaya çalışmakla mücadele etmeye devam edecek ve göçten etkilenen insanların sayısı tüm dünyada artışı sürecektir.

PAYLAŞ: