Menu EN

S360MAG

17 November

COP23 İklim Konferansı sona ererken

a“İklim sistemine yönelik insan kaynaklı tehlikeli müdahaleyi" önlemeyi, dolayısıyla iklim değişikliğini durdurmayı hedefleyen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında tüm dünya ülkelerinden binlerce temsilciyi her yıl bir araya getiren “Taraflar Konferansı” (COP) bu kez 23. toplantıyı gerçekleştirmek üzere 6-17 Kasım tarihlerinde Bonn’da bir araya geldi.

Karbon salımlarının yakın gelecekte belirgin bir şekilde azaltılmazsa ciddi ve geri döndürülemez etkileri tüm dünyada daha ciddi bir şekilde hissedilecek. 2015 yılında COP21’de imzalanan Paris Anlaşması’nın küresel ortalama sıcaklık artışını 2°C, hatta mümkünse 1,5°C’nin altında tutma hedefine ulaşılması için ülkelerin ulusal katkılarını önemli ölçüde katılaştırılması gerekiyor.
Bu sene COP toplantısı daha pratik olması nedeniyle Bonn’da yapılıyor ancak toplantının asıl ev sahibi, daha önceden Fiji olarak belirlenmişti. Bu nedenle, konferansın başkanlık görevi Fiji başbakanı Frank Bainimarama tarafından yönetiliyor. Fiji, 2016’daki Winston Kasırgası’ndan sonra yaklaşık bir milyar dolarlık hasara uğramıştı ve Fiji’nin “ev sahipliği”, Fiji gibi küçük ada ülkelerinin iklim değişikliğine en az sebep olan ancak iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer almaları açısından da önem taşıyor.
COP 23 kapsamında pek çok görüşme, sunum ve etkinlik düzenleniyor. Bunların arasından Climate Analytics’in yaptığı sunum, dikkat çekenler arasında yer alıyor. Sunumda, AB ülkelerinin 2030’a kadar, tüm dünyanın ise 2050’ye kadar kömürü elektrik üretiminde kullanmayı tamamen bırakması gerektiğini vurgulandı. 
Paris Anlaşması’nın kabul edilmesine rağmen 2030’a kadar yeterli seviyede harekete geçilmemesi durumunda 1,5°C hedefinin tamamen ortadan kalkacağını, 2°C’lik hedefe dahi ulaşmanın mümkün gözükmediği belirtiliyor. UNEP, küresel sera gazı salımlarında 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sırasıyla yüzde 0,9, 0,2 ve 0,5’lik artışı olduğunu, Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından hazırlanan BM raporu ise 2015 yılında 400 ppm olan küresel ortalama karbondioksit konsantrasyonunun, 2016 yılında 403,3 ppm’e çıkarak son 800.000 yıl içindeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.



2017 yılında fosil yakıt ve sanayi kaynaklı CO2 emisyonlarının %2 artacağını ve 37 milyar tona ulaşarak rekor seviyeye geleceğini bildiriliyor. 2014-2016 yılları arasında bu artışın sadece çeyreği gerçekleşmişti. Arazi kullanımı değişimi ve ormansızlaştırma yaklaşık dört milyar ton CO2 artışına neden olarak 2017 yılında küresel emisyonların yaklaşık 41 milyar tona ulaşmasına sebep olacağı tahmin ediliyor. 
Artıştaki temel sebebin, Çin’de yaz döneminde gerçekleşen kuraklık sonucu nehir sularının alçalması, hidroelektrik potansiyelinin azalması ve buna bağlı olarak kömür kullanımında artış olarak gösteriliyor. Dolayısıyla, salım artışındaki en büyük etkenin Çin kaynaklı olduğu belirtiliyor.
Türkiye’nin “özel” durumu
ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekildiğini duyurmasının ardından, Türkiye dışında herhangi bir ülke Anlaşma’ya bağlılık konusunda bir tereddüt yaşamamıştı. Avrupa ve Çin gibi büyük ölçüde salım yapan ülkeler, iklim değişikliğinin etkilerini azaltma ve bu doğrultuda mücadele amacıyla fon yaratma konularında “safları sıklaştırırken”, Türkiye ise “Yeşil İklim Fonu”ndan (GCF) yararlanmadığı takdirde Anlaşma’yı kabul etmesine rağmen yürürlüğe koymayacağını duyurmuştu. Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadeledeki özel durumu yakın tarihte sanayileşmiş ve halen sanayileşme sürecinde olmasına bağlanıyor.
Türkiye’nin “özel durumu”nun aslında uzunca bir geçmişi var. 1992 yılında Türkiye, UNFCCC uyarınca, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) üyeliği nedeniyle Ek I/II ülkesi olarak sınıflandırılmıştı. Bu kapsamda Türkiye, iklim değişikliği ile mücadelede tedbirler almakla ve gelişmekte olan ülkelere mali kaynaklar sağlamakla yükümlü hale geldi. Türkiye, bu özel durumunu, tamamen sanayileşmiş bir ülke olmadığı, fon sağlamak yerine fondan yararlanması gerektiği üzerinden iklimle ilgili platformlarda yıllardır tartışıyor. Türkiye ekonomisi, Brezilya veya Çin gibi gelişen ekonomilerle benzerlik gösteriyor ancak Türkiye Ek I ülkeleri arasında yer almıyor. Türkiye’nin özel durumu, bazı ayrıcalıklar tanınmasına rağmen devam ediyor. Örneğin, Türkiye’ye Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından fon sağlanıyor. Türkiye’nin Paris Anlaşması altında oluşturulan Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanma talebi ise Almanya’nın arabuluculuğunda bir karara bağlanması bekleniyor.

PAYLAŞ: