Menu

3 June

Eşitsizlikler derinleşirken küresel salgın her 30 saatte yeni bir milyarder yarattı

Bu yazıyı 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Oxfam International “Acıdan Kâr Etme (Profiting from Pain)” adlı yeni raporunda küresel salgının başlangıcından itibaren eşitsizliklerin her alanda uzun zamandır görülmemiş bir hızla artmakta olduğunun altını çiziyor. Bu alanlar sırasıyla servet eşitsizliği, gelir eşitsizliği, cinsiyet eşitsizliği, ırksal eşitsizlik, sağlık eşitsizliği ve ülkeler arası eşitsizlik başlıkları altında inceleniyor.

Raporda özellikle dünyanın en zenginleri ve yoksulları arasındaki hızla artan uçuruma dikkat çekiliyor ve küresel salgının ilk iki yılında her 30 saatte bir yeni bir milyarderin yaratıldığı belirtiliyor. Bu zaman aralığında, dünyanın en zengin 573 insanı milyarder basamağına erişmiş durumda. Öte yandan, 2022 yılında yaklaşık bir milyon kişinin her 33 saatte bir derin yoksulluğa düşeceği belirtiliyor.

Dünya üzerindeki 2.668 milyarder dünyadaki toplam servetin 12,7 trilyon dolarına sahipken dünyadaki en zengin 10 erkek en yoksul %40’lık kesimin toplamından daha fazla varlığa sahip. Bu 10 kişiden bir defaya mahsus alınacak %99 oranındaki bir varlık vergisi ile tüm dünyaya yetecek kadar aşı üretilebilir; eğitim, evrensel sağlık ve sosyal koruma alanlarındaki finansman açığı kapatılabilir ve 80 ülkede cinsiyete dayalı şiddeti önlemek adına çalışmalar yapılabilir.

Salgının kazananları

Küresel salgın dönemi boyunca özellikle gıda, enerji, ilaç ve teknoloji sektöründeki şirketlerin küresel servetten elde ettikleri pay arttı. Örneğin, gıda sektöründeki en büyük ve köklü şirketlerden biri olan Cargill’in başındaki James Cargill II ve ailesinin serveti küresel salgının başlangıcından bugüne günde yaklaşık 20 milyon dolar olacak şekilde artış gösterdi. Bir diğer örnek ise Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük işveren olan Walmart. Walton ailesi Walmart hisselerinin yaklaşık yarısına ve toplam olarak 238 milyar dolarlık bir servete sahip. 2020 yılında ise servetleri saatte 503 bin dolar olacak şekilde artış gösterdi. Bu servetin yalnızca küçük bir kısmı değer zincirinde yer alan üreticilere ve işçilere aktarıldı.

Salgın dönemi boyunca kârını katlayan bir diğer sektör ise enerji sektörü oldu. Geçtiğimiz senelere kıyasla bu sektörde yer alan şirketlerin kârlılık oranı %45 oranında arttı. Son iki yılda petrol, doğal gaz ve kömür sektöründeki milyarderlerin serveti ise %24 oranında arttı. İklim krizinin baş failleri olarak adlandırılan ve enerji sektörünün en büyük beş şirketi olan BP, Shell, TotalEnergies, Exxon ve Chevron 2021 yılında toplu olarak 82 milyar dolar kâr elde etti. 

İlaç ve sağlık sektörlerinde şirketlerin aşılar, testler ve kişisel koruyucu malzemeler üzerindeki tekelleri sayesinde 40 yeni milyarder ortaya çıktı. Bu servetin büyük çoğunluğu ise araştırma ve geliştirme için sağlanan kamu fonları sayesinde yaratıldı. Örneğin, Moderna piyasadaki tek ürünü olan Covid-19 aşısı ile %70 oranında vergi öncesi kâr marjı elde etti. Fakat toplam aşı tedarikinin yalnızca %1’i en yoksul ülkelere ulaştı. Aynı şekilde, Pfizer şirketi de ürettiği aşılardan büyük oranlarda kâr elde ederken aşılarının oldukça az bir kısmını yoksul ülkelere gönderdi. Aşılar üzerindeki fikri mülkiyet hakları ve tekelleri nedeniyle bu dev şirketler ülkeler arası sağlık eşitsizliklerini büyük oranda artırdı.

Pek çok orta ve küçük ölçekli firma pazardan silinirken Amazon, Tesla, Microsoft, Apple ve Alphabet dünyanın ekonomik anlamda en büyük yirmi bir oluşumundan beşi olarak konumlanmayı başardı. Bu beş şirketin 2021 yılındaki toplam kârı 271 milyar dolardı (2019 yılındaki toplam kârlarının neredeyse iki katı). Aynı zamanda, dünya üzerindeki en zengin on kişiden yedisi servetini teknoloji sektöründen elde etti. 2020 yılından beri bu kişilerin serveti neredeyse 436 milyar dolar arttı.  Bu kişilerin başında ise dünyanın en zengin adamı unvanıyla Elon Musk var. Elon Musk’ın serveti 2020 yılından beri %699 oranında arttı, Musk bu servetinin yaklaşık %99’unu kaybetse bile yine de %0,0001’lik en zengin kesimde yer almaya devam edebilir.

Salgının bir diğer galibi ise çalışanlara, tedarikçilere hükümetlere kadar oldukça geniş bir kontrol yelpazesine sahip olan Amazon. 2019 senesinden beri kârını üç katından fazlasına katlayan Amazon’un ayakta kalması düşük ücretli depo işçilerinin ve teslimat sürücülerinin zorlu emeklerine bağlı. Bu emeğin yarattığı değerin büyük bir kısmı ise Jeff Bezos’un 2020 yılından beri yaklaşık 45 milyar dolar artan kişisel servetine ekleniyor.

Oxfam International’ın yönetici direktörü Gabriela Bucher’e göre milyarderlerin serveti daha zeki oldukları ya da daha çok çalıştıkları için artmadı. Bu serveti yaratan, çalışanların daha kötü şartlarda ve her zamankinden daha fazla çalışması. Buna rağmen servetin büyük oranı özelleşme, tekelleşme, vergi cennetleri veya vergi teşvikleri sayesinde hali hazırda servetin önemli bir kısmına sahip olan insanların ceplerine giriyor. Öte yandan milyonlarca insan öğün atlıyor, ışıklarını söndürüyor ve borçları birikirken sonraki günü nasıl atlatabileceklerini düşünüyor.

Neler yapılabilir?

Yalnızca 2022 yılında 263 milyon kişinin derin yoksulluk ile mücadele edeceği göz önünde bulundurulduğunda yaşam masraflarının günden güne yükselmesi önümüzdeki yıllarda pek çok insanın artan bir hız ile yoksulluk sınırlarını aşacağı anlamına geliyor.  Yaşam masraflarını oluşturan ürün ve hizmetleri kontrol eden milyarderler ise kârlarını katlamaya devam edecek.

Bu bağlamda hükümetlerin aldıkları kararlar servet akışı ve insan yaşamının sürdürülebilirliği üzerinde oldukça önemli bir role sahip. Yıllardır arkasında durulan neoliberal politikalar sonucunda kamu fonlarının ve gelirlerinin azalması ve hizmetlerin özelleştirilmesi milyonlarca insanı özellikle küresel salgın gibi krizlerde sosyal güvenlik ağlarından mahrum bıraktı. Böylece işçilerin haklarını azaltırken şirketlere daha fazla alan ve hak tanıyan bu politikalar ekonomik, sosyal ve politik alanlarda belirli bir birikimi olan insanların daha da güçlenmelerini destekleyen bir döngü yarattı.

Artan eşitsizliklerin insanların yaşam kalitesi ve sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçmek adına yoksulluğun çok boyutlu bir olgu olduğu vurgulanmalı, her boyut bir insan hakkı ihlali olarak görülmeli ve bu ihlali önlemek adına aktif çözümler üretilmeli. Bu anlamda sosyal güvenlik ağları örülmeli ve güvencesizliğin her hali ortadan kaldırılmalı.

Oxfam bu hedefleri gerçekleştirmek adına şirketlerin aşırı kârına geçici süreliğine %90 oranında vergi uygulanmasını ve en zenginlere gelir vergisi uygulamasının kalıcı olarak başlatılıp sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilmesini öneriyor. Bu sayede 5 milyon doların üzerindeki kişisel servete uygulanan %2’lik bir vergi, 50 milyon doların üzerindeki kişisel servete uygulanan %3’lik bir vergi ve 1 milyar doların üzerindeki kişisel servete uygulanan %5’lik bir vergi ile yılda toplam 2,52 trilyon dolar değer elde edilebilir. Böylece 2,3 milyar insan yoksulluktan çıkabilir, düşük ve düşük-orta gelirli pek çok ülkede sürdürülebilir sosyal koruma ve refah sistemleri inşa edilebilir.

Sonuç olarak gelir dağılımını adaletli bir şekilde sağlamak ve eşitsizliklerin önüne geçmek adına hükümetlerin üzerine büyük bir sorumluluk yükleniyor. Fakat insan refahını iyileştirme ve adaletli bir şekilde sürdürme yalnızca insanlar için değil sürdürülebilirliği tam anlamıyla uygulamak için de hayati bir öneme sahip. Dolayısıyla herkesin ve her kurumun bu durumu gerçekleştirmek için birlikte çalışması ve sosyal-ekolojik faydayı gözetmesi şart.

SHARE: