Menu EN

S360MAG

28 July

Gelir eşitsizliği tüketim çılgınlığına ve çevre kirliliğine davet çıkarıyor

Alışveriş tercihleri, et tüketimi ve su kullanımı gibi konular üzerinde yapılan araştırmalar, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerin aynı zamanda çevreye ve iklime daha çok zarar verdiğini gösteriyor.

Oxfam’ın karbon salımları ve eşitsizlik konusunu ele aldığı 2016 tarihli raporunda, çevreyi en çok kirletenlerin başında, yılda 50 ton CO2 emisyonu ile ABD’de yaşayan en varlıklı %10’luk kesimin geldiği belirtiliyor. İkinci sırada, Kanada’daki en varlıklı %10 yer alırken bunu İngiliz, Rus ve Güney Afrika’nın üst gelir sınıfı takip ediyor. Eşitliğin görece daha çok sağlandığı Güney Kore, Japonya, Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkelerde ise nüfusunun daha az varlıklı olan yarısı ABD, Kanada ve İngiltere’deki aynı kesime göre çevreyi daha az kirletiyor. Bu da eğitimde daha eşit fırsatların sağlanması ve bireylerin ortalama eğitim seviyelerinin daha yüksek olması ile açıklanabileceği düşünülüyor. Daha eşit ülkelerdeki bireyler, aşırı tüketime daha az meyilli ve daha az atık üretip daha az karbon salımına sebep oluyorlar. Ekonomik eşitlik arttıkça, çevre bilincinin geliştiği gözlemleniyor.

Gelir eşitsizliğinin daha yüksek olduğu toplumlarda, özellikle moda sektöründe ürünler, daha ucuz olmakla birlikte, daha az dayanıklı olacak şekilde tasarlanıyor ve aşırı tüketim reklam kampanyaları ile destekleniyor. Sektör açısından karı artıran bu durum, tüketicilerin bu ürünlerin hayatlarının bir parçası olduğunu düşünmelerine neden oluyor. Her ne kadar geri dönüşüm teşvik edilse de eşyaların geri dönüştürülmesi enerji gerektiren ve atık oluşturan bir süreç.

İngiltere’de 2.000 kadınla yapılan bir araştırmaya göre, satın alınan kıyafetlerin ortalama yedi kez giyildiği ve sonrasında eski olarak nitelendirildiği saptandı. Reklam kampanyaları ile desteklenen tüketim alışkanlıklarının sosyolojik ve çevresel boyutu düşündürücü. Özellikle bireyler arasında eşitsizliğin yüksek olduğu toplumlarda, insanlar tüketim alışkanlıkları ve sıklıklarını statü sembolleri ile eşleştiriyorlar. İhtiyaç fazlası olarak alınan tüketim malzemeleri, atılan gıdalar, bilinçsiz su kullanımı ve ulaşımda toplu taşıma, bisiklet veya yürüyüşün tercih edilmeyip yerine bireysel araçların kullanılması, eşitsizliğin daha yoğun görüldüğü toplumlarda bir statü sembolü olarak görüldüğü ve tüketimin toplumdaki statüyü sağlamlaştırdığı yönünde bir görüş hakim.



*Yukarıdaki şemada sol tarafa yakın ülkeler eşitliğin olduğu ülkeleri temsil ederken, sağ tarafa yakın ülkeler eşitsizlik olan ve daha çok atık üreten ülkeleri temsil ediyor.

Çok fazla et tüketimi de çevreye zarar veren bir diğer alışkanlık. Hayvanları beslemek için yetiştirilen ve nakliyesi yapılan ekinlerin miktarı, doğrudan gıda olarak tüketilmek üzere yetiştirilenlerden çok daha fazla. Bu nedenle kişi başına et tüketimi yüksek olan ülkeler çevreye daha çok zarar veriyor. Eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelerde kişisel kullanım için tüketilen su miktarı da oldukça fazla. ABD’de her bir birey Almanya’ya kıyasla 3,5 kat daha fazla su kullanıyor.

Çevre bilincinin gelişmesinde eğitim önemli bir rol oynuyor. Eşitsizliğin yüksek olduğu toplumlarda, bireylere eşit düzeylerde eğitim fırsatı sağlamak oldukça zor. Bu toplumlar, aynı zamanda çevreye daha fazla zarar veriyor. Bu doğrultuda, hükümetlerin eğitim kurumlarında çevre bilinci aşılanmasını sağlaması ve toplumsal farkındalık yaratılması iklim değişikliğinin ve kirliliğin etkilerini azaltmak yönünde bir adım olacaktır.
 

PAYLAŞ: