Menu TR

WE TALK

11 October

Sürdürülebilir Afet Yönetimi Lensinden Endonezya’daki Felaket

“Dün, bir kalp atışı ve soluk sesi duyduk, başka hiçbir hareket yoktu; bu hareket edemeyen bir insanın varlığına işaret ediyor. Bugün sinyal alamıyoruz.” Bu sözler , deprem ve tsunami sonrası Endonezya’da yüksek teknoloji ekipmanlarıyla çalışan Uluslararası Acil Durum İtfaiyecileri’nin başkanı Phillippe Besson’a ait. 7.5 büyüklüğündeki deprem ve 6 metre uzunluğundaki tsunami dalgalarıyla sarsılan Endonezya’da, en az 1948 kişinin hayatını kaybettiği, 2632 kişinin ağır yaralandığı ve 70 binden fazla binanın zarar gördüğü bildiriliyor.

Hükümet yetkilileri arama-kurtarma çalışmalarının 11 Ekim’de sonlandırılmasıyla hayatın normale dönmesini umduklarını açıkladı. Save the Children (Çocukları Kurtarın) Derneği’nin verilerine göre deprem ve tsunamiden 600 binden fazla çocuk etkilendi, ailelerini kaybeden çocuklar harabelerin arasında yatıyor. Hayatını kaybedenler, hijyen ve sağlık sebepleri dolayısıyla kimlikleri tespit edilemeden gömülüyor.

Milyonlarca insanın deprem ve tsunami riski altında yaşadığı Endonezya’da ekonomi, doğal afetlerin zararlarını arttıran ve doğal afetlerin sonuçlarından zarar gören bir unsur olarak karşımıza çıkıyor: Yoksulluk ve afet bilinci eksikliği Endonezya’da halkın büyük kesimini afetler karşısında savunmasız bırakırken, afetler de ülkenin ekonomisine ve toplumsal hayata büyük zarar veriyor. Bu ölümcül mekanizma nasıl işliyor ve döngüyü kırmak mümkün mü?

Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi olan Endonezya, aynı zamanda doğal felaketler açısından en riskli bölgelerden biri. 28 Eylül’deki felaketten önce de benzer felaketlerle sarsılan ülkede, 2004’te meydana gelen tsunamiden sonra erken uyarı imkanlarıyla ilgili çalışmalar başlatılmasına rağmen çalışmalar maliyetlerinden dolayı yıllardır test aşamasında. Erken uyarı sisteminin hayata geçirilen küçük kısmını deniz zeminindeki sensörlerle bağlantılı 22 şamandıra oluşturuyor ancak 2016’da Sumatra adasında gerçekleşen depremde maliyeti binlerce dolara ulaşan şamandıraların çalışmadığı ortaya çıktı. 2017’de Jakarta yakınlarında gerçekleşen deprem sonrası tekrar gündeme gelen 1 milyar Endonezya rupisine mal olması öngörülen -yaklaşık 69 bin dolar- uyarı sistemi, Temmuz ayında Ekonomi Bakanı tarafından onaylansa da aynı yılın Eylül ayında bakanlıkların bir araya geldiği toplantıda reddedildi. Sonuç olarak Endonezya’nın tsunamiye karşı mevcut uyarı sistemi gel-git ölçeklerinden, yaklaşık 50 noktadaki sirenlerden ve kısa mesaj bildirimlerinden ibaret.

Cuma günü akşamüstü 6’da meydana gelen deprem sonrasında Meteoroloji ve Jeofizik Kurumu halkı yarım metreden 3 metreye kadar ulaşabilecek tsunami dalgalarına karşı uyardı. Ancak uyarı 6.30’da sona erdi. Yetkililerin uyarıyı erken bitirmesi eleştirilirken uzmanlar esas sorunun mevcut uyarı sistemlerinin yeterli veri sağlayamaması olduğunu belirtiyor. Tsunami uzmanı Adam Switzer’e göre mevcut tsunami modellemeleri aynı anda meydana gelen sarsıntıları ve denizaltı heyelanlarını tespit etmek için yetersiz. Fon sağlanamayan uyarı sisteminin, sorunsuz çalışması durumunda dahi yalnızca 1-3 dakika öncesinde alarm veren şamandıra sisteminden 5-45 dakika daha erken alarm verebileceği belirtiliyor.

Fon sağlanamadığı için erken uyarı sisteminin kullanılamamasıyla büyük can ve mal kayıplarına sebep olan felaket sonrası hayatın normale dönmesi yıllar alacak. Bunun yanında afetin merkezi olan Sulawesi adasında zarar gören yapıların eski haline getirilmesinin maliyetinin çok yüksek olması bekleniyor. Bölge ekonomisinin önemli bir parçası olan turizmin etkilenmesi de felaketin ekonomik sonuçlarının boyutunu arttıran etmenlerden biri.

Deprem ve tsunaminin ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de halkın afetler karşısında yapılması gerekenler konusunda yeterince bilinçli olmadığı. Uyarıların yetersizliğinin yanında, halkın büyük çoğunluğunun deprem sonrası muhtemel bir tsunamiyi tahmin edememesi de can kayıplarının önüne geçilmesini engelledi. Afet durumunda hayati önem taşıyan haberleşme ve ulaşım ağlarının zarar görmesiyle bazı bölgelerde arama-kurtarma çalışmaları ve temel ihtiyaç yardımları sekteye uğradı. Donggala bölgesinde felaketle sarsılan halk uzun süre gıda ve temiz su kıtlığı yaşadı. Çiftliklerden buldukları sebzelerle hayatta kalma mücadelesi veren halk kendilerini ikinci sınıf vatandaş gibi hissettiklerini belirtiyor.

Felaketin sonuçlarından zarar görenlerin büyük çoğunluğunu bölgeden uzaklaşma imkanları olmayan, gıda ve temiz suya ulaşmakta zorlanan yoksullar ve afet sonrası ağır travmalarla da sarılan çocuklar oluşturuyor. Enkazların arasında süren yaşam mücadelesi içinde meydana gelen yağmacılık da bölge halkının karşı karşıya geldiği sorunlardan. Yağmacılık suçuyla tutuklananların sayısının 92 olduğu belirtiliyor ve bölgede sükuneti ve güvenliği sağlamak için ordu sert önlemler alıyor.

Ülkelerin büyüme hedeflerinin arasında yer bulamayan sürdürülebilir afet ve risk yönetimi ancak felaketlerden sonra gündeme gelse de bilim dünyası bu konudaki çalışmalara sessiz sedasız devam ediyor. Son çalışmalara göre dünyada afetlere karşı savunmasızlık devletlerin büyüme politikalarının etkisiyle artıyor. Bu konudaki makalesinde Suvit Yodmani, doğal afetlerin felaket boyutunda etkilere ulaşmasını büyüme politikalarının getirdiği çözülememiş sorunlar olarak tanımlıyor. . Afet riski, sosyal ve ekonomik boyutta ele alınarak yönetilmediğinde sonuç, büyük can ve mal kayıplarına sebep olan felaketler oluyor. Bu bağlamda acil yardım birimlerinin yanında afetlere hazırlıklı olmak amacıyla çalışan kurumların, planlama birimlerinin ve sivil toplum örgütlerinin özellikle yerel yönetimler boyutunda geliştirilmesi felaketlerin etkilerini azaltmak için önem taşıyor. Son çalışmalar, kapsamlı bir tehlike/risk değerlendirmesinin, afetlere karşı halkın savunmasızlığının analiz edilmesinin ve afet yönetimi imkanlarının genişletilmesinin gerekliliğini vurguluyor.

Halkın afet öncesi ve afet sırasında yapılması gerekenlerle ilgili bilinçli olması can ve mal kayıplarının boyutunu en aza indirmede en etkili unsurlardan biri. Bu bağlamda halk tabanlı afet yönetimi, insanların afet deneyimlerinden yararlanarak afetlerin felakete dönüşmesini engelleme hedefiyle öne çıkıyor. Bu hedefi sağlamanın yolu yönetim birimlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve her bireyin elini taşın altına koymasından geçiyor .

SHARE: