Menu EN

S360MAG

28 July

Çay olmadan asla?

İklim değişikliğinin etkilerinin buğday, mısır ve pirinç gibi ekinlerde görüldüğü biliniyor. Sırada suyun ardından dünyada en çok tüketilen içecek olan çay var. Yapılan araştırmalar Asya’da çay bitkisinden alınan verimin %55 oranında düştüğünü ortaya koyuyor. Bunun altında yatan nedenin kuraklık ve aşırı sıcaklar olduğu belirtiliyor. Çay tarlalarında kullanılan fazla miktardaki böcek ilaçları ve kimyasal gübreler toprakta bir yıl içerisinde yaklaşık %2,8 oranında bir bozunmaya neden oluyor. Bu kimyasalların akarsu yataklarına dökülmesi ise sudaki canlılar ve insan sağlığı için tehlike oluşturuyor.

Çin’deki Kunming Botanik Enstitüsü tarafından yürütülen çalışmada çay bitkisinin genomu dizilendi. Yapılan çalışma, genetik bilginin kullanılarak farklı çay türlerinin yetiştirilmesine ve bozunmuş toprakta yetişebilecek daha dayanıklı türlerin oluşturulmasına olanak sağlayacak. Aynı zamanda, çalışma sayesinde çayın tadının “iyileştirilebileceği” ve besin değerinin yükseltilebileceğini iddia ediliyor. Ancak tam da bu noktada tartışmalı bir konu olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve gıda güvenliği konuları gündeme geliyor. GDO teknolojisi değişen çevresel koşullara karşı daha dayanıklı türler yetiştirilmesine olanak sağlayabilir. Bitkiler bu sayede böcek ilacı gibi kimyasallara ve hastalıklara karşı daha dirençli hale gelebiliyor ve verimlilikte artış gerçekleştirilebiliyor.



Sürdürülebilir tarım, gıda güvenliğini ve çevreyi tehdit eden unsurlara karşı son zamanlarda yükselen bir trend. Yerel tohumları kullanarak ve toprağı en az seviyede kirleterek gerçekleştirilen tarım uygulamaları çiftiçinin ve yerel halkın eğitilmesini ve kırsal kalkınmayı  kapsıyor. Çevreyi kirletmeden yapılan üretime odaklanan sürdürülebilir tarımın da eleştirildiği bazı noktalar var. Hızla artan tüketim odaklı insan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak gitgide zorlaşıyor. Sürdürülebilir tarımda daha büyük alanlarda daha düşük verimle tarım yapılıyor. Bu durumun artan dünya nüfusunun ve taleplerin karşısında yetersiz kaldığı düşünülüyor. 2030 yılında insan nüfusunun 8 milyarı aşacağı tahmin ediliyor, sürdürülebilir tarım savunucuları ise bu alanda yapılacak yatırımlar ve iyileştirmelerle sürdürülebilir tarımın geleneksel tarım kadar üretken olabileceği görüşünde.

T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yayımladığı 2017 performans raporuna göre, koruma altına alınan genetik materyal sayısında, bir önceki yıla kıyasla %11 artış gerçekleşti. Koruma altına alınan hayvan ırkı sayısı 45 iken, kayıt altına alınmamış tarım işletmesi de bulunmuyor. Denetimi yapılan su ürünleri işletme sayısı 2016 yılında 3.500 iken bu rakam 2017 yılında 4.200’e yükseldi. Raporda ayrıca tarım ve hayvancılıkta sürdürülebilirliğin temel ilke olduğu da vurgulanıyor. Yakın zaman önce Adana’da aşırı ziraii ilaç kullanımı nedeniyle  60 bin kovan arının telef olması ise geleneksel tarım uygulamaları yerine, sürdürülebilir tarım uygulamalarına duyulan ihtiyacı bir kez daha gösteriyor.

Türkiye, kişi başına yaklaşık olarak yıllık 3 kilogram çay tüketimi ile dünyanın en çok çay tüketen ülkesi. Türkiye’yi ikinci sırada İrlanda, üçüncü sırada ise İngiltere takip ediyor. Dünyadaki çay ihracatının başında ise yılda yaklaşık 330 bin ton ile Sri Lanka, 300 bin ton ile Çin ve  200 bin ton ile Hindistan geliyor. Asya’da çay verimindeki %55’lik düşüş endişe vericiyken, tarımda sürdürülebilirliğin gündeme taşınması gıda güvenliği ve sağlıklı bir çevre açısından önem taşıyor.

PAYLAŞ: