Menu

17 June

Şirketlerin yönetim kurullarında kadınların temsiliyeti için Avrupa Birliği’nden önemli bir karar

Bu yazıyı 2 dakikada okuyabilirsiniz.

İş hayatında cinsiyet eşitliği çok boyutlu ve çoğu zaman yasal ve söylemsel çıkmazlara giren bir konu. Bu anlamda birçok makro yapılanma gibi Avrupa Birliği de çeşitli çalışmalar ve yasal düzenlemeler hazırlıyor. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği müzakerecileri, şirket yönetim kurullarında kadınların temsiliyetini artırma konusundaki kota önerisini kabul ederek bir ilke imza attı. Yasa yapıcılar, 450 milyon kişinin hayatının söz konusu olduğu Avrupa Birliği’nde bu kararın cinsiyet eşitliği ve temsiliyet anlamında büyük bir adım teşkil ettiğini belirtiyor. 

Yasa, Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkede yer alan ve listelenen şirketlerden 2026 yılının ortasına kadar idare harici yönetim kurulu pozisyonlarının en az %40’ını ya da tüm kıdemli pozisyonların (örn. Bağımsız yönetim kurulu üyesi, baş yönetici ve operasyon direktörü gibi) %33’ünü kadınlara ayırmasını zorunlu kılıyor.

Fransa, İtalya ve Almanya tarafından 2010 yılında bu konuda ulusal hedeflerin belirlenmesinin ardından 10 yıllık bir çıkmaza giren ve bir dönüm noktası niteliğindeki bu karar, şirketlerin idare dışı kurullara yeterince kadın çalışan işe almamaları durumunda ceza almalarına ya da yasalara uymadığı gerekçesiyle kurul alımlarının engellenmesine neden olabilir. Fakat bu durum 250’den az çalışanı olan şirketler için geçerli değil. Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü (The European Institute for Gender Equality) tarafından Nisan ayında yapılan bir açıklamaya göre, bu tür bağlayıcı kotalar, hiçbir önlem uygulamaya koymamış ya da farklı uygulamalar geliştirmiş ülkelere kıyasla yönetim kurullarında cinsiyet dengesini sağlama konusunda daha etkili.

2021 yılında, Avrupa Birliği’nin tamamında kadınlar kurul pozisyonlarının %30,6’sında yer alıyordu. Fakat Avrupa Birliği’nde yer alan ülkeler arasında şirket yönetim kurullarındaki cinsiyet temsiliyeti oldukça değişken. Örneğin, Estonya’da kadın çalışanlar orta seviye idare harici yönetici pozisyonların %9’unda yer alırken bu oran Fransa’da %45,3. Aynı zamanda Fransa, bu konuda Avrupa’daki %40 eşiğini geçen tek Avrupa ülkesi. Fransa’dan sonra en iyi oranlara (%36 ve %38 arası) İtalya, Hollanda, İsveç, Belçika ve Almanya sahipken Estonya’dan sonra en düşük oranlara (10 idare harici yöneticinin birinden daha az) sahip ülkeler ise Macaristan ve Kıbrıs.

Avrupa Komisyonu kadınların kurullarda daha fazla yer alması için %40’lık kota uygulamasını 2012 yılında teklif etmişti, fakat bu teklif Almanya ve İngiltere gibi büyük devletler tarafından engellenmişti. Birleşik Krallık ’ta zorunlu kotalara Muhafazakâr-Liberal Demokrat hükümet koalisyonu tarafından gönüllülük esasına dayanan bir uygulamanın tercih edilmesi gerekçesiyle karşı çıkılmıştı. Yine de bu durum, Birleşik Krallık’ın kadınların üst makamlardaki temsili konusunda 2022 yılına kadar gerçekleşmesi beklenen %39,1’lik bir oran ile Avrupa çapında Fransa’dan sonra en iyi performans gösteren ülkelerden biri olmasını sağladı.

Hollandalı sosyalist bir parlamento üyesi olan ve kararı Avrupa hükümetleri ile müzakere etmiş Lara Wolters’a göre, tüm bu veriler üst kademedeki şirketlerde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının yalnızca şansa bağlı olmadığını gösteriyor. Aynı zamanda, kurullarda çeşitliliği sağlamak daha iyi kararların alınmasını ve daha iyi sonuçlara varılmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla, uygulamaya konan bu kota eşitliği ve çeşitliliği sağlamak adına şirketleri doğru bir yola yönlendiriyor.

Sonuç olarak, yasa yapıcıların yanında kadın çalışanlar da hak ettikleri pozisyonlara erişebilmek ve iş ortamlarında cinsiyet eşitliğini sağlamak adına yıllardır çalışıyor. Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen’in de dediği gibi “Avrupa Komisyonu’nun bu yönergeyi önermesinin 10 yıl ardından cam tavanı kırmamızın zamanı geldi. En iyi işler için nitelikli birçok kadın var ve bu kadınlar en iyisi için bir fırsata sahip olabilmeliler.”

Avrupa Birliği bu anlamda önemli bir adım atmasına ve pek çok ülke için örnek teşkil etmesine rağmen politik, ekonomik ve sosyal anlamda hâlâ pek çok engel mevcut. Dolayısıyla, von der Leyen’in bahsettiği cam tavanı kırmak için gelecekte atılacak adımlara Avrupa Birliği’nin örnek niteliğindeki eşitlik çerçevesinden bakmak gerekecek.
 

SHARE: