Menu EN

S360MAG

8 September

Denizlerde sürdürülebilirlik

Bu yıl 15 Nisan’da başlayan denizlerdeki av yasağı, 1 Eylül itibariyle kalktı. Balıkçıların ağlarına en çok hamsi ve istavrit takıldığı belirtiliyor. Uskumrunun yıllar sonra yeniden Marmara’da sürü halinde görülmesi ise balıkçıları şaşırttı. Aşırı avlanmanın, uskumrunun üzerinde av baskısı oluşturarak sayısının azalmasına neden olduğu belirtiliyor.

Son 10 yılda, Türkiye denizlerinden avlanan balık miktarında %30 gerileme yaşandığı kaydedildi. Hamsi, sardalye ve istavrit Türkiye’de en fazla avlanan türler arasında yer alıyor. 2007 yılında avlanan hamsi miktarı 385 bin ton olarak kaydedilirken, 2016 yılında toplamda yaklaşık 102 bin ton hamsi avlandı. İstavrit, 2007 yılı verilerine göre yaklaşık 23 bin ton avlanırken 2016 yılında avlanan istavrit sayısı yaklaşık 9 bin ton olduğu tahmin ediliyor. 2005 ile 2011 yılları arasında Lüfer avında yaşanan gerileme de çarpıcıydı; toplam av miktarı bu yıllar arasında 18 bin tondan 3 bin tona düşerken, yürütülen kampanyalar sayesinde 2016 senesinde avlanan lüfer miktarı 8 bin tona ulaştı. Kalkan balığı da koruma altına alınması gereken türler arasında gösteriliyor.



  Türkiye denizlerindeki balık türleri sayısındaki çarpıcı azalma aşırı avlanma, denizlerdeki kirlilik ve iklim değişikliğinin sonuçları ile doğrudan bağlantılı. Denizler için tehdit oluşturan bir diğer unsur ise balık çiftlikleri. Çiftliklerde istilacı ticari türlerin yetiştirilmeye başlanması, yerel türler için tehlike oluşturabiliyor. Çiftliklerden denizlere ulaşan bu istilacı türler zamanla çoğalarak yerli türlerin yok olmasına sebep olabilir. Örneğin, Washington’da bir balık çiftliğinden 160 binden fazla Atlantik somonu kaçarak Pasifik somon yoğunluğunun fazla olduğu Puget Boğazı’nı istila etti. Pasifik somonu stoklarını ve balıkçılık haklarını tehdit eden Atlantik somonları, yerli Amerikan kabilelerinin besin ve geçim kaynağını etkiliyor.

Tüm bu unsurlar, denizlerde sürdürülebilirliği yeniden düşünmemiz gerektiğine işaret ediyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu’nun (FAO) 2016 yılında yayımladığı “Dünya’da Balıkçılığın ve Su Ürünleri Yetiştiriciliğinin Durumu” adlı rapor, konu hakkında önemli bir rehber niteliği taşıyor. Raporda, gıda güvenliği ve balıkçılığa dayalı geçinen nüfusun durumu ele alınıyor. Rapora göre, balık özellikle kırsal bölgelerdeki düşük gelirli topluluklarda önemli bir besin kaynağı. Ayrıca, balıkçılık, istihdam ve geçim kaynağı oluşturarak ekonomik büyüme ve gelişmeye katkı sağlıyor. Diğer taraftan, balık ve su ürünleri ticaretindeki önemli derecedeki artış ise talebi arttırıyor. Nüfus ve alım gücünün artmasıyla birlikte şehirleşme ve beslenme alışkanlığının daha çeşitli hale gelmesinin bu talebi tetikleyeceği düşünülüyor. Balık ve su ürünlerine olan talebin giderek artmasıyla kaynaklar üzerindeki baskının artacağı belirtilirken balıkçılığın ve su ürünleri yetiştiriciliğinin, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri çerçevesinde tartışılması önem taşıyor.

PAYLAŞ: