Menu

WE TALK

20 July

İnsanlığın sorunlarına çözüm: Biyo-taklit

Varlığının başlangıcından itibaren doğayla yakın ilişki içerisinde olan insanlık, bugün doğanın karşısına çıkardığı problemlere, doğa üzerinden çözümler üretmeye çalışıyor. İnsanlık biyo-mimikri yani biyo-taklit ile, karşılaştığı sorunlara çözüm arama yolunda bazen doğayı taklit etme bazen de doğadan ilham alma yöntemleri kullanıyor. S360 olarak daha önce bu ilişkiyi inceleyen bir Kısa hazırlayarak kavramın detaylarına değinmiştik.

Dünya üzerinde birçok girişimci bu yeni akımı takip ederek yenilikçi çözümler üretiyor. Bunlardan bir tanesi Planet Company.Şirket, asıl amacını , ortak sorunlarımız olan temiz suya erişim, yenilenebilir enerjiye geçiş gibi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde de yer bulan konularda , hem dünyanın hem de insanlığın yararına çözümler üretmek olarak açıklıyor. Ortaya konulan çalışmalarda, düşük maliyetli ve çevreye düşük etkisi olan çözümler üretilebileceği gözler önüne seriliyor. Planet CEO’su Alessandro Villa ve ekip arkadaşları dünya üzerinde doğadan ilham alınan birçok önemli projeye imza attılar.

Doğa gözlemlenerek ve doğadan öğrenilenler esas alınarak oluşturulacak çok yönlü çözümlerin daha sürdürülebilir olacağına inanan Planet, kıyı ekosistemlerinde bulunan bitkileri baz alarak Mangrov Damıtıcı adında bir cihaz üretti. Bu cihaz üretilirken Mangrov ağaçlarının tuzlu suyu nasıl kullanılabilir hale getirdiğinden ilham alındı. Aynı şekilde Şili’ de Camila Hernandez ve ekibi tamamen organik olan ve biyolojik olarak parçalanabilen LifePatch adında bir cihazla bozulmuş toprağın geri kazanılmasını amaçladılar. Brezilya’da Nucleário ekibi , ormanların yok olmasını engellemek için kanatlı tohumlardan esinlenerek ulaşılması en zor alanlarda bile ormanlaşmayı sağladılar. Amerika’da Cora Bell ekibi mercanlardan esinlenerek, çamaşırlardaki zararlı maddelerin su üzerinden çevreye karışmasını engelleyen bir filtre ürettiler. Tüm bu örnekler biyo-taklitle geliştirilebileceklere önemli örnekler teşkil ediyor.

Dünyanın farklı noktalarından yenilikçiliği esas alan üretici ve girişimciler de örneklerini yukarıda paylaştığımız yararlı projelerle insanlığa katkı sağlamaya devam ediyorlar. Tüm bu çalışmalarda yapılan bazı çıkarımlar bu dalda çalışmak isteyen ekiplere öneriler sunuyor:

• Disiplinler arası çalışma anlayışını benimseyin : Kimya, mühendislik ve tasarım gibi bir arada düşünülmeyen disiplinler, alışılmışın aksine bir arada çalışmalı ve birbirini beslemeli.

• Bir topluluk ile bağlantıya geçin : Fikirlerinizi, uygulanabilir olması için bir topluluk ile paylaşmalı ve alınan geri dönüşler doğrultusunda fikirlerinizi geliştirmelisiniz.

• Fikrinizi piyasaya sunabilmek için destek alın : Geliştirilen bir fikrin, dünyada kabul edilebilir olması için daha büyük bir platforma taşınması gerekiyor. Bu, fikrin kaybolmaması için önemli bir konu.

• Doğanın işleyişini anlamaya çalışın : AskNature gibi kaynaklardan yardım alarak, doğayı ve doğadaki süreçleri anlamaya çalışmak, o süreçleri özümsemek, doğanın tasarım stratejilerini anlamak, fikrinizi uygulamanız için yardımcı olacaktır.

• Doğayı yakından inceleyin : Doğaya çıkıp, normalde fark etmediğiniz sistemleri fark etmeye çalışın. Bir ağacı sadece gölge veren bir cisim olarak görmek yerine, o ağacın doğaya ve insalığa verdiği katkıları bir bütünsellik içerisinde düşünün. Bu bakış açısı sizi , doğayı sömürülecek bir kaynak olarak görmekten uzaklaştırıp, onu  ilham alınacak bir sistem olarak görmeye yakınlaştıracaktır.

SHARE: READ MORE

20 July

İrlanda, fosil yakıt yatırımlarını geri çekmeye karar veren ilk ülke oluyor

İrlanda Cumhuriyeti, meclisteki tüm partilerin desteğiyle birlikte konu ile ilgili yasa tasarısını geçirmesinin ardından dünyadaki fosil yakıt yatırımından çekilme yolunda adım atan ilk ülke konumuna geliyor.

8 milyar Euro yatırımı olan İrlanda ulusal yatırım fonu, kömür, petrol ve doğalgazı kapsayan yatırımlarını “mümkün olan en uygun zamanda” satacağını açıkladı. Tahminlere göre bu, önümüzdeki 5 yıl içinde gerçekleşecek.

Devletin fosil yakıt yatırımlarını geri çekmesi gerektiğini savunanların belirttiğine göre, hali hazırda bulunan fosil yakıt kaynakları tamamen yakıldığı zaman çevreye çok büyük zararlar verebilecek ve iklim değişikliğini hızlandırabilecek düzeyde. Bu nedenle, yeni fosil yakıt kaynakları bulmak ve daha fazla fosil yakıt üretimi yapmak hem etik açıdan yanlış hem de ekonomik açıdan riskli bir durum.

Yasa tasarısının, senato onayından hızlıca geçmesi ve yıl sonuna kadar yasalaşması bekleniyor. Bu da ulusal yatırım fonunda bulunan 150 şirketten toplam 300 milyon Euro’dan fazla fosil yakıt yatırımının elden çıkarılacağı anlamına geliyor.

Yasa tasarısına göre, fosil yakıt üreten şirketler gelirlerinin %20 ya da daha fazlasını fosil yakıt arama, çıkarma veya rafine etmekten elde eden şirketler fosil yakıt şirketi olarak tanımlanıyor. Eğer bu şirketler fosil yakıt uygulamalarından vazgeçerse tekrar yatırım almaya devam edebilecek niteliğe gelmiş sayılabiliyorlar.

“Küresel Yasal Eylem Ağı” (Global Legal Action Network) bünyesinde çalışan ve yasa tasarısının taslağını hazırlamış olan Garry Liston’a göre, hükümetler fosil yakıtları finansal olarak desteklemeye devam ettiği sürece Paris anlaşmasında iklim değişikliği üzerinde kararlaştırılan yükümlülüklerini yerine getirmemiş olacaklar. Bu nedenle ülkelerin İrlanda’nın izinden giderek fosil yakıt yatırımlarını durdurmaları gerekiyor.

SHARE: READ MORE

20 July

İklim Değişikliği Raporlamasında Zorluklar

Tüm dünyada pek çok şirket çevreye olan etkilerini yıllık olarak raporluyor. İklim değişikliğinin sebep olduğu etkiler, bu raporlarda önemli ölçüde yer kaplıyor. Düşük karbon ekonomisine geçiş, iklim değişikliği kaynaklı öngörülemeyen riskler gibi unsurlar, şirketlerin hızla uyum sağlaması gerektiği anlamına geliyor. Değişen müşteri taleplerine verilen karşılıklarsa yeni fırsatların ortaya çıkmasını tetikliyor.

Paydaşlar ve yatırımcılar, şirketlerin finansal performanslarını ve gelecek hedeflerini raporlarken iklim değişikliğinin etkisini, açıklık ve şeffaflık içinde paylaşmalarını istiyor. Finansal İstikrar Kurumu – İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (FSB – TCFD) önerileri, iklim risklerini şeffaf bir şekilde yansıtıyor. TCFD’nin çalışmaları, şirketlerin iklim risklerini değerlendirmelerini ve bu riskleri finansal süreçlerine şeffaf bir şekilde yansıtmalarına yardımcı oluyor.

TCFD’nin önerileri, şirketlerin genişlemesine ve hızla büyümesini destekliyor. Birçok şirket ve kuruluş bu tavsiyelere uyacağını taahhüt etmesine rağmen , şirketlerin çerçevenin içine daha derin bir şekilde girdiklerinde, ilgili önerilerin nasıl uygulanacaklarına dair sıkıntı çekebiliyor. Küresel Risk Merkezi’nin (Global Risk Center) tespitlerine göre şirketler bu önerileri uygulamaya koyarken 3 temel zorluk yaşıyor :

? İklim Risklerine Daha Geniş Bir Yaklaşım için Liderlik Desteği Sağlanması: Her ne kadar şirket raporlarında yöneticilerin çoğunun iklim riskleri ile ilgili konuların üzerinde drurduğu söylense de , küresel çapta iklim ile ilgili konularda gösterilen liderlik oldukça sınırlı kalıyor. Şirketler, iklim değişikliğini başlıca gündem başlıkları arasına almayabiliyor. Bu konuda ilerleme kaydedilecekse, bu sürecin üst düzeyden başlayıp alta doğru yayılması önem taşıyor.

? Karmaşık Risk Yönetimi Süreçlerinin Üstesinden Gelmek : Standart risk yönetim süreçleri, iklim değişikliği ve düşük karbon ekonomisi konularında işlevsiz kalıyor. Kısa vadeli ve klasik olan risk yönetim süreçleri paydaşların uzun vadeli planları için yeterli olmayabiliyor. İklim risklerinin değerlendirilmesi ve bu sürecin yönetiminde sürdürülebilirlik topluluklarının görevi olması gerekiyor. TCFD önerileri doğrultusunda ilerlemek de önem taşıyor.

? İklim Değişikliği Senaryolarında Sınırlı Deneyim : İklim senaryolarının anlamlı finansal analizlere dönüştürülmesi karmaşık bir süreç. Hangi senaryonun nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağı ve hangi senaryonun kullanılacağına dair tercihin yapılması, çoğu zaman ilgili ekipleri zorlayabiliyor. Oluşturulan iklim-eko senaryoların finansal etkilere dönüştürülmesi de başka bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bu sorunların çözümü, tüm kuruluşun etkin çalışmasıyla gerçekleştirilebilir. Bir sonraki adımda, şirket ortaya konulan senaryoları planlamalarına etkili bir şekilde dahil edebilmelidir. Sürecin kesinlikle uzun ve aşamalı olarak ilerlenmesi beklenmelidir. İklim senaryoları kısa vadeli olarak finansal süreçlere dahil edilemediği sürece , sorunun çözümü gecikecektir. Bununla beraber, süreci kucaklayabilen ve uyum sağlayabilen şirketler, uzun vadeli sürdürülebilir büyümelerine katkıda bulunabilirler.

SHARE: READ MORE

20 July

İnsanlığın Değişime Ayak Uydurması

Dünyayı ilk kez uzay boşluğundan gören William Anders’in ikonikleşen Dünya fotoğrafı yıllar sonra “Dünya’yı Kurtarmak” adı altında paylaşıldı. Aslında William o fotoğrafı 55 milyon yıl önce çekmiş olsa yemyeşil bir ormanlık, daha da geriye gitse buzullarla kaplı bir dünyayı görebilirdi.
Bu görüntülerin altında yatan ortak şey ise yaşam. Yaşam, mikropların içinden geçerek dünyanın aşama aşama ortaya çıkmasına neden oldu. Yaşam, dünyaya mavi-yeşil alg formunda dahil olarak oksijenli atmosferi oluşturdu. İnsanlık da tüm bu yaşam süreçlerini Vladimir Vernadsky’nin “biyosfer” tanımıyla kabul etti.
Biyosfer, Dünya’yı güneşin zararlı ışınlarından koruyarak yaşamı devam ettiren karmaşık bir yapıdır. Yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan önemli bir faktör olarak biyosfer; son dönemde insanlığın, kötü davranışlarını, üzerinden anlatmaya çalıştığı bir odak noktası haline geldi. İnsanlığın kendini kandırdığı nokta ise çevreye ve biyosfere sahip olduğunu düşünmek ve onu koruyabileceğine kendini inandırmak. Dünya yüzyıllar boyunca felaketler atlatmış ve 5 büyük neslin kayboluşuna tanıklık etmiştir. Bu noktadaki asıl konu insanlığın kendi medeniyetini kurtarması aslında; çünkü Dünya, üzerine yüklediğimiz bu felaketleri atlatarak, yeni bir formda serüvenine devam edebilir.
Birçok bilim insanına göre insanlığın yaşamını şekillendirdiği Holosen çağı bitiyor ve insan merkezli olan Antroposen çağı başlıyor. Bu görüşte, örneğin, biyosferin perspektifinde ormanlar ve şehirler arasında bir fark yok. Ormanların biyosferin bütün detaylarını içerdiği gibi, şehirler de insanlığın bütün detaylarını içeriyor. İnsanlık Holosen’i uzatmaya çalışmak yerine, sürdürülebilir bir Antroposen çağı kurmayı seçerse, insanlığın çevre üzerinde her zaman etkisi olacağı gerçeğini göz ardı etmemiş olur. Yani, biyosfer ile yapılan mantıklı bir anlaşma insanlığın daha kötü senaryolara gitmesini engeller.
u durumu anlamak, yani Dünya’nın biz olmasak da devam edebileceği gerçeği, bizi önlem alma gerekliliğinden muaf tutmuyor. Aynı şekilde bu durum çevreye zarar vermeyi, kaynakları bilinçsizce tüketmeyi ve Dünya’daki diğer türlere acı çektirmeyi de haklı çıkarmıyor. Bu noktada yapılması gereken Dünya’ya dair sorumluluklarımızın farkında olarak Dünya’nın daha önce tanık olmadığı bu durumun aktif özneleri haline gelmek olmalıdır.

SHARE: READ MORE

9 July

Dünya Borsalar Birliği, Çevresel Sosyal ve Yönetişim Rehberi ve Göstergeleri’ni yayınladı

Dünya Borsalar Birliği (The World Federation of Exchanges- WFE), ÇSY Rehber ve Göstergeleri’nin gözden geçirilmiş versiyonunu Haziran 2018’de yayınladı.

Dünya Borsalar Birliği’nin Sürdürülebilirlik Çalışma Grubu, 2015 yılı sonlarına doğru ÇSY Rehber ve Göstergeleri’ni yayınlamıştı. Söz konusu doküman, ÇSY raporlamasını kendi piyasalarına tanıtmayı, geliştirmeyi ya da gerekli kılmayı hedefleyen borsalara bir referans noktası sağlamak amacıyla tasarlanmıştı. Rehberin yayınlanmasının ardından 35’ten fazla borsa ÇSY raporlama rehberi yayınladı ya da yayınlama taahhüdünde bulundu.

Bu yeni doküman, 2015’te yayınlanan rehberi aşağıda belirtilen konularda güncellemeyi amaçlıyor:

- BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) gibi yeni hedefleri tanımak ve kapsamak
- Önceki Rehbere ilişkin yatırımcı geri dönüşlerini kapsamak,
- Çeşitli piyasalarda oluşan uygulama tecrübesini temelinde göstergeleri gözden geçirmek

Bu amaçlar doğrultusunda yayınlanan güncel rehberde aşağıdaki değişiklikler yapıldı:

• İşlem gören şirketlerin ÇSY raporlamalarının hedef kitlesi yatırımcılar olduğu göz önüne alınarak, Borsalar yatırımcıya uygun, karar almada yararlı bilgi sağlamaya odaklanmalıdır.
• ÇSY Raporu hazırlamada, aşağıdaki konularda daha kapsamlı rehberlik gerekiyor:

o Sorumluluk ve gözetim,
o Amacın ve iş değeri arasındaki bağlantının açık olması
o Önceliklendirme sürecinin tanımlanması

SHARE: READ MORE

9 July

Hava Olaylarının Şirket Gelirlerine Olan Etkisi Artıyor

İklim Değişikliği ve ciddi hava olayları manşetlerde giderek daha çok yer aldıkça kredi verenler ve yatırımcılar olayların dünya genelinde şirket karlılıklarını nasıl etkilediği konusuna daha çok ilgi göstermeye başladılar.

Bu saptamadan hareketle, S&P 500 index’inde yer alan şirketlerde iklim riski önemliliği ve yaygınlığını saptamak için S&P Global Ratings iklim riskleri uzman kuruluşu Bermuda merkezli Resilience Economics ile işbirliğine giderek bir çalışma gerçekleştirdi.

Çalışmada, gelirler üzerinde önemli etkileri olan hava olaylarını belirlemek için 2017 yılı finansal dönemi için araştırma güncellemelerini ve gelir analizi görüşme tutanakları inceleniyor. Bir çok çıkarıma varılan çalışmada en önemliler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkıyor;

• 73 şirket (%15) hava olaylarından dolayı gelirlerinde etki olduğunu raporlamış, fakat sadece 18 şirket (%4) etki ile ilgili sayısal bilgi vermiş. Negatif önemli etki belirten şirket sayısının 66 (% 10) olduğu,
• İklim riskinin yönetim kadroları arasında şaşırtıcı bir şekilde yaygın bir tartışma konusu olduğu ve yönetim kadrolarının artan şekilde iklim riskini anlama ve etkinin azaltılmasında sorumluluk aldığı,
• İklim riski etkisine dair kanıtların tüm sektörlerde, tüm coğrafyalarda ve tüm mevsimlerde gerçekleştiği saptanmıştır. Çalışmada bir çok sayısal bulguya, sektör bazında iklim etkilerine ilişkin örneklere, derecelendirme çalışmalarına olan artan etkisine ve bunlara ilişkin örneklere, coğrafi dağılımlara yer verilmiştir.

SHARE: READ MORE

9 July

Norveç Finansal Sektörü'nden 2030 Yol Haritası

Bankalar, sigortacılar, yatırım şirketleri ve emeklilik kuruluşları birliği olan Finance Norway, Norveç Finansal Sektöründe Yeşil Rekabetçilik için yol haritası hazırladı. Bu yol haritası, 2030 yılında karlı ve sürdürülebilir bir Norveç Finansal Sektörünün vizyonunu çiziyor.

Yol Haritasında genel olarak yedi öneri yer alıyor;

• Sürdürülebilir Finans için ortak bir sınıflandırma,
• İklim raporlamasını Finansal İstikrar Kurulu’nun İklim Bazlı Risklerin Açıklanmasına İlişkin Önerilerle uyumlaştırılması,
• Finansal sektörde iklim kapasitesi ve yetkinliğini arttırma,
• İklim risklerinin Norveç Finansal Düzenleyici otoritenin görevleri arasında yer almasının sağlanması,
• Düzenleyici kurumlarla finansal sektör arasında işbirliğinin geliştirilmesi,
• Akıllı iklim çözümleri için dijitalleşmeyi kullanmak,
• Diğer sektörlerde değişim ve yaratıcılık için katkıda bulunmak.

Bunların ötesinde Yol Haritası bankaların, sigortacıların ve yatırımcıların çekirdek faaliyetleri için özel öneriler sunuyor.

Finance Norway Yol Haritası’nın hazırlanması sırasında, üyeleri, tüketiciler, finansal sektör girişimleri, iş ve endüstri, hükümet, çevre örgütleri ve diğer ana paydaşlar arasında kapsamlı bir danışma süreci gerçekleştirdi.

Finance Norway, Norveç finansal sektörünü Yol Haritası’nın amaçları arkasında birleştirmeyi ve bu yöndeki gelişmeleri izlemeyi hedefliyor. Finance Norway, Yol Haritası’nı, 6 Haziran’da gerçekleşen Sürdürülebilirlik Konferansı’nda İklim ve Çevre Bakanı Ola Elvestuen ve Finans Bakanlığı Devlet Sekreteri Geir Olsen’e takdim etti.

SHARE: READ MORE

9 July

“Sigorta Şirketlerinin Şehirler için Kalkınma Hedefleri” dokümanı piyasaya sunuldu

Sigorta sektörünün öncülerini, belediye başkanlarını, yerel yönetim liderlerini ve ana paydaşları kapsayan ve bir yıl süren danışma sürecini takiben ICLEI*’nin 2018 Dünya Kongresinde “Sigorta Şirketlerinin Şehirler için Kalkınma Hedefleri” piyasaya sunuldu.

Hedefler, endüstri ve şehirlere ekonomik, sosyal ve çevresel, kısaca sürdürülebilir kalkınma bağlamında küresel bir gündem sunuyor.

Dünyanın önde gelen sigorta şirketlerinden biri olan Aon’un eş başkanı Eric Anderson’a göre temel işi risk yönetmek olan sigorta sektörü, kentsel dayanıklılığı ve sürdürülebilirliği desteklemek için de çok iyi bir konumda. Bu sebeple Anderson, sektördeki meslektaşları da Hedefler için çalışmak adına yerel yönetimlerle birlikte çalışmaya teşvik ettiklerini belirtiyor. 

Dokümanda aşağıdaki hedeflere yer veriliyor:

Ana kentsel zorluklar ve fırsatlar (Hedefler 1 - 5)
Hedef 1: İklim değişimine ve afetlere karşı dayanıklı topluluklar ve ekonomiler oluşturmak. Hedef 2: Sağlıklı yaşam biçimlerini desteklemek ve kirlenmeyi engellemek. Hedef 3: Hizmet almayan şahıs ve kuruluşlar için çözüm geliştirmek. Hedef 4: Doğal ve kültürel miras alanlarını korumak. Hedef 5: Sürdürülebilir enerji ve kaynak verimliliğini teşvik etmek.

Yardımcı Faktörler (Hedefler 6 - 10)
Hedef 6: Data, risk analitiği ve teknolojiyi desteklemek.
Hedef 7: Risk yönetimini, sigorta ve finansal okur yazarlığı teşvik etmek.
Hedef 8: İklim ve afet risk yönetimi strateji ve planlarının geliştirilmesine yardımcı olmak.
Hedef 9: Şehirler için sigorta yol haritalarının geliştirilmesine yardımcı olmak.
Hedef 10: Sigorta Şirketlerinin Şehirler için Kalkınma Hedeflerini desteklemek .

Dokümanda hedeflerle birlikte her hedef için olası eylemlere de yer veriliyor.


  *Sürdürülebilirlik için yerel yönetimler

SHARE: READ MORE

9 July

Aon BM Sürdürülebilir Sigorta Prensiplerini imzaladı

Sigorta sektöründe çevresel, sosyal ve yönetişim riskleri azaltmaya yönelik olarak Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Sürdürülebilir Sigortacılık Prensipleri, dünyanın önde gelen sigorta şirketlerinden Aon P.L. C. tarafından imzalandı.

Ezber bozan bir adım olarak değerlendirilen bu karar ile Aon, imzacı ilk küresel sigorta şirketi oldu. Prensiplerin imzalanmasıyla Aon, afet ve sağlık risklerini analiz edip bu riskleri azaltma, tehdit altındaki topluluklar için sigorta çözümleri geliştirme, dayanıklı altyapılara yatırım yapma ve yeşil teknolojileri destekleme sözü vermiş oldu.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi’nin (UNEP FI) 2006-2009 arasında yaptığı araştırmalara dayanarak oluşturulan prensiplerin Aon tarafından imzalanması, şirketi dayanıklı, kapsayıcı ve sürdürülebilir toplum ve ekonomileri desteklemek açısından sigortacılık alanında lider konumuna getiriyor.

Aon’un uymayı taahhüt ettiği dört prensip şunlardan oluşuyor:

• Prensip 1: Sigortacılık işleriyle ilgili karar alma süreçlerinde çevresel, sosyal ve yönetişim konuları değerlendirilecek.
• Prensip 2: Çevresel, sosyal ve yönetişim konularında farkındalık yaratmak, riski yönetmek ve çözümler geliştirmek için müşteriler ve iş ortakları ile birlikte çalışılacak.
• Prensip 3: Çevresel, sosyal ve yönetişim sorunlarının çözümüne yönelik eylemleri toplumda yaygınlaştırmak için hükümetlerle ve diğer kilit paydaşlarla birlikte çalışılacak.
• Prensip 4: İlkelerin uygulanmasındaki ilerlemeyi kamuoyuna düzenli olarak açıklarken hesap verebilirlik ve şeffaflığa önem verilecek.

SHARE: READ MORE

6 July

İklim değişikliği gayrimenkul pazarını etkiliyor

2007 ile 2017 yılları arasında, sel, kasırga ve orman yangınları riski açısından bakıldığında, riskin en düşük ve en yüksek olduğu bölgeler arasında ortalama konut fiyatlarının farkı çok büyüdüğü görülüyor. Sel ve kasırga riskinin en yüksek olduğu bölgelerde ortalama konut fiyatları on yıl öncesiyle karşılaştırıldığında, oldukça düşmüş olması bu iddiayı kanıtlar nitelikte.

Attom Data’nın Bloomberg News için yaptığı araştırmada, ABD çapında 3.397 şehirdeki konut fiyatlarındaki yıllık değişimi ve satışları değerlendirip, sonrasında bu şehirleri çeşitli doğal afetlere maruz kalma oranları ile karşılaştırdı. Sonuçlar, iklim değişikliğinin yarattığı tehditlerin konut piyasasında bir belirleyici olduğunu gösteriyor.

Analiz edilen şehirlerde konut fiyatları 2007 ve 2017 yılları arasında %7.3 artarken, doğal afet riski yüksek olan bölgelerde düşüşler yaşandı. Ortalama konut fiyatları, yüksek sel riski için %4.8 ile %5.6 arasında, yüksek kasırga riski için ise %9.1 oranında değer kaybetmiş gözüküyor. Bu durum, ev alacakların artık, doğal afet risklerini hesaba kattıklarını gösteriyor.

Wharton School Risk Yönetimi ve Karar Süreçleri Merkezi’nde politika araştırmaları direktörü olan Carolyn Kousky’e göre, insanların daha büyük bir afet riski bilincine sahip olma olasılıkları çok yüksek. Zor olan kısım, en riskli alanlardan bazılarının da orman veya deniz yanında olmak gibi özelliklere sahip olmasının fiyatlara pozitif şekilde yansıyan belirleyici bir faktör olması. Örneğin Florida'daki ev değerleri, sel riskine rağmen, 2007-2017 arasında %19 yükseldi. Aynı şekilde çok yüksek bir orman yangını riskine sahip olarak sınıflandırılan Aromas, Kaliforniya'daki evlerin değeri, aynı dönemde %43 arttı. Her iki alan da, -rakamlar öyle gösteriyor ki- alıcılar için tehlikelere değecek doğal güzellikler sunuyor.

Ancak veriler bu alanların istisna haline geldiğini gösteriyor. Harvard Üniversitesi'nde ders veren ve iklim değişikliği ile konut piyasası arasındaki etkileşime odaklanan Jesse Keenan, Amerikalıların daha çok fırtına, sel ya da orman yangınları yaşadığı için bu bağlantıların arttığını söyledi. Bu tüketici davranışındaki değişikliğin bir sebebi de, tüketicilerin 2017’de ekonomik zararları 200 milyar dolara varan Irma ve Harvey kasırgalarını gözlemlemiş olmaları olabilir.

Colorado Üniversitesi'nde Boulder'daki deniz seviyesinin yükselmesiyle bağlantılı konut fiyatlarındaki düşüşü inceleyen Asaf Bernstein, bunun zaman içinde daha net bir biçimde gözlemleyeceğimiz, kaçınılmaz bir konu olduğunu ifade ediyor.

SHARE: READ MORE

6 July

Kadın ve Sürdürülebilirlik

İklim eylemi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve herkes için toplumsal adalet konularına küresel düzeyde dikkat çeken 10 başarılı kadın ve onların ilham veren hikayeleri, kadınlar ve kız çocukları için tüm dünyada eşitliğin sağlanmasına dikkat çekiyor.

Akademi ve Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yürütülen çalışmalar, kadınların kaynak baskısının söz konusu olduğu durumlarda gıda ve suya erişimi, toprak mülkiyeti ve hatta sel felaketi sırasında yüzebilmesi gibi konularda erkeklere kıyasla daha dezavantajlı bir konumda olduğunu ortaya koyuyor. Diğer taraftan kadınlar, iklim ve çevre politikaları, finans ve sürdürülebilir işe yönelik karar alma aşamalarında ekonomik ve politik alanda dışlanıyorlar. Kadınların, açlık ve yetersiz beslenme, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ile direnç geliştirilmesi ve kapsayıcı politika oluşturma konularındaki yetenekleri, bilgileri ve liderlikleri göz ardı ediliyor.

Kadınlar ve kız çocukları için eşitliğin sağlanmasında henüz ciddi bir yol kat edilmese de iklim eylemi, sürdürülebilir iş ve toplumsal değişim konularında öncü 10 kadının hikayesi ilham ve umut veriyor.

İş dünyası, çevre koruma, insan hakları ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları her zaman iş yapış şekline entegre etmiyor, fakat United Nations Global Compact- UNGC Direktörü Lisa Kingo, kurumsal sektörün sorumlu iş yapmasını sağlamayı misyonu olarak görüyor.

UNGC’nin Kingo liderliğinde geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği Making Global Goals Local Business (Küresel Hedefleri Yerele Taşımak) stratejisi iş dünyasını, iş yapış şekillerini Küresel Hedefler’e paralel bir şekilde düzenlemeye ve küresel gündemin gelişim göstermesi için yenilikçi çözümler geliştirmeye davet ediyor.

İrlanda’nın ilk kadın başbakanı, eski Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve küresel sorunlarla mücadelede kapsayıcı bir grup olan The Elders üyesi Mary Robinson, eşitlik, adalet ve insan hakları konularında uzun yıllardır savunuculuk yapıyor. Robinson’un yeni girişimi Mary Robinson Vakfı – İklim Adaleti, belirlediği yedi ilke ile yoksul ve savunmasız toplulukların sesini duyurmayı amaçlıyor. Vakıf, iklim değişikliği ve insan hakları konularında fikir liderliği sağlarken, insan hakları disiplini ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki bağlantıyı güçlendiriyor. Çeşitli paydaş grupları, Robinson öncülüğünde iklim adaleti konusunda çözüm üretmek için bir araya geliyorlar.

350.org Direktörü May Boeve, gazeteci ve aktivist Naomi Klein, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) yönetici sekreteri Patricia Espinoza, Sustainable Energy for All CEO’su Rachel Kyte, Kanadalı eskimo aktivisti Sheila Watt-Cloutier, World Green Building Council CEO’su Terri Wills, Navdanya’nın kurucusu eko-feminist Vandana Shiva, Oxfam International Direktörü Winnie Byanyima ilham veren ve sürdürülebilir bir dünya misyonunu benimseyen 10 kadın arasında gösteriliyor.

SHARE: READ MORE

6 July

2018 Sürdürülebilirlik Liderleri

SustainAbility ve GlobeScan iş birliğinde her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen ve 70 farklı ülkeden 729 uzmanın katıldığı “Sürdürülebilirlik Liderleri Anketi” (Sustainability Leaders Survey) 2018 sonuçları açıklandı.

Araştırma sonuçları, geçtiğimiz yıllardaki sonuçlarla benzerlik gösteriyor; Unilever 2011 yılından bu yana olduğu gibi bu yıl da lider konumunu korudu. Sürdürülebilirlik liderleri arasında öne çıkan Interface ve B Corp olan Patagonia’nın da uzun yıllardır elde ettikleri konumu korudukları görüldü. Bunların yanında IKEA, Marks & Spencer, Tesla, Nestlé, Natura, Danone ve Apple öne çıkan şirketler oldular. Bu yılın yükselen şirketiyse Walmart oldu.



Bu yıl araştırmada ön plana çıkanları sizler için şöyle özetleyebiliriz;

• Bir ilk olarak anket katılımcıları, şirketleri 5 ana konuda değerlendirdiler; amaç belirleme, planlama, kültür, iş birliği ve savunuculuk. Değerlendirmede lider şirketlerin en çok planlama konusunda iyi oldukları, en zayıf kaldıkları alanın ise savunuculuk olduğu ortaya çıktı.
• Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne gençlerin katkı ve etkisinin nasıl olabileceğine yönelik değerlendirme yapılmasına yönelik sorunun yer aldığı ankette öne çıkan cevaplar, tüketici davranışları ve siyasi katılımın ile değişim yaratma, oldu. Bunun yanı sıra genç uzmanlar, girişimcilik, kariyer ve eğitim tercihleri, yatırım kararları ve savunuculuk faaliyetlerini sürdürülebilirlikte en önemli alanlar olarak belirlediler.
• Üst üste sekizinci yıldır liderlik konumunu koruyan Unilever, araştırmaya katılan uzmanların %47'si tarafından telaffuz edildi. B Corp olan Patagonia katılımcıların %23’ü tarafından söylendi.
• Sürdürülebilirlik değerlerini entegre etmek, sürdürülebilirliği iş modelinin merkezine koymak ve güçlü liderlik göstermek, sıralamada başta yer alan şirketlerin ortak özellikleri olarak ön plana çıktı.
• WWF ve Greenpeace, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) arasında liderliklerini korudular ve özellikle 18-35 yaş arasındaki genç uzmanlar tarafından ön plana çıkardılar. World Resources Institute ve Oxfam, STK’lar arasında öne çıktılar.
• Çok paydaşlı girişimlerin ve iş birliğinin önemi ve iş dünyasının Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine katkısı 2015 yılından bu yana arttı. Bu konuda araştırma ve akademik kuruluşların katkısı azaldı.

SHARE: READ MORE

6 July

Balıkların hızına yasalar yetişemiyor

Balıklar uluslararası sınırları takip edemezler, ticaret anlaşmalarından habersizlerdir, farklı türleri dünyanın dört bir yanında yaşar ve yaş aldıkça göç ederler.

İklim değişikliği karşısında ise, somon ve uskumru gibi rezervleri hayati derecede sınırlı olan balıklar “evraksız” bir şekilde göç ediyor. Yakın zamanda Science dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, kıyı ülkelerinin kaynaklarının kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla uluslararası balıkçılık yönetmelikleri üzerinde daha fazla işbirliği yapmaları gerekiyor.

Araştırma, balıkçıları ve onların yönetimi altına girdikleri ulusal yetki sınırlarını haritalandırıyor. Ekonomik, hukuksal, istatistiksel, oşinografik ve ekolojik veriye dayanan araştırma modeli uluslararası balıkçıların geleceği hakkında tahminlerde bulunarak öneriler sunuyor.

Birçok ülke sularında çok farklı türlerdeki balıkların hareketlerine işaret edilen araştırmada balıklar, ortalama 43 kilometre bölü 10 yıl hızıyla yeni sulara giriyor ve bu hızın giderek artması bekleniyor. Rutgers Üniversitesi'nde yardımcı doçent olan ve birçok ülkede farklı araştırmaya katkısı bulunan Malin Pinsky’e göre bu, ciddi bir gelecek tehdidi.

Balıkçılık, gıda güvenliği, istihdam ve ekonomik istikrar için kritik bir öneme sahip. Dünya tarihine bakıldığında 1600'lü yıllarda Büyük Britanya ve İzlanda’nın, Atlantik Morina Balığı üzerindeki haklar sebebiyle karşı karşıya geldikleri ve birkaç yüzyıl boyunca ünlü geleneksel yemek “fish and chips” (balık ve patates cipsi) için kullanılan balık üzerine pazarlık ettikleri biliniyor.

Günümüzde uluslararası balıkçılık hakları, okyanus sularının ısınması nedeniyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Stanford Okyanus Çözümleri Merkezi'nde balıkçılık alanında uzmanlaşmış Angee Doerr'e göre, özellikle tropik bölgelerdeki gelişmekte olan ülkeler risk altında bulunuyor. Ekvator ülkelerinin protein kaynağı olarak balıklara büyük ölçüde bağımlı olduğunu dile getiren Doer, su sıcaklıkları arttıkça balıkların rahat ettikleri sıcaklık bölgelerinde kalmaya çalıştıklarını ve dolayısıyla geleneksel olarak yaşadıkları suları tamamıyla terk edebildiklerini ekliyor.

Balıkların yaşadıkları suları tamamıyla terk etmesi, yönetimsel adımlar atılmadan önce gerçekleşirse bu durum kelimemin tam anlamıyla balıkların bir süre boyunca kanunsuz olacakları, yani hiçbir kuruluş tarafından yönetilmeyeceği anlamına geliyor. Pinsky “İlk kez paylaşılan bir balık rezervi, son kek dilimi için karşı karşıya gelen iki çocuğa benzer” diyor ve ekliyor: “Kapmak için yarışacaklar ve tüm masanın üzerine kek bulaşacak.”

SHARE: READ MORE

22 June

Ikea artık sadece geri dönüştürülmüş ve yenilenebilir malzeme kullanacak

Ikea 2030 stratejik planları çerçevesinde sürdürülebilirliği faaliyetlerinin merkezine alıyor. Mobilya devi, kaynak yetersizliği ve kontrolsüz şehirleşmenin yarattığı sorunlara kayıtsız kalmayarak 2030 yılına kadar tamamen dairesel ekonomiye geçme ve karbon nötr olma sözü verdi.

“Three Roads Forward” adı verilen stratejik plan biyolojik çeşitliliği koruma, erişilebilirlik ve eşitlik sağlama gibi yaygın kurumsal sürdürülebilirlik taahhütlerinin yanı sıra temel ticari faaliyetlerin dönüştürülmesini de gerektiriyor. Dairesel ekonomiye geçiş ve iklim pozitif olma hedefinin gerçekleşmesi için ise firmanın bütün ham maddelerinin geri dönüştürülmüş veya yenilenebilir olması gerekiyor.

Atıksız üretim ve dairesel bir ekonomi için iş birliklerinin ve alt yapının önemine dikkat çeken IKEA Group CEO’su Torbjörn Lööf, ham madde sağlayıcılarından müşterilere kadar herkesle ortak çalışmaya ve bu yönde yapılacak yeniliklere liderlik etmeye hazır olduklarını dile getirdi.

Emisyonlar konusunda da katı önlemler alan firma, 2016 yılına kıyasla karbon ayak izinde %80,sera gazı salımlarında ise %15 azalma hedefliyor. Hedeflere ulaşıldığı takdirde her bir ürünün iklim değişikliğine olan etkisi %70 oranında azalmış olacak.

Yakın zamanda 1,7 milyar dolar değerinde yenilenebilir enerji yatırımı yapan Ikea, basın konferansında 2020 yılına kadar bütün enerji tüketimini yenilenebilir enerji ile karşılamayı planladığını açıkladı. Bunun yanı sıra firma 2017 yılında piyasaya sürülen duvara monte edilebilir güneş panelleri ile müşterilerini evde enerji üretmeye teşvik etmiş ve temiz enerji kullanımını daha ulaşılabilir hale getirmişti.

Dünya genelindeki ahşap tüketiminin %1’inden sorumlu olan mobilya zinciri son aldığı önlemler ile kuşkusuz büyük bir değişimin öncüsü olacak.

Ikea’nın diğer 2030 taahhütleri şu şekilde;

 - Bütün Ikea ürünlerinde yenilenebilir ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanarak tamamıyla dairesel ekonomiye geçmek
 - Ürünlerin taşıma, bakım ve değiş tokuşunu kolaylaştıracak servisler sunmak
 - 2020 yılına kadar dünya genelindeki tüm Ikea’lardan ve Ikea restoranlarından tek kullanımlık plastik ürünleri kaldırmak
 - Ikea restoranlarında vejeteryan ve bitki bazlı ürün çeşitlerini çoğaltmak
 - Ürün başına düşen iklim ayak izini ortalama %70 oranında azaltmak
 - 2025  yılına kadar eve teslimde sıfır emisyon hedefine ulaşmak
 - Ulaşılabilir ev güneş çözümleri satışını 29 Ikea mağazasında gerçekleştirmek

SHARE: READ MORE

21 June

Cinsiyete dayalı maaş eşitsizliğinin maliyeti 160 trilyon dolar

İş gücüne katılımda kadın erkek eşitsizliği küresel bir sorun teşkil ediyor. Dünyanın birçok yerinde kadınlar yeterli eğitim alamıyor, iş bulma konusunda sıkıntı yaşıyor, bulduklarında ise erkelere oranla çok daha düşük maaşlar alıyorlar. Ancak bu durum tahmin edilenin aksine sadece kadınları değil bütün ekonomik dengeleri sarsıyor. Dünya Bankası tarafından yayınlanan rapora göre ülkeler servetlerinin ortalama %14'ünü cinsiyete dayalı gelir eşitsizliğinden dolayı kaybediyor.

Raporda, kadın erkek arasında eşit ücret, eşit çalışma saati ve iş gücüne katılım sağlanmasının kişi başına yaklaşık 24 bin dolarlık bir refah artışı sağlamasının yanı sıra çocuk ölümlerinde azalma ve eksik beslenme sorunlarının çözümü gibi yan faydalar da doğurabileceğine değiniliyor.

Ekonomistler kapsamlı bir çalışma ile 141 ülke verilerine dayanarak iş gücündeki her bireyin potansiyel becerilerini, eğitimini ve gelecekteki değerini analiz ederek bireylerin “yaşam boyu kazançları” ile karşılaştırdı. Bu karşılaştırmadan yola çıkarak küresel kayıp tahmini yapıldı. Kadınların yaşam boyu kazançları ülkelerin toplam yaşam boyu kazançlarının %38’ine denk gelirken erkekler toplam kazancın %62’sini alıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerde ise servetin üçte birden de az bir kısmı kadınlara gidiyor.

En büyük toplam kayıp ise kişi başına düşen gelirin yüksek olduğu Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde gözleniyor. Bu ülkelerde gelir eşitsizliğinden doğan refah kaybı 40 trilyon dolar ile 50 trilyon dolar arasında değişiyor.

141 ülkenin hepsinde ortak olarak gözlenen sorun kadınların erkeklerden daha az kazanıyor olması. Bulgulara göre kadın erkek arasındaki maaş eşitsizliğinin ortadan kaldırıldığı bir senaryoda global ekonomi 160 trilyon dolar değer kazanacak.

SHARE: READ MORE

21 June

Yeni tedarikçi endeksi tedarik zinciri sorunlarına çözüm oluyor

Tedarik zinciri yönetimi ile ilgili sorunlarda şimdiye kadar şirket ve perakendecilerin değerlendirmeleri göz önüne alınıyor, tedarikçilere söz hakkı verilmiyordu. Better Buying’in yeni endeksi ile tedarikçilerin şirket ve perakendecileri puanlaması sağlanıyor, böylece tedarik zinciri ile ilgili bugüne kadar fikir beyan etmemiş tedarikçiler tarafından görülen sorunlar da sürdürülebilirlik için masaya yatırılabiliyor. Tedarikçilerin küresel giyim, ayakkabı ve ev tekstili endüstrilerinde çalışan 65 marka ve perakendecinin satın alma pratikleri hakkındaki değerlendirmeleri işyeri çalışma koşulları, çevresel ve hatta finansal sürdürülebilirliğin iyileştirilmesi adına büyük önem taşıyor.

Bugün tedarik zinciri yönetiminde tedarikçilerin görüşlerine yalnızca denetimler ve şirketlerin yaptığı öz-değerlendirme anketleri yoluyla yer veriliyor. Ancak araştırmalar tedarikçilerin sorulan sorulara, müşterinin şikâyet etmeyen rakipleri tercih etmesi riskinden dolayı tamamıyla dürüst yanıt vermediğini gösteriyor. Better Buying endeksi için gerekli bilgilerin tedarikçilerden internet üzerinden anonim olarak toplanması ve şirketlerden bağımsız bir şekilde değerlendiriliyor olması tedarikçilere çalıştıkları markalarla karşılaştıkları sorunları açıkça bildirebilmeleri için güven veriyor.

Better Buying aynı zamanda marka ve perakendecilere tedarik zinciri yönetimini vetedarikçilerle ilişkilerini iyileştirebilmeleri için tahmin edilebilirlik ve tutarlılık tavsiyelerinde de bulunuyor. Tedarikçilerden gelen veriler de planlama ve öngörü, yönetim ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) uyumu konularında analizlerde kullanılıyor.

Better Buying doğrudan şirketlerin araştırmaya göre aldıkları puanlar yerine bölge ve endüstri bazında endeks sonuçlarını açıklıyor. Yayımlanan endekse göre Ödeme ve Koşullar başlığında genelde yüksek puan alınmışken, Kaynak kullanımı ve Sipariş başlığı neredeyse tüm şirket, endüstri ve bölgelerde yetersiz kalıyor.

SHARE: READ MORE

21 June

G4’ten GRI Standartlarına geçiş tamamlandı

GRI Sürdürülebilirlik Raporlaması Rehberi 2000 yılından bu yana, 90'dan fazla ülkede binlerce kurum ve kuruluş tarafından kamuoyunu ekonomik, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik konularında bilgilendirmek amacıyla kullanılıyor. Ayrıca, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin ortak bir dil ile çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini ölçmelerine, yönetmelerine ve bu konularda hedef belirlemelerine olanak sağlıyor.

Standartlar, sürdürülebilirlik raporlamasında belli bir seviyeyi yakalamak, evrensel bir dil yaratmak ve raporların anlaşılabilirliğini kolaylaştırmak adına küresel en iyi uygulamayı temsil ediyor. GRI Standartlarında kullanılan modüler ve birbiriyle bağlantılı yapı ise güncellemeyi kolaylaştırarak kuruluşların farklı alanlardaki gelişmelere ayak uydurmasını sağlıyor.

2016 yılına gelindiğinde GRI, rehberlerin kullanım kolaylığını ve kalitesini arttırmak amacıyla bir dizi değişikliğe giderek GRI Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na geçişi başlattı. 1 Temmuz 2018’de GRI Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na (GRI Standartları) geçiş tamamlanacak.

G4 rehberlerinden gelen tüm kilit kavramlar ve açıklamalar GRI Standartlarına da taşınmış durumda. Raporlama ilkeleri, yönetim yaklaşımının raporlanması ve öncelikli konuların raporlanmasına verilen önem devam ediyor.

GRI 2016 yılından beri raporlama kuruluşlarını G4 rehberleri yerine yeni GRI standartlarını kullanmaya teşvik ediyor. 1 Temmuz 2018 tarihinden itibaren ise GRI, G4 rehberleri ile ilgili teknik destek vermeyi durduracak. Ancak GRI Standartları bölümü, GRI Standartlarına uyan raporların geliştirilmesi ve yenilenmesi ile ilgili teknik destek vermeye kesintisiz bir şekilde devam edecek.

SHARE: READ MORE

8 June

HKEX, sürdürülebilirlik raporlarını değerlendirdi

Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nda (HKEX) yer alan şirketler, 1 Ocak 2016 tarihinden bu yana emisyonlar ve doğal kaynak kullanımı gibi çevresel ölçütlerin yanı sıra istihdam, iş sağlığı ve güvenliği, eğitim ve kapasite geliştirme, tedarik zinciri, ürün sorumluluğu, yolsuzlukla mücadele ve toplumsal yatırımlar gibi alanlarda kamuya açıklamalarda bulunmak zorundalar.

HKEX’in bu açıklamalar üzerinden yaptığı çalışmada “Hang Seng Endüstri Sınıflandırma Sistemi”nde yer alan endüstriler içinden rastgele seçilen 400 şirketin kamuya açıklamaları değerlendirildi. Çalışma, şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarında, paydaşların beklentilerini karşılama konusunda gelişme gösterebilecekleri alanlara odaklandığını gösterdi.

Söz konusu ÇSY analizinin özellikleri arasında zamanlama ve format, kriterlerin raporlama seviyeleri, farklı endüstrilerde ve Hang Seng Endeksi’nde yer alma ve almama temelinde raporlama eğilimleri yer alıyor.

HKEX, çalışmasının ardından, daha kaliteli sürdürülebilirlik raporlarının yayımlanabilmesi için uygulamaya dair dönemsel analizini tekrarlayacağını da açıkladı.

SHARE: READ MORE

8 June

Coller Fairr Protein Üretici Endeksi yayımlandı

Tarım sektörünün sürdürülebilirlik gündemine dahil edilmesi için çalışan bir yatırımcı girişimi olan FAIRR (Farm Animal Investment Risk and Return)’in oluşturduğu Coller Fairr Endeksi kapsamında küresel çapta en büyük 60 tarım, et, kümes hayvancılığı ve süt ürünleri alanlarında üretici şirketler kritik ÇSY konularında performansa göre ilk kez kapsamlı değerlendirilerek sıralandı.

Paydaşlarla yapılan bir dizi çalışma sonucunda sera gazı emisyonu, ormansızlaştırma ve biyoçeşitlilik kaybı, su kıtlığı ve kullanımı, antibiyotik, atık ve çevre kirliliği, çalışma koşulları, gıda güvenliği, hayvan refahı ve sürdürülebilir protein konularında paydaşlar için önemli dokuz risk belirlendi. Şirketler, bu risklerle ilgili olarak yaptıkları raporlamalara göre düşük, orta ve yüksek riskli olarak sınıflandırıldı.

Endeks aynı zamanda sera gazı salımı ve alternatif protein gibi alanlarda da en iyi uygulamaları da öne çıkarıyor.

SHARE: READ MORE

8 June

Avrupa Parlamentosu’ndan Sürdürülebilirlik Finansmanı Düzenlemesi

AB Komisyonu’nun 24 Mayıs tarihinde Parlamento’ya sunduğu AB Sürdürülebilirlik Finansmanı için Eylem Planı’na uygun olarak yaptığı düzenlemelerde:

1.Birleşik AB sınıflandırma sistemi: Ekonomik etkinliklerin çevresel olarak sürdürülebilir olup olmadığının belirlenmesi için bir dizi kritere;
2. Kurumsal Yatırımcıların Görev ve Raporlamaları: Varlık yöneticileri, sigorta şirketleri, emeklilik fonları, yatırım danışmanları gibi kurumsal yatırımcıların çevresel, sosyal ve yönetimsel unsurları yatırım kararı süreçlerine nasıl dahil ettiklerine ilişkin tutarlılık ve açıklık sağlayıcı düzenlemelere;
3.Düşük Karbon Kriterleri: Yeni kategori kriterlerin oluşturulmasını sağlayacak önerilere ve
4. Yatırımcılara Sürdürülebilirlik ile ilgili daha iyi öneriler: Bir ürünün yatırımcı gereksinimlerini karşılama değerlendirmesi yapılırken, her bir müşterinin sürdürülebilirlik tercihlerinin de dikkate alınması gerektiğine dair önerilere yer verdi.

AB Komisyonu’nun önerileri, 29 Mayıs tarihinde, Parlamento’dan tarafından büyük bir destekle kabul edildi.

AB, sera gazı salımlarında 1990’a kıyasla, 2030 yılına kadar asgari %40 azaltım, enerji tüketiminde de yenilenebilir enerjinin payını %27’ye çıkarma hedefiyle iklim değişikliği ile mücadele ve temiz enerjiye dönüşümde iddialı hedefler belirledi. Bu taahhütleri gerçekleştirmek için yıllık 180 milyar Euro yatırım gerektiği tahmin ediliyor ve bu tutarda bir yatırımın gerçekleşmesi için finansal kaynak gerektiğinden, AB, iklim ve yenilenebilir enerji finansmanında temkinli fakat cesur adımlar atıyor.

SHARE: READ MORE

8 June

Dünya Borsalar Birliği sürdürülebilirlik anket çalışması sonuçları

Yaptığı anket çalışması ile borsaların sürdürülebilirlik girişimlerini inceleyen Dünya Borsalar Birliği (WFE), borsaların şirketlerin ÇSY raporlamalarını geliştirmeleri ve daha sürdürülebilir bir ekonomiye dönüşümün finansmanını sağlamak için gösterdikleri çabaya dikkat çekiyor.

WFE bu yılki araştırmasında, üyelerine Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ve İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) önerilerine ilişkin çalışmaları hakkında sorular soruldu. Anketi yanıtlayan borsaların %61’nde sürdürülebilirlik ile ilgili, %20’sindeyse Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne yönelik ürünlerin işlem gördüğü belirlendi.

Yanıt veren borsaların %27’si TCFD önerilerini ilkelerine ve süreçlerine dahil ettiklerini, %42’si ise bu yönde planlamaya gittiğini belirtti.Araştırmanın sonucuna göre, WFE üyesi borsaların iş uygulamalarına sürdürebilirliği etkin bir şekilde entegre etmeye başladığı ve daha sürdürülebilir bir finansal sisteme geçişteki rollerini kabul ettikleri görülüyor.

SHARE: READ MORE

8 June

Morningstar’dan yeni “karbon fonları risk puanı” değerlendirmesi

Yatırım araştırmaları alanında önde gelen bağımsız araştırma kurumlarından Morningstar, yatırımcıların fonların karbon risklerini değerlendirmesine yardımcı olmak için “Karbon Fonları Portföyü Risk Puanı” (Portfolio Carbon Risk Score) uygulamasını başlattı. Bir portföyün karbon riskleri ve fırsatları hakkında değerlendirme olanağı sunan puanlama sistemi, düşük karbon riskli ve az fosil yakıt tüketen, Paris Antlaşması’yla uyumlu olarak karbon salımını azaltan veya buna yönelik karbon çözümleri üreten şirketlerin belirlenmesini sağlayacak. Böylelikle düşük karbon fonlarının daha kolay tespit edilmesi ve yatırımcılar için ön plana çıkarılması hedefleniyor.

Morningstar başlangıç olarak, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) konularına odaklanan bağımsız araştırma ve analiz şirketi Sustainalytics’in değerlendirmelerine göre 30.000 fona düşükten yüksek riske puanlama yapacak. Sustainalytics CEO’su Michael Jantzi, Sustainalytics ve Morningstar’ın müşterilerinin daha bilinçli kararlar alması için çalışan şirketler olarak ortak bir değer paylaştıklarını belirtiyor.

Morningstar analizlerine göre, Birleşik Krallık hariç Avrupa kaynaklı fonlar en düşük karbon risklerine sahipken, Japonya hariç Asya kaynaklı fonların karbon risk puanları en yüksek. Ancak, Morningstar’ın Sürdürülebilirlik Araştırmaları Direktörü Jon Hale’e göre karbon riskini anlamaya yönelik metrikleri kullanarak gerçekleştirdikleri bu analiz yatırımcıların her yatırım modelinde ve her bölgede düşük karbonlu yatırım fonları bulabileceğini gösteriyor.

SHARE: READ MORE

8 June

Temiz enerji için “Temiz Trilyon Kampanyası” umut vadediyor

Sürdürülebilirlik alanında çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan Ceres, 2014 yılında başlattığı Temiz Trilyon kampanyası ile, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak için temiz enerji yatırımlarına 2050 yılına kadar her yıl 1 trilyon dolar daha ayrılması gerektiğinin altını çiziyordu. 195 ülkenin imza attığı Paris Anlaşması’nın ardından Ceres konu ile ilgili raporlar yayınlamaya devam etti. Geçtiğimiz ay yayınlanan “In Sight of the Clean Trillion” raporunda ise temiz enerjinin yaygınlaştığı dünyada güncel durum ve gelişmeler inceleniyor.

Rapora göre, küresel temiz enerji alanında yatırım fırsatları oldukça geniş ölçekli. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini yok etmek ve Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşabilmek için gerçekleşecek küresel temiz enerji dönüşümü ile 2050 yılına kadar onlarca trilyon dolarlık temiz enerji yatırım fırsatı yaratılacak. Geleneksel enerji kaynaklarının yarattığı risklerin katlanarak artmasıyla temiz enerjiye yönelen enerji pazarı, birçok sektörü etkileyerek ve farklı sermaye kaynaklarını dahil ederek temiz enerji dönüşümünü başlatmış durumda. Temiz enerji yatırımlarının büyük çoğunluğunun, ulaşım sektöründe özellikle elektrikli araçlar gibi düşük karbon salımlı araçların geliştirilmesine yönelik yatırımlara odaklanması bekleniyor.

Raporun değindiği bir diğer önemli nokta, kurumsal yatırımcıların yatırım portföylerini değerlendirirken iklim bağlantılı riskler ve fırsatları göz önüne alma talepleri. Kurumsal yatırımcılar için sorumlu yatırım, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) ve iklim bağlantılı yönetişim gibi alanlar, gittikçe önemi artan değerlendirme kriterleri haline geliyor. Bu kriterler çerçevesinde ihtiyaçları karşılamak ve oluşan fırsatlardan faydalanmak için, yatırımcıların stratejik portföy dağılımını yeniden değerlendirmesinin, düşük karbon yatırımı fırsatlarını değerlendirebilmek için gerekli beceri ve kapasiteye sahip olmasının ve konu ile ilgili danışmanlar ve hizmet sağlayıcılar ile iletişim içinde olmasının altı çiziliyor.

Ceres’in hazırladığı raporun tamamına buradan erişebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

7 June

Karbon Fiyatlandırma Gelirleri Hızla Arttırıyor!

Dünya Bankası Grubu’nun yayınladığı “State and Trends of Carbon Pricing 2018” raporuna göre, 2017 yılı sonunda devletlerin karbon fiyatlandırma geliri %50 artarak 33 milyar dolara ulaştı. Şu anda 70 ülkede uygulanan ve 88 ülkede uygulama girişiminde bulunulan karbon fiyatlandırma politikaları, karbon salımını azaltırken aynı zamanda ülkelere gelir elde etme fırsatı sunduğu için yükselen sürdürülebilirlik trendleri arasında.

Rapora göre, geçtiğimiz on yılda çeşitli karbon fiyatlandırma girişimlerinde bulunan ülke sayısı üç kat arttı. 2016 ve 2017 yıllarındaki artış temel olarak Şili, Kamboçya, Kanada gibi Amerika kıtası ülkelerinin uygulamalarından ve ABD’nin Kaliforniya, Massachusetts ve Washington eyaletlerinin yürürlüğe soktuğu yasalardan kaynaklanıyor. 2017 yılının Aralık ayında, Çin’in enerji sektörü başta olmak üzere karbon fiyatlandırma uygulamalarına başlayacağını duyurması ve “Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi”ni yayınlaması gelecek için büyük umut veriyor. Çin’in bu sistemi bütünüyle uygulamaya soktuğu bir senaryoda küresel sera gazı emisyonlarının %20’si ticaret kapsamına alınmış olacak.

Bahsi geçen karbon fiyatlandırma politikaları ise uyum yükümlülüklerini yerine getirmek amaçlı doğrudan ödemeleri, karbon vergilerini ve karbon izni açık arttırmalarını kapsıyor. Ticaret kapsamı altındaki karbon salımının yarısından fazlası $10/ton karbon eşdeğeri üzerinden fiyatlandırılmakta, ancak bu fiyatların artması bekleniyor.

Raporda, 2017 yılında ulusal ve bölgesel ölçekteki karbon fiyatlandırma girişimlerinin kaydettiği hızlı ilerleme göz önünde bulundurulduğunda 2018 yılının uluslararası karbon mekanizmalarının da uygulamaya sokulması için kritik bir yıl olacağı öngörülüyor. Girişimlerin kazandığı bu ivme ise birçok ülkenin yeni yöntem ve teknoloji kullanımlarını artırmalarının yanı sıra fosil yakıtları terk etme politikalarına dayandırılıyor.

Dünya Bankası Grubu’nun iklim finansmanı, yatırım ve piyasalar üzerine gerçekleştirdiği en önemli etkinlik olan Innovate4Climate (I4C) konferansında yayınlanan raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

1 June

Al Gore: “Sürdürülebilirlik tarihin en büyük yatırım fırsatı”

Sürdürülebilir yatırımı, gelecekten çalmadan yaşam kalitesini arttırmak olarak tanımlayan Al Gore, sürdürülebilir yatırımın endüstriyel devrimin büyüklüğünü ve dijital devrimin hızını bir araya getiren, tarihin en büyük yatırım fırsatı olduğunu belirtiyor.

Küresel çevre hareketi ve Paris Anlaşması’nın önemli savunucularından ABD eski başkan yardımcısı Al Gore, hem 19 milyar dolarlık sürdürülebilirlik odaklı Generation Investment Management adlı şirketin hem de 1 milyona yakın üyesi olan İklim Gerçekliği Projesi’nin (The Climate Reality Project) kurucusu. Al Gore, 2007 yılında iklim değişikliğine karşı mücadelesi nedeniyle Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin de desteğiyle Nobel ödülüne layık görüldü; film ve kitabı “Rahatsız Eden Gerçek” (An Inconvenient Truth) ile de iki Oscar ve bir Grammy ödülü kazandı.

Al Gore, sürdürülebilirliğin tarihin en büyük yatırım fırsatı olduğuna dair iddiasına kanıt olarak kendi şirketinin 14 yılda kazandığı başarıyı gösteriyor. İş dünyasına sürdürülebilirliğin yatırımlara tam anlamıyla entegre edilmesinin kârlılığı azaltmayacağını göstermek hedefiyle, eski Goldman Sachslı David Blood ile 2004’te kurduğu Generation Investment, kurulduğundan beri yatırımcılarına yıllık %13,5 getiri sağlıyor. Bu oran, yıllık %7,3 olan referans ölçütünün neredeyse iki katına yakın.

Generation Investment sürdürülebilir şirketleri, gelirini gelecekteki kazançlarından çalmayan, onu sürdürülebilir uygulamalar yoluyla kazanan, müşterisine düşük karbon salan, sağlıklı ve sosyal ürün veya hizmetler sunan kuruluşlar olarak tanımlıyor. Örneğin Generation Investment’ın portföyünde yeşil enerji üreticileri gibi şirketler dışında internet üzerinden çalışan süpermarketler, restoranlara odaklanan yazılım şirketi ve verimlilik uygulamaları sunan şirketler de var. Generation Investment'ın yatırımlarını sürdürülebilir uygulamalarla yöneten şirketlere fon sağlamasıyla elde edilen başarılar, sürdürülebilir yatırımı destekleyen trendlerin yayılıp güçlenmesini de sağlıyor.

SHARE: READ MORE

31 May

Estonya dünyanın tamamen ücretsiz ilk toplu taşıma ağını kuruyor

Estonya’da şimdiye kadar yalnızca Tallinn’de uygulanan ücretsiz toplu taşıma hizmetinin 1 Temmuz’dan itibaren tüm ülkede uygulanmasına karar verildi. Tallinn’de bugün yalnızca şehir sakinleri için ücretsiz olan toplu taşıma araçları, bundan sonra 1,3 milyon Estonya vatandaşına hizmet verecek ve ülkenin bir ucundan diğer ucuna hiçbir ücret ödemeden seyahat edilebilecek. Kararın uygulamaya alınmasıyla birlikte Estonya dünyanın en geniş ücretsiz ulaşım bölgesi olacak.

Ücretsiz toplu taşıma alanının genişletilmesiyle ulaşım araçları demokratikleşiyor ve bu sayede toplu taşıma kullanan vatandaşların gelirlerinden ulaşıma bütçe ayırmasına gerek kalmıyor. Ayrıca biletleme ve hizmet maliyetlerinin düşmesi ve halihazırda ulaşım sektöründe %80’e varan devlet desteklerinden dolayı, sanılanın aksine uygulamanın maliyeti de devlete fazla yük oluşturmayacak.

Estonya’nın bu kararı almasının arkasında toplam nüfusunun %32’sini oluşturan yaş ortalaması yüksek ve görece yoksul kırsal nüfusun şehirlere gelmesini kolaylaştırmak var. Kaliteli ve ücretsiz toplu taşıma aracılığıyla kırsalda halen yaşamakta olan nüfusun şehirlerle bağlantısı, ve ekonomik ve sosyal olanaklara erişimi arttırılacak. Bir tür mali bölüşüm olarak alınan karar kırsal nüfusun korunmasını hedefliyor.

SHARE: READ MORE

31 May

Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nün 25. yılı kutlandı

Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü 22 Mayıs tarihinde dünyanın bir çok yerinde düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Bu yılın teması ise “Biyoçeşitlilik Hareketinin 25. Yıl Kutlamaları” oldu. Doğa ile uyumlu bir gelecek kurma adına 25 yılda ulaşılan hedeflerin ve yapılması gerekenlerin vurgulandığı kutlamalar gelecekte atılacak adımlar için de motivasyon sağladı.

Uluslararası Biyoçeşitlilik Anlaşması 1992 yılında 150 ülke tarafından imzalanmış 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmişti. Bu tarihten itibaren canlı çeşitliliğinin korunmasına ve sürdürülebilirliğine dikkat çekmek amacıyla her yıl 22 Mayıs’ta farklı temalarla kutlanan Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nden Hedef 14: Suda Yaşam ve Hedef 15: Karada Yaşam amaçlarının gerçekleştirilmesi konularında da farkındalık yaratıyor.

Kutlamalar 2017 yılında ise “Sürdürülebilir Turizm ve Biyoçeşitlilik” temasıyla gerçekleşmiş, sürdürülebilir turizmin su ve karadaki yaşamın korunmasına ve ekonomik büyümeye olan katkılarına dikkat çekilmişti.  Ayrıca 2017 teması dahilinde turizmin biyoçeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerine de değinilmiş ve sürdürülebilir turizmin iyi örnekleri gündeme getirilmişti. Turistik cazibe merkezlerinin oluşmasında doğal güzelliklerin ve canlı çeşitliliğinin büyük etkisi olmasına rağmen Dünya Mirası Listesi’nde bulunan doğal alanların %25’inin turistik faaliyetlerden negatif etkileniyor olması ise konunun aciliyetini gösteriyor.

“Biyoçeşitliliğin İş Dünyası için Önemi” başlıklı yazımızda Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Sri Lanka’da deniz kaplumbağalarını ve yumurtlama alanlarını koruma amacıyla Anantara oteller zinciri ile yaptığı iş birliğine değinmiştik. Proje kapsamında kaplumbağaların yumurtlama bölgeleri restore edilmiş ve ziyaretçilere çeşitli bilinçlendirme çalışmaları yapılmıştı.

Sadece turizm değil doğal kaynaklara bağlı olan bütün sektörlerin faaliyetlerinin devamlılığı için biyoçeşitliliğin korunması ve koruma bölgelerinin genişletilmesi gerekiyor. Su, kara ve hava ekosistemlerinin sürdürülebilirliği ve dolayısıyla milyonlarca insanın beslenme ve içme suyu güvenliği hükümetlerin ve iş dünyasının atacağı adımlara bağlı. Konu hakkında tartışma ortamı oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konferansı kasım ayında Şarm El Şeyh’te 14. buluşmasını gerçekleştirecek. 190’ın üzerinde ülkenin katılımıyla, 2011-2020 Biyoçeşitlilik Stratejik Planı üzerinde durulacak. Konferans sonuçlarının olumlu gelişmelere vesile olmasını umuyor ve Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü’nün 2019 temasını heyecanla bekliyoruz.

SHARE: READ MORE

31 May

Yeşil badana ve Kalkınma Hedefleri

Bugün hedefleri gerçekleştirmeye yönelik atılabilecek adımların 12 trilyon dolarlık yeni büyüme fırsatları sunacağı tahmin ediliyor. Ethical Corporation’ın hazırladığı Sorumlu İş Trendleri 2018 Raporu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SKH) 2030 yılına kadar gerçekleştirilmesi için iş dünyasında SKH’lerin stratejik entegrasyonunun ve hedeflerle ilgili ilerlemenin ölçülmesinin önemini vurguluyor.

İş dünyasından 1.542 profesyonelle yapılan araştırmanın sonuçları SKH’lerin yalnızca iletişim aracı olarak kullanılıp iş stratejilerine entegre edilmemesinin veya hedeflere yönelik etki ölçümü yapılmamasının olumsuz sonuçlarını ve şirketlerin “yeşil badana yapma” riskini ortaya koyuyor.



Araştırmaya Kuzey Amerika’dan katılanların yalnızca %37’si şirketlerinin sürdürülebilirliğe yönelik yaptığı yatırımların geri dönüşünü (Return on Investment – ROI) ölçtüğünü belirtirken bu oran Asya-Pasifik ve Avrupa’da düşüyor. Bu durum şirketlerin etki değerlendirmesi yapmadan sürdürülebilirliğe yönelik temellendirilmemiş adımlar attığını gösteriyor. Değerlendirme yapan şirketler arasında katılımcıların %50’den fazlasının bunun hangi kriterlere dayanarak yapıldığını sorguladığı görülüyor.

SKH’lerin stratejilere entegre edilmesi

Sorumlu İş Trendleri Raporu, geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen araştırmaya kıyasla %9 artışla, kurumsal şirketlerin %69’unun SKH’leri iş stratejilerine entegre ettiğini belirtiyor. Asya-Pasifik bölgesindeki şirketlerin %74’ü bugün SKH stratejisine sahipken, Avrupa’da bu oran %71 ve Kuzey Amerika’da %61.

SKH ölçümü, raporlaması ve iletişimi

Şirketlerin sürdürülebilirlik çalışmalarının etkilerini raporlanmaları ve iletişimi küresel hedefler çerçevesinde değerlendirilmeleri Sorumlu İş Trendleri raporunun önemli bir konusunu oluşturuyor. Yukarıda açıklandığı şekilde etkisini ölçen şirketlerin oranı oranlar düşükken araştırmaya katılan şirketlerin %51’i SKH’leri iletişim faaliyetlerinde kullandığını ifade ediyor. Bu da kurumların sürdürülebilirlik iletişimini zenginleştirmeye yönelip küresel hedeflere katkı sağlamayarak Yeşil Badana yapmaları ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.



2018 Raporu’nun bulguları daha önce KPMG and WBCSD tarafından yapılan, çoğu şirketin SKH’lere yönelik stratejileri olmasına rağmen yalnızca %10’unun katkılarını ölçme amaçlı kendilerine hedefler koyduğunun belirlendiği araştırma sonuçlarıyla da uyumlu. KPMG’nin Şubat 2018’de yayımladığı SKH’ler Nasıl Raporlanmalı raporuna göre, SKH raporlaması yapan şirketlerin yalnızca %75’i hedeflerin gerçekleşmesi için doğrudan etkilerinin ne olduğunu açıklıyor. Ancak bu anlatım oldukça dengesiz ve yetersiz, çünkü şirket raporlarında SKH’lere pozitif etkilerden bahsedilirken, negatif etkilerine değinilmiyor.

Şirketlerin SKH odakları



Yapılan araştırma sonucu ortaya çıkan bir diğer bulgu da şirketlerin hangi küresel hedeflere stratejilerinde daha çok yer verdikleri. 13. Hedef olan İklim Eylemi katılımcı şirketlerin %65’inin ve 8. Hedef İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme %60’ının planlarında varken, 602 şirketin yalnızca %16’sı Sualtında Yaşam ve %19’u Açlığa Son hedeflerine stratejilerinde yer veriyor. Bu da gösteriyor ki bazı Hedefler diğerlerine kıyasla daha çok ön plana çıkıyor ve şirketler geliştirmek yönünde daha fazla fırsat görüyorlar.

SHARE: READ MORE

18 May

Türkiye’de sosyal inovasyon ekosistemine dair içgörü raporu yayınlandı

Önde gelen sosyal inovasyon ağı Social Innovation Exchange (SIX) liderliğinde Wayfinder İstanbul etkinliği 14-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleşti. S360 olarak etkinlik için hazırladığımız içgörü raporu, sosyal inovasyon alanının bakış açısını, yaklaşımlarını ve gelecekteki yönünü alanın temel aktörlerinden duyarak Türkiye'deki durumunu belgelemeyi hedefliyor. Rapora göre, Türkiye'de sosyal inovasyon terimi görece yeni olmasına rağmen, birçok toplulukta önem kazanarak gelişiyor.

Sosyal inovasyon ekosistemi hakkında bilgiler sunan rapor, aşağıdaki üç soruya yanıt arayarak oluşturuldu:
• Türkiye'de sosyal inovasyonun mevcut durumu nedir?
• Sosyal inovasyon ekosisteminin gelişmesine yardımcı olabilecek unsurlar nelerdir?
• Türkiye'de, sosyal inovasyonun gelecekte ele alması gereken temel zorluklar nelerdir?

Paydaşların en çok üstünde durduğu konular arasında sosyal inovasyonun finansman zorluğu, geleneksel iş modellerinin çoğunlukla yenilik içermeyen sosyal sorumluluk projelerini desteklemesi ve yeni yaklaşımlar arayışı, iş dünyasında işbirliği ile güven eksikliği, ve aktörler arası iletişimin güçlenmesinin önemi bulunuyor.

Türkiye’de sosyal inovasyonun ele alması gereken zorluklar ise geniş coğrafyasından ve çok katmanlı olmasından dolayı oldukça fazla. Bununla birlikte, en çok vurgulanan sorunlar arasında gençliğin eğitime erişim ve olanaklar sağlanması yoluyla güçlendirilmesi, birey ve toplumun güçlendirilmesi için güven ortamı sağlanması ve iş dünyasında şeffaflık ve hesap verilebilirlik prensiplerinin benimsenmesi yer alıyor.

Raporun Türkçe çevirisine buradan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

18 May

ILO: Yeşil Ekonomi İstihdamı Arttırıyor

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yayımladığı Dünya İstihdam ve Sosyal Durum 2018: İşlerle Yeşil Ekonomi temalı Raporu yeşil ekonominin gelişmesinin küresel istihdama katkısı üzerinde duruyor.

Paris Antlaşması’nın küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlama hedefine yönelik iş modeli değişikliklerinin enerji üretim ve tüketim sektörlerinde 6 milyon insanı işsiz bırakması üzerinde duruluyordu. Ancak 2018 raporuna göre doğru adımlar atıldığı ve yeşil ekonomiye yönelik politikalar uygulandığı takdirde 2030 yılına kadar 24 milyon yeni iş yaratılabilecek ve iş kaybı telafi edilecek. Sürdürülebilir yöntemlerin benimsendiği enerji alternatiflerinin ve çeşitliliğinin oluşturulması, yaygın elektrikli araç kullanımı, eski ve yeni binalarda enerji verimliliğinin sağlanması gibi çalışmalar yeni istihdam alanları oluşturacak.

Sürdürülebilir tarıma geçiş ve yeniden kullanım, geri dönüşüm, yeniden üretim ve onarımı temel alan döngüsel ekonominin, geleneksel tüketim odaklı iş modellerinin yerini almasının 6 milyon insana istihdam sağlaması bekleniyor.

Rapor, 2000 ve 2015 yılları arasında küresel ekonomide ve özellikle de yoksulluğun ve çocuk işçilerin azaltılması konularında insana yakışır işin yaygınlaştırılmasında önemli ilerlemeler kaydedildiğini söylerken, aynı zamanda paradoksal olarak eşitsizliklerin arttığının da altını çiziyor. Bugün kullandığımız ekonomik modellerin çevre üzerindeki kalıcı etkisine de değinen Rapor, 2013 yılında dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,7 kat daha fazla kaynak tüketilip atık üretildiğini söylüyor.

ILO raporu aynı zamanda istihdamda bu ilerlemelerin sağlanabilmesi için uygun politikaların yürürlüğe konmasını da şart koşuyor. Hem işçi hem de ekonomiyi koruyan sosyal koruma ve çevre politikaların oluşturulması, yeşil finansa yönelim, fosil yakıtların tüketiminin sınırlanıp ekonomik büyüme ve istihdam hedeflenmesi tavsiye ediliyor. Yasal düzenlemeler dışında yeşil ekonomiye geçişin toplum tarafından benimsenmesi için sosyal iletişim kurulması; insan altyapısının güçlendirilmesi için eğitim programları oluşturulması; merkezi ve yerel yönetimlerin, işletmelerin, toplumsal ortakların ve sivil toplumun ortaklaşa çalışması öneriliyor.

SHARE: READ MORE

18 May

Türkiye'nin iklim performansı

İklim bilimi ve politikaları ile enerji politikaları üzerine yayın yapan Carbon Brief, önemli ölçüde karbon salımı yapan ülkeleri incelediği yazı dizisinde bu kez Türkiye’ye yer verdi. İncelemede, Türkiye’nin artan karbon salımı ve bunu durdurmaya yönelik çabalar ele alınıyor.

İncelemeye göre, Türkiye’nin son yıllarda büyüyen ekonomisiyle birlikte enerji talebi de hızla artıyor. Artan enerji ihtiyacının çoğunluğunun fosil yakıtlardan karşılanması (özellikle elektrik üretiminde yoğun olarak kullanılan kömür), karbon salımını önemli ölçüde arttırıyor. Bu nedenle, en yüksek sera gazı salımı yapan ülkeler arasında 20. sırada yer alan Türkiye’nin iklim performansı kötüleşmeye devam ediyor. 2015 itibariyle, sorumlu olduğu 415 milyon ton CO2 salımının, küresel salımların yaklaşık %0,83'üne denk geldiği belirtiliyor. 1990 yılından bu yana %156 artan ve hızla artmaya devam eden enerji tüketimi kısa sürede kişi başına 7,7 ton CO2 olan Avrupa ortalamasını geçeceğine işaret ediyor.

İncelemede ayrıca, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamındaki statüsünden doğan tartışmalı özel durumuna yer veriliyor. Türkiye, hem karbon emisyonu nispeten düşük olan ve orta gelirli ülkeler arasında yer alırken hem de gelişmiş ülkelerin bulunduğu OECD grubunun da bir parçası. Türkiye 2001 yılında kendisinden daha gelişmiş ülkelerin bulunduğu ve diğer ülkelere finansal destekte bulunması beklenen EK-2 kategorisinden ayrıldı. Bununla beraber Türkiye’nin tüm düşük karbonlu kalkınma fonlarına erişimden yararlanma isteği sürüyor. Türkiye, Paris Anlaşması’nı imzalamış ancak onaylamamış olmasının ardındaki sebebi Yeşil İklim Fonu’ndan (Green Climate Fund) yararlanamaması olarak gösteriyor.

İncelemede, Türkiye’nin iklim performansına yönelik öne çıkan diğer noktalar şu şekilde:

• Türkiye, Paris Anlaşması öncesinde, 2030 yılına kadar salımlarını %21'e varan oranlarda azaltacağı yönünde UNFCCC'ye bir iklim taahhüdü sundu. Ancak, Climate Action Tracker (CAT) Türkiye’nin iklim taahhüdünü “kritik derecede yetersiz” buluyor. Değerlendirmeye göre, tüm ülkeler benzer şekilde hareket ederlerse küresel ortalama sıcaklık artışı 4°C’yi aşabilir.
• Yeni bir rapor, Türkiye'nin AB iklim finansmanı kapsamında en büyük alıcısı olduğunu ortaya koyuyor. 2013 ile 2016 yılları arasında alınan yaklaşık 667 milyon Euro, daha az gelişmiş ülkelerin aldığı desteğin üzerinde olduğu görünüyor.
• Türkiye, 2019 yılına kadar enerji üretimi için yerli kömür kullanımını neredeyse iki katına çıkarmayı hedefliyor.
• Türkiye, özellikle rüzgâr ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynağı potansiyeli, Türkiye'nin güneş ve rüzgârdan kömüre kıyasla daha ucuz elektrik üretebileceğini gösteriyor.

SHARE: READ MORE

18 May

İklim değişikliğinin ruh sağlığımıza bile etkisi var!

Dünyanın başlıca sağlık risklerinden biri, iklim değişikliği. Sıklaşan ısı dalgalarına maruz kalan insan sayısının her geçen yıl artmasından, bulaşıcı hastalıkların hızla yaygınlaşmasına kadar birçok gözle görülebilir sağlık sorununun temel nedeni değişen iklimsel dengeler. Ayrıca sayısı ve şiddeti her yıl giderek artan “ölçüsüz” iklim olayları birçok insanı evlerinden edip yaşam alanlarına ve mekanlarına büyük zararlar veriyor. İklim değişikliğinin etki alanı sürekli genişliyor; ancak en büyük darbeyi daha savunmasız ve kırılgan bölgelerde ve tekrar tekrar bu felaketleri yaşayan insanlar alıyor.

Bu olayların fiziksel etkilerine odaklanan araştırmalar yaşanan felaketlerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini çoğunlukla gözden kaçırıyor. Genel kabul, aşırı iklim olaylarına maruz kalan insanların sayısının artacağı ve bu travmaların keder, kaygı, depresyon hatta intihar gibi problemleri tetikleyeceği yönünde.

Avustralya’da sıcak hava dalgaları üzerine yapılan bir araştırma, işsizlik ve ısı dalgalarının benzer psikolojik etkiler gösterdiğini ortaya koyuyor. Gece artan sıcak hava dalgaları hem ruh sağlığı bozukluğunun nedeni hem de sonucu olan uykusuzluğa sebep olurken, birçok psikiyatrik ilaç ısı dalgaları sırasında etkisini kaybediyor. Ayrıca, ısı dalgaları sırasında psikolojik problemlerle hastaneye başvuranların sayısında bir artış gözlenirken, aşırı sıcaklıkların hasatları azalttığı ve bunun da çiftçiler arasında intihar oranlarını arttırdığı bulgular arasında.

İngiltere’de 2.000 selzede üzerinde yapılan bir araştırmada ise fiziksel sonuçların ruh sağlığı üzerindeki direk etkisinin yanı sıra ikincil stres kaynaklı etkilere yani sigorta tazminatına, maddi baskıya ve akraba ilişkilerine de yer verilmiş. Bulgulara göre araştırmanın ilk yılı içinde ortaya çıkan depresyon, travma sonrası sendrom ve kaygı bozuklukları dördüncü yılda hala devam edebilmekte, üstelik selden fiziksel olarak etkilenmeyenlerde dahi görülebilmekte.

En büyük risk ise hava olaylarına bağlı felaketlerin etkilerinin ulaşım, iletişim, sağlık gibi çeşitli alanlarda aksaklıklara yol açması ve bunun da toplumsal iyileşme sürecini yavaşlatması. Hayati ilaçların ve tıbbi yardımların bu olağanüstü durumlar altında yok olması ve kurumlarda yaşanan olağandışı yoğunluk sağlık hizmetlerinin devamlılığını aksatıyor. Besin kıtlığı, ulaşım sistemlerinin tahribatı, kanalizasyon, su sistemi gibi altyapıların zarar görmesi, elektrik kesintisi, tarım alanlarının bozulması ise yeniden yapılanma ve iyileşme sürecinin hem masrafını hem de süresini arttırıyor.

Olayların ekonomik etkisi göz önünde bulundurulduğunda yoksulluk ve eşitsizlik gibi sosyal sorunların baş göstermesi kaçınılmaz. İşletmelerin hasar gördüğü, gelirlerin ve üretkenliğin düştüğü bu felaket ortamında bir de bütün bu yeniden yapılanma sürecinin yüksek maliyetini göğüslemek zorunda kalan halkın üzerindeki baskı bir kez daha katlanarak artıyor.

Maddi ve fiziksel baskıların birlik ve dayanışma ortamını bozması ise bireysel huzurun en büyük kaynağı olan toplumsal huzuru yok edebiliyor. Kriz ortamında olumlu toplumsal ilişkiler ve kimlikler zarar görürken süregelen ayrışmalar ve kutuplaşmalar derinleşebiliyor. Hem geçmiş felaketler hem de yapılan araştırmalar, felaketlerin yükünün kadın, çocuk, yaşlı ve azınlıkları orantısız bir şekilde etkilediğini ortaya koyuyor.

İklim değişikliğinin bazı önlenemez etkilerinin olacağı açık. Ancak bu etkilerin belirli sınırlarda kalması için iklim değişimi ve ruh sağlığının diğer karmaşık sistemlerle olan bağlantılarının iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Bütüncül bir yaklaşım araştırmaları hızlandıracağı gibi afet sonrası politikalara da yansıyarak olumsuz etkilerin asgari seviyede tutulmasına olanak tanıyacaktır.

SHARE: READ MORE

14 May

2018’in ilk çeyreğindeki dalgalanma, sürdürülebilir fonları yavaşlatmadı

Sürdürülebilir fonlar, 2018’in ilk çeyreğinde piyasalarda oldukça büyük dalgalanmalar olmasına rağmen varlıklarını büyüterek iyi bir performans gösterdi. S&P 500 Endeksi 2015 yılının üçüncü çeyreğinden bu yana ilk kez çeyrek dönem kaybını açıklarken, sürdürülebilir fonlar güvenilirliğini korudu ve daha düşük dalgalanmalar yaşandı. ABD’deki sürdürülebilir fonların üçte biri, yılın ilk çeyreğini Morningstar kategorisinde en iyi %25’lik dilimde kapatırken, %55’i bu dönem üst yarım dilimde yer aldı.

Sürdürülebilir fonların yatırım stratejilerini belirlerken çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) faktörleri ön plana koymaları, kurumsal yönetimi güçlü ve önemli çevresel ve sosyal konuları etkin yöneten şirketleri tercih etmelerine olanak verirken, bu şirketlerin kriz dönemlerinde daha az dalgalanma yaşadığı ve olumsuz gelişmelere direndiği ilk çeyrek dönem raporlarına yansıdı.

2017’nin ilk çeyreğinde, tahmin edilen nakit akışını ikiye katlayarak yaklaşık 2,5 milyar dolarlık akış elde eden sürdürülebilir fonlar grubunda, en büyük akış 422 milyon dolar ile Calvert Emerging Markets Equity’de (CVMAX) olurken, onu 314 milyon dolar ile TIAA-CREF Social Choice Bond’s (TSBIX) takip etti. 2017’nin sonu itibarıyla sürdürülebilir fon grubuna dahil ve Amerikan yatırımcılara açık olan 240 fon varken, 2018’in ilk çeyrek döneminin sonunda bu sayı 267’ye ulaşarak büyümesini sürdürdü. Giderek büyüyen sürdürülebilir fon grubunun temel özellikleri ise yatırım süreçlerinde ÇSY kriterlerini baz almaları ve finansal getiri ile beraber gözle görülebilir bir sürdürülebilir etki yaratmayı hedefliyor olmaları. Gruba yeni eklenen 28 fondan büyük çoğunluğunu önceden var olan ancak ÇSY kriterlerini yatırım süreçlerine henüz dahil etmiş fonlar oluşturuyor. Elinde bulunan 19 fona ÇSY kriterlerini ekleyerek sürdürülebilir fon grubuna dahil eden Aberdeen Asset Management ise eklemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyor.

Öte yandan Putnam Mart ayında, Putnam Multi-Cap Growth fonunu Putnam Sustainable Leaders (PNOPX) ve Putnam Multi-Cap Value fonunu Putnam Sustainable Future (PMVAX) olarak güncelleyerek bu iki fona tamamen sürdürülebilir bir yön kazandırdı. Dört milyar doları geçen varlıkları ile Putnam Sustainable Leaders (PNOPX), Amerika’nın dördüncü en büyük sürdürülebilir fonu konumuna gelerek yatırımlarında “sürdürülebilir iş uygulamalarına bağlılık” taşıyan şirketlere odaklanmaya başladı. Daha küçük olan Putnam Sustainable Future (PMVAX) ise yatırımlarında sürdürülebilir gelişme odaklı çözümler üreten ve sosyal, çevresel ve ekonomik alanlarda doğrudan etki yaratan şirketleri seçiyor.

Bu gelişmeler, sürdürülebilir yatırım alanında yavaş ancak emin adımlarla ilerleyen bir büyüme olacağını gösteriyor.

SHARE: READ MORE

14 May

WBA Washington toplantısından notlar

Daha önce Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne katkıları temel alarak şirketleri sıralayan karşılaştırma ölçütleri geliştirmek amacıyla paydaşlarından görüş alan World Benchmarking Alliance (Dünya Karşılaştırma Ölçütü İttifakı – WBA), ilkini New York’ta gerçekleştirdiği aylık toplantılarına Jakarta, Londra, Kuala Lumpur, Cape Town, Nairobi, Mumbai ve Buenos Aires’ten sonra Washington’la devam etti.

20 Nisan’da gerçekleşen Washington toplantısı daha önceki küresel ve bölgesel nitelikli toplantılarda anlaşılan konular üzerinden ortak görüş oluşturması adına önem taşıyordu. Bu toplantıda şirketlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri üzerine kriterlerin önemi konuşuldu ve Hedefler ile ilgili ölçütlerin, WBA tarafından geliştirilmesi, finanse edilmesi ve korunmasına yönelik öneriler geliştirildi.

Danışma toplantılarını bir sohbet havasında ve isteğe bağlı katılımla tasarlayan WBA, böylece sürdürülebilirlik, kurumsal uyum ve ittifakın bu bağlamda alacağı rol için gerekli olan anlayış ve bilgiye ulaşmayı hedefliyor. Washington toplantısı bağlamında şekillenen son WBA dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

14 May

UNEP FI üyesi bankalar TCFD önerilerinin uygulanması üzerine ilk rehberi yayınladılar

BM Çevre Programı Finans Girişimi’nin (UNEP FI) bir araya getirdiği dünyanın önde gelen 16 bankası, iklim değişikliği ve iklim eyleminin bankacılık sektörünü nasıl etkilediğinin daha iyi anlaşılması için ortak bir metodoloji rehberi yayımladı. Rehber, bankaların iklimle ilgili maruz kaldıkları risk ve fırsatlarda TCFD önerileri ile uyumlu şeffaflık gösterebilmeleri için temel oluşturuyor. Aynı zamanda bankaların müşterilerine verdikleri hizmetlerde düşük karbon dönüşümüne katkı sağlamaları ve bu dönüşümden kendileri de faydalanmaları için de yol gösteriyor.

Metodoloji ve destek malzemeler 10 ay boyunca sürdürülen eşsiz ve ortaklaşa bir çabanın ilk ürünü olarak ortaya çıktı. Rehber, bankaların kredi riski, stres testi, sürdürülebilirlik, iş geliştirme gibi departmanları ile önde gelen bilim adamları, risk ve yatırım yönetimi uzmanlarının ortak çalışmasıyla hazırlandı.

Metodolojiyi hazırlayan ANZ, Barclays, BBVA, BNP Paribas, Bradesco, Citi, DNB, Itaú Unibanco, National Australia Bank, Rabobank, Royal Bank of Canada, Santander, Société Générale, Standard Chartered, TD Bank Group ve UBS bankaları yalnızca çalışmaya katılmakla kalmadılar, aynı zamanda yayınladıkları metodolojiyi uyguluyorlar. Oliver Wyman, Mercer, Acclimatise’ın danışmanlığı ve International Institute for Applied Systems Analysis (IIASA) ve Potsdam Institute for Climate Impact Research (PIK)’dan bilim insanlarının desteği ile yazılan metodoloji, TCFD’nin önerilerine göre tasarlanan iklim esaslı risk ve fırsatları değerlendirme amaçlı ilk bankacılık rehberi olma özelliğini taşıyor.

İklim eylemi ve bankacılık ile ilgili en iyi uygulamaları geliştirmek için sektörler arası ve uzmanlık alanları anlamında daha ileri düzeyde çalışmaların gerektiği belirtiliyor. Haziran ayında yayımlanacağı duyurulan ikinci rapor fiziki risklerin değerlendirilmesini kapsayacak. Metodolojiye bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

14 May

CDSB raporlama sisteminde güncelleme

İklim Beyanları Standartları Kurulu (The Climate Disclosure Standards Board – CDSB) “Çevresel Bilgiler, Doğal Sermaye ve İlgili İş Etkileri Raporlama Çerçevesi”ni, İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) önerileri doğrultusunda yeniden düzenledi ve beş yıllık stratejisini açıkladı.

Yeni yayımlanan raporlama sistemi, Kurul’un ilkeleri, TCFD önerilerinin raporlama gereklilikleri ve tavsiye edilen destekleyici nitelikteki beyanlar arasındaki bağlantıları açıkça gösteriyor. Tavsiyeler arasında, hedefleri net olarak gösterilmiş, daha detaylı beyan yapma beklentisi de bulunuyor. Risk yönetimi hakkında ek bir kılavuzun yanı sıra şirketlerin, Paris Anlaşması ve gerekliliklerine uygun olarak stratejilerinin “Küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derece veya daha altında tutma” hedefinin gerçekleşmesi durumunda oluşacak risklere karşı ne kadar dirençli olduğunu dikkate almaları için öneriler de sunuyor.

CDSB raporlama sistemi, şu anda toplamda piyasa değeri 5,2 trilyon dolar düzeyinde olan şirketler tarafından kullanılıyor ve bu şirketlerin, TCFD tarafından tanımlanan ana akım raporları aracılığıyla iklim değişikliği ve doğal sermaye bilgisini raporlamalarına yardımcı oluyor.

CDSB’nin yayımladığı beş yıllık stratejisine bakılınca, Kurul’un önümüzdeki dönemde de gelişmiş kurumsal beyanları desteklemeyi, sermayenin daha iyi tahsis edilmesine katkıda bulunmayı ve böylece daha sürdürülebilir finansal ve çevresel sistemler oluşturmayı hedeflediği görülüyor.

SHARE: READ MORE

14 May

Merkez bankaları ve denetleyici kurumlar iklim risklerine karşı bir arada

Banco de Mexico, Bank of England, Banque de France, Autorité de Contrôle Prudentiel et de Résolution (ACPR), De Nederlandsche Bank, Deutsche Bundesbank, Finansinspektionen, Monetary Authority of Singapore, People’s Bank of China’dan oluşan sekiz banka ve düzenleyici kurum bir araya gelerek “Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı”nı (Network for Greening the Financial System (NGFS)) oluşturduklarını 12 Aralık 2017 tarihinde yaptıkları bir açıklamayla duyurmuştu.

24 Ocak’ta ilk toplantısını yapan grup, aldıkları kararlar doğrultusunda 6 Nisan’da Dutch Central Bank (DNB), Bank of England, Banque de France ve ACPR inisiyatifinde ve NGFS himayesinde merkez bankaları ve denetleyici kurumlardan 200 temsilciyi bir araya getirdiler.

Danimarka Merkez Bankası Başkanı Klaas Knot yaptığı açılış konuşmasında, finansal istikrarın kendi içinde bir son görev olmadığı, hizmet verilen toplumların yaşam standartlarını ve refahlarını arttırmalarına izin veren gerekli bir ön koşul olarak görülmesi gerektiğini belirtti. Knot, eskiden olduğu gibi, ekolojik dengeye zarar verilerek yaratılan refahın sürdürülebilir olmadığının artık anlaşıldığını ve bu nedenle güncelledikleri misyonlarında, refah kelimesine “sürdürülebilir” kelimesiyle nitelik kazandırıldıklarını dile getirdi.

Fransa Merkez Bankası Başkanı da konuşmasında uzun dönemde iklim istikrarının, finansal istikrarın belirleyici unsurlarından biri olduğunu söyledi. Bununla beraber, iklim değişiminin yeni bir cephe olduğunu, 19. yüzyılın altyapı ve büyüme krizleri, 20 yüzyılın ise finansal krizleri ile karşılaştırılabilir ölçüde var olan sisteme meydan okuduğunu belirtti.

İngiliz Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’e göreyse, düşünsel düzlemde oluşan dönüşüm artık eyleme dönüştürülmeye başlandı ve Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı’nın bu bağlamda önemli katkı sağlayacak.

SHARE: READ MORE

14 May

ILG’den, AB Sürdürülebilir Finans Eylem Planı’na destek

Cambridge Üniversitesi Sürdürülebilirlik Liderliği Enstitüsü (CISL) tarafından düzenlenen toplantıda, Küresel CEO' ve CIO ağı “Yatırım Liderleri Grubu” (The Investment Leaders Group - ILG), AB Komisyonu'nun Euro ve Sosyal Diyalogdan Sorumlu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovskis ile bir araya gelerek, AB Sürdürülebilir Finans Eylem Planı (EU Action Plan on Sustainable Finance)’na desteklerini sundu.

Toplantı, değeri toplamda 12 trilyon doları aşan varlığı kontrol eden piyasa liderlerinin, konu ile ilgili deneyimlerini anlatmaları için önemli bir fırsat oldu. Toplantıda, Komisyon’un Sürdürülebilir Finans Eylem Planı’nın üç temel hedefi ele alındı:

• Sermaye akışını sürdürülebilir varlıklara yönlendirmek;
• ÇSY riskleri finansal karar süreçlerine dahil etmek;
• Şeffaflık ve uzun dönemselliği arttırmak.

ILG liderleri aynı zamanda, özel sektörün, AB finans kuruluşlarının finansal sistemde sürdürülebilirliği hızlı ve etkin bir şekilde yaygınlaştırması için nasıl destekleyebileceğinin üzerinde durdu.

Toplantı kapsamında başkan yardımcısı Dombrovskis’e iletilen analizler arasında çevresel risklerin hem portföy hem de finans sektörü için finansal etkileri olması bulunuyor. ILG, şu anda bir fonun Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile bağlantılı çevresel ve sosyal temalar üzerindeki etkisini hesaplamak için bir metodoloji üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

SHARE: READ MORE

14 May

Bloomberg, TCFD önerilerini 2017 Etki Raporu’na entegre etti

Bloomberg, TCFD önerilerini 2017 Etki Raporu’na entegre ederek ilk kez TCFD önerileriyle uyumlu raporlama yaptı. Raporun iklimle ilgili senaryo analizlerine ayrılan bölümünde, küresel ortalama sıcaklık artışının 2 derece ile sınırlanamadığı durumda Bloomberg’in nasıl bir iş stratejisi ile yoluna devam edeceğine dair bir inceleme de bulunuyor.

Bloomberg’in sürdürülebilirliğe bakışı ve iş yaklaşımının paylaşıldığı raporda, sürdürülebilirlik ile ilgili konularda yapılan çalışmalarla faaliyet giderlerinde yaklaşık 100 milyon dolarlık tasarruf sağlandığı ve finansal ürün ve hizmetlere sürdürülebilirlik finansmanının entegre edildiği vurgulanıyor.

Raporun giriş mektubunda şirketin CEO’su Michael Bloomberg, Beyaz Saray’ın, ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekileceğini duyurmasının ardından, Bloomberg Philanthropies’in desteğiyle, iş dünyası ve sivil toplumdan liderlerin, Anlaşma’ya olan ortak desteğin teyit edilmesini sağladığını belirtiyor. Bloomberg, bunun sonucunda, 455 şehir, 16 eyalet, 325 üniversite ve 1.700'den fazla işletmenin America’s Pledge (Amerika’nın Taahhüdü) çatısı altında buluştuğu söylüyor.

SHARE: READ MORE

4 May

ACE Gençlik Forumu, BM’e isteklerini sundu

Bonn'da gerçekleşen 2018 BM İklim Değişikliği Konferansı'nın başlamasının öncesinde, 29 Nisan’da ACE (Action for Climate Empowerment – İklim Güçlenme Eylemi) Gençlik Forumu'nun ilki gerçekleştirildi. 70 ülkeden 100 “gençlik delegesi”, kendi çabalarını paylaşmak ve devlet temsilcilerine öneriler sunmak üzere bir araya geldi.

BM İklim Değişikliği Sekreteri Patricia Espinosa, forumun açılış konuşmasında gençlerin iklim değişikliği çözümünün önemli bir parçası olduğuna ve uluslararası müzakerelere taraf olmalarının gerekliliğine dikkat çekti. Espinoza aynı zamanda, BM Gençlik delegasyonunun müzakerelerdeki rolünün genişlemesiyle müzakere sürecinin kapsayıcılığını arttırdığını ve bu durumun gezegeninin geleceğine katkısının yadsınamaz olduğunu belirtti.

Fiji başkanlığında yürütülen Talanoa diyaloğunda, genç iklim delegeleri ile fikir alışverişinde bulundu. COP23 Başkanlığı’nı yürüten Fijili Alisi Volalevu ve gelecek dönem COP başkanlığını yapacak olan Polonya’dan Inia B. Seruiratu da konuşmalara katıldı.

Forumun odak noktasında, Paris Antlaşması’nın 6. maddesinde ACE başlığı altında toplanan ve bir arada üzerinde çalışılması öngörülen konular (eğitim, öğretim, bilgiye halkın ulaşımı, halkın bilinçlendirilmesi, halkın katılımı ve iklim eylemiyle ilgili uluslararası iş birliği) vardı.

Foruma katılan genç delegeler gruplar halinde ACE aktivitelerinin etkinliğini arttırmanın yolları hakkında beyin fırtınası yaptı. Bu çalışmada, ACE ulusal irtibat kişilerinin (national focal points) desteklenmesi, ACE aktiviteleri için daha fazla fon yaratılması ve iklim eylemi konusunda ilgi ve farkındalık yaratmak gibi taleplerde bulunuldu. ACE Gençlik Forumu’ndan çıkan fikir ve öneriler, 2 Mayıs’ta toplanan BM ACE toplantısında müzakereye sunuldu.

SHARE: READ MORE

4 May

SIX Wayfinder 14-15 Mayıs’ta İstanbul’da toplanıyor

Dünyanın önde gelen sosyal inovasyon ağı, Social Innovation Exchange’in SIX Wayfinder İstanbul etkinliğinin, Zorlu Holding’in ev sahipliğinde, imece yürütücülüğünde, ATÖLYE ve S360'ın içerik partnerliği ve BM Kalkınma Programı Bölge Ofisi ve Brookings Institution katkılarıyla 14-15 Mayıs 2018 tarihlerinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde düzenleneceğini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

İlki, geçen yıl Londra’da düzenlenen etkinlikte sosyal inovasyonun gelecek on yılının konuşulması hedeflenmişti. Bu yıl SIX, Wayfinder İstanbul aracılığıyla, odağında insan ve gezegen olan, çok sektörlü yapıda sosyal inovasyon ekosistemlerinin kurulmasını ve bu sistemlerin geleceğin profesyonelleri tarafından tasarlanmasını amaçlıyor.

Sistematik değişimi engelleyen unsurların üstesinden gelmek amacıyla ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmanın yolunu açacak değişimler nasıl yapılır sorusuyla yola çıkan SIX Wayfinder İstanbul etkinliğinde;

• Sosyal fayda ve inovasyonun kesiştiği sosyal inovasyon ekosistemindeki mevcut modelleri ortak bir şekilde daha iyi bir dünya için yeniden tasarlamak,
• Toplumsal meseleler üzerinde düşünmek, bu konularda çözüm üretmek ve hayata geçirilen sosyal inovasyon projeleriyle toplum için değer yaratmak
• Sosyal inovasyon ekosistemini zenginleştirecek etkin platformlar yaratmak amaçlanıyor.

Etkinliğin ilk günü gerçekleşecek halka açık oturuma katılmak için http://sixwayfinder.biletino.com/custom/sixwayfinder adresinden kayıt olabilirsiniz. Konu hakkında daha fazla bilgi için events@socialinnovationexchange.org adresinden iletişime geçebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

4 May

B Corp’lar müşteri bağlılığıyla ön planda

Bugünün müşterilerinin satın alma alışkanlıklarını etkileyen artık yalnızca ürünlerin kolay erişilebilir ve ucuz olması değil. Markalar sosyal ve çevresel sorunlara karşı duruşlarıyla müşteri kazanıyorlar. Üstelik müşterilerle değerler konusunda ortak paydada buluşan markaların sadakat ve bağlılık oranları da çok yüksek oluyor. Bu şirketler, müşterilerin markaya güveni sayesinde, sürekli olarak klasik pazarlama aktiviteleriyle onlara ulaşmaya çalışmaktansa; değer üzerinden bir söylem geliştirerek pazarlama stratejilerinin merkezine, müşteriye daha iyi hizmet veya ürün sağlamayı, onlarla ortak değerlerde anlaşmayı koyuyorlar.

Sıkı sosyal ve çevresel standartlara uymayı kabul etmiş, hesap verebilir ve şeffaf yönetimi odağa alan sertifikalı B Corp’lar diğer şirketlere, müşterileriyle ortak değerler üzerinden aralarında inşa ettikleri güven ilişkisine dayanan müşteri bağlılıklarıyla örnek oluyorlar.

Müşterilerde güven ve bağlılık yaratmanın ilk adımı şirketlerin önce kendi çalışanlarında bunu sağlamalarıyla başlıyor. Dünyaya olumlu etki yaratmak için koydukları hedefleri, bir pazarlama aracı olarak kullanmadan önce çalışanların benimsemesi ve desteklemesi şirketlerin hedeflerine daha kolay ulaşmalarını sağlıyor. Sayısı 2000’i geçen B Corp’lar, yetenekleri elde tutmada çok başarılı bir performansa sahip, bu da şirket değerlerinin aslında çalışanlarca içselleştirilmiş olduğunu gösteriyor.

Müşteri bağlılığı yaratmanın bir diğer yoluysa müşterilerle iş aracılığıyla bağ kurmaktan geçiyor. B Corp’lar sundukları ürün veya hizmetler hakkında müşterilerini sürekli reklam yağmuruna tutmaktansa, değer verdikleri konularla ilgili paylaşım yaparak müşterilerin katılımını sağlıyorlar. Böylece sunulan ürün veya hizmet aracılığıyla bağ kurmanın ötesinde, müşterileriyle ortak değerlerde birleşiyorlar. Örneğin, B Corp’ların en bilineni, Unilever şirketi olan Ben&Jerry’s’in, internet ve sosyal medya içeriklerinin azımsanmayacak kısmı, siyaset gibi dondurmayla ilgisi olmayan paylaşımlardan oluşuyor.

Patagonia, müşterilerini de davet ettiği çevre koruma yürüyüş ve eylemleri düzenliyor. Müşterileri Patagonia ürünleri kullanarak katıldığı bu eylemler aracılığıyla hem marka değerini hem de satışlarını artırıyor, aynı zamanda onlarla ortak bir değeri savunurken buluşuyor. Geleneksel pazarlama tekniklerinde görülmeyen bu müşteri-marka ilişkisi, tüm tarafları çevrenin korunması için bir araya getiriyor ve satıcı-alıcı ilişkisinin ötesinde bir ortaklık yaratıyor.

B Corp’ların başarıyla uyguladığı müşteri bağlılığı ve güvenini arttırma yolları, sosyal ve çevresel etkileri konusunda bilinçli şirketlere pazarda ortak değerleriyle fark yaratmak için örnek oluyor. B Corp sertifikası sahibi olmayan şirketlerin kolaylıkla uygulayabileceği yöntemler, bilinçli şirketlerin zamanla iş modellerini değiştirerek B Corp sertifikası standartlarına erişebilmelerinin önüne açabilir.

SHARE: READ MORE

4 May

18 eyalet araç emisyonları konusunda Trump yönetimini dava etti

Donald Trump yönetiminin araçlarda sera gazı salım kurallarını gözden geçireceğini açıklamasının ardından 18 eyalet hukuki yollara başvurarak cevap verdi.

Eski ABD başkanı Obama döneminde, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında emisyonların azaltılması için atılan adımlar arasında 2025’e kadar arabalarda yakıt verimliliğini arttırma hedefi yer alıyordu. Günümüzdeki Çevre Koruma Ajansı (EPA) yöneticisi Pruit ise bu hedefin, güncel olmayan bilgilere dayanarak konulmuş kısıtlayıcı bir hedef olarak değerlendiriyor.

EPA’nın bu hedefi geri çekmeye yönelik hamlesinin keyfi olduğunu söyleyen eyaletler sözcüsü Kaliforniya valisi Brown, hava kirliliğinin önüne geçmek ve araçlarda performansını artırmak için “temiz” araba standartlarını savunmaya devam edeceklerini açıkladı.

Trump yönetiminin bu kapsamdaki hareketi aslında daha geniş kapsamlı bir iklim politikasının parçası. Trump yönetiminin almak istediği kararlar arasında Kaliforniya gibi eyaletlerin kendi yakıt verimliliği kurallarını koymasını engellemek, federal sera gazı salımlarını Obama dönemi hedeflerinin çok gerisinde bırakmak da var. Dava açan 18 eyaletten 13’ünün kendi salım standartları olması ve bu eyaletlerin toplamda ABD’deki araba pazarının %36’sını kontrol ediyor olmaları, Trump yönetimi kararları arkasındaki niyeti de gösteriyor.

Güncel salım standartları, 2011 yılında Obama yönetimi, Kaliforniya eyalet görevlileri ve araba üreticilerinin ortak kararıyla yürürlüğe konulmuştu. EPA’ya göre, bu standartların korunması durumunda 2012 ile 2025 yılları arasında satılan araçların yaklaşık 6 milyar ton daha az karbondioksit salımına sebep olacağı öngörülüyor.

SHARE: READ MORE

20 April

Bilinçli Kapitalizm ve B Corp’tan güç birliği

Belirli bir amaç için çalışan, kurumsal değerlerle hareket eden ve ortak değer yaratan farklı bir kapitalizm anlayışının var olabileceğini savunan Bilinçli Kapitalizm (Conscious Capitalism) hareketi, küresel B Corp topluluğu ile güçlerini birleştirdi.

Aslında bu iki topluluk, uzun süredir birbirini tamamlayan işler yapıyor, amaca odaklanan bir iş dünyası inşa etme hedefiyle ortak çalışmalar yaratıyorlar. Örneğin Bilinçli Kapitalizm girişimi, Patagonia, Ben & Jerry’s, Plum Organics, Campbell Soup gibi dünyaca bilinen B Corp’ların üst düzey yöneticilerini buluşturan farklı konferans, zirve ve çalıştaylar düzenliyor. Son olarak Bilinçli Kapitalizm, yayımladığı Bilinçli Kapitalizm Kılavuzu’nda B Corp hareketini anlatan ve paydaşlara topluluğun neyi farklı yaptığını detaylandıran bir bölüm kaleme aldı. Kılavuzda B Corp’ların paydaş yönetiminde neyi farklı yaptıklarına dair üç alana yer veriliyor;

1. Paydaş yönetişim yapısı

Paydaş yönetişimi, şirketlerin geleneksel yönetim kurallarına bağlı kalmadan gelişim göstermeleri için gerekli değişikliklerin yapılmasını sağlıyor. B Corp’larda, paydaş yönetişim yapısı aynı zamanda paydaşlara karşı yasal sorumluluğun olduğu bir çerçeveyi işaret ediyor. Geleneksel şirketler sadece hissedarlarına karşı sorumluluk yaşarken, B Corp’lar her zaman tüm paydaşlarına karşı sorumluluk taşıyorlar.

2. Paydaş yönetim sistemi

Paydaş odaklılık, bir yol haritası çıkarmada ve güçlü ilkeleri performansa yansıtmada ön plana çıkıyor. B Corp hareketi paydaş yönetim sisteminde B Etki Değerlendirmesi’ni (B Impact Assessment - BIA) kullanıyor. Bilinçli Kapitalizm de 2013’te B Corp ile kurduğu ortaklıkla üyelerini ve takipçilerini BIA sistemini kullanmaya davet ediyor. B Etki Değerlendirmesi bir şirketin B Corp sertifikası alma niyetinde olup olmamasına bakılmaksızın dünyadaki her şirket tarafından kullanılabiliyor. Değerlendirme, şirketlerin paydaşları üzerindeki etkisi hakkında kapsamlı bir değerlendirme sunarak şirketlerin paydaşlarıyla iletişim ve etkileşim konusundaki performanslarını ölçmelerine ve bu performansı geliştirmelerine yardımcı oluyor.

3. Uygulama topluluğu B Corp hareketinin liderlerini sertifikalı B Corp’lar oluşturuyor. 2000’in üzerinde şirket B Corp’un en titiz paydaş yönetimi ve paydaş yönetimi standartlarını karşılıyor. Çoğu B Corp için, sertifika sahibi olmanın en önemli yanı bu topluluğun bir parçası olmak. Ortak amaçla çalışan bir topluluğun parçası haline gelen bilinçli şirketler, ortak kültür yaratma, çalışan katılımı, yeşil badana (green washing) gibi kavramlardan uzak doğru pazarlama ve iletişimi, amaca yönelik sermaye yaratma, değer odaklı tedarik zincirleri oluşturma, atık ve karbon salımı azaltma, işgücü geliştirme gibi birçok alanda en iyi uygulamalarını birbiriyle paylaşma olanağı buluyorlar.

İş dünyasında sürdürülebilirlik bir takım oyunu. Sertifikalı B Corp topluluğu, Bilinçli Kapitalizm’in örnek aldığı bir yapı olmaktan gurur duyuyor ve tüm bilinçli şirketlerin de bir gün B Corp topluluğunun bir parçası olmasını umuyor.

SHARE: READ MORE

19 April

Şehir idarecileri “TheCityFix Learn” ile daha iyi kararlar alacak

Kentlilere daha iyi yaşam sunma hedefiyle çalışan WRI, kent idarecilerinin daha iyi kararlar alması için profesyonellere uygun destekleyici eğitim, kılavuz ve araç gibi içerikler barından “TheCityFix Learn” adlı e-öğrenme platformunu hayata geçirdi. İngilizce, İspanyolca ve Türkçe olarak hazırlanan platform üzerinden benzer sorunlar yaşayan dünya şehirleri için ortak çözümler üretilmesi amaçlanıyor.

Dünya şehirleri giderek artan nüfuslarına rağmen sera gazı emisyonlarını azaltmak için çalışıyor. Şehirlerin aynı zamanda, sakinlerine güvenli ve sağlıklı yaşam alanları sunabilmesi ve kentlilerin hareketlilik, barınma ve ulaşılabilir fırsat beklentilerini sağlayabilmesi gerekiyor. Bu tür sorunlar bazen altyapı yatırımı ve ekstra fonlar yerine, kentlilerin daha iyi kararlar almasıyla çözülebiliyor.

Kent idarecilerinin kapasitelerini geliştirmelerine destek olacak olan TheCityFix Learn, yol güvenliği, toplu taşıma, transit odaklı gelişim (TOD), yürüme ve bisiklet yolları ilgili çevrimiçi eğitimlerin yanı sıra liderlik ve yönetim becerileri oluşturmak için kişisel eğitimler ve akranlar arası toplantıları takip etme fırsatlarını içeriyor. Böylece, dünyanın her yerinden merkezi ve yerel şehir idarecilerini tek bir e-öğrenme platformunda bir araya getiriliyor.

WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Dr. Güneş Cansız, Türkiye’den idarecilerin hayata geçirecekleri kararları platformda bilgi havuzu ve webinar’larda paylaşılan dünyadan iyi örneklerle değerlendirme olanağı olmasının özellikle üstünde duruyor. Şehirlerin etkin idaresinin önündeki en önemli engelleri aşmak için, kapasite artırmaya yönelik faaliyetlerin hem teknik gerekliliklere hem de tüm paydaşların liderlik ve idarecilik yeteneklerini geliştirmeye yöneltilmesi gerekiyor.

SHARE: READ MORE

19 April

Servet eşitsizliği gelir eşitsizliğinden çok daha fazla ve giderek artıyor

OECD’nin varlık vergilerini ele aldığı yeni raporunda, son yıllarda eşitsizliklerin giderek arttığı ve servet eşitsizliğinin (wealth inequality), gelir eşitsizliğinden (income inequality) daha büyük oranda arttığı belirtiliyor.

Rapora göre, serveti oluşturan mülk, birikim, hisse senedi portföyleri, emeklilik yatırımları gibi unsurlar artarak büyüyor çünkü halihazırda varlıklı olan insanlar yüksek getirili yatırımlara daha fazla kaynak yatırabiliyor; yoksullarla karşılaştırıldığında yatırım tavsiyeleri ve finansal uzmanlığa daha kolay ulaşabiliyorlar. Bu kişiler toplumsal hayatta daha fazla güç, etki ve fırsata sahipler ve doğrudan çalışmadan mal varlıkları aracılığıyla gelir elde edebiliyorlar. Buna göre, aynı geliri çalışarak kazanan biri ile serveti yoluyla elde eden bir kişi, toplumda oldukça farklı konumlardalar.

Ünlü ekonomist Thomas Piketty’nin eşitsizlikle mücadelede servetin önemine dikkat çekmesini yeniden gündeme getiren OECD raporu aynı zamanda Piketty’nin eşitsizliği azaltmak ve toplumsal hareketliliği artırmak için küresel bir varlık vergisi oluşturulması çağrısını da destekliyor. Birleşik Krallık merkezli, The Resolution Foundation düşünce kuruluşunda araştırmacı olan Laura Gardiner da servetin gelirden çok daha eşitsiz bir yapısı olduğunu ancak servetin gelirden çok daha az tartışılan bir konu olduğunun altını çiziyor.

Varlık vergisi uygulayan gelişmiş ülkelerin sayısının her yıl giderek azaldığı ve 1994’te 12 olan sayının bugün yalnızca dört – Fransa, İspanya, Norveç ve İsviçre – olduğu belirtiliyor. OECD’ye göreyse, varlık vergisi uygulamasının destekçilerinin az olmasının sebebi, bireyin kişisel servetini tespit etmenin ve dolayısıyla vergiyi uygulamanın zorluğu ile ilgili.

OECD, servet eşitsizliğinin azaltılması için sermaye gelirlerinin vergilendirilmesinin yeterli olmayacağını ve çözümün miras yoluyla edinilmiş servete uygulanacak bir vergi olduğunu belirtiyor. Miras yoluyla edinilmiş servet üzerinden vergilendirme her ne kadar Birleşik Krallık’ta oldukça sevilmeyen bir vergilendirme biçimi olsa da OECD, servet kazanımlarını daha sert bir şekilde vergilendirme ihtiyacının Birleşik Krallık’ta tartışma uyandıracağına ve giderek artan eşitsizlikler karşısında kilit bir önlem olacağına işaret ediyor.

SHARE: READ MORE

6 April

Sahalarda rakip, sürdürülebilirlikte ortak

Spor endüstrisinde yeni sürdürülebilirlik stratejileri geliştiriliyor ancak davranış değişikliği yaratmak için hem kulüplerin hem de taraftarların yapması gereken daha çok şey var.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Delegesi Patricia Espinosa, spor endüstrisinde sürdürülebilirliğin önemini “600 milyar dolarlık bu küresel endüstrinin insanları bir araya getirmek, harekete geçirmek ve ilham vermek konusunda özel bir gücü var” sözleriyle vurguluyor. Espinosa, Paris Konferansı’nda dünya liderlerinin gerçekleştirme sözünü verdiği güvenli iklimin ve dirençli ekonominin sağlanması için spor endüstrisine BM’nin de destek olacağını belirtiyor.

2-3 Mayıs’ta Amsterdam’da yapılacak “Sporda Sürdürülebilir Yenilikler Forumu”nda, spor faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisi ele alınacak temel konular arasında yer alıyor. Sürdürülebilirlik stratejisi belirleme, enerji, su ve atık yönetimi, sürdürülebilir sahalar, sürdürülebilir hareketlilik, sürdürülebilirlik mirası bırakmanın önemi ve sürdürülebilirliği aktarmak ve teşvik etmek amacıyla elçiler kullanmak gibi konular da forumda görüşülecek.

Forum, endüstrinin iklim değişikliği ile mücadeleye nasıl ilham verebileceğine dair fikirleri ve yenilikleri paylaşacak 250'den fazla üst düzey temsilci ve 40 konuşmacıyı bir araya getiriyor. Öne çıkan konuşmacılar şu şekilde:

• Federico Addiechi, Sürdürülebilirlik ve Çeşitlilik Başkanı, FIFA
• Paula Stringer, Üretim Başkanı, BBC Sport
• Patrick Gasser, Futbol ve Sosyal Sorumluluk Başkanı, UEFA
• Michael Lloyd, Stadyum Direktör Yardımcısı, Arsenal Futbol Kulübü
• Viviane Fraisse, Sürdürülebilir Kalkınma Başkanı, Roland Garros
• Dan Reading, Sürdürülebilirlik Programı Direktörü, World Sailing
• Martin Murphy, Stadyum Direktörü, Aviva Stadyumu
• Anne Cécile Turner, Sürdürülebilirlik Program Lideri, Volvo Ocean Race

SHARE: READ MORE

6 April

Modanın liderleri için 7 sürdürülebilirlik önceliği

Moda sektöründe sürdürülebilirlikten daha önce “Fast Fashion Sürdürülebilirlik Olabilir Mi?” dosyamızda bahsetmiştik. Sektörün sürdürülebilirlikte çözülecek birçok sorunun olduğunun ve çözümün karmaşıklığının farkında olan moda markaları yöneticileri bu yılki Kopenhag Moda Zirvesi kapsamında “2018 CEO Ajandası” adlı bir kılavuz yayınladı. Bu süreçte sektörün önemli oyuncuları ilk kez moda endüstrisinin çevresel ve sosyal ayak izini iyileştirmek için önceliklerini belirlemek ve uzlaşmak için bir araya geldiler.

Aralarında H&M, Target, BESTSELLER ve Li & Fung gibi çok sayıda yüksek kaliteli moda markasının yer aldığı CEO Ajandası girişiminde Sustainable Apparel Coalition liderliğinde sektörün değer ve amaçları yansıtılıyor. Aynı zamanda bu dokümanın moda sektöründeki yatırımcılar, tedarikçiler, devlet yetkilileri, araştırmacılar, girişimler ve sivil toplum örgütleri gibi diğer oyuncuların da sürdürülebilirlik hareketine katılmasını sağlamak amaçlanıyor.

CEO Ajandasında belirlenen sürdürülebilirlik öncelikleri iki bölüme ayrılıyor. İlk olarak moda markalarının derhal alması gereken önlemlere değiniliyor. Bunlar:

1. Tedarik zincirinin takibi
2. Su ve enerjinin etkin, kimyasalların bilinçli kullanımı
3. Saygılı ve güvenli çalışma ortamları sağlanması

İkinci kısımda ise sektörde temelden değişim yaratmak için gerekli olan dönüşüm öncelikleri belirtiliyor:

1. Sürdürülebilir malzeme karışımları yaratılması
2. Kapalı döngü üretim sistemleri (tekrar kullanım ve geri dönüşüm)
3. Daha iyi ücret sistemlerinin geliştirilmesi
4. Dördüncü sanayi devrimine uyum

CEO Ajandası’nda verilen önceliklere yönelik çözümlerin gerçekleşebilmesi için moda markalarının tedarik zincirinde işgücü ve işçiler üzerindeki etkileri dikkate alan sorumlu bir sistem geliştirmeleri gerekiyor.

SHARE: READ MORE

6 April

Google çalışanları askeri drone projesine karşı

Geçtiğimiz ay Google’ın ABD Savunma Bakanlığı için “Project Maven” adında bir projeyle özel bir drone yazılımı geliştirdiği gündeme oturmuştu. Proje, Google’ın görüntü tanıma yazılımını askeri drone’ların şimdiye kadar çekilmiş milyonlarca saatlik görüntüleriyle bir araya getirerek şüpheli kişi ve nesnelerin tanımlanmasında kullanılmasını amaçlıyor.

The New York Times’ın yayımladığı habere göre, projeyi duyduklarından beri iptalini isteyen Google çalışanları, bu sefer CEO Sundar Pichai’ye ortak bir mektup gönderdiler. 3.100’ün üzerinde imza toplanan mektupta, ilgili projenin, Google’ın “savaş işi”nde olmaması gerektiğine inandıkları için sonlandırılması gerektiğini iletiyorlar.

Mektupta, Google’ın, ABD hükümetine askeri gözetimde ve potansiyel olarak ölümcül operasyonlara yardım etmek için bu teknolojiyi geliştirmesinin kabul edilemez olduğu ve projenin Google markasına ve şirketin rekabet gücüne zarar vereceğini dile getiriliyor. Ayrıca, CEO Pichai’ye, şirketin “Kötü Olma” (Don’t Be Evil) mottosu da hatırlatılıyor.

Çalışanların, projenin iptalini talep etmesine Google’ın nasıl tepki vereceğini ilerleyen günlerde görülecek. Bununla beraber, bu mektup, hükümet-iş dünyası-bireyler üçgeninde ortak hedefler için çalışmanın önemini gösteriyor.

Google, ABD Savunma Bakanlığı için proje geliştiren ilk teknoloji odaklı şirket değil. Daha önce Amazon ve Microsoft gibi önde gelenler şirketler de Pentagon’la çalışmıştı.

SHARE: READ MORE

6 April

Sera gazı emisyonları yeniden yükselişte

Küresel ısınmanın önüne geçmek için sera gazı emisyonlarının azaltılması gerekiyor. Ancak Uluslararası Enerji Ajansının raporu son iki yıldır değişmeyen kömür, petrol ve doğal gaz kaynaklı karbondioksit emisyonlarının 2017’de %1,4 oranında arttığını ve tarihin en yüksek emisyon değerine ulaştığını gösteriyor. Bu artış, bir yılda 170 milyon yeni arabanın trafiğe çıkmasına eş değer.

Enerji Ajansının raporunda 2017 yılının emisyonlarınınParis Antlaşması çabalarına rağmen artış göstermesinin 5 ana sebebi sıralanıyor:

Asya’da emisyonlar artıyor
Hızlı büyüyerek yoksulluktan kurtulma çabasında olan Çin, Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerde fosil yakıtların yoğun kullanımı, emisyon yükselişinin yaklaşık üçte ikisinden sadece Asya ülkelerininsorumlu olmasına neden oluyor. Örneğin, Çin tek başına dünyadaki sanayi kaynaklı sera gazı emisyonlarının dörtte birini üretiyor ve artan ekonomik büyümenin sonucunda 2017’de emisyonları %1,7 oranında arttığı belirtiliyor. Asya’daki artış ne yazık ki diğer ülkelerde azalmagösteren emisyon değerlerine de gölge düşürüyor. Örneğin, artan yenilenebilir enerji kapasitesi sayesinde Amerika Birleşik Devletleri sera gazı emisyonlarını %0,5 oranında azalttı.

Yenilenebilir enerji sektörü yeterince hızlı büyümüyor
Rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları 2017’de dünya çapında sektörde en çok büyüme gösteren kaynaklardı. Ancak artan yenilenebilir enerji kapasitesi artan küresel enerji ihtiyacının yalnızca dörtte birini karşılayabiliyor, fosil yakıtların payı ise hala %81. Enerji Ajansı Paris Antlaşması’nın iklim hedeflerine ulaşılmak isteniyorsa 2040’a kadar temiz enerjinin her yıl 5 kat artması gerektiğini belirtiyor.

Kömür geri döndü
Son yıllarda özellikle ABD ve Çin gibi ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşması küresel kömür talebini düşürmüştü. Ancak Güney Asya’daki kömür santrallerindeki artıştan dolayı 2017’de bu talep %1 oranında arttı. Sıcak geçen yaz aylarının da etkisiyle Çin’in artan iklimlendirme ihtiyacı için enerjiyi kömürden sağladığı görülüyor.

Arazi aracı (S.U.V.) satışları artıyor
Petrol talebinin önceki seneye göre %1,6 oranında artmasıyla ortaya çıkan petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisi araç satışlarının artmasında da görülüyor. ABD ve Avrupa’da daha fazla kişi arazi aracı gibi yüksek emisyonlu araçlar satın alıyor ve bu durum ulaşım kaynaklı karbon salınımını artırıyor. Her ne kadar Eeektrikli arabaların kullanımı teşvik edilmeyebaşlanmış olsa da satışlarındaki büyüme petrol talebindeki artışın yanında çok düşük kalıyor.

Enerji verimliliği çabaları azaldı
Enerji Ajansının raporuna göre geçtiğimiz yıl küresel enerji yoğunluğu değeri –enerji verimliliği ölçütü- yalnızca %1,7 oranında iyileşti. Son 3 yılın değerlerinden çok daha yavaş olan bu değer ülkelerin enerji verimliliği artırma politikaları ile emisyonlarını düşürmekten vazgeçtiklerini düşündürüyor.

SHARE: READ MORE

4 April

İklim Risklerinin Açıklanmasına İlişkin Öneriler’e Belçika’dan destek

Euronext Brüksel’de düzenlenen gong seremonisinde, Euronext Borsası, Belçika Finansal Hizmetler Kurumu (FSMA), Belçika Ulusal Bankası (NBB) ve Belçika Maliye Bakanı, İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD)’nün iklim riskleri ve fırsatlarıyla bağlantılı finansal beyanlara ilişkin Öneriler’ini desteklediklerini açıkladı.

Michael R. Bloomberg, desteklerini sunan tüm Belçika liderlerine teşekkür etti. Euronext’in Başkanı Stéphane Boujnah konuşmasında: “Çeşitli sektör ve coğrafyalardan arz yapan kuruluşlara yeşil ve iklim tahvili sunarak Euronext, düşük karbonlu ve kaynaklarını verimli kullanan bir ekonomik model için yeni finansal kaynaklar sağlamakta ve sürdürülebilir büyüme stratejisini teşvik etmekte aynı zamanda yatırımcılardan gelen şeffaflık talebine cevap vermektedir” sözlerine yer verdi. Belçika Maliye Bakanı Johan Van Overtveldt, doğru bir piyasa yapısının geliştirilmesi ihtiyacının altını çizerken birkaç hafta önce dört buçuk milyar Euro tutarındaki ilk yeşil tahvillerini arz ettiklerini belirtti. FSMA Başkanı Jean-Paul Servais ise Görev Gücü önerilerinin, iklim bazlı beyan süreçlerinin hızlanması adına önemli bir küresel adım olduğunu ekledi.

SHARE: READ MORE

4 April

Avrupa Komisyonu Sürdürülebilir Büyüme Finansmanı için Eylem Planı’nı Açıkladı

Avrupa Birliği’nin, Paris Anlaşması ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılabilmesine destek sağlanması amacıyla 2016 yılının sonunda AB Komisyonu, Sürdürülebilir Finans Üst Düzey Uzman Grubu’nu (HLEG on Sustainable Finance) kurmuştu. HLEG’nin amacı finansal politikalara sürdürülebilirliğin entegre edilmesi üzerine AB’nin sürdürülebilir finans özelindeki geniş kapsamlı stratejisine katkı sağlamak olarak belirlenmişti.

HLEG yoğun çalışmaları sonrasında Temmuz 2017’de ara raporunu yayımladı. Ara rapor için de birçok paydaş tarafından görüşler alınmıştı. HLEG paydaş görüşlerini de titizlikle dikkate alarak yaptığı çalışmalar sonucunda 31 Ocak’ta Final Raporu’nu yayımladı. Rapor, AB Sürdürülebilir Finans stratejisinin oluşturulması için kapsamlı bir vizyon içeriyor. Avrupa Komisyonu ise süreç sonrasında, 8 Mart 2018’de “Sürdürülebilir Büyüme Finansmanı İçin Eylem Planı”nı açıkladı. Eylem Planı kapsamında ana başlıklar aşağıdaki şekildeydi:

Ana Eylem Başlıkları

1. Sürdürülebilir faaliyetler için AB sınıflandırma sisteminin geliştirilmesi
2. Yeşil finansal ürünler için standart ve etiketlerin oluşturulması
3. Yatırımların sürdürülebilir projelere yönlendirilmesi
4. Finansal tavsiyelere sürdürülebilirliğin dahil edilmesi
5. Sürdürülebilirlik kriterleri geliştirilmesi
6. Sürdürülebilirliğin derecelendirmelere ve piyasa araştırmalarına daha iyi entegrasyonunun sağlanması
7. Kurumsal yatırımcıların ve varlık yöneticilerinin görevlerinin belirginleştirilmesi
8. Sürdürülebilirliğin ihtiyati gereksinimlere dahil edilmesi
9. Sürdürülebilirlik beyanları ve muhasebe standartlarının güçlendirilmesi
10. Sermaye piyasalarında sürdürülebilir kurumsal yönetimin teşvik edilmesi ve kısa dönemci anlayışın terk edilmesi

Eylem Planı’nda her bir alt başlık için yapılması gerekenler, ilgili kurumlar ve tarihler paylaşılıyor. Bu açık dosya kapsamında Eylem Planı ile ilgili gelişmeleri sizlere duyurmaya devam edeceğiz.

SHARE: READ MORE

4 April

Küresel Yeşil Finans Endeksi

Küresel Yeşil Finans Endeksi Finansal hizmetler, iklim değişikliği gibi küresel tehditlerin üstesinden gelmekten, risk yönetiminde yeni fırsatlar sunmak ve teknolojik inovasyonun finanse edilmesine kadar, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni gerçekleştirmek açısından önemli rol oynuyor. Büyümeye devam eden yeşil finans piyasaları ise, insan refahı ve sağlıklı bir gezegen için ekonomiyi dönüştürecek bir potansiyel sunuyor.

Özellikle son 20 yılda, yeşil finansın yaygınlaştırılması alanında çok büyük yol kat edildi ve yeşil finansın ekonomideki yeri yaygın bilince yerleşti. Küresel Yeşil Finans Endeksi (Global Green Finance Index-GGFI), sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen ekonomik harekete katkı sağlamak amacıyla finans merkezlerinin ne kadar “yeşil” olduğunu ölçümleyecek. Küresel Yeşil Finans Endeksi, üç alanda çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyor:

• Bir finans merkezini “yeşil” yapan ve yapmayan öğeleri tespit etmek,
• Yeşil Finans alanında rekabet yaratmak,
• Yeşil finans ve yeşil finans merkezlerinin en iyi uygulamalarını yaymak.

Senede iki kez yayınlanacak olan Yeşil Finans Endeksi, finans uzmanlarının 108 uluslararası finans merkezini yeşil finansman tekliflerinin kalitesi ve derinliği üzerinden değerlendirdiği dünya çapında bir anket çalışması yoluyla oluşturulacak. İlki Mart 2018’de yayınlanan Küresel Yeşil Finans Endeksi’nde öne çıkan bazı sonuçlar şöyle:

• Batı Avrupa, kalite endeksinde ilk on finans merkezinin dokuzunu ve penetrasyon endeksinde ise ilk on yediden yedisini bulundurarak yüksek bir performans sergiliyor. Endekste yer alan 47 merkezden 21 tanesi Batı Avrupa’da.
• Paris, Lüksemburg ve Çin gibi yeşil finans konusunda liderlik gösteren merkezler endekste yüksek sıradalar.
• Washington ve San Francisco kalite endeksinde yüksek sıralarda yer aldı. Dünyanın en iyi finans merkezlerinden biri olarak kabul edilmesine rağmen New York, endekste Kuzey Amerika’daki diğer finans merkezlerinin gerisinde kaldı.
• Asya Pasifik bölgesinde ise, Shanghai kalite endeksinde, Shenzhen penetrasyon endeksinde en üst sırada. Çin merkezlerinin hepsi iyi performans gösteriyor ve derecelendirme açısından yakın kümeleniyor.

SHARE: READ MORE

4 April

TCFD’ye UNEP FI ve 9 büyük yatırımcıdan destek

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) ve yaklaşık üç trilyon USD varlığı temsil eden dokuz yatırımcı, yatırımcı topluluğu içinde iklim konusunda şeffaflığı yaygınlaştırmak amacıyla iş birliğine giderek lider bir grup oluşturdu. Buna göre, yatırımcılar UNEP FI ile birlikte çalışarak Finansal İstikrar Kurumu (FSB) çatısı altında faaliyet gösteren İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) tarafından yayımlanan Öneriler’e uyumlu olarak “İklim Bağlantılı Yatırımcı Açıklamaları”nın ilk örneğini sunacaklar.

Gruba katılan yatırımcılar şu şekilde: Addenda Capital, Aviva, Caisse de Dépôt et Placement du Québec, Desjardins Group, La Française Group, Nordea Investment Management, Norges Bank Investment Management, Rockefeller Asset Management, and Storebrand Asset Management. Görev Gücü’nün başkanı ve BM’nin İklim Eylemi Özel Elçisi Michael Bloomberg, yatırımcıların, şirketlerin maruz kaldıkları iklim risk ve fırsatlarına dair daha fazla bilgiye sahip oldukça, daha bilinçli kararlar alabilecek konumda olacaklarını belirtiyor. Bloomberg, böylece piyasaların daha verimli işleyeceğini eklerken Görev Gücü’nün Önerileri uyumlu ilerlemenin önemini vurguladı.

SHARE: READ MORE

2 April

BİST Sürdürülebilirlik Platformu 9. yuvarlak masa toplantısını düzenledi

Sürdürülebilirlik çalışmalarının değerlendirilebilmesi ve ortak adımların planlanması için oluşturulan Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Platformu, 28 Şubat tarihinde 9. yuvarlak masa toplantısında üyelerini bir araya getirdi.

Toplantının gündeminde platformun yeni üyelerinin tanıtılması ve yeni üye temsilcileri ile tanışılmasının yanı sıra, üyeler tarafından son dönemde yürütülen sürdürülebilirlik aktivitelerinin ve etkinliklerinin paylaşılması, yerel ve ulusal düzeyde entegre raporlama ve sürdürülebilirlik alanındaki gelişmelerin ve yeniliklerin değerlendirilmesi vardı.

Yuvarlak masa toplantısına Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB), Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD), İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), TÜYİD Yatırımcı İlişkileri Derneği, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), CDP Türkiye, Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Sürdürülebilirlik Akademisi, Argüden Yönetişim Akademisi ve Yıldız Teknik Üniversitesi Finans Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Araştırma ve Uygulama Merkezi, Entegre Raporlama Türkiye Ağı (ERTA) ve BİST temsilcileri katıldı.

Toplantıda, ERTA’nın Sürdürülebilirlik Platformu’na üyeliği kabul edildi, entegre raporlama alanında Türkiye’deki gelişmeler değerlendirildi ve Platform üyeleri güncel sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetişim faaliyetleri hakkında diğer katılımcılarla bilgi paylaşımında bulundu.

SHARE: READ MORE

2 April

Birleşik Krallık Yeşil Finans Görev Gücü’nden yeni rapor

Birleşik Krallık hükümeti daha önce Kasım 2017’de “Oluşum Şartları” dokümanı ile “Yeşil Finans Görev Gücü” (Green Finance Taskforce)’nün kurulduğu açıklamıştı. Hükümetin, Görev Gücü’nü oluşturmadaki amacı, Birleşik Krallık’ın “Endüstriyel Stratejisi” ile “Temiz Büyüme Stratejisi”ne uygun şekilde gerekli yatırımın sağlanması; uluslararası bağlamda temiz yatırımda Birleşik Krallık’ın liderliğinin daha ileriye taşınması ve hızla büyüyen bu alanda Birleşik Krallık’ta özel sektör adına fırsatların en üst düzeye taşınmasına yardımcı olunması olarak belirlenmişti.

Oluşum Şartları’nda, hükümetin Görev Gücü’nden altı ay içinde bir rapor hazırlayarak belirlenen hedefler doğrultusunda güçlü ve pratik politika önerileri hazırlamasını öngörülmüştü. Bu doğrultuda Görev Gücü, 2018 Mart ayında “Yeşil Finansın İvmelendirilmesi” raporunu yayımladı. Raporda, Birleşik Krallık’ta yeşil finans hareketinin yeniden harekete geçirilmesi adına aşağıdaki on ana başlık altında otuz öneri paylaşılıyor:

1. Birleşik Krallık yeşil finans etkinliklerinin ortak bir marka altında toplanılarak yeniden harekete geçirilmesi,
2. Gelişmiş veri ve çözümlemelerle iklimsel risk yönetimini geliştirilmesi,
3. İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) önerilerinin uygulanması,
4. Yeşil borç verme ürünlerinde talep ve arzın geliştirilmesi,
5. Yaratıcı temiz teknolojilere olan yatırımın arttırılması,
6. Yatırımcıların rol ve sorumluluklarının daha belirgin hale getirilmesi,
7. Bir devlet yeşil tahvili arz edilmesi,
8. Yeşil altyapı projeleri oluşturulması,
9. Yerel aktörleri destekleyerek kapsayıcı bir refah ortamının teşvik edilmesi,
10. Yeşil finansman gündemine dirençliliğin (resilience) entegre edilmesi

Rapora bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

23 March

Şirketler “SKH badanası”ndan nasıl kaçabilir?

Şirketlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SKH) güvenilir taahhütlerde bulunmalarına yardımcı olmak için Gold Standard ve WWF bir kılavuz yayımladılar. Yayımlanan kılavuz şu ana kadar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri konusunda şirketlerin yaptıkları çalışmaları daha anlamlı hale getirmeyi ve çalışmalara ivme kazandırmayı hedefliyor.

Çevresel sorunları önemsiyor ve bu sorunlara çözüm sunuyor gibi görünmek bir dönem şirketlerle özdeşleştirilen “Yeşil Badana” kavramının çok tartışılmasına sebep olmuştu. Bu konunun şirketler tarafından sadece trendi yakalamak ve pazarlama aracı olarak önemsendiği dönemlerde, şirketler hiçbir stratejik çalışma yapmadan ürünlerine “doğa dostu” etiketi yapıştırıp yıllık raporlarına “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” bölümü ekleyerek paydaşlarını sorumlu olduklarına inanmak ve inandırmak istiyorlardı. S360 olarak yaptığımız bir çalışmayla bu konudaki bilinci arttırmayı hedeflemiştik. Gün geçtikçe paydaşların daha bilinçli sorgulamalar yapmasının da yardımıyla yeşil badana görece azaldı ve şirketler de çevresel konularda taahhütlerde bulunmak ve performanslarını iyileştirmek için yapılması gerekenleri daha yakından takip etmeye başladı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) küresel ortalama sıcaklık artışını 2°C ile sınırlamak ve 2030’a kadar gerçekleştirilecek Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleriyle tüm taraflar için adil ve refah içerisinde işleyen bir toplum yaratmak yönünde aldığı kararlar, devletlerin, bireylerin ve iş dünyasını topyekûn harekete geçmesini gerektiriyor. Çünkü BM’nin 2017 SKH Raporuna göre “Birçok alanda gözlemlenen ilerleme yine de hedefleri 2030 yılına kadar karşılamak için pek yeterli değil.” Tam olarak bu sebeple yayımlanan kılavuzun özel sektöre kendi mümkün hedeflerini koyma ve gerçekleştirmede rehber olması bekleniyor.

İş dünyası tarafından Küresel Hedefler hızlıca benimsenmiş de olsa, şirketlerin katkılarında yetersizlikler var. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, incelenen şirketlerin %79’u hedefleri kabul ediyor ancak yalnızca %6’sı kendi strateji ve iş hedeflerini SKH kriterlerine göre yeniden düzenlemiş ve katkılarını ölçmeye yönelik çalışma yapmış durumda. KPMG’nin yaptığı bir diğer araştırmaysa on lider şirketten sadece dördü kurumsal raporlarında SKH’leri kabul ettiğini, %8’inin üzerinde çalışmak için bir vaka sunduğunu ve %10’unun belirli ve ölçülebilir hedefler koyduğunu gösteriyor.

Her zamanki işlerini sürdürürken sadece iletişim dillerini SKH’lere göre değiştiren şirketler “SKH Badanası” suçlamalarıyla karşı karşıyalar. Ayrıca bu şirketlerin koydukları kolayca gerçekleştirilebilir hedefler, küresel hedeflere “adil katkı” prensibinden de oldukça uzakta kalıyor. Yayımlanan kılavuz bunun önüne geçmek için açık ve eyleme geçirilebilir uygulamalar sunuyor. Bunlardan bazıları şöyle:
• Paydaş ve uzmanların da katılımını alarak, etkilerin ve hedeflerin kapsamlı bir şekilde belirlenmesini sağlamak
• Güvenilir ve karşılaştırılabilir etki değerlendirmesi için üçüncü tarafların ve uluslararası güvenilirliği olan kurumların doğrulama ve sertifikasyonunu almak,
• Şirket içi karar verme süreçlerinde SKH’lere de yer vererek inisiyatiflerin bütünsel etkisini anlamak ve fırsatları tespit etmek ve bu sayede maksimum etkiyi yakalamak. Konu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

23 March

Dünyanın en büyük yatırım şirketinden topluma katkı için yeni adımlar

BlackRock CEO’su Larry Fink, 2018’in başında CEO’lara seslendiği yıllık mektubunda şirketlerden topluma katkı sağlayacak kurumsal yapıyı oluşturmalarını istemişti. Fink, mektubunda CEO’ları topluma katkı sağlamaya çağırırken bunu yapmayan şirketlerin de desteklerini kaybetmeyi göze alması gerektiğini belirtmişti. BlackRock tarafından mart ayında yayımlanan yeni not, Fink’in kaleme aldığı mektup kapsamında atılacak adımları içeriyor.

İlk adım olarak insan sermayesi yönetimine yaklaşımı ele alan BlackRock, ABD’de yıllık yönetim kurulu sezonu başlamadan önce birkaç ay boyunca yüzlerce yönetici ve yönetim kurulu üyesiyle görüşmeyi planlıyor. Bu toplantılarda insan sermayesi yönetiminin yanı sıra, iklim değişikliği, çeşitlilik ve yönetici ödemeleri gibi konular detaylı olarak konuşulacak. Ayrıca, BlackRock’un konu ile ilgili olarak hazırladığı ve internet sitesinde yayımladığı 21 maddelik listenin üzerinden geçilecek.

6,3 trilyon dolarlık bir yatırım sahibi olan şirket, yöneticilerle yapılacak bu görüşmeler ile şirketlerin tüm paydaşları için fayda sağlayan bir yapı kurma yönünde kararlar almasını sağlamaya çalışıyor. Böylece şirketler, yatırımcıların uzun dönemli beklentilerini daha iyi karşılayabilecekler. Araştırmalara göre, şirketlerin finansal performanslarına, insan sermayesi yönetiminin doğrudan bir etkisi var. Örneğin, çalışanların refahı için yatırım yapan şirketlerin, yapmayanlara kıyasla %17 daha yüksek faaliyet kâr marjı olduğu belirtiliyor.

İnsan kaynakları yönetimine yeni yaklaşım

BlackRock, insan kaynaklarını hem yönetim kurulu hem de yönetimde önemli bir konu olarak tanımlıyor. Bu nedenle, yönetim kurulunun insan kaynakları politikalarını etkili bir şekilde uygulaması ve şirketin bu yöndeki stratejilerinin belirlenmesine yönelik çaba göstermesi bekleniyor. Ürün kalitesi ve şirket itibarı, çalışanların şirkete, işine ve şirket hedeflerine tam olarak katılmadığı ve destek vermediği zaman zarar görebiliyor ve bunun da uzun vadeli finansal etkileri oluyor. Yönetim çevresi için ise insan kaynakları yönetimi günlük işlerin devamı için önem teşkil ediyor.

BlackRock’un yönetici görüşmelerinde sorgulayacağı konular arasında yönetim kurullarının insan kaynakları bağlamında yöneticileri denetlemesi gereken konular ve yöneticilerin iş süreçlerinde dikkat etmesi gereken belirlenmiş ölçütler var. Tartışılacak maddelerden bazıları şöyle:
• İnsan kaynakları yönetimi risklerinin risk yönetimi süreçlerine entegrasyonunun yönetim kuruluna raporlanması
• Yönetim kurulu sorumluluğunu teşvik etmek için insan kaynakları yönetimi performansının yönetici tazminatına bağlanması
• Çalışanlar arasında cinsiyet ve diğer çeşitlilik özelliklerinin yanı sıra terfi oranları ve tazminat farkları ile ilgili istatistikler

BlackRock, topluma katkı sağlayan kurumsal yapı oluşturma sürecine, yatırım yaptığı şirketlerle karşılıklı bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla yapıcı bir yol izleyerek ilerleyeceğini öne sürüyor. Ayrıca, pazarda veya benzerleri arasında fayda uygulamaları eksik kalan şirketlerle içgörüleri ve bakış açılarını paylaşarak dönüşüm sürecinde destek olma sözü de veriyor.

SHARE: READ MORE

23 March

İklim değişikliği 140 milyon insanı evinden edebilir

Dünya Bankası'na göre 2050 itibarıyla iklim değişikliği, ülkeler içinde ve sınırların ötesinde büyük göç hareketlerine neden olacak. Buna göre, on milyonlarca insan kalabalık ve altyapısı zayıf gecekondu mahallelerine yerleşmek durumunda kalabilir. Dünya nüfusunun %55’inin incelendiği Dünya Bankası araştırma sonuçlarına göre, Sahra Altı Afrika’da 86 milyon, Güney Asya’da 40 milyon ve Latin Amerika’da 17 milyon insanın yer değiştirmesi bekleniyor. Bu büyüklükte bir nüfus değişiminin, göç edilen yerlerde var olan yönetimlerle toplumsal ve ekonomik sorunlar yaratma olasılığı çok yüksek.

Dünya Bankası’nda İklim Değişikliği Direktörü olarak görev yapan John Roome, iyimser bir bakış açısıyla, iklim değişikliğine dayalı göçlerin gerçekleşeceğini fakat harekete geçip cesurca hareket edersek bu durumun bir krize dönüşmeyeceğini belirtiyor. Roome, bu sürecin sorunsuz geçmesi için devletlerin atması gereken adımları özetle söyle açıklıyor:
• Sera gazı emisyonlarının azaltımının hızlandırılması,
• Devletlerin ulusal kalkınma planlarına iklim değişikliğiyle mücadelenin katılması,
• Kalkınma planlamasında kullanılmak üzere veri ve analize yatırımın arttırılması.

İklim değişikliği sonucunda ülkeler içinde göç alan ve göç veren yerler “sıcak noktalar” olarak ortaya çıkacaklar. Yerel yönetimlerin şimdiden bu bölgeleri belirleyip gerekli altyapı ve kaynakların yönetimini sağlamas,ı iklim değişikliğine bağlı göçün yönetilmesinde büyük önem taşıyor. Sadece incelenen bölgelerde nüfusun %3’e yakınının yer değiştirmesi bekleniyor, bu durumun dünyanın geri kalanında da gerçekleşeceği varsayılabilir. İklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak olan ülkeler arasındaki göç, sınır ötesi çatışma çıkması potansiyelinden dolayı çok dikkat çekiyor ancak iç göç altyapı, iş olanakları, yiyecekler ve su kaynakları üzerinde baskı oluşturarak ciddi aksamalara neden olabilir.

140 milyon kişilik göç tahmini, bugün mevcut olan verilere bakılarak yapılmış bir tahmin, dolayısıyla koşulların değişmesi durumunda bunun önüne geçilebileceği düşünülüyor. Örneğin Dünya Bankası raporuna göre, ekonomik kalkınma daha iyi eğitim ve altyapı yoluyla iklim değişikliğini de kapsayacak şekilde yapılırsa, incelenen üç bölgedeki iç göç 65 milyon ile 105 milyon arasında kalabilir. Sera gazı emisyonlarının azaltılması için güçlü bir önlem alınırsa, göç rakamlarının 30 milyon ile 70 milyon civarında düşüş gösterebileceği belirtiliyor.

İklim değişikliğinin en çok en yoksul ve en savunmasız grupları etkileyeceği, tarımın dünyanın geniş bölgelerinde zor ve hatta imkânsız hale geleceği, su kaynaklarının tehdit altında olacağı ve bazı bölgelerde sel, kuraklık ve sıcak hava dalgaları oluşma olasılığının artacağı öngörülüyor. İklim değişikliği kaynaklı göçler konusunda önlem almaya bir an önce başlamak gerekiyor.

SHARE: READ MORE

23 March

2018 Dünya Mutluluk Raporu Yayımlandı

Her yıl bağımsız uzmanların çalışmalarıyla hazırlanan Dünya Mutluluk Raporu’nda bu yıl 156 ülke vatandaşlarının, 117 ülkeyse göçmenlerin mutluluk durumuna göre sıralandı. Rapora göre 2018’de dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya oldu. Bundan önceki yıllarda ise birinci sırada Danimarka, İsviçre ve Norveç yer almıştı. İlk sıradaki değişikliğe rağmen raporda ilk 10 sırada yer alan ülkelerin pek de değişmediği söylenilebilir. Bu ülkelerin, raporda ele alınan altı kriter olan gelir düzeyi, sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, özgürlük, güven ve cömertlik konularında aldıkları puanlar neredeyse birbirine eşit.

Geçtiğimiz yıl 69. sırada olan Türkiye, bu sene listede 74. sırada yer alabildi. ABD’nin, 2007’de 3. sırada yer alırken geçen 11 yılda 18. sıraya kadar gerilediği belirtiliyor. Uzun dönemli “mutluluk analizleri” yapıldığında, Togo’nun 17 sıra yükselerek mutluluğu en fazla artan ülke olduğu, Venezuela’nınsa en çok mutluluk kaybına uğrayan ülke olduğu görülüyor.



Rapor, ülkeleri sıralamanın yanı sıra, ülkelerin vatandaşlarını ve göçmenleri daha mutlu etmeye yönelik politikaların daha görülür kılınmasına katkıda bulunuyor. Ünlü ekonomist Jeffrey Sachs, raporun insanlar için en önemli konular doğrultusunda sağlam politikalar oluşturma gereğine küresel ölçüde dikkat çektiğini belirtiyor.

Mutluluk Raporu’nun bu yıl odaklandığı bir diğer nokta göçmenlerin mutlulukları oldu. Rapora göre, mutluluk seviyesi yüksek ülkelerde yaşayan göçmenlerin, aynı şekilde daha mutlu oldukları görülüyor. Sıralamalar arasındaki bu yakınlık, göçmenlerin mutluluğu üzerinde yaşadıkları ülkedeki yaşam kalitesinin yüksekliğinin etkisini gösteriyor. Sanılanın aksine, en mutlu göçmenlere ev sahipliği yapan ülkeler en zengin ülkeler değil, daha dengeli yaşamak için daha dengeli bir dizi sosyal ve kurumsal destek sağlayabilen ülkeler olduğu görülüyor. Her iki sıralamada da birinci sırada yer alan Finlandiya, bu eğilimi doğrular nitelikte bir performans gösteriyor.

Göçmenlerle ilgili raporda ele alınan bir diğer konu ise, yeni yaşadıkları ülkelerde, yerel halk kadar mutlu olabilmelerine rağmen kendi ülkelerinden kalan bir “mutluluk ayak izi”ni de taşımaya devam etmeleri.

SHARE: READ MORE

9 March

Yeşil İklim Fonu’ndan 1 milyar doları aşan destek

2018’in ilk Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund – GCF) Yönetim Kurulu toplantısında, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında emisyon azaltımı ve adaptasyon üzerine 23 projeye toplamda 1,1 milyar dolara yakın destek sağlanmasına karar verildi. Yeni onaylanan projeler ile birlikte, gelişmekte olan ülkelerde düşük karbon ve iklim dirençliliği konusunda desteklenmek üzere yürütülen proje sayısı 76’ya, sağlanan fonun miktarı ise 3,7 milyar dolara ulaştı.

Toplantıda, GCF’nin faaliyetlerini güçlendirmek adına, “Yerli Halk Politikası” (Indigenous Peoples Policy) ile “Çevresel ve Sosyal Politikalar”ın da kabul edilmesini kapsayan bir dizi karar da alındı. Ayrıca Yönetim Kurulu, gelişmekte olan ülkelerin GCF fonlarına erişimine yardımcı olmak amacıyla, Hazırlık Programı’nın uygulanması için 60 milyon dolarlık ek bütçeyi de onayladı.

Emisyon azaltımı ve adaptasyonu kapsayan çok sayıda proje ve hazırlık desteği için ek 60 milyon dolarlık fon, GCF’nin gelişmekte olan ülkeleri iklim hedeflerini gerçekleştirmeleri konusunda desteklemeye hazır olduğunu gösteriyor. Söz konusu destek, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir etki yaratabilir. Bununla beraber, Türkiye’nin GCF kapsamındaki fonlardan şu anda yararlanamadığını hatırlatmada fayda var.

SHARE: READ MORE

9 March

Sosyal girişimcilere, büyük şirketlerle ortaklık yolunda 8 öneri

Sosyal girişimlerin fikirlerini hayata geçirmeleri ve etki alanlarını genişletmeleri adına büyük şirketlerle ortaklıklara gitmeleri büyük önem taşıyor. Bu ortaklıklar sosyal girişimlerin önemli fırsatlara erişmesine olanak tanırken çoğu zaman oldukça uzun ve zorlu süreçlerle başlıyor.

Finansal teknoloji alanındaki genç ve yenilikçi bir girişim olan Destacame’in, Şili’deki en büyük bankalardan biriyle yaşadığı ortaklık çabası sürecindeki deneyim, diğer sosyal girişimcilere yol gösterici olabilir. Bireysel ödeme kapasitesi ve kredi itibarını değerlendirmek için elektrik veya su faturası ödeme geçmişi gibi verileri kullanan alternatif bir kredi derecelendirme platformu olan Destacame, bankaların, düşük gelir segmentinde yer alan müşterilere düşük maliyetler ile hizmet vermesini sağlıyor.

Genç ve yenilikçi şirketler, kullanıcı deneyimini iyileştirmek için esnek ve çevik süreçler önerirken, bankalar sağlam altyapı, geniş müşteri tabanları ve tanınmış markaları sağlayarak bu tür ortaklıkları her iki taraf açısından fayda sağlayan bir yapıya dönüştürüyor. Destacame gibi sosyal girişimlere fon sağlayan Catalyst Fund üzerinden yaşanan tecrübeler temel alınarak, teknoloji alanındaki sosyal girişimciler için oluşturulan öneriler şu şekilde:

1. İş ortağınızın son teslim tarihlerine hakim olun

Kurumun büyük kilometre taşları, iç projeleri ve zaman çizelgelerini iyi bilmelisiniz. Bütçe yılının ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği, yönetim kurulunun ne zaman toplandığı, önemli kararların ne zaman verildiği dikkatle takip edilmesi gereken konular arasında.

2. Doğru insanla iletişime geçtiğinizden emin olun

Kurumda kimin hangi görevden sorumlu olduğunu anlamalı ve iletişimde olduğunuz kişiye nasıl yaklaşacağınızı bilmelisiniz. Bir IT (Bilgi Teknolojileri) müdürü, CFO, CEO veya İK müdüründen çok farklı konuları önemseyebilir. Bu nedenle herkese hitap eden bir yaklaşımdan öte ortaklığı ileriye taşıyacak çalışanlara ulaşacak bir yaklaşım benimsemek daha etkili olabilir.

3. Doğru çözümü sunun

Karar mercilerinin çözüm aradığı noktaları ve çözüm konusunda ne kadar istekli olduklarını anlamalısınız. Performans arttırıcı çözümler sunmak yerine, var olan sorunları çözmek iyi bir ortaklık için doğru yol olabilir.

4. Pozitif etki yaratın

Girişiminiz düşük işletim maliyeti ve genel giderlerin azaltılmasına katkı sağlamalı. Müşterilerin sadakatini arttırmalı, riskleri azaltmalı veya pahalı ürünlerin satışı için müşterileri ikna etmelisiniz.

5. Becerilerinizi gösterin

Geçmiş tecrübelerinizi canlı gösterimler (demo’lar) ile anlatıp bankaların iş süreçlerine ve mevzuatına hakim olduğunuzu göstermelisiniz.

6. Ortağınızın IT dilini konuşun ve etkili bir entegrasyon tecrübesi sağlayın

Her yeni müşteri için özelleştirilmiş bir çözüm oluşturmak ve bunu eski sistemlere entegre etmek korkutucu gelebilir. Ancak birçok sosyal girişim, ortaklık gelişimi sürecinde zaman alan ve maliyetli olan fakat ortaklar açısından tatmin edici olan isteğe özel ürünler geliştiriyor.

7. Ortağınızın iç değişiklikleri öngörmesine yardımcı olun

Sunduğunuz çözümlerin, finansal kuruluşların iç süreçleri, yönetim ve çalışanlar üzerinde nasıl bir etkisi olacağını gösterin. Böylelikle liderler sizin çözümlerinizin olumlu etkisini şirketin tamamında göreceklerini bilirler. 8. Uzun vadeli hedeflere hazır olun CEO’lar ortaklıkların uzun dönemli olabileceğini, yeterli kaynağa sahip olmayan girişimcilerin böyle durumlarda anlaşmanın gerekliliklerini sağlayamadıklarını belirtiyor.

SHARE: READ MORE

9 March

Prestijli üniversitelerden sürdürülebilir finansman için iş birliği

Dünya’nın önde gelen 18 araştırma üniversitesinin bir araya gelerek kurduğu Sürdürülebilir Finans ve Yatırım için Küresel Araştırma İttifakı (Global Research Alliance For Sustainable Finance and Investment), küresel sürdürülebilir finans alanında akademik araştırmaları teşvik ederek Yeşil Finans sektörünü büyütmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyor.

Üyeleri arasında Cambridge, Oxford, Yale, Stanford, California Üniversitesi, Berkeley, Imperial College London, Zürih Üniversitesi, Frankfurt School of Finance ve London School of Economics gibi prestijli üniversitelerin bulunduğu İttifakın üç ana hedefi bulunuyor:

• Sürdürülebilir finans ve yatırım alanında uluslararası çapta akademik konferanslar düzenlemek
• Sürdürülebilir finans ve yatırım üzerine çalışan araştırmacılar arasında akademik iş birliğini geliştirmek
• Sürdürülebilir finans ve yatırım üzerine çalışan lisansüstü öğrencilerin ve genç akademisyenlerin gelişimini sağlamak ve sayılarını arttırmak.

Son dönemde finans sektörü çalışanlarının, politikacıların ve sivil toplumun ilgisini çeken sürdürülebilir finans konusu, bu alanda kaliteli araştırmaların sayısını artırmak için de fırsatlar sunuyor.

Oxford Sürdürülebilir Finans Programı’nın da direktörü olan, İttifak eş başkanı Ben Caldecott verdiği bir röportajda, kurulan bu platformun halihazırda sürdürülebilir finans üzerine araştırma yapan 18 prestijli üniversiteyi bir araya getirerek etkili araştırma sonuçları elde edeceğini belirtiyor. 5 Mart’ta kullanıma açılan internet sitesiyle birlikte resmi olarak faaliyete geçen İttifakın akademik araştırmalara etkisi dışında 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması’nın hayata geçirilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleriyle ilgili çalışılmasında da oldukça etkili olacağı öngörülüyor. Kullandığımız finans sisteminin küresel çevresel sürdürülebilirlik kavramının gerekliliklerine uygunluğunu sağlayacak olan araştırma sonuçları, sürdürülebilir kalkınma seviyesine ulaşmak için küresel finans sektöründeki eksikliklere çözüm üretecek.

İttifakın ilk etkinliği Eylül 2018’de Maastricht Üniversitesi’nde yapılması planlanan “Sorumlu Şirketleri Yönetmek ve Finanse Etmek” konulu konferans olacak. Sürdürülebilirlik alanında akademik çalışmaların sunulacağı Maastricht’te sürdürülebilir finans ve yatırım alanında teorik ve pratikte gelişme sağlayacak bilgi üretimi hedefleniyor. Ayrıca, yıl boyunca Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’da daha küçük ölçekte konferansların gerçekleşmesi planlanıyor.

SHARE: READ MORE

9 March

Karikatüristlerin gözünden toplumsal cinsiyet eşitliği

Mizah ve hicivin, toplumsal cinsiyet konusunu görünür kılmada ve eleştirel bir şekilde ele alınmasını sağlamada göz ardı edilemez bir etkisi var. Dünyadaki politik konularda çizimler yapan karikatüristlerin, esprili ve düşündürücü tasvirleriyle kadınların karşılaştıkları eşitsizliklere ve adaletsizliklere dikkat çekmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma çabalarına katkı sağlıyor.

Dünyanın birçok yerinde kadınlar, erkeklerden daha az eğitiliyor, bilgileri, yetenekleri ve mücadele güçleri tanınmıyor. Kadınların sağlıklı ve tatmin edici bir hayata erişimlerini engelleyen güç ilişkileri kişiselden kamuya toplumun birçok seviyesinde varlık gösteriyor. Değişim, kadının güvenli bir yaşama ve ekonomik kaynaklara erişimini kolaylaştıran, evdeki sorumlulukları sadece kadın üzerine yüklemeyen ve hafifleten, kamusal yaşama katılımlarını kolaylaştıran politikalar ve programlarla mümkün olabilir. Etkili eğitim, kitle iletişimi ve özellikle kullanılan dil toplumsal farkındalık adına büyük önem taşıyor.

UN Women ve 59 farklı ülkeden 162 politik karikatüristin oluşturduğu, kar amacı gütmeyen uluslararası bir ağ olan Cartooning for Peace (Barış için Karikatür), Dünya Kadınlar Günü ve Kadının Durumu üzerine Birleşmiş Milletler (BM) Komisyonu’nun 62. Toplantısı için güçlerini birleştirdi.

Politik bir karikatürist olan Plantu tarafından 2006 yılında kurulan ve Nobel ödüllü eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan hamiliğinde bulunan topluluk, politik karikatürler aracılığıyla ifade özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda insan hakları savunuculuğu yapıyor. Cartooning for Peace üyelerinin kadının güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili eserlerinden bazılarını sizlerle paylaşıyoruz:


*Kübalı karikatürist Angel Boligan


  *Birleşik Devletler’den Liza Donnelly


  E: Şaraptan hiç anlamıyorum.
  K: Benim fikrim var.
  E: O zaman bi’ Bordeaux 2007 alalım.


*Belçika’dan Cecile Bertrand

SHARE: READ MORE

2 March

Paris hedefleri yolunda “Yatırımcı Gündemi”

“Yatırımcı Gündemi” (The Investor Agenda), küresel yatırımcı topluluğunu, iklim değişikliği ve Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda kritik derecede önem taşıyan çalışmaları hızlandırmak ve yatırımcıların sesini daha net bir şekilde duyurmak amacıyla kuruldu. Asia Investor Group on Climate Change, CDP, Ceres, Investor Group on Climate Change, Institutional Investors Group on Climate Change, Principles for Responsible Investment (PRI) ve UNEP Finance Initiative’in bir araya geldiği hareket adına söz konusu kuruluşlar, yatırımcıların sorumlu yatırım konusunda attıkları adımlar ve ulaşılan sonuçlar üzerine her yıl raporlama yapacak.
The Investor Agenda kapsamında yatırım kuruluşlarının, müşterilerinin güvenini sağlama görevlerine uygun olarak, aşağıdaki bir veya daha fazla odak alanında harekete geçmeleri teşvik ediliyor.
Yatırım
Düşük karbonlu yatırımların yapılması, aşamalı olarak kömür yatırımlarından çıkılması ve iklim değişikliğinin portföy analizi ve karar verme süreçlerine entegre edilmesi gibi yatırımcıların güvenini de sağlamaya yönelik adımlar, bu konu altında paylaşılan öneriler arasında.
Kurumsal Sorumluluk ve Katılım
Yönetim kurulları ve üst yönetim taahhütlerinin garanti altına alınması için Climate Action 100+ imzacısı olunması öneriler arasında.
Yatırımcı Beyanı
Finansal İstikrar Kurulu (Financial Stability Board) çatısı altında yer alan İklimle İlişkili Finansal Beyanlar Görev Grubu’nun (Task Force on Climate Related Financial Disclosures – TCFD) varlık sahipleri ve varlık yöneticilerine yönelik oluşturduğu öneriler ile uyumlu bir şekilde iklim değişikliğiyle ilgili risk ve fırsatların raporlanması en dikkat çeken öneri olarak göze çarpıyor.
Politika Savunuculuğu
Bu konu altında, hükümetlerin, Paris Anlaşması hedefleri konusunda harekete geçmeleri ve 2020 itibariyle iklim politikaları kapsamında daha sıkı hedefler geliştirmeye sevk edilmesi amacıyla politika beyanları yayınlamak gibi öneriler yer alıyor.

SHARE: READ MORE

23 February

Küresel Tedarik Zinciri Raporu yayımlandı

CDP'nin 2018 Küresel Tedarik Zinciri Raporu’na göre, tedarik zincirinde emisyonla mücadele konusunda lider şirket sayısı bir yılda iki katına çıktı. İklimle ilgili riskler konusunda farkındalık yüksek olmasına rağmen, bu liderlik hareketi tedarik zincirinde kapsamlı aksiyonlar başlatamıyor ve emisyon azaltımı ve maliyetleri düşürmede yetersiz kalıyor.

Tedarik zincirindeki emisyonlar direkt operasyonlarda ortaya çıkan emisyonlardan yaklaşık dört kat daha yüksek. Bu anlamda Paris Anlaşması’nın hedeflerini gerçekleştirmek için tedarik zincirinin her aşamasında aksiyon almak gerekiyor. Gitgide sayısı artan bir grup şirket tedarik zincirinde emisyon azaltımı konusunda öncülük ediyor. Bu yıl, CDP’nin Tedarikçi Katılımı lider kurulu, aralarında Bank of America, Kellogg Company, Nestlé ve Unilever gibi şirketlerin bulunduğu 59 şirketin tedarik zincirinde emisyonlarını düşürüp çevresel risklerin azaltılmasına katkı sağladıklarını açıkladı. Böylelikle 2017’de sayısı 27 olan lider şirket sayısı ikiye katlanmış oldu.

CDP’nin davetine yanıt veren tedarikçilerin %76’sı iklim değişikliği konusunda kendi faaliyetlerini etkileyebilecek riskleri tespit etti. CDP’ye yanıt veren şirketlerin %52’si ise iklim değişikliğini iş stratejilerine entegre ettikleri beyanında bulundu. Bu oranlar, tedarik zincirinde emisyon azaltımı konusunda büyük bir potansiyel olduğunun göstergesi. Ancak, Küresel Tedarik Zinciri ağının büyük bir kısmı bu konuya kayıtsız kalıyor. CDP’ye yanıt veren tedarikçilerden, emisyonları azaltmak, su güvenliği ve ormansızlaştırma konularında kendi tedarikçileriyle ortak hareket edenlerin oranı %23’ün altında.

SHARE: READ MORE

23 February

EESC’den ticaret anlaşmalarına uyum konusunda yeni çağrı

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi (EESC), 15 Şubat’ta kabul ettiği kararla AB ülkelerini, serbest ticaret anlaşmalarında “Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma” (TSD) bölümleri olarak tanımlanan çalışma ve çevre bölümlerine ağırlık verme çabalarını hızlandırmaya çağırdı. Bu hareket, AB’nin çevre ve çalışma konularını daha iyi izlemesi için yapılan ve son zamanlarda sayısı giderek artan çağrılardan bir tanesi. Bununla beraber, Brüksel’de konuyla ilgili gelişmeler, halihazırda beklemede olan Asya ile yapılacak serbest ticaret anlaşmalarını daha belirsiz hale getiriyor.

AB’nin ticaret ve sürdürülebilir kalkınma konularını yürürlüğe koymasının ardından müzakere sürecinin bir parçası olarak hareket eden AB Danışma Konseyi, işçi ve işveren örgütlerini bir araya getiriyor. Ayrıca, AB’nin Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma ile ilgili bildirileri, imzacıları Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sekiz temel sözleşmesine bağlı kalmaya ve nesli tehlike altında olan hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretine yönelik bir sözleşme olan CITES gibi uluslararası çevre sözleşmelerine uymaya davet ediyor. AB’nin serbest ticarete yönelik bir sonraki uygulamasınınsa, Paris Anlaşması’nın iklim değişikliği ile ilgili aksiyonlarını devreye sokmak olacağı belirtiliyor.

EESC kararı, Avrupa Birliği Serbest Ticaret Anlaşmaları izleme mekanizmalarını, Avrupa Komisyonu’na ticaret ve sürdürülebilir kalkınma taahhütlerinin uygulanması için baskı yapmak yerine, bağımsız bir şekilde bu taahhütlerin ihlallerinin araştırılmasına ağırlık vermeye çağırıyor. Tüm bu aksiyonların yanı sıra, EESC, Avrupa Komisyonu’nun ülkeler içindeki danışma gruplarının şikayetlerini dikkate almadığı yönünde eleştirilerde bulunuyor.
 

SHARE: READ MORE

23 February

Almanya hava kirliliğine karşı ücretsiz toplu taşımayı konuşuyor

Otomotiv sektörü konusunda dünya liderleri arasında yer alan Almanya, trafik yoğunluğunu, hava kirliliğini ve karbon salımlarını azaltmak amacıyla toplu taşımayı ücretsiz hale getirebilir.

Almanya Çevre Bakanı Barbara Hendricks’in de aralarında bulunduğu bir bakanlar grubu, hava kirliliği ile mücadelenin Almanya’nın öncelikli konuları arasında yer aldığı beyanında bulundular. En geç yıl sonunda eski başkent Bonn ile Essen ve Mannheim gibi sanayi şehirlerinin de aralarında bulunduğu beş şehirde ücretsiz toplu taşıma uygulaması pilot olarak başlayacak.

Avrupa’da yılda yaklaşık 400.000 ölüm ve 20 milyar Euro sağlık harcamasına sebep olan hava kirliliği, 130’un üzerinde şehri ciddi anlamda etkiliyor. AB’nin hava kirliliği konusunda belirlediği yasal limitlerin üzerine çıkan ülkeler, Avrupa Adalet Divanı tarafından cezalandırılabiliyor.

Toplu taşıma kullanımı Almanya’da son yirmi yıl içerisinde ivme kazanarak 2017 yılında toplamda 10,3 milyar seyahat sayısına ulaştı. Almanya’da toplu taşımanın, Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla ucuz olması, halihazırda teşvik edici bir unsur olarak göze çarpıyor. Örneğin, Londra metrosunu kullanmak için tek yön bilete 5,5 Euro ödenmesi gerekirken, Berlin’de 2,9 Euro ile seyahat edilebiliyor.

Daha önce aralarında ABD’nin Seattle kentinin de bulunduğu bedava toplu taşıma denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

İki yıl önce Volkswagen’in dizel araç emisyon hilesi skandalından sonra, emisyon azaltımı ile ilgili bu doğrultuda alınacak bir karar, Almanya’nın iklim değişikliği konusundaki imajına da katkıda bulunabilir.

SHARE: READ MORE

23 February

Kaldırım Nerede?

Kentsel sorunlara alternatif çözümler geliştirerek daha yaşanabilir kentlere ulaşmayı amaçlayan Sokak Bizim Derneği, “Kaldırım Nerede?” kampanyasını dijital bir platforma taşıdı. Değişimin, kentin en küçük birimi olan sokaklardan başlaması gerektiğine inanan Sokak Bizim Derneği, çalışmalarında yaratıcı ve katılımcı yöntemler kullanarak, farkındalık arttırmayı ve kentli bireyleri harekete geçmeleri için teşvik etmeyi hedefliyor.

“Kaldırım Nerede?” kampanyası, Türkiye genelinde yaygın bir soruna dikkat çekerek tüm yayaları kaldırımların mevcut durumunu değerlendirmeye çağırıyor. 2013 yılında ilk gerçekleştirilen kampanyada kentliler kaldırımda yürürken karşılaştıkları sorunları, üzerinde kaldırım standartlarına ilişkin bir cetvel bulunan ‘kaldırımölçer’ bandı ile işaretlemiş, daha sonra fotoğrafını çekerek #kaldırımnerede etiketiyle sosyal medyada paylaşmışlardı.

Kampanya kapsamında bu sene, paylaşılan sorunları toplu halde gösterecek, haritalayacak ve kategorize edecek yeni bir ara yüz geliştirilmiş. Kentliler, kaldırımlarla ilgili günlük hayatlarında karşılaştıkları sorunların fotoğrafını çekiyor, bu fotoğrafları detaylı konum bilgisini açarak #kaldırımnerede etiketiyle Twitter üzerinden paylaşıyor. Paylaşımlar, hazırlanan yazılım sayesinde kaldirimnerede.org sitesindeki online haritaya işleniyor.

Twitter üzerinden paylaşımı yapılan sorunlar beş kategori altında haritalanıyor:

-Dar, yüksek veya bozuk durumdaki standart dışı kaldırımlar,
-Motorlu araçların yasadışı park etmesi ile oluşan araç işgali,
-Dükkanların kaldırıma taşması gibi geçici işgaller,
-Trafo, telefon, çöp kutusu ve reklam panosu gibi kalıcı işgaller, 
-Kaldırımın hiç olmaması. 

Kategorilerin farklı renklerde etiketlere sahip olması ve paylaşımların haritada konumlarının detaylı bir şekilde gösterilmesi, hangi sorunların nerelerde yoğunlaştığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Yerel aktörlere bu hususta inisiyatif alma çağrısı niteliğindeki kampanya, henüz birinci ayında olmasına rağmen şimdiye dek, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinden 700’e yakın paylaşım almış.

Siz de yaya olarak evinize ya da işinize yürürken gündelik hayatta karşılaştığınız kaldırım işgallerini #kaldırımnerede etiketiyle Twitter üzerinden paylaşabilir, kaldirimnerede.org web sitesine girerek yaşadığınız alanda yapılan paylaşımları görebilirsiniz.
Kampanya videosuna buradan ulaşabilirsiniz.

SHARE: READ MORE

10 February

Davos’tan gelişmeler

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF), 23-26 Ocak’ta Davos’ta gerçekleşen yıllık toplantısında, dünya liderleri iklim eylemine ivme kazandırılmasından okyanusların korunmasına, kadınların güçlenmesinden eğitimin geleceği ve sağlam bir ekonomik yapıya geçişe kadar birçok farklı konuda görüşlerini paylaştı. Bu seneki teması “Creating a Shared Future in a Fractured World” (“çatlamış” bir dünyada ortak bir geleceğin yaratılması) olan toplantıda, küresel risklerle ilgili söylemlerin artık eyleme dönüşmesi gerektiği görüşü öne çıktı.

Liderler neler söyledi?

Toplantının ilk gününde Hindistan Başbakanı Narendra Modi, insanlığın karşı karşıya olduğu en zorlu üç konunun iklim değişikliği, terör ve küreselleşmeden uzaklaşmak olduğunu belirtti. Modi’ye göre, ülkelerin, sınırlarını aşarak dayanışma içerisinde hareket etmeye ihtiyacı var. Modi aynı zamanda, hemen herkesin karbon emisyonlarını azaltma hakkında konuştuğunu fakat sadece birkaç ülkenin gerçekten sözlerinin arkasında durduğuna dikkat çekti.

Angela Merkel konuşmasına tarihten dersler almak gerektiğini vurgulayarak başladı. Çok taraflılığın tehdit altında olduğunu söyleyen Alman Şansölyesi, günümüzün zorluklarının duvarlar örerek değil, iş birliği ve gizlilikten kaçınma ile çözüleceğini dile getirdi. Fransa Başbakanı Macron, Merkel’in sözlerine benzer şekilde, iş birliğini vurguladı ve küresel kapitalizmin neden olduğu eşitsizliklerle mücadele etmek için bir araya gelme çağrısında bulundu.

Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May ise, Avrupa Birliği’nden ayrılacak olmasına rağmen Birleşik Krallık’ın küresel ticaretin savunucusu olacağını ve tüm ülkelerle yeni ikili anlaşmalar yapacaklarını belirtti.

Toplumsal cinsiyet ve kadının güçlenmesi

Forum’un yıllık toplantısı ilk kez sadece kadınlardan oluşan eş başkanlar tarafından yürütüldü. Norveç Başbakanı Erna Solberg, yolsuzluk, kanun dışı para akışları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularına odaklanılmasına yönelik çağrıda bulunurken kız çocuklarının eğitime tam katılımlarının ilk adım olduğunu vurguladı. Mann Deshi Foundation’un kurucusu ve başkanı Chetna Sinha herkesin erişebileceği finansal kaynak için çağrıda bulundu ve kadın girişimciler için 100 milyon Rupee değerinde bir alternatif yatırımın duyurusunu yaptı.

Microsoft’tan Peggy Johnson, kadınların erkek iş arkadaşları ve müdürleri ile yaşadıkları cinsel çatışmalardan kaçınmak için harcadıkları zaman ve eforu dile getirdi. Johnson, bu konuya dikkat çekmek amacıyla Twitter’daki #MeToo (#BenDe) hareketi ortaya çıktığında, kadın arkadaşlarının, bunun aslında #WhoHasn’t (#KimDeğilki) şeklinde tepki verdiklerini anlattı. Cinsiyetçi şakalara artık hiç gülmediğini belirten Johnson, bunu şu anda bir yönetici olarak sahip olduğu güce bağladığını; kadınların güçlenmesiyle birlikte toplumun da değişeceğini söyledi.

Çevresel Riskler

Hindistan başbakanı Modi, Davos’tan bir hafta önce yayımlanan Küresel Riskler Raporu’nda dikkat çekilen noktalara uygun olarak, çevresel sorunların dünyanın başına gelen en tehlikeli riskler olduğunu, bu sorunların bir süredir sağlığımızı ve refahımızı etkilediğini söyledi. Greenpeace’ten Jennifer Morgan, dünya liderlerini vatandaşlar, müşteriler ve çalışanlar bazında aksiyon alıp iklim eyleminin ölçeğini ve ilerleme hızını artırmaya davet etti. Emmanuel Macron ise, Fransa’nın 2021’e kadar tüm kömür santrallerini kapatacağını duyurdu ve iklim eyleminin, ekonomide reform gerçekleştirmeye yönelik planları arasında bulunduğunu söyledi.



Okyanusların durumu

Okyanusların insanlığın ürettiği fazla ısının %90’ını, CO2 emisyonlarının ise yaklaşık %30’unu soğurduğunu düşündüğümüzde, okyanuslara ne denli bağımlı olduğumuz daha net bir şekilde görülüyor. Ancak günümüzde okyanuslar plastik kirliliği, aşırı avlanma, iklim değişikliği ve asitleşme tehdidi altında. Okyanuslardaki hayatı korumak için, Birleşmiş Milletler Sekreterliği’nin Okyanus Temsilciliği ve İsveç Başbakan Yardımcısı tarafından, Benioff Okyanus Girişimi’nin sağladığı fon yardımıyla yeni bir ortaklık kuruldu. “Okyanus Eylemi” ortaklığının üyeleri bilim, teknoloji, iş dünyası ve kamu dışı gruplardan 40’a yakın önde gelen aktivist ve düşünce liderinden oluşacak ve 14. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi’nin gerçekleştirilmesine destek sağlayacak.

Forumda çevresel konulara dair bir diğer öne çıkan gelişme ise Ellen MacArthur Derneği çatısı altında 2025’e kadar %100 yeniden kullanılabilir, geri dönüşümlü veya bozunabilen ambalajlama kullanılması için önde gelen marka, perakendeci ve ambalaj şirketlerinin birlikte çalışacağını açıklaması oldu. Listede yer alan Amcor, Ecover, evian, L’Oréal, Mars, M&S, PepsiCo, The Coca-Cola Company, Unilever, Walmart, ve Werner & Mertz yılda 6 milyon tondan fazla plastik ambalaj üretiyor.

SHARE: READ MORE

9 February

İş yaşam dengesi için İkigai felsefesi

Bu yazımızda iş yaşam dengesine dair farklı araştırmaların sonuçlarını, çalışma koşullarının ağır olmasına rağmen yaşam süresinin oldukça uzun olduğu Japonya menşeili felsefik yaklaşım olan İkagi ile birleştiren bir derlemleyle ele aldık. Çünkü ikagi felsefesinin ve sorgulamalarının, sertifikalı bir B Corp olan S360 ve değer yaratmayı, iyi bir amaç için çalışmayı odağına alan tüm şirketler için anlamlı olduğuna inanıyoruz.

Kötü çalışma koşulları konusundaki ünüyle tanınan Japonya’nın Tokyo gibi büyük şehirlerinde çalışanlar, klasik bir iş gününe çok kalabalık trenlerde başladıkları görüntülerle biliniyorlar. İşe yolculuğun çileli olmasının yanı sıra çalışma kültüründe de stres yaşatan uygulamalar ve uzun çalışma saatleri ön plana çıkıyor. Beyaz yakalı insanlarla dolu gece yarısı trenleri ülkede fazla mesailerin ne kadar yaygın olduğunun bir göstergesi. Tüm bu tempoya rağmen Japonya, kadınlarda 87, erkeklerde 81 yıl ile dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu ülkelerden bir tanesi.

Peki Japonların uzun yaşam sürelerinin ve tüm olumsuz koşullara rağmen yüksek iş verimliliğinin ardında bir Japon felsefesi olan ve “var olma nedeni” olarak tanımlanan İkigai yatıyor olabilir mi?

Bir ven şemasında üst üste geçen dört unsurun kesişim noktası ikigai olarak ifade ediliyor: Sevdiğiniz şeyler, iyi olduğunuz konular, dünyanın neye ihtiyacı olduğu ve ne için para kazandığınız. Bu unsurların ağırlığı kişiye göre değişiklik gösterebilir, örneğin ne kadar para kazandığınız sizin ikigainizde daha küçük bir alana sahip olabilir. Central Research Services tarafından 2010 yılında yürütülen bir araştırmaya göre, Japonya’da 2,000 kişinin sadece %31’i yaşam amacını işi ile bağdaştırıyor, bazı insanların hayat amaçları işleri olurken, bazılarınınki sadece bununla sınırlı kalmıyor.




  Kişinin sevdiği ve yeteneklerine uygun olan işi yapması ve iyi halinin devamlılığı için para kazanmak istemesi, dünyanın neye ihtiyacı olduğunu sorgulaması, var olma amacını oluşturan bir bütünün parçaları olarak ifade ediliyor. Örneğin, günümüzde yeni nesil ve yetenekler, dünyanın iyi halinin devamlılığı için, çalıştıkları şirketin bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyor, etki yaratmayı önemseyen şirketlerde çalışmayı daha çok tercih ediyorlar.

Uzun ve yorucu çalışma saatlerine rağmen Japonya’da çalışan verimliliğinin yüksek olması ise Japon kültüründe bilgiyi aktarmanın toplumsal bir görev olarak benimsenmesi ile açıklanıyor. Yazar Dan Buettner, Japonya’da yaşlılığın kutlu bir şey olarak görüldüğünü, yaşlı bireylerin bilgilerini genç kuşaklara aktarmalarını topluma hizmet olarak gördüklerini belirtiyor. Bu aynı zamanda bireylere, kendi hayatlarının dışında bir yaşam amacı da veriyor. Üst düzey yönetici yerleştirmeleri yapan şirket Probity Global Search CEO’su Yuko Takato, şirket kurmak isteyip belirsizliklerden ürküyorsanız, benzer bir şeyi yapan birinin bunu nasıl yaptığına bakın, planlarınızın uygulamasını görmek bunu yapabileceğinize dair güven verecektir, diyor. Japon kültüründeki bu örnek almaya yönelik iş birlikçi yaklaşım iş verimliliğini sağlarken, bireylere toplum tarafından desteklenme duygusu aracılığıyla güven de veriyor.

İkigai felsefesinin yanı sıra, çalışanların iş yaşamındaki verimliliği ile ilgili bir diğer araştırma ise ülkelerin karnesini çıkarıyor. Araştırma sonuçlarına göre, Norveç çallışan verimliliği konusunda ikinci, ABD altıncı, kahve molaları ile ünlü İsveç onuncu, uzun öğle aralarıyla bilinen Fransa onbeşinci, Japonya onsekizinci ve Güney Kore yirmiikinci sırada yer alırken, en üretken ülke olarak birinciliği Lüksemburg elinde tutuyor.



  Malmo’dan Stockholm’a, İsveç’teki birçok şirket, çalışanlarına gün içerisinde işi bırakıp sohbet etmelerini öneriyor. 2017 çalışan verimliliği sıralamasında onuncu sırada yer alan İsveç, “zorunlu” kahve molaları ile boş zaman geçirmenin iş rutini içerisinde e-posta yollamak kadar önemli olduğunu vurgulayıp bu anlayışı günlük iş yaşamına entegre ediyor. Diğer taraftan, University of Surrey tarafından yapılan bir çalışma, iş saatleri dışında e-posta yanıtlamak zorunda kalan çalışanların kendilerini köleleşmiş hissetiklerini ortaya çıkarıyor. Araştırmada yöneticiler insanın iyi hali için bu durumun önüne geçmeye davet ediliyor.

Bu alanda yapılan bir diğer araştırma ise Great Place to Work tarafından yapılıyor. Çalışan bağlılığından iş hayatı ve özel hayat dengesine, iş ortamında kendilerini rahat hissedip hissetmediklerinden yöneticileriyle ilişkileri konularına farklı alanlarda sorulan soruların analiz edildiği Raporda, çalışanlar için iyi bir iş yeri kültürü oluşturan şirketlerin piyasa genelinde daha iyi performans göstererek büyüdüklerini gösteriyor. Yukarıda bahsi geçen kriterler dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda Türkiye’de 20-50 çalışan kategorisinde GE Aviation 250-500 çalışan kategorisinde Microsoft, 50-2000 kategorisinde Axa Sigorta ve 2000 üzerinde çalışan kategorisinde Hilton birinci sırada yer alıyor.

SHARE: READ MORE

9 February

S360 yeni takım arkadaşları arıyor!

S360 olarak tüm sorunların yeni bakış açıları ve çeşitlilik ile aşılabileceğine inanıyoruz. Günümüz sorunlarına çözüm üretirken, sürdürülebilirlik alanında deneyimli ve yenilikçi yetenekleri aramıza katmak önceliklerimiz arasında bulunuyor. Ekibimizle birlikte proje bazlı çalışacak “Sürdürülebilirlik Danışmanı” ve stajyer pozisyonları için takım arkadaşları arıyoruz. İlgilenen adaylar en geç 21 Şubat 2018 Çarşamba gününe kadar info@s360.com.tr adresine CV'leri ile birlikte bir sayfayı geçmeyen bir niyet mektubu gönderebilirler.

Sürdürülebilirlik Danışmanı Görev Tanımı:

• Farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için sürdürülebilirlik strateji, iletişim ve raporlaması alanlarında proje ekibine destek sağlamak
• Projelerin zaman planlamasına uygun bir şekilde tamamlanması konusunda sorumluluk almak

Sürdürülebilirlik Danışmanı Aranan Özellikler:

• Küresel raporlama pratiklerine hâkim olmak
• İlgili alanlarda minimum 3 yıl profesyonel tecrübe sahibi
• İlgili konularda yüksek lisans derecesi ve akademik yeterlilik sahibi
• Analitik yönü güçlü, öğrenmeye açık
• Ekip çalışmasına yatkın
• İletişim yönü kuvvetli, insan ilişkilerinde başarı
• Çok iyi derecede İngilizce bilmek
• Türkçe ve İngilizce dillerinde kalemi kuvvetli

Stajyer Görev Tanımı ve Aranan Özellikler:

• Sürdürülebilirlik iletişimi ve sosyal medyaya ilgi
• Üniversitelerin ilgili bölümlerinde eğitim görmek
• Çok iyi derecede İngilizce bilmek
• Türkçe ve İngilizce dillerinde kalemi kuvvetli

S360 Hakkında:

Ülkemiz ve yakın coğrafyamızda bugünden “farklı” bir geleceğin inşasına katkıda bulunmak arzusuyla çalışan, genç, yaratıcı ve değer odaklı çalışan bir ekibiz. Amacımız, günümüzün ve geleceğin nesiller için sürdürülebilirliği mümkün kılacak karmaşık konulara yalın ve etkin çözümler üretmek. Değişimin yönetimi için kurumlara stratejik sürdürülebilirlik ve iletişim hizmetleri sunuyoruz. Sosyal ve çevresel sorunların/etkilerin çözümü/yönetimi için yenilikçi yaklaşımlar sunarak; kurumların toplum için değer yaratmasını sağlıyoruz. Sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlarken, temel paydaşlar üzerinde değer yaratan kurum anlayışının gelişimine destek oluyoruz. Günümüzün hızla değişen risk ve fırsatlarına, kurumların proaktif cevap verebilmesi için 360 derece stratejik sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm iş süreçlerine entegre ediyoruz.

SHARE: READ MORE

9 February

Paris Anlaşması, AB’nin yeni ticaret anlaşmalarında ön koşul olabilir

Donald Trump yönetimi Paris Anlaşması’ndan çekilme kararından geri dönmezse, ABD, Avrupa Birliği ile yeni ticaret anlaşması yapamayabilir. Bununla birlikte, Rusya ve Türkiye’nin de AB ile potansiyel ticaret anlaşmaları, bu ülkeler Paris Anlaşması’nı yürütmeye almazlarsa tehlikeye girebilir.

Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Baptiste Lemoyne, Fransız Parlamentosu’na hitap ederken, AB ile ticaret anlaşması imzalayan tüm ülkelerin Paris Anlaşması’nı yürütmeye koymasını talep etmelerinin, Paris Anlaşması yoksa ticaret de yapılmamasının gerektiğini belirtti. Lemoyne’un sözleri, AB Ticaret Temsilcisi Cecilia Malmstörm tarafından atılan bir tweet’le de desteklendi. Malmstörm, tweet’inde “Bugün tüm AB ticaret anlaşmalarında Paris Anlaşmasına referans verilmeli” sözlerini paylaştı. Bu açıklamalara, Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsünden de destek geldi. Sözcü, Japonya ile geçtiğimiz yıl sonuçlanan ticaret anlaşmasında Paris Anlaşması’nın yürürlüğe koyulmasına açıkça referans verildiğini belirterek artık önemli bir ticaret anlaşmasının, sürdürülebilir kalkınmaya dair iddialı bir bölümü içermeden düşünmenin oldukça zor olduğunu belirtti.

Bu açıklamalar, ortalama küresel sıcaklık artışını iki derecenin altında tutmak için neredeyse tüm ülkeler tarafından üzerinde uzlaşılan Paris Anlaşması’nı yürürlüğe koymayan ülkelerin, AB ile yapacakları yeni ticaret anlaşmalarına taraf olmalarının önü kapanabilir. Paris Anlaşması’nı imzalamayan sadece iki ülke bulunuyor. Nikaragua, anlaşmanın küresel ısınmanın önüne geçmeyeceğine inandıklarını belirtmiş, Suriye ise iç savaş sebebiyle Anlaşma’yı imzalamamıştı. Trump yönetimiyse, ABD’nin Paris Anlaşmasından çekileceğinin duyurmuştu. Ancak bu karar 2020’ye kadar yürürlüğe giremeyecek. Bununla beraber, iki ülkenin de Anlaşma’yı imzalayacaklarının sinyalini vermesiyle, ABD, Anlaşma’nın karşısında duran tek ülke konumuna gelebilir.

Paris Anlaşması’nın zorunlu tutulması, ABD ve AB arasında görüşmeleri süren Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nı (TTIP) riske atabilir. TTIP, iki güç arasındaki ticareti güçlendirerek ekonomik büyümeyi desteklemeyi amaçlıyor. Bununla beraber, 2016’da Trump’ın seçilmesiyle ağırdan alınmaya başlanan görüşmeleri canlandırmak için Beyaz Saray tarafında bir hareketlilik görünmüyor. Paris Anlaşması’nın ön koşul olarak alınması, TTIP adına oldukça büyük bir risk yaratabilir. AB’den bu kararın çıkması durumunda aralarında Türkiye’nin yer aldığı diğer ülkeler de etkilenecek. AB ile aktif ticari ilişkiler içerisinde olan 20’nin üzerinde ülke henüz Anlaşma’yı yürürlüğe almış durumda değil. Bunlar arasında en dikkat çekenler kuşkusuz Rusya ve Türkiye. Rusya, Anlaşma’yı 2019’da yürürlüğe koyabileceğine dair sinyaller veriyor. Türkiye ise, imzalama ön koşulu olarak daha fazla fona erişim talebine yanıt gelmemesinin ardından Anlaşma’yı yürürlüğe almayacağını belirtmişti. Tüm bu gelişmelerle birlikte, Avrupa Komisyonu’nun bu karara yönelebileceğine şüpheyle yaklaşanlar da var. Avrupa Komisyonu’nun ticaret ve piyasalarda liberalleşmeye odaklı bir kurum olması, çevresel kaygıların her zaman önceliğe sahip olmaması anlamına gelebilir. Yine de AB’nin Paris Anlaşması’na öncelik vermesi, bu konuda harekete geçen ülkelere rekabet avantaj sağlaması anlamına gelecek gibi görünüyor.

SHARE: READ MORE

9 February

2018 “En Sürdürülebilir 100 Şirket” sıralaması

Teknolojik gelişmeler, çalışma şeklimizden alışverişe, ulaşım biçiminden yaşam tarzlarımıza tüm hayatımızı hızla değiştiriyor. Değişimin yönü ve hızı, daha düşük karbonlu bir geleceğe işaret ediyor. Örneğin, Bloomberg New Energy Finance tarafından yayımlanan bir rapora göre elektrikli ulaşım ve genel olarak enerji depolama için kritik önem taşıyan lityum iyon bataryaların fiyatlarında sadece 2016 yılında %24 düşüş gerçekleşti. Center for Climate and Energy Solutions tarafından yayımlanan başka bir çalışma ise 1.200 şirketin karbon fiyatlandırmasına gittiğini veya iki yıl içerisinde gideceğini ortaya koyuyor.

Corporate Knights, bu ortamda iş dünyasının sorumlu aktörlerine dikkat çekmek ve en iyi sürdürülebilirlik performansı gösteren küresel şirketleri belirlemek amacıyla Global 100 listesini yayımlıyor. Listede bu sene yer alan şirketlere bakıldığında, kamu hizmetlerinin yenilenebilir enerjiye kaydığını, geleneksel otomobil şirketlerinin elektrikli araçlara devasa yatırımlar yaptığını, gıda şirketlerinin daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş gıdalara yöneldiğini ve çatışma minerallerinin tedarik zincirlerinden uzaklaştırılmasına yönelik odağın arttığı görülüyor.



Sürdürülebilirlik konusunda önde gelen ve listede yer alan birçok şirketinin bile yeni şartlara ayak uydurmada zorluk çektikleri görülebiliyor. Aralık ayında “Kömür ve doğal gaz dâhil olmak üzere geleneksel enerji piyasası daralıyor” şeklinde açıklamada bulunan General Electric, bu alanlarda 12.000 çalışanını işten çıkaracağını duyurdu. Bu sayı Siemens için 6.900 olarak açıklandı. Listede sürdürülebilir inovasyonda elde ettiği başarıyla Fransa menşeli çok uluslu yazılım şirketi Dassault Systèmes’in bu yıl ilk sırada yer alıyor. Geçen yıl 11. sırada olan şirket, sahip olduğu dijital teknolojileriyle, yenilenebilir enerjiye geçiş, sürdürülebilir ulaşımın çeşitli formlarını test etme ve akıllı şehirlerin yaratılması konularında başka şirketlere ve hükümetlere destek olarak listede en üst sıraya tırmandı. Bu yıl “yeşil gelirler”, endeks metodolojisinde değişikliğe gidilerek bir ana performans göstergesi (KPI) olarak eklendi. Endekste kendine yer bulan Valeo (listede üçüncü sırada yer aldı), Itron ve Chr. Hansen gibi şirketlerin, yeşil gelir skorunun %40’ın üzerinde olduğunu belirtmek gerekiyor. 2018 listesinde 22 farklı ülkeden şirket bulunuyor ve liderliği ABD, Fransa ve Birleşik Krallık’tan şirketlerin üstlendiği görülüyor. Listenin %69’u Avrupa, %22’si Kuzey Amerika ve %12’si Asya menşeli şirketlerden oluşuyor.

SHARE: READ MORE

2 February

“Daha iyi bir dünya” için en iyi fonlar

Kuzey Buz Denizi’ndeki buzulların erime hızı, son 1.500 yılın en üst düzeyinde. Kaliforniya ormanlarında, tarihin en geniş çaplı yangınları görüldü. Böyle bir dönemde, dünyanın en önemli yatırımcılarının sorumluluk alarak iklim değişikliğine karşı harekete geçmesi bir umut ışığı olabilir. Yakın geçmişte, bu yönde oldukça önemli gelişmeler de yaşandı. Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelerdeki petrol ve gaz projelerine yönelik verdiği kredileri 2019’dan itibaren sonlandıracağının sözünü vererek küresel üreticilere finansal kurumların fosil yakıttaki riskleri yeniden değerlendirdiğine dair güçlü bir mesaj verdi.

Dünyanın en büyük fonu, Norveç Hükümet Emeklilik Fonu’nun yöneticisi, petrol şirketlerinin hisselerinin, Norveç hisse senedi kıyaslama endeksinin (equity benchmark index) kapsamından çıkarılması yönünde görüş bildirdi. Bunun durumun gerçekleşmesi tüm petrol hisse senetlerini ana akım yatırım seviyesinden, spekülatif riske taşıyacak. 270 milyar doları aşan varlığıyla Kanada’nın en büyük ikinci emeklilik fonu CDPQ (Caisse de Dépôt et Placement du Québec) ise iklim değişikliğinin etkilerine karşı portföyünü korumak amacıyla iddialı hedefler belirledi. Bu kapsamda, portföy genelinde karbon ayak izini 2025’e kadar %25 azaltmayı planlanırken, öte yandan rüzgâr enerjisi gibi “iklim dostu” yatırımların %50 arttırılması hedefleniyor.

Dünyanın en büyük iki varlık yöneticisi (toplamda dokuz trilyon dolar) BlackRock ve Vanguard, şirketlere işlerinin iklim değişikliğinden nasıl etkileneceklerine dair açıklamada bulunmaları yönünde baskıyı arttırıyor. İklim değişikliğine sebep olan en büyük aktörlerden Exxon dahi yatırımcıların bu talepleri karşısında direnemedi. Exxon, iklim değişikliğinin işleri üzerinde nasıl bir etkisi olacağına dair raporlar hazırlayacak. Eski enerji ekonomisine yatırım yapılan günler yavaş yavaş geride kalırken, yeni ve temiz bir enerji ekonomisine yapılan yatırım gün geçtikçe önem kazanıyor. Gelirini kayda değer bir oranda temiz enerjiden elde eden halka açık en büyük 200 şirketten oluşan Clean200 geçtiğimiz yıl %16,5 oranında kazanç elde ederken, gelirleri fosil yakıtlara bağlı olan şirketlerden oluşan S&P Küresel 1200 Enerji Endeksi’nin kazancının %1,2 oranda düşüşte olduğunu görülüyor. Corporate Knights, bu doğrultuda, daha adil ve çevre dostu bir dünyayı gözeten fonlara yatırım yapmak isteyen Kanada temelli yatırımcılar için çeşitli endekslerdeki fonları belirli kriterlere göre değerlendiren ve sıralayan “Daha İyi Bir Dünya İçin En İyi Fonlar” listesini yayımladı. İlk 10 şirket şu şekilde:

SHARE: READ MORE

2 February

500 şirket Bilim Temelli Hedefler konusunda taahhüdünde bulunacak

Bu yıl Eylül ayında gerçekleşecek Küresel İklim Hareketi Zirvesi’nde (Global Climate Action Summit) ve Aralık ayındaki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP 24), Zirve’nin eş başkanı ve Mahindra Grup Yönetim Kurulu Başkanı Anand Mahindra, tüm şirketleri, iklim bilimi doğrultusunda sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri belirlemeyi taahhüt eden ve sayıları gün geçtikçe artan şirketlere katılmaya çağırdı.

Halihazırda 330’un üzerinde şirket, stratejilerini "Bilim Temelli Hedefler" (Science Based Targets) girişimi aracılığıyla, Paris Anlaşması’nın hedefleriyle uyumlu hale getireceklerine dair taahhütlerini kamuyla paylaştılar. Mahindra, 2018 yılı içerisinde bu sayının 500’ü aşması için elinden geleni yapacağını belirtiyor. 900’den fazla şirket ise CDP'ye yaptıkları raporlama kapsamında önümüzdeki iki yıl içinde Bilim Temelli Hedefler’ini belirleme konusundaki kararlılıklarını beyan ettiler. Gelişmeler, özel sektörün uzun dönemli stratejilerini geliştirme biçiminde iklim değişikliğine yönelik yeni normun bu doğrultuda olacağının habercisi olarak yorumlanıyor.

SHARE: READ MORE

2 February

Kurumsal risk yönetimini, ÇSY risklerine uygulamaya yönelik rehberi yolda

Treadway Komisyonu Sponsor Organizasyonlar Komitesi (COSO) ve Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD), çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) ile ilgili risklere uygulanması için hazırlanan kurumsal risk yönetimi rehberinin taslak yönetici özetini yayımladı. Aşırı hava olaylarından ürün geri çağırmalara kadar ÇSY ile ilişkili risklere cevap verirken kuruluşlara yardımcı olacak rehberin özet taslağı, Davos’ta, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) sırasında açıklandı. Rehberin bütününün taslağı 6 Şubat’ta “GreenBiz 2018” sırasında paylaşılacak. Bu sırada, COSO ve WBCSD, taslak üzerinden gelecek öneri ve yorumları kabul edecek.

Kuruluşların ÇSY ile ilgili riskleri risk yönetimlerine daha hızlı entegre etmeleri ve bu kuruluşların risk profillerine dair daha kapsamlı bir anlayışa sahip olmalarına yardımcı olunması, rehber hazırlanmasındaki en önemli amaçlar arasında gösteriliyor. Bununla birlikte rehber, riskleri tanımlama, ciddiyet durumlarının değerlendirilmesi ve bunlara yenilikçi cevaplar geliştirme gibi zorlukların üstesinden gelmeye yönelik çeşitli yöntemleri de içerecek. Şirketler günümüzde kendi kârlılıklarını, başarılarını ve hatta hayatta kalmalarını etkileyecek seviyede büyüyen ÇSY riskleri ile karşı karşıya. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan Küresel Riskler Raporu’na göre geçtiğimiz on yılda söz konusu ÇSY riskleri, daha geleneksel olan ekonomik, jeopolitik ve teknolojik riskleri gölgede bıraktı.


  Üzerinde durulması gereken diğer bir önemli nokta ise yatırımcıların, şirketlerin ÇSY performansını ve iklim değişikliği ile su kıtlığı gibi uzun dönemli riskleri nasıl yönettiğini anlama isteğindeki artış olarak göze çarpıyor. 2016 yılında 320 kurumsal yatırımcı ile gerçekleştirilen ankete göre yatırımcıların yüzde 80’i “şirketlerin çevresel ve sosyal risk ve fırsatları kendi işlerine temel oluşturduğunu anlamakta geç kaldığını” düşünüyor. Kurumsal yatırımcılar, ÇSY meselelerinin uzun dönemde “gerçek ve ölçülebilir” sonuçları olacağında birleşiyor ve uzun dönem yatırımlarından sürdürülebilir gelir elde etmek için ÇSY faktörlerine olan ilgilerini arttırıyorlar. Buna göre, yatırımcı kararlarını etkileyen en önemli unsurlar kurumsal yönetim, çevre ve insan hakları riskleri olarak dikkat çekiyor.

SHARE: READ MORE

1 February

“Sürdürülebilir Avrupa Ekonomisinin Finansmanı” raporu yayımlandı

Avrupa Komisyonu (EC) tarafından kurulan Sürdürülebilir Finans Üst Düzey Uzman Grubu (HLEG on Sustainable Finance), sürdürülebilirliğin AB finans politikalarına entegrasyonunun sağlanması amacıyla sürdürülebilir finans üzerine kapsayıcı ve kapsamlı bir AB stratejisinin üretilmesine yönelik tavsiyeler geliştirmekle görevlendirilmişti.

HLEG, bu doğrultuda “Sürdürülebilir Avrupa Ekonomisinin Finansmanı” üzerine 2018 final raporunu yayımladı. Raporda öne çıkan bazı noktalar şu şekilde:
• Emisyon azaltımı ile başlayarak yatırımlara en çok ihtiyaç duyulan alanları tanımlamak için bir AB sürdürülebilirlik sınıflandırması oluşturulması
• Yatırımların zaman ufkunu genişletmek ve yatırım kararlarında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) faktörlerine daha çok odaklanmak için yatırımcı görevlerinin açıklığa kavuşturulması
• Sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarını şeffaflaştırmak amacıyla bu konularda yapılan açıklamaların bir üst seviyeye taşınması
• Perakendeci yatırımcıların sürdürülebilir finans fırsatlarına yatırım yapmalarının sağlanması
• Yeşil tahvillerle başlayarak belirli finansal varlıklara yönelik resmi Avrupa sürdürülebilirlik standartları geliştirilmesi
• Daha sürdürülebilir bir ekonomi için gereken altyapının AB üyesi ülkelerde kalkınma kapasitesini arttırmak amacıyla “ Avrupa Sürdürülebilir Altyapısı” modelinin kurulması
• Sürdürülebilirliğin, finansal kuruluşların yönetimine ve finansal denetimine sağlam bir şekilde entegre edilmesi

SHARE: READ MORE

26 January

Dünyanın en büyük yatırım şirketinden topluma katkı çağrısı

Altı trilyon dolarlık mal varlığını yöneten, dünyanın en büyük yatırım şirketi BlackRock CEO’su Larry Fink, geçtiğimiz hafta şirketin kuruluşunun 30. yılında CEO’lara özel bir mektup yayımladı. Fink, mektubunda CEO’ları topluma katkı sağlamaya çağırırken bunu yapmayan şirketlerin de desteklerini kaybetmeyi göze alması gerektiğini belirtti. Şirketlerin tutumlarını şekillendirebilen, böylesinde etkili bir kurumun tepesinden bu açıklamanın gelmesi ve bu söylemin gerçekten eyleme dönüşmesiyle iş dünyasında yeni bir dönem başlayabilir.

Geçtiğimiz hafta Forbes’ta yayımlanan, B Lab kurucularından Jay Coen Gilbert tarafından kaleme alınan yazıda, BlackRock ile en büyük ve en prestijli uluslararası hukuk şirketlerinden Cleary Gottlieb’in kurumsal yönetim ile ilgili bazı söylemleri tartışılıyor. Toplumu ve özel sektörü etkileyecek güce sahip bu şirketlerin söylemlerinin önemini, New York Times köşe yazarı Andrew Ross Sorkin ise “Bu kapitalizmin doğası hakkında her türlü soruyu gündeme getiren bir dönüm noktası olabilir” sözleriyle vurguluyor.
BlackRock, CEO’sunun yayımladığı mektup aracılığıyla, şirketlere topluma sağladıkları katkıyı göstermek durumunda olduklarını, bunu yapmadıkları takdirde bu şirketlere olan desteğini keseceği mesajını veriyor. Fink mektubunda, toplumun kamu şirketleri ve özel şirketlerden sosyal bir amaca hizmet etmelerini beklediğini, zamanla refah düzeyini yükseltmek için her şirketin sadece iyi ekonomik performans kaygısı değil, pozitif toplumsal katkı kaygısı da gütmesi gerektiğini belirtiyor. Fink, şirketlerin hissedarlar, çalışanlar, müşteriler ve faaliyet gösterdiği yerdeki topluluklar dahil tüm paydaşları için fayda sağlaması gerektiğini vurguluyor.

Cleary Gottlieb ise, 8 Ocak’ta yayımladığı bülteninde, büyük kurumsal yatırımcıların yönetimin uzun vadeye odaklanmasını istemesiyle yatırımcıların eylemleri arasında tutarlılık olmamasını “saçmalık” olarak nitelendiriyor. İlgili yazıda, uzun vadeye odaklanmayı amaçlayan emeklilik ve pasif strateji fonlarının kurumsal yönetim hükümleri ile çeliştiği de vurgulanıyor. Bu hükümler, yönetim kurulları ve üst yönetimlere uzun vadede oyunda kalacakları alan sağlayabilir.

Genele bakıldığında, kurumsal yatırımcıların halka açık şirketler için halihazırda sosyal fayda sağlayan kurumsal yapıyı (benefit corporation structure) yavaş yavaş benimsedikleri görülüyor. Örneğin Laureate Education, bu yapıdan yararlanarak 2017 İlk Halka Arz’ında (IPO) 490 milyon dolar topladı. Brezilya Borsası’nda işlem gören bir şirket ve B Corp olan Natura, yönetim belgelerinde değişikliğe gitti ve ana merkezi Birleşik Krallık’ta bulunan The Body Shop’u 1 milyar dolara satın aldı. French Fortune 500’de yer alan gıda şirketi Danone’nin CEO’su ise 2017 hissedarlar toplantısında B Corp sertifikası edinmek istediklerini söyledi. Dünya için en iyisini yapmayı hedefleyen, topluma ve çevreye karşı sorumlu iş modelleri benimseyen şirketleri kapsayan liderlik hareketi olan B Corp, şirketlere iş dünyasının gücünü iyi bir dünya için kullanma adına önemli fırsatlar sağlıyor.

Kurumsal yatırımcılar, yönetim kurullarının yönetim yapısını istedikleri süreç ve sonuçlar doğrultusunda düzenlemelerine yardımcı olabilirler. “Oyunun kuralları” değişmedikçe, sonuçların da değişmeyeceği aşikâr.

SHARE: READ MORE

26 January

Küresel Riskler Raporu 2018

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum – WEF), 2018 Küresel Riskler Raporu’nu (The Global Risks Report) yayımladı. Raporda küresel düzeni etkileyebilecek riskler çevre, siber güvenlik, ekonomi ve jeopolitik gibi belirli kategoriler altında inceleniyor. Raporun özünü oluşturan ve her yıl tekrarlanan Küresel Risk Algılama Anketi (Global Risks Perception Survey - GRPS) bu yıl 1.000 katılımcıya risk trendleri hakkında sorular yöneltilmesiyle gerçekleştirildi.

Ankete göre çevresel riskler son yıllarda oldukça önem kazanıyor. Çevre kategorisinde yer alan aşırı hava olayları, doğal afetler, küresel ısınmanın hafifletilmesi ve adaptasyonunda başarısızlık, biyolojik çeşitliliğin kaybedilmesi ve ekosistemlerin çöküşü ve insanın yol açtığı çevresel felaketler şeklinde ifade edilen beş riskin tamamı, önümüzdeki 10 yıl için hem olasılık hem de etki bakımından ortalamanın üzerinde kalarak tüm riskler arasında ön plana çıktı. Bu sonuçta, yıl boyu meydana gelen yıkıcı kasırgaların, aşırı sıcaklıkların ve dört yıllık bir aranın ardından tekrar yükselişe geçen CO2 salımının etkili olduğunu belirtmek gerekiyor. Çevresel tarafta meydana gelen gelişmelerse şu şekilde; biyolojik çeşitlilik kitlesel yok oluş noktasında, tarımsal sistemler bozulma ile karşı karşıya, hava ve deniz kirliliği ise insan sağlığını tehdit eden bir seviyeye gelmiş durumda. Küresel ısınma ve çevre tahribatı ile mücadele uzun dönemli ve uluslararası iş birliği gerektiriyor ancak küreselleşme karşıtı eğilimler bu işbirliğini zora sokuyor.

Siber güvenlik ile ilgili riskler de sıklık ve yıkıcılık potansiyeli bakımından artmaya devam ediyor. Şirketlere yönelik saldırılar son beş yılda iki katına çıktı ve bir zamanların olağan dışı olarak görülen olayları sıradan bir hal aldı. Siber saldırıların yol açtığı finansal kayıplar da gittikçe artıyor. 2017’de en büyük zarara yol açan saldırılar içinde fidye yazılımlar dikkat çekiyor ve bunlar içinde 150 ülkede 300.000 bilgisayarı etkileyen WannaCry saldırısı ile etkilenen şirketlere 300 milyon Dolar kaybettiren NotPetya’nın öne çıktığı görülüyor. Büyüyen bir diğer risk ise siber saldırıların kritik önemdeki altyapı sistemlerini ve sanayi sektörlerini hedef alabilecek olması. En kötü senaryolarda toplumu işler kılan sistemlerin çöküşüne kadar gidebilecek ihtimaller söz konusu.

Ekonomik göstergeler, on yıl önce ortaya çıkan ekonomik krizin ardından dünyanın ekonomik anlamdan nihayet toparlandığına işaret ediyor. Fakat bu görece olumlu olarak görünen tablo aslında krizin altında yatan ve hala devam eden nedenleri gizliyor. Dünyada süregelen kimi kırılganlıklara yeni tehditlerin de eklendiğini söylemek gerekiyor. Aşina olduğumuz riskler içinde balon seviyesine ulaşan varlık fiyatları, özellikle Çin’de olmak üzere yükselen borçluluk ve küresel finansal sistemde devam eden tedirginlik gösterilebilir. Yeni tehditler içindeyse yeni bir kriz çıkması halinde politika üretebilme kapasitesinin sınırlı olması, ekonomik sistemlerde yoğunlaşan dijitalleşme ve otomasyonun denge bozulmaları yaratması ve milliyetçi ve popülist politikaların yükselmesiyle korumacı ve içe kapanmacı ekonomi yaklaşımlarının güçlenmesinden bahsedilebilir.

Raporda dünyanın yeni ve endişe verici bir jeopolitik yapıya geçtiği belirtiliyor. Gücü ve meşruiyeti devletin tekelinde toplamak birçok ülke için çekici bir strateji haline geldi. Dünyanın başlıca güçlerini birbirlerine yakınlaştıracak kurumlara dair işaretlerse zayıf. Bu durum yeni belirsizlik ve riskleri açığa çıkarıyor: askeri gerilimler, ekonomik ve siyasi çalkantılar ve ülkelerin iç politikaları ile küresel gelişmelerin birbirini besleyen şekilde giderek istikrarsızlaşması. Uluslararası ilişkilerdeki değişimler hızlanıyor; bunlar arasında konvansiyonel askeri güçlenme, sert ve yumuşak gücün yeni siber kaynaklar bulması, ticaret ve yatırım bağlantılarının yeniden şekillenmesi, vekalet savaşları, değişen ittifak dinamikleri ve küresel müşterekler üzerinden doğabilecek gerilimlerden bahsedilebilir.

Bu yılın raporunda yeni olarak Gelecek Şokları, Geriye Bakış ve Risklerin Yeniden Değerlendirmesi gibi başlıklar yer alıyor. Gelecek Şokları, rahat olma durumuna uyarı olarak tanımlanıyor. Bugünün dünyasında sistemler iç içe geçmiş olduğundan, bir sistemin çöküşü tüm diğer sistemleri sarsacak ve hatta çökertecek bir gelişme olarak okunabilir. Bu başlıkta demokrasilerin çöküşü ve şiddetli siber saldırılar gibi 10 farklı senaryo ele alınıyor. Geriye Bakış başlığında, önceki yılların raporlarında yer alan risklerin evrimi ve bu risklere küresel seviyede verilen cevaplar inceleniyor. Başlıkta odaklanılanlar içerisinde antimikrobiyal direnç, genç işsizliği ve “sahte haberler” olarak da ifade edilebilecek “dijital yangın” başlıkları bulunuyor. Risklerin Yeniden Değerlendirmesi başlığında ise seçilmiş risk uzmanlarının iş dünyası, hükümet ve sivil toplumdan karar vericilerin uygulamalarına dair değerlendirmelerine yer veriliyor.

Raporun detaylarını buradan inceleyebilir, interaktif risk haritalarına ise bu bağlantıdan erişebilirsiniz.

SHARE: READ MORE

24 January

Şirketler karbon fiyatlandırmasında hükümetleri geride bırakıyor

İklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın en etkili yollarından birinin sera gazı emisyonları için bir fiyat belirlemek olduğunu savunan pek çok taraf bulunuyor. Şimdiye kadar toplamda 40’ın üzerinde OECD ve G20 ülkesi, karbon vergisi ve/veya emisyon üst sınırı ve ticaret planı beyanında bulundular. İklimle ilgili verilerini CDP’ye raporlayan 6.100 şirket arasından 607’si ise “iç karbon fiyatlandırma” sistemine geçeceklerini duyurdu. Bu sistem kapsamında, metrik ton karbon emisyonu başına 5-20 Dolar arasında değişen bir fiyatlandırma ile şirketin emisyon azaltma çabalarını finanse etmede kullanılan özel bir gelir veya yatırım akışı oluşturuluyor.

CDP’nin ilk olarak üç yıl önce yıllık anketinde şirketlere iç karbon fiyatlandırması yapılıp yapılmadığına dair soruya yer vermesinin ardından karbon fiyatlandırmasına geçen şirketlerin sayısı dört kat attı. 782 şirketse iki yıl içerisinde önlem alacakları yönünde beyanda bulundu. Karbon fiyatlandırmasında öne çıkan 1.389 şirketin toplam yıllık geliri 7 trilyon Dolar değerinde. Bu şirketler genel olarak varlıklı ülkeleri temsil etse de gelişmekte olan ülkelerden kurumlar da listede yer almaya başladılar.

Kurumsal karbon fiyatlandırmasında şirket bazında farklı yaklaşımlar bulunuyor. Örneğin Microsoft, iklim hedeflerini gerçekleştirmek için her departmanın tükettiği kWh kirli enerji ve yöneticilerin uçuşları için bir ton karbondioksit eşleniği salım için 8 Dolar fiyatlandırma uyguluyor.

Yatırımcıların şirketlerin iklim değişikliği konusunda sorumluluk almaları yönündeki talepleri giderek artıyor. Avrupalı süper marketlerden (Fransa’dan Carrefour ve İngiltere’den Sainsbury) Hindistan’ın çimento üreticilerine değişiklik gösteren bir ölçekte şirketler (ACC, Ambuja ve Dalmia) gölge fiyatlandırmayı benimsiyor. Gölge fiyatlandırma uygulaması, şirketlerin düşük karbonlu yatırımları önceliklendirmesine ve gelecekteki uygulamalara hazırlık yapmasına yardımcı oluyor. Fransız inşaat malzemesi üreticisi Saint-Gobain, ana projelerde ton başına 30 Euro fiyatlandırma uygularken, uzun vadeli araştırma ve geliştirme projelerinde ise fiyatı 100 Euro olarak belirliyor. Hollandalı kimya devi AkzoNobel, çoğu yatırım için karbon fiyatlandırmasını ton başına 50 Euro olarak belirlerken, 30 yıldan daha uzun süreli projeler içinse iki katı fiyatlandırma uyguluyor.

Aralık ayında Çin, dünyanın en büyük karbon emisyonu ticaret sistemini duyurmuştu. Hükümetlerin karbon fiyatlandırması konusunda attıkları adımlar emisyonların azaltımı dolayısıyla iklim değişikliği ile mücadele konusunda önemli ancak iş dünyasının bu konudaki uygulamaları ile hükümetleri geride bırakması dünya genelinde bir model oluşturabilir ve hükümetlerin getireceği yeni uygulamalarla adaptasyonu kolaylaştırabilir.

SHARE: READ MORE

24 January

2018’de İş Dünyasında Sosyal Sorumluluğa Dair 5 Öngörü

Sosyal girişimlerin 2018 yılında tam anlamıyla bir patlama yapması bekleniyor. 2018’de sosyal girişimler ve onların dünyada ve iş çevrelerinde yaratacağı olumlu kazanımlara dair beş öngörü şu şekilde sıralanabilir:

1. Blok zinciri teknolojisi sosyal sorumluluk raporlamasını kökten dönüştürebilir

İş dünyası, Fair Trade’den (adil ticaret) B Corp olmaya kadar her biri farklı bir bağımsız belgelendirme kuruluşu tarafından sunulan çeşitli sertifikaların peşinde. 2018’de blok zinciri teknolojisi, kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) değerlendirmesi ve şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) politika ve davranışları temelli sürdürülebilirlik ölçümünde devrim niteliğinde dönüşümler getirebilir. Blok zinciri teknolojisi, daha doğru bir sosyal ve çevresel performans değerlendirmesinin önünü açan kapsamlı ve isabetli bir tasdikleme yolu sunabilir. Halihazırda Motive Ventures isimli bir start-up, “Goodchain” adını verdikleri ve benzer işlevi olacak bir blok zinciri sertifikasyon teknolojisi üzerinde çalışıyor.

2. Tüketiciler sosyal sorumluluk üzerinden değerlendirilebilir

Teknolojinin bireylerin çevresel ve sosyal etkilerini değerlendirmenin önünü açmasıyla, 2018’de sertifikalandırma, kurumsal dünyanın ötesine geçebilir. Bir tüketici olarak gelecekte çeşitli konularda reyting alacak olmamız çok muhtemel. Bu başlıklar bireysel enerji tüketiminden alternatif ulaşım kullanımına, hayırseverlikten gönüllü faaliyetlere ve hangi şirketlerin ürün veya hizmetlerini tükettiğimize kadar geniş bir aralıkta yer alabilir. Bireylere bildirilecek değişken ve şirketlerle hükümetler tarafından “oyunlaştırılmış” bir skor ise çeşitli amaçlara hizmet edecek: egoların okşanması, sürdürülebilir eylemlerin cesaretlendirilmesi ya da indirim ve kampanya gibi davranışı temel alan ödüller… Şu anda benzer bir sistemin prototipi Çin hükümeti tarafından hazırlanıyor.

3. Kâr amacı gütmeyen kuruluşların, kâr amacı güdenlere benzemesi muhtemel

Kârlılık kaygısı olan sosyal girişimlerin yükselişiyle kâr amacı gütmeyen kuruluşların iş yapma şekillerinin değişeceğini öngörmek yanlış olmayacaktır. Sosyal girişimler, kâr amacı gütmeyen kuruluşlardan beklenen pozitif çevresel ve sosyal etkiyi yaratıyorlar. Bir misyonu odağına alan bu inisiyatifler, bağımsız ve gönüllü çabalardan etki yatırımına uzanan bir yelpazede bulunuyor. Vakıflar, küresel bağlamda bakılırsa, giderek daha özerkleşiyor ve kendi projelerini sürdürmek için kâr amacı gütmeyen kuruluşları es geçerek devam ediyor. Bireyler aynısını kitlesel fonlama ve kitle çalışması inisiyatifleri ile halihazırda yapıyor.

4. Kuruluşlar taraf seçecek ve yatırımlarını buna göre yapacak

Şirketlerin, kamunun gözünde önemli konularda mücadeleci tavır takınarak mevcut “marka aktivizmi” trendini büyütmesi öngörülüyor. Aynı zamanda, sosyal ve çevresel değişimi gözeten start-up’lara etki yatırımı yaparak daha üstü kapalı bir formda aktivizmi de sürdürecekler. Halihazırda Patagonia, TOMS ve Chobani gibi şirketler kendi ana faaliyet alanları dışındaki start-up’lara etki yatırımı yapıyor ve çevresel, sosyal ve finansal anlamda sermaye getirisi hedefleyen start-up’lardan hisse satın alıyorlar. Bu yatırımlar, şirketlerin sosyal ve çevresel anlamdaki beyanları ile aynı hizada duruyor. Aynı zamanda markalarının erişim alanlarını genişleten, yeni fikirleri ve iş birliklerini kuluçkaya yatıran ve riskleri ana faaliyet alanı ve ürün yelpazesinin ötesine alarak çeşitlendiren akıllı hamleler olarak da yorumlanılabilir.

5. Kadınların sosyal girişim ekonomisinde yükselişi sürecek

Amaç odaklı girişimler ve sosyal teknolojinin piyasaları değiştiren etkilerinin birleşimi kadının piyasadaki konumunu güçlendirecek. #MeToo hareketinin de etkisiyle 2018 yılında kadınlara dair büyük ve ölçülebilir kazanımlar ivmelenecek. Toplumda kadını güçlendiren ve şirketleri işyeri politikalarında kayda değer değişiklikler yapmaya, cinsiyet ayrımlarını kapatıp üst yönetim ve yönetim kurullarında eşitliği sağlama iten bir hareket giderek daha etkin olmaya başladı. General Motors, yönetim kurulunda %50 kadın oranına ulaşan ve CEO’su kadın olan büyük şirketler arasında dikkate alınması gereken bir örnek olarak gösterilebilir.

SHARE: READ MORE

24 January

2017’de üretilen toplam maddi varlığın %82’si dünyanın en zengin %1’ine ait

Oxfam tarafından yayımlanan rapora göre, 2017 yılı içerisinde üretilen maddi varlığın %82’si dünya nüfusunun en zengin %1’ine ait olurken, dünyanın yarısını oluşturan en yoksul 3,7 milyar insanın servetinde bir artış görülmedi. Rapor, küresel ekonominin, zengin bir elit tabakanın büyük bir servet biriktirmesine olanak sağlarken, yüz milyonlarca insanın yoksulluk ödeneği ile yaşamını sürdürmeye çalıştığını ortaya çıkarıyor. Rapordaki çıktılara göre;

• Milyonerlerin serveti, 2010 yılından bu yana yıllık ortalama %13 arttı. Bu oran yıllık kazançlarında ortalama %2 artış gören işçilerin 6 katına karşılık geliyor. Bunun yanında, dünyadaki milyarder sayısı Mart 2016 ile Mart 2017 arasında her iki günde bir daha önce görülmemiş bir oranda artış gösterdi.

• Küreselde, ilk beşte yer alan moda markalarından birinin CEO’sunun dört günde kazandığı parayı Bangladeşli bir tekstil işçisi hayatı boyunca ancak kazanabiliyor. ABD’de ise sıradan bir işçinin bir yılda kazandığını, bir CEO yaklaşık bir iş gününde kazanıyor.

• 2,5 milyon Vietnamlı tekstil işçisinin tamamının maaşlarını “Geçindirebilecek maaş” seviyesine yükseltmek için yıllık 2,2 milyar dolar gerekiyor. Bu rakam, 2016 yılında hazır giyim sektöründeki ilk beş şirketin varlıklı hissedarlarına ödediği tutarın üçte birine karşılık geliyor.

Oxfam tarafından yayımlanan rapor, işçilerin ücretleri ve çalışma koşulları pahasına hissedarların ve patronların kazançlarını yükselten unsurların altını çiziyor. Bu unsurlar işçi haklarının ihlali, büyük işletmelerin politika yapıcıları üzerindeki aşırı etkileri ve karları maksimum seviyeye çıkarmak için maliyetlerin minumum seviyede tutulmaya çalışılmasını içeriyor. Oxfam International Genel Müdürü Winnie Byanyime, son zamanlardaki milyoner patlamasının gelişen bir ekonominin değil, aksine, çuvallayan bir ekonomik sistemin belirtisi olduğunu ve kıyafetlerimizin, telefonlarımızın, yiyeceklerimizin üretiminde yer alan insanların, şirketlerin ve milyarder yatırımcıların karlarını artırmak için ucuz mal tedariği yoluyla istismar edildiklerini söylüyor. Ucuz mal tedariğinin arkasındaki ucuz iş gücünün kadınlar açısından ise farklı bir boyutu var. Dünya genelinde kadınlar, erkeklerden daha az kazanıyor ve genellikle en düşük ücretli ve en az emniyetli işlerde çalışıyorlar. Dünyadaki 10 milyarderden 9’unun erkek olması durumun bir özeti niteliğinde. Yoksulluk yüzünden evden uzakta çalışmak zorunda olan Vietnamlı tekstil işçisi kadınlar aylarca çocuklarını göremiyor. Çok daha vahim olarak, ABD’de tavukçuluk endüstrisinde çalışan kadınlar tuvalet molaları olmadığı için bebek bezi giymek zorunda kalıyorlar… Oxfam, bazı öneriler sunarak ekonomilerin sadece şanslı bir azınlık için değil, herkes için fayda sağlaması çağrısında bulunuyor. Bu doğrultuda;

• Hissedarlara ve üst düzey yöneticilere verilen ücretler sınırlandırılmalı ve tüm çalışanlara iyi bir yaşam kalitesi elde etmelerini sağlayacak geçindirebilecek bir maaş verilmeli. Örneğin, Nijerya’daki işçilerin uygun yaşam standardını yakalaması için maaşlarının üç katına çıkması gerekiyor.

• Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı ücret farkı ortadan kaldırılmalı ve kadın işçilerin hakları korunmalı. Mevcut değişim hızıyla kadınlar ve erkekler arasındaki ücret ve istihdam fırsat uçurumunu kapatmak için 217 yıl gerekiyor.

• Varlıklı nüfusun yüksek vergiler vermesi ve vergiden kaçınmaması sağlanmalı. Buna ek olarak varlıklı nüfusun sağlık ve kamu hizmetlerine yaptıkları harcamaların artırılması yönünde politikalar uygulanmalı. Oxfam’ın öngörülerine göre, küresel ölçekte milyarderlerin servetlerinin %1,5’i kadar ödeyeceği vergi ile dünyadaki her çocuğun okula gitmesi sağlanabilir. Bu öngörü bile, dünyadaki ekonomik eşitsizliğin boyutunu ortaya çıkarıyor.

SHARE: READ MORE

19 January

BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, 2018 Yılı Değerlemeye Tabi Şirketler Listesi güncellendi

Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi (XUSRD), yeni dönemde değerlemeye alınacak şirketlerin belirlenmesi çalışması tamamlandı. Bu çalışma sonucu oluşturulan liste, BIST 50 Endeksi’nde yer alan şirketlerle birlikte BIST 100 veya BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan ve değerlemeye dahil edilmek üzere gönüllü bildirimde bulunan toplam 71 şirketi kapsıyor.

Değerleme çalışması Vigeo EIRIS tarafından yürütülecek ve 30 Haziran 2018 tarihinden itibaren şirketlerin kamuya açık bilgileri dikkate alınacak. Bu değerleme çalışması sonucunda, endeks seçim kriterlerindeki eşik değerleri geçen şirketler Kasım 2018 ve Ekim 2019 tarihlerini kapsayan dönemde BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’ne dahil olacaklar. 

  Değerlemeye tabi tutulacak 71 şirketin bulunduğu liste şu şekilde:

SHARE: READ MORE